Oy ve yorumlarınızı
Bekliyorum arkadaşlar
Keyifli okumalar💜
Ceyda Soykan
Beynim, kollarım, bütün vücudum uyuşuk, hareket edemiyorum. Üşüyorum çok üşüyorum. Gözlerimi açmak istiyorum ama buna da gücüm yok. Karanlık bir kuyudayım, kurtulmak istiyorum ama kurtulamıyorum. Bulunduğum dipsiz kuyuya düştükçe düşüyorum. Hayal ve gerçek arasında gidip geliyorum. Bilincimi kaybediyorum, ve sonra tekrar geliyor. Yine aynı karanlık boşluktayım.
Ne kadar süre böyle geçirdim bilemiyorum en sonunda zorlada olsa gözlerimi araladım. Boynumun ağrısı inlememe sebep oldu. Öne doğru eğik başımı yavaşça kaldırarak doğrulttum. N'oluyordu böyle bana. Bilincimi toplamak için biraz bekledim.
Olamaz burasıda neresi böyle. Demir parmaklıklı bir hücrede sandalyeye bağlı bir şekilde oturuyorum. Sadece kör bir lambanın cılız ışığından gördüğüm kadarıyla küçük bir odaya demir parmaklıkla çevrelenmiş bir kafese koymuşlar beni. Burası biraz babamın evinin bodrum katındaki hücreyi andırıyor.
Bunu bana kim yapabilir? En son hatırladığım!........yok hayır bu olamaz. Firuze abla bunu bana yapamaz. Beni lavabo için eve götürüp sonrada eşiyle boynuma vurdukları iğneyle bayılmama neden oldular. Firuze abla bana bunu yapmazdı, yapmazdı değilmi.
Bayılmadan önce silah ve ardından çığlık sesleri duymuştum. N'olmuştu dışarıda. N'olur kimseye birşey olmasın, n'olur. Dayanamam ben bu acıya. Gözlerim dolmaya başladı. Ağlamamalıydım. Neler olduğunu hemen öğrenmeliydim.
"Çözün beni hayvan herifler. Kimsiniz siz? Çıkarın beni buradan. Firuze" diye bağırdım. Beni bayılttığına göre oda burada olmalıydı. Çok geçmeden demir kapının sürgüsünün çıkardığı ses duyuldu. Kapı açıldığında hiç tanımadığım iri yapılı esmer bir adam girdi içeri.
Bana doğru yürürken pis pis sırıtarak, "vay, prenses hazretleri kendine gelmiş" dedi.
"Ne saçmalıyorsun sen? Beni neden kaçırdınız? Çöz beni hemen."
"Dur bakalım güzelim, acelemiz yok. Çözeceğim elbet." Açık demir kapıdan bir adam daha çıkıp geldi.
"Ooo... uyuyan güzel uyandımı? Bende hiç uyanmayacaksın sandım" dedi. Pis sarı bıyığını parmaklarıyla yandan çekiştirirken.
"Kimsiniz siz? Benim burada ne işim var? Aileme, ne yaptınız? Çözün beni?" Diye bağırıyor çığlık atıyordum. Elimde değildi sakin olmak. Şu an kendimden çok Sarp'ı ve ailemi düşünüyordum. Çıldırmak üzereydim.
"Firuze nerede?" Diye sorarken hala bağırıyordum.
"Tamam sus. Senin ciyaklamanı çekemicem şimdi patron geliyor. Az sabret. Sana ne yapacağımıza o karar verecek. Patron gelene kadar sesini çıkarma" dedi esmer iri yarı olan.
"Bence patron gelene kadar biraz bu güzelle gönül eğlendirebiliriz" dedi pis sarı bıyık. Bana doğru yaklaşarak, parmaklıkları tuttu. Korkudan gözlerim büyüdü. Nefesim daralıyor sanki bir el boğazımı sıkıyordu.
