Karanlık. Nedenini bilmediğim halde şimdiden nefret ettim. İçimdeki iyi olan ne varsa karartıyordu.
Karanlığı gördüm. Gözlerimi açmaya, halsiz bedenimi hareket ettirmeye çalıştım. Olmadı. Tekrar denedim. Doğru düzgün hissedemediğim bedenimi hareket ettirmeye çalıştım.
Yine olmadı. Uyanamadım.
Sonra, önümdeki karanlık bir tiyatro sahnesi gibi yavaşça aydınlandı.
Beyaz bir odadaydım. Etrafımı kendi gözlerimle görüyordum. Bağırıyordum. Çığlıklar atıyordum. Ağlıyordum. Önümdeki kapıya uzanmaya çalışıyordum.
Yanımda iki kadın vardı. Yüzlerini göremiyordum. Beni tutmaya ve sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Parmakları kollarıma batıyordu. Onları duyamıyordum. Tek odağı önümdeki kapıydı.
Ne bağırdığımı duyamıyordum. Neye neden bağırdığımı bilmiyordum. Ama birine avazımın çıktığı kadar bağırıyordum. Mahvolmuş haldeydim. Kendimi göremiyordum ama hissedebiliyordum. Berbat haldeydim.
Kadınlardan biri elinde bir şırıngayla bana yaklaşınca iyice kontrolden çıktım. Kaçmaya çalıştım. Tekmelemeye hatta kolunu ısırmaya çalıştım.
Ama işe yaramadı. Bir kadın beni tutarken diğeri kolumu sıvayıp iğneyi batırdı.
"Ben değildim! Bilerek yapmadım!" diye ağladım.
Bunları bilinçli olarak yapmıyordum. Bedenim yapıyordu ve ben sadece izliyordum.
Şırıngadaki sıvı damarlarıma girince gözlerim tekrar kapandı. Tekrar karanlığa hapsoldum.
Aciz bedenim gözlerini açamadı. Göz kapağını bile kıpırdatmadı.
Ne kadar zayıfım.
Sonra o lanet şeyler yine başladı. Fısıltılar. Saniyeler içinde etrafımı sardılar. Anlayamadım. Ağızımı bile açamadım.
Fısıltılar yükseldi. Beynimi ele geçirdi.
Onları susturmak istedim. Sonsuza dek susturmak istedim. Onlara beni rahat bırakmalarını bağırmak istedim.
Yapamadım.
Ben ölüyor muydum? Nasıl olduğunu bilmediğim hayatımın sonuna mı gelmiştim? Kendim hakkında hiçbir şey bilmeden mi ölecektim? Yoksa çoktan ölmüş müydün? Bu beynimin bana bir oyunu muydu?
Bedenimi hissetmiyordum.
Bana bunu kim yaptı?
Aklımda bu sorular süzülüyordu.
Bağırmaya çalıştım fakat sanki ağızım kilitlenmişti. Doğru düzgün nefes alamıyordum. Sanki bu kara çukurda hava bile yokmuş gibi. Burda sadece ben ve karanlık varmış gibi.
Bedenim sanki yoktu. Hissedebildiğim tek şey korkuydu. Sadece korku vardı.
Bu rüya mı ölüm mü anlayamıyordum. Uyanmak için tüm gücümle çabalıyordum. Ama sanki daha da batıyordum.
Dakikalarca öyle kaldım. Lanet fısıltıları dinledim. Çaresizce kendime gelmeyi bekledim. Birinin beni kurtarmasını bekledim. Sarışın veya o adam. Kim olacağı umurumda değildi. Sadece birinin beni kurtarmasını bekledim.
Fısıltıların sesi yavaşça azaldı. Sonra tamamen gittiler. Sessizlik oldu.
Sessizlik
Karanlık
Ben
Korkularım
Düşüncelerim
Onlarla yanlız kaldım. Onlarla tavla atacak halim olmadığından bir şekilde uyanmalıydım biliyorum.
Sonra, boğuk bir ses duydum. Sanki suyun altından geliyordu. Sesi anladığımda beynim durdu.
"Sana yardım edebilirim." O adamın sesi. Aynı soğuk ton. Aynı ürpertici ses.
"Seni burdan kurtarabilirim." Diye ekledi. Sonra sesi kesildi. Yanlız kaldım.
????????
"Hadi ama, burda bu halde uyuyakalmış olamazsın." Dedi sabırsız ve hafif yüksek bir ses. Sarışın. Sanki bana kızıyordu.
Omzumu dürtmesiyle aniden uyandım. Doğruldum. Derin nefesler aldım. Bitkin hissediyordum. Sanki 2 kilometre koşmuşum gibi. Ya da biriyle dövüşmüşüm gibi.
