"Demek," dedi Stan Amca. Aynı anda önündeki pizzadan yiyordu. "Mabel ve Dipper'ın okuldan arkadaşısın. diye sordu imalı bir sesle. Bu soruyu soran kişinin Stan değil de Bill olduğunu masadaki herkes biliyordu. Fakat büründüğümüz rol gereği açık vermeden cevap veriyorduk. Jess de cevap vermekte gecikmedi. "Evet. Dipper'ın yakın bir arkadaşı." diye cavap verdi. Sesinde en ufak bir ima yoktu. Rolüne gerçekten çok iyi bürünmüştü.
"Ah senin gibi biriyle arkadaş oldukları için çok şanslı olmalılar. İyi birine benziyorsun." dedi ve son lokmasını da ağzına attı. "Herkese iyi geceler. Bu gün biraz erken yatacağım." Herkesle vedalaşan Stan amca içeriye gitti. Jessica söze girdi. "Hissettim. O kesinlikle Cipher'dı."
"Onu yenmenin değil fakat kontrol altında tutmanın bir yolu var." Herke başını bir anda Ford'a dödürdü. Cebinden bir şey çıkardı. Bu bir kolyeydi. Kolyenin üstü camdandı ve içine Zodyak çizilmişti. Fakat ortası boştu. Bill yerinde değildi. "Özel bir büyü ile Bill'i buraya hapsedebilirim. Fakat belirli bir süre sonra büyü bozulur. Bu sadece bize zaman kazandırır."
"Yine de o zamana kadar bir plan yapabiliriz. Bence yapalım." dedi Mabel. Ben de onayladım. "Evet ama kolyeyi kim takacak?" merak ettiğimi sordum. Ford bir süre düşündükten sonra kolye ile Jess'e yürüdü. Kolyeyi onun boynuna taktı. Büyü bozulduğunda Bill'in ilk gördğü kişinin Jess olması daha güvenli. Güçleriyle kendini koruyabilir. Ve bize haber verebilir."
Herkes bu konuda hemfikirdi. "Beni takip edin." Ford dışarı çıkınca tekrar otomatın arkasından kulübenin altına indik. Günlüklerini tuttuğu odaya girdik. İkinci günlüğün sayfalarını karıştırmaya başladı. "İşte burada. Büyüyü okuyacağım ve Bill ne olduğunu anlamadan içeri hapsolacak. Bu büyü sadece bir kez yapılabilir. O yüzden çıktıktan sonra onu 1000 yıl boyunca tekrar hapsedemeyiz." dedi ve büyüyü okumaya başladı.
Söylediği sözler anlamsızdı. Sadece sondaki bağrışını anlamıştım. "Kaysolo Cipher!" Kolyeden ışıklar çımaya başlayınca birsüreliğine hiç kimse gözünü açamadı. "Hayır! Neler oluyor! 1000 yıl geçmiş olamaz hayır!" Duyduğum sesle gözümü açtım. Fakat onu göremedim. Bu ses Cipher'ın sesiydi. Işıklar sönmüştü. Kolyeye baktığımda Bill'in Zodyak'ın ortasında durduğunu fark ettim. "Sesi sadece ben duymadım değil mi?"
Jess başını salldı. "Hayır ben de duydum. Peki şimdi neolacak? Yani ne zaman kaçacak?"
"Bilmiyorum." Bu kez konuşan amcamdı. "Çizimlerde sadece kısa bir süre için olduğu yazıyordu. Fakat kesin bir şey söylenmiyordu."
"Yani her an her şeye hazırlıklı olmalıyız. Öyle mi?" Mabel bunu endişeli bir şekilde sormuştu.
"Merak etmeyin. Gerekirse o şapkalı şeytanı doğduğu güne pişman ederim. Fakat size ya da bu boyuta zarar vermesine izin vermem." Jess'in bu cesur sözleri bizi güldürse de rahatlattığı söylenemezdi. Fizksel formu yokken onu yenmek ile üç boyutlu iken onu yenmek aynı şeyler değildi. Üstelik Bill her geçen gün güçleniyordu.
Jessica boynundaki kolyeyi bir süre inceledikten sonra Ford söze girdi. "Artık sadece Jessica'nın rüyalarına girebilir. Bunu kaldırailecek misin?"
"Sorun olmaz." diye mırıldandı.
"Güzel. Sabah erkenden kalkar ve alternatiflerimizi düşünürüz. Şimdilik Stan'e bir şey çaktırmayın."