Esmar olan bir sandalye çekip karşıma oturdu. "Patronu bekle hevesini sonraya sakla" diyerek sırıtarak gözlerime baktı.
Ben neyin içine düşmüştüm böyle. Korku ve panikle her yerim titremeye başladı. Bir yandanda üşüyordum. Çok üşüyordum. Ne vardı bu mevsimde düğün yapacak. Üzerimde bir hırka bile yoktu. Bu iki iğrenç adam gözlerini benden ayırmıyordu. Sarp neredesin? Bir an önce gel lütfen. N'olur gel. Beni bul.
"Eğer benim olursan, seni alır giderim buradan. Kimse sana zarar veremez" dedi pis sarı bıyık. Gözlerini irice açmış hiç kırpmadan bana bakıyordu.
"İğrençsiniz. Kocam sizi bulduğunda hepinizi gebertecek" dedim.
Sahte bir şekilde gülerek, "tabi yaşıyorsa" dedi. O anda kalbim sıkışmaya başladı.
Olamaz Sarp ölmüş olamaz. Ben bunu kaldıramam hayır kaldıramam.
"Ne saçmalıyorsun sen" diye bağırdım. "Sarp yaşıyor."
"Hanım efendimiz uyanmışta birde bağırıp çığırıyormu?" Karşımda bir adam ile içeri giren sesin sahibine bakıp, şaşırarak dona kaldım. Yok bu olamaz dı. Bu kadın bu kadarını da yapamazdı.
Yanımdaki iki adam gelen adama bakarak hemen toparlanıp aynı hizaya geçerek "hoş geldin patron" dediler. Demek patron buydu.
"Ne o şaşırdın kaldın? Az önce ciyak ciyak bağırıyordun neden sustun?"
"Bu kadarını da yapamazsın değilmi" dedim.
"Yaptım bile" dedi kahkaha atarak, abimin annesi, kötülerin de kötüsü Zerrin di bu kadın.
"Bu kadarıyla da kalmayacağım daha beterini yapacağım. Göreceksin küçük cadı. Sana, annene yaşattığımdan daha fazlasını yaşatacağım. Yalvaracaksın bana. Önce annen sonrada sen sahip olduğum herşeyi benden aldınız. Bende annenin yirmi yılını aldım. Herşey çok güzel giderken, kocam ve oğlumla güzel bir hayatımız varken, hoop, birden sen çıktın ortaya" diyerek sahte bir şekilde güldü.
Sanki kafayı yemişti. Dengesizce gülüyor konuşurken elleri titriyor, sabit bir yerde duramıyordu.
"Doğduğun gün seni kendi ellerimle boğup öldürmeliydim. İşimi başkasına bırakınca böyle olur tabi. Geri zekalı vicdan azabı duymuş seni o zavallı aileye vermiş. Bende ne yaptım biliyormusun?" Diyerek tekrar kahkaha attı.
"Vicdanına yenik düşen gerizekalıyı zehirleyerek öldürdüm. Belki kaybettiklerimi tekrar kazanamam ama sana çektireceklerim biraz olsun içimin soğumasına neden olacak."
"Eline ne geçecek. Onca yaptıklarından sonra eline ne geçti. Bir insanın kalbi bu kadar taşlaşmış olamaz ya. Yıllardır neyin intikamını alıyorsun?"
"Annen sevdiğim adamı benden aldı" diye bağırdı.
"Sizin ilişkiniz bittikten sonra annem ve babam tanışmış. Kimse senden birşeyini almadı. Beni çöz gideyim. Yoksa bu sefer seni sağ bırakmazlar. Hayatını mahfetme. Git kendine yeni bir hayat kur" dedim.
Kaşlarını çatarak kollarını iki yanında açtı.
"Nasıl, yeni evini beğendin mi? Tıpkı babanın mahzenine benziyor değilmi? Burayı senin için özel olarak hazırlattım. Ben senin yüzünden orada bir gece kaldım. Ama sen ömrün yettiği kadar burada yaşayacaksın. Senide annene yaptığım gibi beynini uyuşturacağım. Ama önce sana bir sürprizim var. Bakalım buna nasıl dayanacaksın."