Etrafıma baktım. Herşey aynıydı. Loş ışıklı odada sandalyedeydim.
"İyi misin?" deyince ona döndüm. Uykudan saçları ve kıyafetleri biraz dağılmıştı. Sesi bu sefer kızgın değildi ama sitem ediyordu. Elleri belindeydi. Kaşlarını hafif çatmış, beni izliyordu.
"Ben...Bilmiyorum." Diye mırıldandım.
Duraksadı. Sanki ne diyeceğini düşünüyordu.
"Neden burda uyuya kaldın? O kadar mı uykun vardı?" Sesindeki sinir tamamıyla gitmişti. Düz bir sesle konuşuyordu.
"Uyumadım!" Sesim azıcık yükseldi. Azıcık. "Ne olduğunu bilmiyorum. Sen uyumaya gidince ben kendimi garip hissettim. Sonra buraya oturdum ve birşeyler duyup bayıldım." Hepsini bir çırpıda söyledim. Nefes nefeseydim. Beni anlayabilmesini umdum.
Dondu. Bön bön yüzüme baktı. Ellerini yavaşça belinden çekti.
"O adam." Diye fısıldadım. "O adamı duydum. Bana 'sana yardım edebilirim ' falan dedi. Sonra sanki...bilincim tamamen kapandı. Baygınken komada gibiydim. Uyanamadım. Bir rüya gördüm..." Nefes almak için durduğumda iç çekti.
"Sadece garip bir rüya görmüşsün. Kendini bu kadar korkutma, masum. Ve o adam... ondan korktuğun için rüyana girmiş. Ya da sandviç sana da bir şey yaptı. Abartma yani."
Hayal kırıklığına uğradım. Neden bana inanmıyordu?
İtiraz etmek için ağızımı açtım. Ama o beni susturup tavanın köşesini işaret etti.
Kafamı o tarafa çevirdim. Bir şok dalgası beni sardı.
Çünkü gösterdiği yerde bir kamera vardı.
Kamera bize dönüktü. Bizi izliyordu. İkimizi izliyordu.
O kamera daha önce yoktu. Ben baygınken gelmiş olmalıydı.
"Uyandığımda odamda da bu kameradan vardı. Sana haber vermek için buraya geldim. Geldiğimde kamera tam senin olduğun noktaya dönüktü. Ve sen...uyuyordun."
"Uyumuyordum! diye kendimi savunmaya çalıştım.
"Uyumuyorsan kameranın buraya geldiğini nasıl fark edemedin?"
Afalladım. Bir an aklıma kendimi savunacak birşey gelmedi.
"Ben baygındım. Uyumuyordum ama baygındım..."
Durup aklımdaki cümleleri hızlıca toparlamaya çalıştım. Ama o benden önce davrandı.
"Sana bir şeyler olmuş. Çünkü dediklerin saçma, garip ve karmaşık."
İçimde ona kendimi açıklamaya dair çaresiz bir dürtü hissettim. Dürtü bana 'ona haklı olduğunu göster. Birşey yap ve göster.' diyordu. Ama elimde kanıta ya da bir şeye dair en ufak bir şey yoktu. Bilmiyordum.
O adam ben baygınken gelip bu kamerayı takmıştı. Ve ben...burdaydım. O garip rüyayı -daha doğrusu kabusu- görüyordum. Belki uyansaydım adamı görecektim. Belki göz göze gelecektik. Belki onunla soğuk sesiyle bana konuşacaktı. Aslında bir nevi benimle yani bana konuşmuştu. Bana 'sana yardım edebilirim.' demişti. 'Seni burdan kurtarabilirim.' demişti. Sahi beni nerden kurtaracaktı ki? Burdan mı? Sanmıyorum.
Ve bayılmadan önce duyduğum ses...garipti. Ürkütücüydü. Kelimeleri hatırlıyordum ama söyleyen sesi hatırlamıyordum. Sadece kelimeler, birde şu fısıltılar.
"Sen gerçekten iyi değilsin." dediğinde gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Bana kafası karışmış şekilde bakıyordu.
"Garip davranıyorsun. Şey gibi..." sustu. Cümlesi havada asılı kaldı. Devam etmedi. Bana gözlerini kısarak baktı. Beni gözleriyle eleştirdi.
"Gerçekten oldu bunlar. İnan bana. Neden bana inanmıyorsun?" demek istedim. Diyemedim.
Yüzüme bakmadı. Bakışlarını kaçırdı. Sessiz kaldık.
"Ne gibiyim?" diye mırıldandım en sonunda.
