İçeriğe geç

ESİR

Bölüm 24 · 16 dk okuma

ESİR

Bölüm 24

23.

Oy ve yorumlarınızı

Bekliyorum arkadaşlar

Keyifli okumalar💜

Gece kulübünde yaşananlardan sonra olayın şokunu kolayca atlatamamıştım. Sarp'ın adamlarının bir kısmı dışarıda beni kaçırmaya çalışan adam ve kadını bekleyen, sonrada kaçan arabanın peşine düşmüştü.

Diğer adamlarda cesetleri toplayıp, etrafı temizliyordu. Ağlamaktan gözleri şişmiş canım arkadaşlarım Aslı ve Elife sarıldım. Gece boyu yanımdan ayrılmak istemeselerde ayrılmak zorunda kalmıştık. Cem ve Erdem onlarla ilgileneceklerini evlerine bırakacaklarını söyleyip kulüpten çıktılar.

Sibel ağlıyor sıkıca Kaya'ya sarılıyordu.

Sarp ve abim barut gibi geziniyorlardı etrafta. Sarp "kim bunlar lan yetti artık. Geberteceğim. Bunları kim yapıyorsa, işin içinde her kim varsa önünde sonunda elime geçecekler. Hepsini yalvarta yalvarta geberteceğim" diyerek eline geçeni kırıp döküyordu. Gözü dönmüştü sanki.

Ben bir köşede oturmuş Aytaç'ın verdiği suyu yudumluyordum. Bu gece Sarp susmayacaktı. Bu kabusta bitmeyecekti. Yanımda oturan Yasemin'e döndüm. Onunda benden geri kalır bir tarafı yoktu. Çok üzgündü.

"Yasemin, abime söyle seni götürsün buradan" dedim. Abimin öfkeli halinden çekindiği her halinden belli oluyordu. Onun söylemeyeceğini anlayıp seslendim abime. Sesimi duymasıyla hemen yanımıza geldi. Ona Yasemin'in halini göstererek, "gidin dinlenin Yasemin çok korktu" dedim.

Abim gitmeden önce Sarp'a yanaşıp birşeyler söyledi ve gitti. Sarp'ta gözlerini kapatıp bir elini saçlarından geçirdi. Bıkkın bir nefes verip, kendini sakinleştiriyordu. Yanıma gelince elimden tutup, "evimize gidelim artık güzelim" demişti.

******

"Ceyda bu saldırıları kim yapıyor kızım sence? Benim aklım almıyor. Senden yada oğlumdan ne istiyor olabilirler? Olayı duyunca aklım çıktı. Bu kaçıncı size saldırıyorlar" dedi Aylin annem.

Gece eve gelince yaşadığımız olayı anlatınca çok korkmuştu. Hala endişeli görünüyordu. Haliyle bende çok korkmuştum. Karşımdaki koltukta oturan Aylin anneme cevap vermek için ona baktım.

"Bilemiyorum anne. Cemil diye bir adamdan söz ediyorlar, sanırım bu onun işi. Bizden ne istiyor? Beni neden kaçırmaya çalıştılar? Bilemiyorum. Gece çok korktum. Yalnızca ben değil hepimiz korktuk. Hala olayın etkisindeyim. Aklıma geldikçe irkiliyorum" dedim sonrada yanımda oturan Sibel'e dönüp, elini tuttum. Oda bu gün çok durgundu.

"Sibel'im, canım en mutlu gecenin böyle bitmesini istemezdim. Sende çok etkilendin. Böyle olmasını hiç istemezdim. Ama abin bu konunun üstesinden gelecektir bitanem, en yakın zamanda" dedim.

"Böyle olmasını sende istemezdin Ceyda. Kendini suçlu hissedemezsin." Gözleri hemen dolmuştu. Birden boynuma sarıldı.

"Ya sana birşey olsaydı. Ne istiyorlar bizden?" Diyerek ağlamaya başladı.

"Şştt.. Lütfen ağlama bitanem." Sibel'i sakinleştirmeye derken bende ağlamaya başladım.

"Yapmayın kızlar, benide ağlatacaksınız." Dedi Aylin annem gelip bize sarıldı.

"Biliyorum son zamanlarda yaşananlar kolay değil. Hayat bazen çok acımasız oluyor. Kendinizi bırakırsanız üstesinden gelemezsiniz. Bir şekilde ayakta kalmayı öğreneceksiniz. Şimdi göz yaşlarınızı silin, sizi böyle görmek istemiyorum."

Kuruyan boğazını temizler gibi bir erkek sesi duyduğumuzda, birbirimizden ayrılıp, sesin sahibine baktık. Aytaç şaşkın bakışlarıyla durmuş bizi izliyordu. Kısa bir an duraksayıp konuşmaya başladı.

"Bayanlar. Yanlış bir zamanda geldim sanırım."

