“Bazen en çok ihtiyaç duyduğumuz sözler, "İyiyim" yalanının ardından gelir.”
Zeynep, kolumu tuttuğunda, gözlerinin içine baktım. Orada, benim acımın bir yansıması vardı. "İyiyim," dedim. Ama sesim öyle titrek çıkmıştı ki, ikimiz de bunun bir yalan olduğunu biliyorduk. O an, kendime verdiğim sözü hatırladım: Bu acıyı tek başıma taşıyacaktım, kimseye belli etmeyecektim. Ama Zeynep, bu sözü bana unuttururcasına yüzüme öyle bir baktı ki, tüm savunmalarım çöktü.
"Elya," dedi yumuşak bir sesle. "Sen bana yalan söyleyemezsin. Gözlerin öyle demiyor."
O an, tüm gücümün tükendiğini hissettim. Omuzlarım çöktü ve tuttuğum tüm gözyaşları bir anda boğazıma düğümlendi. Hıçkırarak ona sarıldım. "Gördüm," diye fısıldadım. "Sınıfta... Aslı'yla birlikteydi."
Zeynep'in eli sırtıma geldi, beni teselli edercesine sıvazladı. Hiçbir şey söylemedi, sadece orada durdu ve ağlamama izin verdi. O an, sessizliğiyle benimle aynı acıyı paylaşıyordu. O da biliyordu. Yalnızlık maskemin arkasına saklandığım o anlarda bile, beni anlayan tek kişi oydu.
"Emir'in gözlerindeki o bakış..." diye hıçkırarak devam ettim. "Bana ait olduğunu sandığım o bakış, artık bir başkasına aitti."
Zeynep, beni yavaşça kendisinden ayırdı ve yüzüme baktı. Gözleri doluydu. "Senin ona karşı hislerin, ne kadar derin olursa olsun," dedi sessizce. "Onun için bir anlam ifade etmeyecek."