Oy ve yorumlarınızı
Bekliyorum arkadaşlar
Keyifli okumalar💜
Sarp Soykan
Çıldırmak üzereydim kayınpederim olacak adam herşeyi mahvetmişti. Firuze ve kocasını gözlerini kırpmadan öldürmüştü. Ona karışma demiştim. Ben halledecektim. Belki hakları ölmekti ama ortada masum küçük bir çocuk vardı. Onları biraz cezalandıracak ve bırakacaktım.
Depoya geldiğimde gördüğüm manzara sinirlerimi iyice yıpratmıştı. Çiftin ikisininde kafasına sıkmıştı.
Cebimdeki telefonu çıkarırken, "ikisininde ortadan kaldırın" dedim.
Ahmet, "abi ne yapalım" deyince biraz düşündüm.
"Onları Cemil'in evine uygun bir yere bırakın."
"Tamam abi."
Polislere karımı Zerrin ve eşi aracılığıyla kaçırıldığını söylemiştim ifademde. O yüzden Cemil'in evinde bulunmalarında sakınca yoktu. İşlerini bitirdikten sonra öldürüp attıklarını düşüneceklerdi.
Cesetler çok kötü görünüyor miğdeme ağrılar giriyordu. Bu ilk ceset görüşüm değildi tabiki ama, çiftin küçük kızları geliyordu gözümün önüne. Masum küçük bir kız. Ben cani bir insan değildim. Böyle olmasını istemezdim. N'olucaktı şimdi küçük kıza.
Aziz beyi aradığımda, "kızımı buldun galiba damat" diye açtı telefonu.
"İnan bana şu anda tek ihtiyacım olan Ceyda'mı bulmak."
"Bulamadıysan niye aradın beni?"
"Sana karışma ben hallediyorum demiştim. Neden öldürdün bu çifti?"
"O hesabını sorduğun çift hayatımızın içine etti. Kızım kayıp, oğlum iyileşecek mi belli değil. Ya senin baban, kız kardeşin, ya onca ölen, neyin hesabını soruyorsun sen bana."
"Bak baba, yaşadıklarımız çok ağır şeyler, ama ortada beş yaşında küçük bir kız çocuğu var."
"Olan merhametin şimdi mi tuttu. Sende çok masum değilsin. Öldürdüğün onca adam varken bana vicdan yapma. Tamam çocuk için bende üzüldüm, ama annesi ve babası bunu hak ettiler. Başka bir mevzu yoksa kapatıyorum. Benim kızım ortada yok sen başkalarının derdindesin."
"Dur kapatma. Ceyda'yı Cemil ve Zerrin kaçırmış. Adamları konuşturdum." Ben konuşurken bir süre sessiz kaldı. Belki buna şaşırmamıştı ama bir ihtimal yapmaz diye düşünmüştü.
"Onu eski bir fabrikaya götürmüşler. Senin bodrum kattaki gibi demir parmaklıklı bir odada tutmuşlar. Şırınga ile ilaç enjekte etmişler. Kiminle bilmiyorum ama küçük bir çatışma yaşanmış. Gittiğimizde terk etmişlerdi orayı."
"Nerdesiniz oraya geliyorum. Zerrin'in evine bakalım" dedi. Sesi az öncekine göre daha öfkeliydi.
******
Zerrin'in evini didik didik etmiştik ama ne bir iz nede kimseyi bulamamıştık. Şimdiye kadar hepimiz Zerrin'i yurt dışında biliyorduk. Zerrin'in babası Erhan beyin evine gittiğimizde, saat sabaha karşı olduğu için tedirgin olmuştu adam. Olayları duyunca bir şok geçirmişti.
Hiç birşeyden haberi yoktu. Zerrin'in Türkiye'de olduğunu da bizden öğrenmişti. Hiç bir iz bulamayışımızın öfkesiyle, ikisiyle de tartışıp ayrıldım yanlarından.
Adamlarıma küçük kız çocuğunu akrabalarına teslim etmelerini söyledim. Umarım bir akrabası vardır çocuğun. Birde bu konuyu kendime dert edemezdim.
Evime gelip üzerimi değiştirip çıkacaktım. Odanın kapısına geldiğimde derin bir nefes almaya çalıştım. Sanki kapının ardında güzel karım yine balkonda beni beklerken uyuya kalmıştı. Kaç saattir onsuzdum, ben ne yapacaktım. Ne durumda olduğunu bilmeden yaşamak çok ağırdı.