"Önemli değil oğlum. Senin için yanlış bir zaman olurmu" dedi Aylin annem.

"Aylin anne rahatsız olmayın siz ben mutfağa geçecektim. Acıktım biraz bişeyley atıştırayım."

"Bende seninle geleyim. Sana yemek hazırlarken konuşuruz biraz" dedim. Aytaç'ın az önceki şaşkın ifadesi geri geldi yüzüne.

"Konuşmak için olur. Ama yemeğimi Peri abla hazırlar" dedi. Hala ıslak olan gözlerimi elimin tersiyle silerek gülümsedim. Birlikte mutfağa girdiğimizde Aytaç, "Peri abla bana biraz yemek hazırlarmısın?" Dedi masaya otururken.

"Peri abla sen işine bak ben hazırlarım" dedim.

"Sen otur kızım biz hazırlarız."

Peri ablaya gülümseyerek dolaptan tabak çıkardım. Tencerenin kapağını açtım. Mis gibi güveç kokuyordu. Tabağı doldurup masaya koydum. Diğer tencerede pilav ve büyük kapta cacık vardı. Onlarıda hazırladım ve masaya bıraktım. Aytaç hala aynı bakışlar ile beni izliyordu. Sonrada karşısına geçip oturdum.

"Öyle şaşkın şaşkın bakma bana. Hadi yemeklerin soğumadan ye. Biliyorum tuhaf bir durum. Sana olan ön yargılarımı yıkmaya çalışıyorum" dedim.

"Sende haklısın" dedi Aytaç. "Dış görünüşüm biraz soğuk. Kendimi yanlış ifade edebiliyorum. Ama benim seninle hiçbir zaman bir sorunum olmadı. Ailen ile oldu. Zaten sana kötü bir ithamda da bulunmadım. Ben sadece dostumu, Sarp'ı koruyorum."

"Seni anlıyorum. Dün bir anda çok dugusallaştım. Seni dinlemeden yanlış anladım. Benim hayatımı kurtardın. Sana çok şey borçluyum."

"Bana hiçbir şey borçlu değilsin Ceyda. Ben görevimi yaptım. Sana demiştim, Sarp benim için çok değerli. Onun için değerli olan herşey benim içinde değerlidir. Seninle konuşmaya çalıştım ama sen beni dinlemeden kalkıp gittin. Bir süre sonra kulaklığıma adamlarımın sesi geldi. Tam zamanında ulaştık sana. Bu geri zekalı herifler ne istiyor bizden bir bilsem. Kimin peşindeler. Senin mi? Sarp'ın mı?"

"Ben sizinle tanışana dek sakin bir hayat sürüyordum" dedim omzumu silkrrek. "Bu tür adamları hayatımda ilk defa görüyorum."

"Bakacağız. Elbet bulacağız bu işin içinde kimlerin olduğunu. Bundan sonra dışarıya çıkarken yanınızdaki korumaları arttıracağım. Eh Sibel hanım da nişanlandığına göre artık kaçmaz heralde evden. Sen onun kaçtığı yolu biliyormusun?"

Normalde bunu asla söylemezdim ama artık hayat memat meselesi olduğu için söylemem gerekiyordu. Sibel'de artık kaçmasındı.

"Müştemilatın alt geçitini kullanıyor" dediğimde bir anda küfrederek sandalyesini ittirdi ve ayağa kalktı.

"Nasıl? Orayı bir çok adamım bile bilmezken Sibel nasıl bilir" dedi. Bu daha Sibel'in ne kadar uyanık ve akıllı bir kız olduğunu bilmiyordu galiba.

Bir hışımla mutfaktan çıkıp giderken bende onu takip ettim.

Salona girer girmez, "Sibel" diye bağırdı.

Ya bu adam burada çalışmıyor mu? Nasıl evin kızına bağırıp hesap sorar. Anlaşılan çok yüz veriyorlar buna.

"Sibel sen alt geçidi nereden biliyorsun?"

"Ne" dedi Aylin annem şaşırarak.

Sibel Aytaç'tan gözlerini bana çevirerek bir an hayal kırıklığı ile baktı.

"Üzgünüm canım" dedim. "Söylemeliydim. Hayatının tehlikeye girmemesi için."

"Siz neyden bahsediyorsunuz? Ne alt geçidi? Dedi Aylin annem.

"Evet Sibel seni dinliyorum" dedi Aytaç. "Gizli geçitin yerini sana kim söyledi? Hangi adamım."

"Hiç kimse söylemedi. Benim ne kadar meraklı ve macera sever olduğumu biliyorsun. Müştemilatta kimse yokken merak edip içini gezmiştim. Bütün yerler fayans ile döşenmişken cephanelik olarak ayırdığınız oda tahta ile döşenmiş. Üstelik diğer odalarda halı yokken orada var. Birde o kadar silahla çevrelediğiniz odada bir gizem aradım. Tamamen benimkisi meraktı. Her yeri incelerken en son halının altına baktım. Zaten o anda kapı gibi kapak ortaya çıktı. Bende hiç dururmuyum. Kapağı açtığım gibi geçiti keşfetmek için içeriye girdim. Tabi geçit karanlık ve ürkütücüydü ama, beni Kaya'ma götüren yol olmuştu."