Dha sonra hep beraber yukarı çıktık ve odalarımıza çekildik. Mabel ile çatı katına çıktığımızda üstmüzü değiştirdik. "Dipper, ben uyumak istemiyorum. Biraz konuşabilir miyiz?" Başımla onayladım. Benim yatağıma oturduk ve sohbet etmeye başladık. "Ne oldu Mabel?"
"Uyursam rüyamda onu görmekten korkuyorum. Sence o kolyeden rüyalarımıza girebilir mi?"
"Ford amca giremez dediyse giremez. Korkma. Bunları düşünme ve uyu. Sabah kalkar kalkmaz kafa kafaya verip düşünürüz."
JESSİCA
Ford bana eskiden kaldığım odada kalabileceğimi söylemişti. O odayı hiç değiştirmemişti. Yatağımda dönüp dururken gözüme bir damla uyku girmiyordu. Bill'in rüyama gireceğini bile bile uyuyamazdım. Anılarımı bilen tek kişiydi ve bana nasıl şantaj yapacağını iyi biliyordu. Rüyalarımda güçlerimin bir etkisi olmayacaktı. Bunu bilirken uyumak hiç içimden geçmiyordu. Aslında istersem güçlerimle uykumu getirebilirdim. Ama zihnimden silmeye çalıştığım anılarımı Bill'in bana HD izletecek olması sinirlerimi bozuyordu.
Bir süre sonra uykumun gelmesiyle daha fazla karşı koymadan gözlerimi yumdum. Tanıdık kahkaha sesleri zihnimde dolaşırken uyuduğum dakikaya lanetler okumaya başladım. "Ne istiyorsun Bill?" Bağrışımla rüyanın içi yankılanmaya başladı. Çimenlik alanda, kaldığım yetimhanenin önünde duruyordum. Yıkık ve harabe biçimdeydi. Üçgen sarı bir ışık tabakası parlamaya başladı. "Ah Tanrıça! Görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi?" Hemen ardından kendisi de tamamen ortaya çıktı. "Stan'in zihninden çıktın ve oraya geri dönemeyeceksin. Hiç bir planın gerçekleşmeyecek. Kendi gerçekliğine dön ve bizimkinirahat bırak."
"Ah zayıf ihtimal."
"Bir şey yapamayacaksın. Sen güçlendikçe ben de güçleniyorum. İşte bundan kaçışın yok! Onlara zarar veremeyeceksin."
"Ah, nihayet bazı insanları umursamaya başlamışsın. İlk başlarda seni tehdit edecek insan bulamazdım. Hani sen kimseyi sevmeyecektin?" Derin bir nefes aldım. Çok akıllıca konuşuyordu lanet olası.
"Onlar babamın yeğenleri! Onlara dokunamazsın. İşte buna izin vermem."
"Baban mı? Daha ona baba bile diyemezken mi? O sadece senin gibi bir zavallıya acıyan ve sahip çıkan biri. Bana kalırsa seni sevmiyor. Hatta ona baba demeni isteyecek kadar aptal olacağını sanmam."
"Kes sesini! Bir şey bildiğin yok. Artık kullanabileceğin bir beden yok. Bütün kasaba seni biliyor ve senle anlaşma yapacak kadar aptal değiller. Bu dünyada hükmün yok Cipher!" Etrafımda döndü ve saçımı çekip bıraktı. "Ah! Saçım."
"Onlarla anlaşma yapmama gerek bile yok. Zihinlerine istediğim gibi girip çıkmakta serbestim. Kuralları unutma Tanrıça."
"Git buradan Cipher! Anla artık, kazanamazsın."
"Bir kaç sene önce aynı şeyleri Drama Queen Altı Parmak da söyledi. Ve ben de ona dedim ki," Bir süre bekledi ve iç çekti. "Her şey değişir." Kahkahaları tekrar duyulunca çıkardığı ateşlerin içinde kayboldu. Gözlerimin önünden geçen zodyak ile uyandım. Nefes nefese kalmıştım. Sessizce bir küfür savurdum. Koleyeyi elime aldım Bill'e bakarak bağırmaya başladım. "Seni lanet olasıca a-" Kapını tıklanmasıyla cümlem yarım kaldı.
Saate bakınca sabah 6 olduğunu fark ettim. Kolyeyi tekrar boynuma taktım. Yataktan kalktım ve kapıyı açmaya gittim. Kapıyı açınca Dipper'ı gördüm.