Kapıyı açıp içeri girdim. Ama ilerleyemiyordum. Her yer Ceyda'm kokuyordu. Yatağımız düzenli boş, Ceyda'm yok. Sağıma dönüp her gece üşüyerek beni beklediği balkona baktım. Hiç yorulmadan saatlerce oturarak beni bekliyordu. Onu çok ihmal etmiştim. Onunla ilgilenmemiştim. Ona vakit ayırmamıştım. Onu zorla hayatıma aldım ve kıymetini bilemedim. Son konuşmamızda da kalbini kırdım.
Başımı ellerimin arasına aldım, bağırarak yere oturdum. Onu kaybetmekten deli gibi korkuyordum. Yüksek sesli bağırıyor ağlıyordum. İçim yanıyordu. Kalbim sıkışıyordu. Dizlerime vurdum.
"Ceyda'm nerdesin? Ne durumdasın? Seni bulmadan bana uyku haram. Bana ölmek haram. Yemin ederim, o Cemil piçi ve Zerrin pisliğini ve onlara kim yardım ettiyse sana kim dokunduysa tek tek hepsini ellerimle geberteceğim."
"Sarp, oğlum." Peri abla odama girdiğinde ona bakamadım. Yerden kalkmadım. Yanıma çöküp dizlerinin üzerine oturdu. Bir anne şefkatiyle bana sarıldı.
"Oğlum sabırlı ol. Herşey düzelecek. Hepimizin sana ihtiyacı var. Sen çok güçlü bir adamsın. Eğer sende kendini bırakırsn biz ne yapacağız."
"Ben güçlü değilim" dedim. Hala göz yaşlarım akıyordu. Ben ailemi koruyamadım Peri abla. Ailem benim yüzümden perişan oldu. Ya babama birşey olursa. Sibel uyanınca kahrolacak ben onun yüzüne nasıl bakarım. Karım, canımdan çok sevdiğim ne durumda ona zarar verdiler mi bilmiyorum. Onu boş bir fabrikada tutmuşlar. Tıpkı annesine verdikleri gibi ilaç enjekte etmişler. Biz orayı bulmadan önce çekip gitmişler. Bütün bunları kimlerin yaptığını biliyorum onları bulamıyorum."
"Kendini süçlama oğlum. Böyle olmasını istemezdin. Kalk bir duş al kendine gel. Biraz uyu gücünü toparla ki onları daha çabuk bulasın. Karını bulacaksın herkes iyileşecek. Hadi kalk kendine gel."
Yerden kalkıp yatağıma uzanınca, birsüre hala karımın kokusu üzerinde olan yastığına sıkıca sarıldım. Neredesin sevdiğim. Neredesin bahar kokulum.
************
Ceyda Soykan
"Onu daha fazla burada tutamayız."
"Bir iki gün idare etmelisin."
"Anlamıyorsun galiba bizi burada bulmaları an meselesi. Zaten doktorluk hayatımı mahvettin. İfşa olmadan önce çok kolaydı. Ama artık beni biliyorlar.
"Amma ağladın. Merak etme hastane yönetimi gizliliğimizi koruyacak. Biliyorsun hastane sahibi babamın en yakın dostu. Benide çok sever. Hiç birşey olmayacak. Bir kaç güne buradan gideriz. Hem zaten emekli olmanın zamanı geldi de geçiyordu."
"Bana bak, eğer yakalanırsam senide yakarım Cemil'ide ona göre tadbirleri al."
"Sen beni tehditmi ediyorsun?"
Zerrin ve bir erkek tartışıyordu. Sesleri çok yakındı. Başımda, kolumda ve kasıklarımda şiddetli ağrılar vardı. Onların bağırışları daha çok acı cekmeme sebep oluyordu. İnleyerek gözlerimi açtım.
Beni fark etmeyip hala tartışıyolardı. Etrafa göz gezdirdiğimde bir hastanede olduğumu fark ettim. Gözlerimi cama çevirdim dışarısı karanlıktı. Gece olmuştu. Bana ne olmuştu. Kolumdan vurulduğumu hatırlıyorum ama bu kasıklarımda ki şiddetli ağrı da neyin nesiydi. Peki ya en son hatırladığım bacaklarımdan akan kanlarda neydi.
Kapı açılıp içeri patron dedikleri adam girince, bana bakarak önce duraksadı sonrada, "biraz sessiz mi olsanız. Başımız yeterince boka batmış zaten dahada zorlaştırıyorsunuz durumu."