"Sen delisin" dedim. Babam yıllardır bu kadının deli olduğunu nasıl anlamamıştı.
"Açın parmaklıkları. Çözün şunun ipini." Bağırarak adamlara emir verdi. Sözde patron sadece bizi izliyor konuşmuyordu.
Beni çözdükten sonra Zerrin "getirin" diye emir verdikten sonra demir kapıdan çıktı, patron denilen adamda onu takip etti. Esmer iri yarı adam kolumdan çekerek beni kaldırdı sandalyeden. Peşinden sürüklerken uyuşmuş bacaklarım yüzünden neredeyse düşecektim yere.
Sarı pis bıyıklı adamda diğer kolumdan tutup beni çekiştirerek mahzenden çıkardılar. Ayağımdaki topoklularla işkence çekiyordum resmen. Çıkarıp atsam iyi olurdu ama hava çok soğuktu. Çıplak ayakla soğuk zemine basmak istemiyordum. İlk karşımıza karanlık ince uzun bir koridor çıktı. Koridorun bitimindeki merdivenleri çıktık. Burası bir çok iş makinası ve gereçleri olan eski bir fabrikaydı. Sanki terkedilmişti.
Nerede olduğumu bilmiyordum. İstanbul'da herhangi bir sanayi bölgesi olabilirdi. Başka bir ihtimali düşünmek bile istemiyordum. Şehir dışında da olabilirdik. Eğer öğleyse Sarp'ın beni bulması dahada zorlaşırdı. Ya annem gibi bende yıllarca tutsak olursam. Ya beni hiç bulamazlarsa.
Biraz ilerledikten sonra karşımıza yine merdivenler çıktı. Bir kat daha çıkınca büyük bir odaya girdik. Burası eski bir ofisti. Zerrin'in gösterdiği sandalyeye beni oturttular.
Zerrin, "bunu sana telefondan da izlete bilirdim ama büyük ekranda daha heyecanlı oluyor. Ve senin izlerken nasıl bir acı hissedeceğini merak ediyorum" dedi çocukça neşelenerek. Sanki bir çocuğun biraz sonra en sevdiği çizgi filmi başlayacakmış gibi. Gülüyor dans eder gibi hareketler ediyor. Bense birazdan izleyeceklerim felaketim olacakmış gibi korkuyordum.
"Hadi Cemil aç şu ekranı" dedi patron denen adama ekranı gösterirken. Cemil denen adam hafif gülümseyerek ekranı açtı. Nefesimi tuttum.
Ekranda düğün gecesi ben ve Sarp tartışırken Firuze abla kolumdan tutup beni eve doğru götürüyor, ardından Aytaç Sarp'ın yanına gelip birşeyler konuşuyorlar. Bu evin güvenlik kamerası görüntüsü. Ses olmadığı için ne konuştukları anlaşılmıyordu.
Aytaç geri dönüp müzüği durduruyor ve pistte oynayanları dağıtıp yerlerine oturmalarını sağlıyor. O anda bahçeye giren bir gurup maskeli adam kapıdaki korumalara silah ile sıka sıka ilerliyor içeri. Bir an nefes alamadım yutkunamadım.
Adamlar herkese silah sıkıyor, insanlar kaçışıyor, kimiside masaların altına saklanıyordu. Korumalar karşılık veriyor ama yetersiz kalıyordu. Birden görüntüye Sarp, abim, Aytaç girdi. Adamlara karşılık veriyorlardı.
"Olamaz" diyerek oturduğum yerden ayağa fırladım. Esmer adam ve pis sarı bıyık beni omuzlarımdan tutarak yerime oturttular.