"Bende seni tanımıyorum ama sen bana soğuk davranıyorsun. Neden? O kadar mı güvenilmeyecek bir tipim var?" demek istedim, yine demedim.
Birkaç saniye bana baktı. Sonra "Boşver. Şimdi ne yapacağımıza karar verelim." deyip umursamazca geçiştirdi.
Omuzlarım yenilgiyle çöktü. Önüme dönüp sustum. Önüme boş boş baktım.
Acaba ben mi yanılıyordum? Hepsi kabustan mi ibaretti? Bunu düşünmek başımı ağrıtıyordu. En azından ne yapacağımıza karar veren kadar bu olanları bir kenara etmeye karar verdim. Ama öyle yapabilecek miyim? Bu sorunun cevabını bende bilmiyordum.
"Sen...kustun ya, daha iyi hissediyor musun?" diye mırıldandım.
Sessizce başını salladı.
Yavaşça ayağa kalktım. Sarışın beni izlerken birkaç adım geri gittim.
"Ne yapacağız?" dedim ama cevap vermedi. Gözlerini kısarak az önce oturduğum sandalyeye baktıktan sonra bana döndü. İfadesi şaşkınlık ve şüphe arası bir şeydi.
"Arkanı dönsene bi."
Şaşırdım. Biraz tereddütten sonra arkama döndüm. Bakışlarını sırtımda hissettim. Susup birşey demesini bekledim.
"Harika." diye sinirle mırıldandı.
"Ne oldu?" deyip omzumun üzerinden ona baktım.
"Kötü bir sorunumuz var. Aslında senin sorunun."
Gerildim. Tamamen ona dönecekken gözüm önümdeki az önce oturduğum sandalyeye kaydı. Koyu kırmızı bir leke gördüm. Kan.
"Masum, eğer ilk defa regl olduysan hayırlı olsun. Ha ilk defa olup olmadığını bilmiyorsan,-ki bilmiyorsun- yine de ilk defa olmuş sayacağım."
Şok içimde kırmızı lekeye baktım. Herşeyi unutsam da bunun gibi şeyleri unutmamıştım. Regl olmuştum.
"Arkamda da mı leke var?" diye utanarak sordum. Rezil olmuştum. Yer yarılsında içine düşeyim istiyordum.
"Evet, eşofmanın siyah olsada yakından bakınca belli oluyor." diye iç çekti.
Kafamı eğip bacaklarımın arasına göz attım. Gerçekten belli oluyordu.
"Eğer yapacağım şimdi ben?" Yutkundum.
Burda şuan regl ile nasıl baş edecektim ki? Tırstım. Bedenimi bir korku kapladı. Bir şeylere ihtiyacım vardı. Regl iken burda öylece duramazdım
"Bilmiyorum. Bir de başımıza bu çıktı. Ama merak etme, masum. Bu sefer sana sitem etmiyorum. Bu muhtemelen senin korkundan oldu. Daha rahat olmalısın. "Sesi sakindi. Ama altında yatan bir gerginlik olduğunu hissediyordum.
Nefesim hızlandı. Onunla göz teması kurmamak için etrafa baktım. Yüzümün kıpkırmızı olduğunu göremesemde hissediyordum. Ağızımı açtım ama kelimeler ağzımdan çıkmaya cesaret edemedi. Bir an önce bu durumu halletmeliydim. Şuan çok rahatsız hissediyordum.
"Lavaboya git. Altında küçük bir çekmece vardı. Belki içinde işe yarar bir şeyler vardır." dediğinde hızlı adımlarla lavaboya gittim. Koştum resmen.
Işığı açıp lavaboya girdim. Kapıyı arkamdan kapattım. Burda kamera yoktu. Adam en azından burda bize mahremiyet sağlamıştı. Gerçekten eski ama kullanışlı olan lavabonun altında bir çekmece vardı. Dikkatlice yürüyüp açtım. İçinde iki tane tuvalet kağıdı, bir sabun paketi, bir ped paketi ve ıslak mendil paketi vardı. Islak mendil ve ped paketini alarak sadece tuvalet ve lavabodan ibaret olan yerde gözlerimi gezdirdim. Etrafta terlik yoktu. İç çektim.
.......
Ellerimi yıkıyordum. Beyaz sabunla ellerimi tekrar tekrar yıkıyordum. İçimde düşüncelerim birbirine akın ediyordu. Sorular aklımı çeliyordu. İsmim neydi acaba? Şuanki lakabım 'Masum' du ama ben gerçek ismimi istiyordum. Acaba gerçekten masum muydum? Bilmiyorum.