Zerrin, "bana bak Cemil, bu korkak herifle yeterince uğraşıyorum birde sen canımı sıkma."
"Bence sende korksan iyi edersin Zerrin, Sarp yaşıyor. Her yerde karısını arıyor. Fabrikayı bulmuş, burayıda bulması an meselesi. Bence canın sıkılsın bir zahmet. Hırsların uğruna hepimizin başını belaya soktun."
Sarp, Sarp yaşıyor. İnanamıyorum Sarp yaşıyor.
"Sende mi şikayet ediyorsun? Oysaki sana bu teklifi ettiğimde baya hevesliydin. Şimdi n'oldu söylesene. Hani sende Sarptan intikam almak istiyordun? Cevap ver bana?"
"Sarp" dedim. Sesim çok zor çıkmıştı. Beni duymadılar zannettim ama, üçü birden bana döndü.
"Sarp yaşıyor." Sarp'ın öldüğüne o kadar çok inanmıştım ki, yaşadığını duyunca kahkahalarla gülmek istiyordum. Yattığım yatakta zorlukla doğrularak, bütün acılarımı bir kenara bırakıp gülmeye başladım.
"Demek uyandın. Sarp'ın yaşadığına bu kadar sevinme. Çünkü hiç bir zaman bir daha kavuşamayacaksınız. Sarp ölmediyse de, sen yavaş yavaş acı çeke çeke gebereceksin."
"Sen zavallının tekisin" dedim Zerrin'e.
"Sana çok acıyorum."
"Sana kimin zavallı olduğunu göstereceğim. Sen kendini ne zannediyorsun?" Diyerek üzerime yürüdü Zerrin. Yanındaki iki adam onu kollarından tuttu.
"Sakin ol" dedi Cemil denen adam.
"Git biraz dinlen. Sinirlerin bozulmuş iyice."
Zerrin öfkeden titriyordu çatık kaşlarıyla beni gstererek,
"Buna dikkat edin. Bir sorun istemiyorum" diyip kapıyı çarparak çıktı.
"Sarp sizi bulacak biliyorsunuz değilmi?" Dedim. İki adamda gözlerini bana diktiler.
Cemil, "bizi o kadar hafife alma küçük hanım. Sarp bizi bulduğunda sen yaşıyor olabilir misin bilemem. O kadar şanssızsın ki o babanın kızı olman yetmiyormuş gibi birde Sarp'ın karısı olmuşsun."
"Benim şansımı siz mi belirleyeceksiniz? Hepiniz cezanızı çekeceksiniz hemde en ağır şekilde. Aileme zarar verdiniz. Ne durumdalar bilmiyorum ama bütün bunlar yanınıza kalmayacak. Sen...."dedim üzerinde doktor önlüğü olan adama bakarak.
"Sen bir doktorsun sözde, gerçi öyle olduğundan şüpheliyim. Bir doktor böyle işlere neden bulaşır ki."
Sesimin boğukluğu düzelmişti. Konuşurken artık daha net konuşuyordum. Acizliğimi onlara göstermek istemiyordum. Doktor sessiz kalırken yine beni Cemil cevapladı.
"Hiç bir şeyden haberin yok zavallı kız" diyerek güldü.
"Gerçi zavallı diyorum ama altı tane adamı mı nasıl öldürmeyi başardın anlamıyorum. Görünüşte güçsüz zayıf bir kıza benziyorsun. Söylesene nasıl başardın bunu?"
"Ailem için herşeyi yaparım. Seni de öldüreceğim. Aileme zarar vermek ne demekmiş göreceksin."
Gerçekten uzak sahte gülümsemesiyle, "bu halinle mi?" Diyerek doktora döndü.
"Ben biraz dinleneceğim. Çıkarken dışardaki adamlardan biri burada beklesin. Bu kocası gibi deli kadının ne yapacağı belli olmaz. Hatta senin o kullandığın ilaçlardan kullan." Cemil pisliği çıkarken, bakışlarımı doktora çavirdim.
"Doktor, neden konuşmuyorsun? Belli ki sende bir maşasın. Ne emir verilirse onu yapıyorsun. Görevini kötüye kullanıyorsun. Sende bir zavallısın."
"Sakin ol. Benimle bağırarak konuşma. Sakinliğimi koruyorum diye bu bana hakaret etmeni gerektirmez." Doktorun yüzü tanıdık birini andırıyordu. Ama onu daha önce gördüğümü hiç sanmıyorum.