Ailemi gördüm. Babam annemi çekiştirerek eğdi önüne siper oldu. Yusuf babam Sevil annem yere yattılar. Yerlerde bir çok yaralı belkide ölü vardı. Dehşet içinde gözlerim kocaman izliyordum. Yüreğim bunu görüntüleri kaldıracağını sanmıyordum.
Görüş açıma Sibel ve Kaya geldi. Birbirlerine sarılmış koşuyorlardı. O anda bir kaç kurşun onları isabet etti. İçimden bir feryat koptu. Çığlık çığlığa çırpınırken ben, iki adam beni zapdetmeye çalışıyordu.
Kaya ve Sibel'de yerden kalkamamıştı. Ailemi kurşun yağmuruna tuttular. Aslan babamın Aytaç'ın, abimin vurulduğunu gördüm. Bağıra bağıra ağlıyordum. Sön gödüğüm görüntü zihninin son kırıntısı olmuştu.
Sevdiğim adamı, aşkımı, herşeyimi vurdular. Ben artık onsuz ne yapardım, nasıl yaşardım. Bütün bunlar bir kabus olmalıydı. Zihnimin bana oynadığı bir oyun. Nefes alamadım. Bütün vüvudum zangır zangır titredi. Ölüyorum. Zaten artık yaşamanın ne anlamı vardı. Gözlerim kararmaya başladı. Bilincim yine beni terk ediyordu.
******
Ne kadar süre geçmişti bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda soğuk zemine demir parmaklıkların ardına yere atmışlardı beni. Aklıma gelen görüntüyle ağlamaya başladım. Uzandığım beton zeminde bacaklarımı kendime çekerek bağıra bağıra ağladım.
Bu kabus, gerçek olamazdı. Bütün ailemi öldürmüşlerdi. Deliriyordum. Bu kadarını kaldıramazdım. Yaşamak istemiyordum.
"Yeter be bütün gün senin zırlamanı çekemem yeter. Sus artık." Zerrin'in bağırmasıyla yerimden doğrulmaya çalıştım. Hiç gücüm kalmamıştı. Sırtımı duvara yaslayarak oturdum.
"Öldür beni" dedim Zerrin'e bakarken. O ve sarı bıyıklı yalnız vardı odada.
Kahkaha atarak, "ne ölmesi daha değil. Daha annenin yaşadıklarının binde birini bile yaşamadın. Sana öyle erken ölüm yok."
"Sen nasıl bir insansın. Kendi oğlunun bile canına kıyabiliyorsun?"
"Eğer oğlum benim yerime sizi tercih ettiyse annesini hiç yerine koyduysa kıyarım."
"Pisliğin tekisin sen. Asıl senin gibi pisliklerin yaşamaması gerek. Elbet sende bir gün can çekişerek gebereceksin" dedim.
"Çok konuşuyorsun senin sesini kesmek gerek" diyerek sarı bıyığa işaret etti başıyla. Pis sarı bıyık Zerrin'den komut alır almaz cebinden çıkardığı şırınga ile bana doğru geldi.
"Ne yapıyorsunuz oda ne? Ne var o şırıngada?" dedim oturduğum yerde geri geri giderek.
Sarı bıyık parmaklıklı kapıyı açarak yanıma geldi. Ne Kadar çabalasam da iğneyi boynuma batırmasına engel olamadım. Ben inlerken Zerrin'in son sözlerini duydum.
"Anneni saflaştırıp unutkanlığına sebep olan ilaç.
******
Gözlerimi açtığımda önce nerede olduğumu anlayamadım. Etrafıma bakındım ben neredeydim böyle. Uzandığım yerden doğruldum. Öncence oturdum bir süre. Düşündüm beynim allak bullaktı. Başım dönüyordu. Neden bir şey hatırlamıyordum. N'olmuştu bana.
Derin derin nefesler almaya çalıştım. Beynimde bazı görüntüler gip geliyordu. Önce yerimden doğruldum. Etrafı baktım. Demir paklıklar, loş ışık başkada birşey yok. Benim bir şekilde kafamı toparlamam gerekiyordu. Ben niye buradaydım.