DIPPER
"Bill rüyana girdi mi?" Endişeyle sorduğum soruyu başıyla onayladı. "Evet. Neden sordun?"
Derin bir nefes aldıktan sonra "O zaman benim rüyamda ne işi vardı?" diye endişeyle sordum yeniden
"İçeri gel." Kapıyı sonuna kadar açtı ve içeriye girince arkasından kilitledi. "Anlaşılan Bill düşündüğümüzden güçlü. Kolye ona sadece fiziksel formu yokken engelliyor. Hala rüyalara girebiliyor." Yatağına oturdu ve bana da oturmamı işaret etti. Yanına gittim ve yerleştim.
"Sana karşı dürüst olacağım. Çünkü içimden bir ses sana güvenmemi söylüyor." dedi. Ardından yatağının hemen yanındaki lambayı açınca onu daha net gördüm. "Babam, bana vururdu." diye söze girdi.
"Nasıl yani? Ford Amca mı? İnanmam."
"Hayır o değil odun kafa! Biyolojik babamdan bahsediyorum."
"Haaağğ! Açıklama için sağ ol."
Güldü. "Rica ederim. Aslında eskiden böyle bir insan değildi. Annemi kaybettikten sonra çekilmez bir insan oldu. Uyuşturucuya ve daha fazlasına başladı. Her seferinde ise acısını benden çıkardı."
"Uzun süre dayandım. Her seferinde kendime onun benim babam olduğuna ve düzeleceğini hatırlattım. Sonunda dayanamayıp ihbar ettim. Hapse girdi ve ben de yetimhaneye yerleştirildim. İlk başlarda alışamasam da zamanla eski halime döndüm. Ama kimseyle yakınlık kuramıyordum. Sonra ise bu gizemli deneyler yapan adamı merak ettim ve kulübeye geldim. İyi ki gelmişim." Gözleri buğlanmıştı. Hemen yaşlarını sildi ve eski haline döndü.
"Bill, Ford ile tanışmadan önce defalarca kez bana kendini gösterdi. Bana "Tanrıça" diye sesleniyor. Yıllardır bunun anlamını çözmeye çalışıyorum." Dinlediklerim beni şaşırtmıştı. Ama neden bana bunları anlatacak kadar güvenmişti? "O zamanlardan beri beni kimseyle tehdit edemiyor. Çünkü kendimden başka kimseyi umursamıyorum. Kabul ediyorum ben bencilim. Beni Ford ile de tehdit edemiyor çünkü Ford olmazsa Bill de bu boyuta sızamaz. Ford bir dahi. Makinayı sadece o yapabilir." Duyduklarımı sindiremeden tekrar söze girdi.
"Sizinle bağ kurmaktan kaçınıyorum Dipper. Ne seninle ne de kız kardeşinle arakadaş dahi olmak istemiyorum. Çünkü Bill beni uyardı. Yeni arkadaşlar edinmem hakkında beni uyardı. Ve eğer boyutum ile sizin aranızda seçim yapmam gerekirse boyutumu gözümü bile kırpmadan seçebilmeliyim." Derin bir nefes aldım. Sözleriyle afallamıştım.
"Seni anlıyorum Jess. Fakat eğer ne kadar yakın olur birbirimize güvenirsek Bill'i ancak o zaman yenebiliriz. Emin ol eğer birbirimize güvenmeseydik Mabel ile Bill'i hiç bir zaman yenemezdik. Bir şans ver. Dostluğumuza bir şans ver." Bana baktı. Kararsız kalsa da başını salladı. "Sadece tek bir şans veririm ona göre."dedi ve ikimiz de gülmeye başladık.
"Bana güvendiğin için teşekkür ederim."
"Güçlerim bana bunu hissetirdiyse onları dinlerim. Bu zamana kadar hiç yanılmadılar."
Pencereden içeri sızan güneş ışıklarını fark edince sabah olduğunu anladım. "Aile toplantısı! Aile toplantısına bekleniyorsunuz!" Ford Amca'nın sesini duyunca berbaer odadan çıktık ve aşağıya indik. Mabel bizi görünce yanıma geldi.
"Sabah odada değildin. Ne oldu?"
"Bill rüyama girdi. Jess'e sormak için yanına gittim. İkimizin de rüyasına girmiş Mabel. Kolye yeterince güçlü değil. Bill eskisinden daha güçlü. Kaçamasa bile rüyalarımıza girdi."