"Sen benim zavallılığımı düşüneceğine kendine acı. Seni getirdiklerinde kolundan vurulmuştun. Kurşunu çıkardım. Kolun iyi olacak. Kasıklarında ki ağrı ise bebeğini düşürdün. Onu temizledim....."
Kulaklarım uğuldamaya başladı. Hala konuşuyordu ama onu duymuyordum sanki. Ne dedi o, bebeğini düşürdün. Bebeğim. Sarp ve benim bebeğim. Ben hamileydim. Ama onu benden aldılar. Psikolojik ve bedenen bana yaşattıkları şiddet yüzünden bebeğim tutunamadı. Varlığından bile haberim olmadan kaybettim onu. Bebeğimi kaybettim.
"Anlaşılan hamile olduğundan haberin yoktu. Beş haftalık hamilemişsin."
"Sizin yüzünüzden" diye bağırdım. Beni mahvettiniz. Bütün sevdiklerimi aldınız benden. Varlığını bile hissedemeden aldınız bebeğimi benden." Bağırarak yataktan kalktım. Üzerimdeki yırtık elbisemi çıkarıp hastane önlüğü giydirmişlerdi. Bunun farkına bile yeni varıyordum. Bütün ağrılarıma rağmen hızla doktorun yakasına yapıştım.
"Beni çıkar buradan. Çıkar."
Yakasını bütün gücümle sıkarken, o sakince yüzüme bakıyordu. Kollarımı bile tutmadı. Kollarının yavaşça hareket ettiğini görmemle boynumda acı bir sızı hissettim. Gözlerim kararırken uyuşuk çıkan sesimle, "seni öldüreceğim" dedim.
************
Kendime geldiğimde sabah olmuştu. Başım sersem gibi, karma karışık, sanki aklım gidip geliyor. Elimi boynuma, iğnenin sızlattığı yere koyup ovuşturdum. Aklımı toparlamak için bir süre gözümü kapatıp açtım. Kaşlarımı çatıp bir süre düşündükten sonra bilinç altım yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. En son hatırladığım pislik doktor bozuntusunun boynumdan ilaç enjekte edişiydi. Annem gibi hafızamla oynamadan ellerinden bir an önce kurtulmalıydım.
Annem, canım annem. Ne durumdasın, yaşıyor musun? Yıllarca sana neler yaşattılar. Yıllarını, sevdiklerini aldılar. Bebeğini aldılar elinden. Beni kopardılar senden. Şimdide benim bebeğimi aldılar anne. Varlığını bile hissedemeden aldılar anne.
Akan göz yaşlarımı silip yataktan doğruldum. Odaya koydukları put gibi duran adamı görünce, önce bir irkildim. Onu aldırış etmeden yataktan kalkıp, bir iki adım atmıştım ki put gibi bekleyen adam önüme geçti.
"Lavaboyu kullanmam gerek" dedim kaşlarımı çatarak. Geçmem için yolu açtı. Çıkış kapısı lavabonun yanındaydı kaçmaya çalışsam kapının ardında beni nelerin beklediğini kestiremiyordum. Hem kolumun ağrısıyla ne kadar hızlı kaçabilirim bilemiyorum.
Aynanın önünde durduğumda, sanki karşıdaki yansımam bana ait değildi. Gözlerim çökmüş, tenim sararmıştı. Midem bulanıyor, kendimi güçsüz hissediyordum. Sanırım iki yada üç gündür boğazımdan tek bir lokma geçmemişti.
Lavabodan çıkınca yatağa doğru ilerleyip oturdum. O anda kapı açıldı. Elinde bir tepsiyle gelen, doktor bozuntusuydu.
Tepsiyi kucağıma bırakıp, "açından ölmeni istemeyiz" dedi.
"Yemeğin içine de ilaç koyup koymadığını nereden bileyim" dedim.
"Orası sana kalmış. İster ye ister yeme sen bilirsin."
Karnım çok aç olduğundan gerisini düşünemedim. Yemeğe başladım tepsideki yemekleri. Arada karşımda oturmuş bana dik dik bakan doktoru inceliyordum. Birine benzetiyordum bu çakma doktoru. Yeşil gözleri çok tanıdık geliyordu. İlaçlar unutkanlık seviyemi yükseltmişti galiba.
"Şimdi çok iyi anlıyorum oğlumun sende ne bulduğunu" deyince ağzıma görürdüğüm kaşık havada kaldı. Çakma doktora daha dikkatli baktım.