Bağırarak, "hey" dedim.
"Kimse yokmu? Baksanıza."
Karşımdaki demir kapı büyük bir gürültüyle açıldı.
"Ooo... bizim prenses uyanmış" dedi sarı adam.
Kaşlarımı çatarak. "Sende kimsin dedim?" Yüzü tanıdık geliyordu ama kim olduğunu çıkaramıyordum.
"Beni neden burada tutuyorsun? Benim ne işim var burada?"
"Ohoo bizim prenses uçmuş bile birşey hatırlamıyor musun?" Dedi. Kaşlarımı çatarak ona baktım. Kafam karmakarışıktı. Bazı görüntüler gidip geliyordu.
"Beni tuvalete götür" dedim.
Gülümseyerek, "tamam hadi gidelim" dedi. Baya keyifliydi.
Beni odadan çıkarırken başım tekrar dönmeye başladı. Bilincim yerine geliyordu. Durdum başımı tuttum. Ben durunca kolumdan tutan pis bıyıkta durdu.
"N'oldu."
"Yok bişey gidelim" dedim bilincimin yerine geldiğini belli etmemeliydim.
Merdivenleri çıkarken kolunu belime sardı. Ondan uzaklaşmaya çalıştım ama izin vermedi. Onu şu anda alt edebilirdim ama başım hala biraz dönüyordu.
Eğilerek kulağıma, "sana demiştim benim olursan seni kaçırırım buradan" dedi pis nefesini kulağıma üfleyerek.
Onu iterek, "tuvalete götür beni" dedim.
Bir plan yapıp buradan kurtulmalıydım. Tuvaletin önüne geldiğimizde içeri girip ardından hemen kapıyı kilitledim. İşimi bitirdikten sonra ellerimi yıkadım. Psikolojik olarak çok kötü durumdaydım. İğrenç adam midemin bulanmasına sebep olmuştu Deli gibi ağlamak istiyordum.
Sevdiğim adamı, ailemi kaybetmiştim. Er yada geç benide öldürecekler. Madem ki öleceğim, giderken yanımda götürebildiğim kadar götüreceğim. Ben katil değilim ama bunu yapmak zorundayım. Buna mecburum. Burnumu cektim şimdi ağlamanın sızlanmanın zamanı değildi. Sarp böyle zamanlar için eğitim almamı istemişti dedim kendime. Bütün cesaretimi tuplamalıydım. Başka çarem yoktu.
Kapı gürültülü bir şekilde yumruklanınca o yöne döndüm.
"Hadi çık artık seni daha ne kadar bekleyeceğim?" dedi pis sarı bıyık. İlk bu heriften başlayacaktım.
"Cevap versene?"
Derin nefes aldım. Geldiğimden beri bir lokma bile boğazımdan geçmemişti. Açtım, susuzdum boynumdan enjekte ettikleri ilaç beni güçsüz bırakmıştı. Ama şimdi gücüm yerine gelmişti. Belkide içime dolan öfkeden, intikam hırsından bilemiyorum.
Uzun elbisemin etek ucuna uzandım. İnce şerit halinde bir parça kopararak onunla saçlarımı at kuyruğu yaptım. Lavaboda yüzümü yıkayarak biraz su içtim. Susuzluktan dudaklarım kurumuştu. Açlığımı hissetmiyordum ama susuzluk başkaydı.
Kapıyı açtığımda çatık kaslarıyla pis bıyık beni bekliyordu.
Kolumdan tuttuğu gibi beni duvara yapıştırdı. Elindeki silahı boynuma dayadığında, ben hiç tepki vermeden ona bakıyordum.
"Neden cevap vermedin? Söylesene?" Bu adamın niyeti bana hesap sormak değildi, bana dokunmaktı.