"Bu hiç iyi değil." diye mırıldandı. Ford Amca masaya açtığı kağıtlarla bizi bekliyordu. Yanında Stan vardı. Hepimizin geldiğini görünce konuşmaya başladı. "Stan'a olanları anlattım. Bill, kolyeden kaçıp tekrar Stan'i ele geçirmeden bir çözüm bulmalıyız."
"Bill artık eskisinden çok daha güçlü Kolyedeki büyü bile onu rüyalardan uzak tutmuyor. Dün gece Dipper'ın rüyasına da girmiş." Herkesin yüzü Jessica'nı sözleriyle asıldı.
"Çocuklar, o şeytan tekrar zihnime girerse size ya da bir başkasına zarar vermekten korkuyorum. Lütfen bir şey yapın." Stan'in sesi ağlamaklı çıkmıştı. Mabel ile hemen yanına koşup ona sıkıca sarıldık. Ford da bize katıldı. Jessica'nın gözlerini kaçırdığını fark ettim. Kimseye böyle sarılmamıştı değil mi? Kimse de ona sarılmamıştı böyle.
Ayrıldığımızda Ford'dan gelen öneriyi değerlendirdik. "Zodyak'ı tekrarlamayı öneririm. Kardeşimin hafızasını silmek istemiyorum. Wendy ve Robbie'nin erken gelmesini sağlamalı ve Bill geldiğinde hazır olmalıyız. Ve tabii ki herkes birbirinin elini tutmalı." diye üstüne basarak konuştu. Stan gülerek karşılık verdi.
"Terli elini tutacağım kardeşim." Bu masadaki herkesi güldürmüştü.
"Ama ya Zodyak işe yaramazsa. Yani Bill şu an çok güçlü. Benimle konuşurken çok rahattı. Sizce zodyak ihtimalini bir şekilde ortadan kaldırmış olabilir mi?"
"Jess haklı." diye söze girdim. "Benimle konuşurken de kendinden emin, zafer kazanmış gibi konuşuyordu."
"O zaman tek yolu denemek." Ford Amca'nın ne demeye çalıştığını anlamıştım. "Dipper, Wendy ve Robbie' ye haber ver. Olanları anlat. Hemen gelsinler. Daha sonra Zodyak'daki herkesi toplayacağız. Toplantı sona ermiştir."
Herkes dağılınca kulübenin telefonuna koştum. Koltuğa yerleştim. Defterden Wendy'nin numarasını buldum ve çevirdim.
"Alo?" Tanıdık sesi duyunca heyecanlandım. İçimde artık Wendy'e karşı çocukç duygular hissetmesem de onu gerçekten özlemiştim.
"Wendy? Benim Dipper. N'aber?
"Dipper, Tanrı'm kasabaya mı döndünüz? Hey Robbie! İkizler dönmüş."
"Ah evet. Fakat konuşmak istediğim önemli bir konu var."
"Dinliyoruz." dedi ikisi de aynı anda.
"Çocuklar, Bill geri döndü. Zodyak'ı tekrarlamamız gerekebilir. En kısa sürede kasabaya dönebilir misiniz?"
"Eğer bu akşam otobüse binersek sabah orada oluruz." diye mırıldandı Robbie.
"Bill geri mi döndü? Onun tamamen silindiğini sanıyordum." Wendy merakla sormuştu.
"Biz de öyle sanıyorduk. Fakat Stan her şeyi hatırlayınca o da geri dönmüş."
"Tamam Kısa Pantolon. Oradakilere söyle yarın sabah gelmiş oluruz."
"Tamamdır bekliyoruz." Telefonu kapattım. Oturduğum koltuktan kalkınca Jessica'nın sırtı dönük şekilde beklediğini fark ettim.
"Jessica?" Tepki vermedi. kollarını arkadan bağlamıştı ve hareket etmiyordu. "Jessica!" diye bağırınca kahkahalar atmaya başladı. Kafayı mı yemişti? Üstünde uzun siyah ceketlerinden biri vardı ve gölge gibi görünmesine neden oluyordu. Gerçekten korku filmlerine taş çıkaracak bir sahne yaşıyordum. Kahkahası aralıksız devam ederken yavaşça arkasına döndü.
Yüzündeki büyük gülümseme ile doğrudan gözlerime bakıyordu. Daha dikkatli baktığımda fark ettim. Göz bebekleri... Göz bebekleri şerit şeklindeydi ve sarıydı. Bill Jessica'nın bedenine girmişti!