"Güzel kızsın, tıpkı annen gibi. Ona çok benziyorsun."
"Sen" dedim. Tabi ya, Koray'ın babasısın. Oğlunda senin gibi bir manyak. Beni zorla kına gecemden kaçırmaya çalıştı."
"Sevmiş seni. Eğer istersen..."
"Hiç birşey istemiyorum senden. Annemi öldü gösteren de sendin demek. Beni annemden koparanda. Ne istedin söylesene, ne istedin bizden. Ailemi mahvettiniz. Yirmi yıl, yirmi yıl annem sizin yüzünüzden işkencelere maruz kaldı. Neyin kiniydi bu. Bir insan bu kadar vicdansız olamaz." Oturduğum yataktan kalkmamla, put gibi başımızda dikilen adam yine önüme geçti.
"Tıpkı beni annemden kopardığınız gibi benimde bebeğimi aldınız. Ama banada annemin kaderini yaşatamayacaksınız buna izin vermeyeceğim. Hepinizi pişman edeceğim. Ailemin intikamını en acı şekilde alacağım sizden."
"Neler oluyor burada? Ne bağırıp duruyorsun?"
Zerrin'in gelişiyle ona döndüm.
"Hastaneyi ayağamı kaldıracaksın?" Elindeki poşeti üzerime atarak, "giy şunları, çıkıyoruz" dedi.
Yere düşen poşeti aldım, Zerrin'in yanından geçerken gözlerine bakarak, "ölümünü zevkle izleyeceğim" dedim.
******
Hastaneden çıkıp arabalara binmiştik. Hepsi silahlı olduğundan ve sayıca kalabalık olduklarından sesimi çıkarmamıştım. Büyük bahçeli bir eve geldiğimizde, adamlardan biri kolumdan çekiştirerek beni eve doğru sürüklercesine yürüttü.
"Yavaş ol hayvan, kolum yaralı görmüyormusun?" Hiç elini gevşetmeden beni sürüklemeye devam ediyordu. İçeri girdiğimizde beni iterek bırakırken, Zerrin, Cemil ve doktorda eve girmişti.
"Bir süre bizi idare et Tolga. Bir ev ayarlayana kadar."
"Sorun değil Cemil. Ev büyük, kendinize birer oda seçersiniz" diyerek kolumu tutup beni üst kata çıkmaya zorladı.
"Nereye götürüyorsun onu?" Zerrin'in arkadan seslenmesiyle doktor arkasına bakarak, "merak etme onun odası bodrum katta, ama önce ona göstereceğim bir şey var."
Canımın acımasına aldırış etmeden kolumu sıkıca kavrayıp. Merdivenleri hızla çıktı. Neyse ki Zerrin'in pantolon ve kazak verdiği poşette spor ayakkabıda vardı. Düşmeden merdivenleri çıkmayı başarmıştım.
Odalardan birine girdiğimizde, hiç acımadan yere ittirdi beni. Pislik herif, şimdi ses çıkarmıyorum ama hepinizin kökünü kazıyacağım. Beni bambaşka bir insana dönüştürdünüz. Artık bir katildim ben, bundan sonra iflah olmam. Oysaki eskiden bir karıncayı bile incitemezdim. Beni düşürdükleri halime bak. Ailem yaşıyormu ne durumda bu bilinmezlik, bu içimin yangını beni bambaşka bir insana dönüştürdü. Bu karanlık, dipsiz bilinmezlik'in içinde içimi tek aydınlatan, sevdiğim adamın yaşadığını öğrenmek ti.
Yerden kalkmaya çalışırken, karşımda, elinde okuduğu kitaptan başını usulca kaldırarak bana bakan adamı gördüm. Oturduğu tekerlekli sandalyede kıpırdamadan şaşkınca bana bakıyordu.
Bende şaşkındım. Ama benim şaşkınlığım, onun beni burada görmesi gibi değilde, onu tekerlekli sandalyede görmemdi.
"Ceyda" dedi şaşkınlığını üzerinden atarak.
Ben daha cevap veremeden, babası cevapladı onu.
"Oğlum, sana Ceyda'yı getırdım. Kocasının seni ne duruma getirdiğini görmesi için." Olamaz, bunu ona Sarp'mı yaptı. Beni kaçırmaya çalışırken, Sarp'ın elinde dayaktan öldü zannetmiştim. Daha sonra hiç sorupta konusunu açmamıştım.
Umarım keyifle okumuşsunuzdur
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere
Hoşça kalın💜