"Neden konuşmuyorsun güzelim? Boştaki eli saçlarıma doğru gitti.
"Dokunma" dedim kolunu tutup iterken. Bana bu kadar yakın olması çok iğrençti.
"Saçını böyle toplayınca daha çekici olmuşsun. Sana sonkez soruyorum" dedi gözleri bir tuhaf bakarken.
"Benim ol seni götüreyim buradan."
"Senin gibi bir pislikle olacağıma ölürüm daha iyi" dedim.
"Benden günah gitti" diyerek kolumu tutup hızlı adımlarla giderek beni de arkasından çekti. Beni tuttukları odaya geldiğimizde iterek yere düşmeme neden oldu. Demir kapıyı kapatarak sürgüsünü çekti. Sonra bana dönerek gömleğinin düğmelerini açarken, "güzellikle söyledim olmadı bunu sen istedin" dedi.
Yavaşça yerden doğrularak ayağa kalktım. Ondan korktuğumu zannediyordu, oysaki benim artık korkacak hiçbir şeyim kalmamıştı. Donuk surat ifademle onu izliyordum. Silah hala elindeydi. Belkide bu fırsat birdaha elime geçmeyecekti.
Tam eğilmiş pantolonunu açmaya çalışırken, uzun eteğimi tuttum ve çenesine sert bir tekme attım. İri gövdesi ile hızla arkasındaki demir kapıya çarptı. Oturur vaziyette başı öne eğik titriyordu. Yerdeki elinden fırlayan silahı aldım. Önünde çömelerek çenesinden tutup bana bakması için kaldırdım. Ama yukarı bakan baygın gözleri titriyordu. Sanırım darbenin etkisiyle travma geçiriyordu.
"Seni pislik demek bana dokunacaktın" dedim. Çenesini itip bırakarak ayaya kalktım. Ayağımdaki topuklulara baktım işe yaramışlardı iyiki çıkarıp atmadım bir yerlere. Topuklarımla pis bıyığı iterek kapının sürgüsünü açtım ve çıktım odadan. Artık hiç bir şeyden korkup pes etmeyecektim. Kaybedecek neyim kaldı ki.
Uzun korıduru geçip merdivenleri çıktım. Sanırım çıkış kapısı bu kattaydı. Eski makinelerin arasından temkinli bir şekilde yürürken, sessiz olmalıydım. Etraftan her an biri çıkabilirdi. Üst kata çıkan merdivenlere yaklaştığımda bir adamla karşı karşıya geldik. O belindeki silahına doğrulurken, yüzüne silahlı elimle sert bir yumruk attım ve hiç vakit kaybetmeden Aytaç'ın çok zorlanarakta olsa bana öğrettiği zıplayarak tekme attım suratına.
O anda nereden çıktığını göremediğim bir başka adam yumruğunu bana savururken son anda hızla yana çekilerek tuttuğum kolunu arkaya çevirerek kıvırdım. Açıyla inleyerek, "seni geberteceğim pis...." derken ensesine silahın kabzası ile vurdum.
"Şerefsiz küfür edecekti birde." Hızlı adımlarla merdiveni tırmandım. Çıkış kapısına gidebilirdim ama eğer Zerrin pisliği burada ise onu öldürmeden gitmek doğru değildi. Üst kata geldiğimde etraf sessiz görünüyordu. İyice boş olduğundan emin olana kadar aradım her yeri. Boştu. Zerrin gitmişti demekki.
Tekrar alt kata indim. Çıkış kapısına kadar koştum. Nefes nefese kalmıştım ama hiç umrumda değildi. Artık topuklu ayakkabılarımın rahatsız edişini hissetmiyordum bile.
Kapıyı açtığım gibi dışarı çıktım. Beni fark eden kapıdaki adam silahını doğrultamadan, ondan önce davranıp, elimleki silahla ateş ettim. Olduğu yere yığılırken, ilerden koşarak bana doğru gelen iki adam kurşunları saydırırken hızlı davranıp, kendimi bir kaç adım ileride ki kamyonun arkasına attım.