Sabunu lavabonun kenarına bıraktım. Bu kadar yıkamanın yeterli olduğuna emin olunca musluğu kapattım. Ellerimi tuvalet kağıdıyla kurulduktan sonra onu da çekmeceye koydum.
Bacaklarımın arasını elimden geldiği kadar temizlemiş ve ped takmıştım. Ama eşofmanıma geçen kanı ve külotumu doğru düzgün temizleyememiştim. Rahatsız hissediyordum.
Anladığım üzere kendimle ilgili hiç bir şey hatırlayamıyordum. Ama böyle durumları ve ne yapmam gerektiğini hatırlayabiliyordum.
Kapıya doğru yürüdüm. Utancım azalmıştı fakat hala vardı. Ama bu normaldi. Ben sadece sarışının önünde o halde olmaktan utanmıştım. Yavaşça kapı kolunu çevirdim. Odadan gelen ışık dışında karanlık olan koridora baktım.
"Islak mendil getirde sandalyeyi de sil bari." Kafamı kapının önünde kollarını göğsünde kavuşturmuş şekilde bana bakıyordu.
"Ha, Pardon.."deyip tam lavaboya geri girecekken alt kattan gelen sesle yerimden sıçradım. Kapıya vurulma sesiydi.
İkimizde donduk.
Birisi alt kattaki kapılardan birine vuruyordu. İçerden vuruyordu. Kapıyı kırmak istermişçesine vuruyordu.
Ben ise donmuş şekilde sesleri dinliyordum. Bu o adamın bir oyunu muydu? Bizi korkutmaya mı çalışıyordu. Ya da birisi bizi kurtarmaya mı gelmişti?
Aklımda daha fazla soru oluşabilirdi ama sarışının fısıltısı dikkatimi dağıttı.
"Daha fazla korkak gibi durmayacağım." diye öfkeyle fısıldadı. Karanlık koridora doğru yürümeye başladı.
"Orası karanlık-"
"Görüyorum!" diye tısladı. "Sen burda heykel gibi dikileceksen umurumda değil, masum. Alt katta olanları dinleyebilirsin. Ama ben daha fazla o adamın benimle oynamasına izin vermeyeceğim," diye hormurdanıp yürümeye devam etti.
O sırada vurma sesleri gelmeye devam ediyordu.
Ne yapacağımı bilemedim. Sadece orada öylece dikilip sarışını izledim. Ama birkaç saniyeliğine.
Arkasından hızlı adımlarla yürümeye başladım. En azından ne olduğunu görmeliydim.
Karanlık koridorda ilerliyorduk. Benim uyandığım odanın ve o boy aynasının önünden geçtikten sonra tamamen karanlığa girmiştik. O aynı hızla yürürken benim adımlarım yavaşlamıştı.
Her an bir şeye takılıp düşmek istemediğim için dikkatli yürüyordum. Tam olarak nereye gittiğimizi bilmiyordum. Ama sarışın bir şekilde alt kata inecekmiş gibi görünüyordu.
Aniden sarışının adım sesleri kesildi. Arkasından hafifçe ona çarpınca durduğunu anladım.
"Yerde bir şey var." dedi. Sesi kısıktı.
Sustum. Sırada ne olacağını bekledim.
Sonra bir anda önüm aydınlandı. Sarışın elinde bir fener tutuyordu. Feneri önüne doğru tutuyordu.
Önümüzde ahşap bir merdiven vardı. Işığın altından kıvrılarak alt kata iniyordu. Eskimişti. Bu merdivene ayağımı güvenle basabileceğimi sanmıyordum.
Merdiven sadece alt kata iniyordu. Koridorun sonundaydı. Etrafta başka birşey yoktu.
Ben fenerin aydınlatabildiği noktalara bakarken kızın merdivene doğru hareket ettiğini duydum. Merdivenlerden iniyordu.
İlk başta tereddüt ettim. Ama sonra derin nefes aldım. Kızın arkasından merdivene ilk adımı attım. Yumruk seslerinin sahibini merak ediyordum. Yumruklar başımı ağrıtmaya başlamıştı.
İlk merdivende duraksadım. Uzanıp alnımdaki yara bandına dokundum. Artık gerek yoktu. Alnımda kan varsa çoktan kurulmuştu.
Yara bandını yavaşça çıkardım. Baktım. Kurumuş kan vardı. Umursamadım. Bandı katlayıp cebime attım.
Kızın arkasından ilerleyerek merdivenlerden inmeye devam ettim. Aşağıda ne ile karşılaşacağımızı bilmiyordum. Zaten ne biliyordum ki? Birkaç şey. Belkide hiçbir şey.
Bildiğim birkaç şeyden biri, her şeyin şimdi başlayacağı olmasıydı.