Onlar bana kurşunlar yağdırırken, bende elimdeki iki silahtan birini bırakarak diğeriyle onlara ateş ediyordum. İçimi bir an telaş, korku sarıyordu ama aklıma Sarp'ı kaybettim gelince deli gibi önüme geleni öldürmek, benim gibi acı çekmelerini istiyordum. Madem ki sevdiğim adam öldü, ailem öldü. Onlar neden yaşıyordu.
Adamın birini vururken diğerinide çok geçmeden vurmuştum. Delirmiş gibiydim aklım başımda değildi. Artık ben ben değildim, kendimi tanıyamıyordum.
Elimdeki silahın kurşunu biterken, onu yere fırlattım. Ayağımdaki topuklu ayakkabılarıda çıkarıp attım. Koşarken beni engellemesin diye. Yerdeki dolu silahı alırken nereden geldiğini anlamadığım bir kurşun saplandı sol koluma. Büyük bir inlemeyle yere yığıldım.
Canım çok yanıyordu çok acı çekiyordum. Kendimi toplamalı hemen pes etmemeliydim. Zaten ölecektim ama şimdi değil. Önce Zerrini öldürmeliydim. Şimdi ölemezdim. Yerden doğrulup, oturur vaziyetteyken bana doğru gelen ikinci kurşundan son anda kendimi kurtarmıştım. Bena ateş eden adamı farkedip bu defa ben vurdum onu. Ölmüş olmalıydıki ondan bir atak daha olmamıştı.
Zorlada olsa yerden kalkabildim. Kolum uyuşmaya başladı, oluk oluk kan akıyordu. Kolumu sarmazsam kan kaybından gidecektim. Zorla da olsa eğilerek eteğimi parçaladım ve inleyerek kopardığım parçayla koluma sardım. Bir elim ve dişlerimi kullanarak bağladım.
Saklandığım arabanın arkasından çıkarak etrafa göz gezdirdim. Burası sanki terkedilmiş bir çok fabrikası olan bir sanayiydi. Ben neredeydim böyle? Gerçi artık bunun ne önemi vardı.
Yürümeye başladım bir yandan yürüyor bir yandan etrafa bakıyordum. Başkalarıda varmıydı. Yerler çok bozuktu taşlar, yabani otlar, fabrika atıkları vardı. Ayağıma her an bir demir, yada başka birşey saplanabilirdi.
"Nereye böyle güzellik?" Duyduğum sesle hızla arkamı dönerken silahımı da doğrulttum. Karşımdaki adam benden önce davranıp silah tutan elime tekme atarak silahın düşmesini sağladı. Buna karşılık bende ona tekme attım. Ama hiç beklemediğim başkası tarafından belime gelen şiddetli tekmeyle çığlık atarak yere yığıldım.
Belime ve kasıklarıma giren şiddetli ağrı bağırarak inlemelerime sebep oldu. Bu ağrı artık benim sonum olacaktı.
"Bu da ne?" Zerrin'in sesini duyunca başımı kaldırıp karşımda Zerrin, iki adamı ve patron dedikleri şahıs şaşkın bir vaziyette bacaklarıma bakıyordu. Başım dönüyordu. Ağır hareketlerle başımı eğerek baktıkları yere çevirdim bakışlarımı.
Gördüğüm şeyle titremeye başladım. Neler oluyordu bana. Bacaklarım kanlar içinde kalmıştı. Her yerim buz gibi oldu üşüyordum, titriyordum. Başım dönüyor gözlerim kararıyordu. Göğsümde büyük bir ağırlık, ölüm böyle birşeymiydi.
Oylarınızı bekliyorum arkadaşlar
Yorumlarda buluşalım
Benim için düşünceleriniz çok önemli
Bir sonraki bölümde buluşmak
dileği ile
Hoşça kalın💜