"Ah Sibel, bir daha orayı kullanmayacaksın. Artık nişanlandın. Çok yakında da düğünün var. Ne zaman Kaya'yı görmek istersen biz seni götürürüz. Yada o gelsin" dedi Aytaç.

"Kızım sen kafayımı yedin. Böyle birşeyi nasıl yaparsın. Bende hep bu kız nasılda kaçmayı başarıyor diyorum. Kapıdaki korumaların artık bir işe yaramadıklarını düşünüyordum. Ki onları nasıl uyutuyor bu kız diyordum."

Sibel annesinin sözlerine sadece gülümseyerek cevap verdi.

"Hiç gülme küçük hanım bundan sonra her sabah saat sekizde Ceyda ve sen dövüş dersi alacaksınız" dedi Aytaç.

Sibel ve ben aynı anda, "ne" diye bağırdık.

"Ne saçmalıyorsun Aytaç? Ne eğitimi? Dedi Sibel.

"Tamam söz veriyorum. Bundan sonra kaçmayacağım. Nişanlımı görmek istediğimde sana söyleyeceğim."

"Üzgünüm kızlar ama buna mecbursunuz. Her gün başınıza birşey gelecek korkusunu yaşamaktansa biraz güç toplarsınız fenamı."

"Sarpın haberi varmı?" Dedim Aytaç'a.

"Evet bunu zaten o istedi. İşlerinin yoğunluğu nedeniyle bununla benim ilgilenmemi söyledi."

Sibel, "Ben dövüşten ne anlarım ya. Birde sabahın sekizinde diyorsun"diye söylenmeye başladı. Aslında iyi olurdu kendimizi biraz koruyacak kadar teknik öğrensek ama ne Sibel nede ben biraz zor öğrenirdik.

******

Saat sabahın sekiziydi. Hala uykulu gözlerimi ovuşturarak karşımdaki Aytaç'a bakıyordum. Zorlukla açık tuttuğum gözlerim kapanmak için can atıyordu. Sibel'de suratını asmış benimle aynı durumdaydı.

Çok şarttı sanki bu saatte eğitim. Yumuşacık yatağımdan Sarp beni zorla kaldırmış, sonrada Sibel'i uyandırarak bizi Aytaç'ın peşine takmıştı. Bundan sonrada her sabah saatimizi kurup kendimiz kalkacakmışız.

Ya bu ne saçmalıktı böyle. Sanki askeriye kampındaydık. Ya ben evleneli ne kadar olmuştu daha. Başka çiftler cicim ayları yaşarken. Kocam beni askere gönderiyordu.

"Ceyda geç karşıma" dedi Aytaç. Eyvah başlıyorduk. Beni döverdi bu adam.

"Sibel sende Cem'in karşısına geç" diyerek başı ile Cem'i işaret etti.

"Ben Cem'in karşısına geçsem daha iyi olacak sanırım" dedim Cem'e doğru adımlar atarak.

Gülümseyerek, "malesef yengecim seninle ben dövüşeceğim" dedi. Tedirgin bir şekilde Aytaç'ın karşısına geçmek zorunda kalmıştım. Karşımdaki Cem olsaydı. Duygu sömürüsü yapıp beni incitmemesini sağlardım. Ama bu herifi hiçbir şekilde kandırmam mümkün değildi. Her şekilde canımı yakacaktı.

Önce bir kaç hareket gösterip, "şimdi başlayalım bakalım ne kadar gücün var" dedi. Gösterdiği gibi yumruğumu savurduğum da yana kaydı. İkinci yumruk üçüncü derken bütün yumruklarımdan kurtuluyordu. Hırs yapıp tekmeler savurdum. Bir kaç tekmeden sonra aniden popumun üzerine düştüm.

"Ah" diye inlerken gözüm biraz ilerideki ellerini beline koymuş gülümseyerek bana bakan Sarp'a takıldı. Neden sırıtıyordu bu adam. Düştüğümü görüpte beni kaldırmak için yanıma gelmesi gerekmiyormuydu. Kaşlarımı çatarak, "karını burada dövüyorlar sen bu görüntüyü orada durmuş zevkle izliyorsun" dedim. Bu durum canımı sıkmıştı.

"Her şey senin iyiliğin için güzel karıcığım. Şimdi kalk yerden ve dövüş. Seninle akşam ilgileneceğim." Dedi ve gitti. Arkasından ağzım açık baka kaldım. İnanamıyorum ya bu adama.

"Hadi kalk devam edelim" dedi Aytaç. Yerden kalktığımda, "ağrın varmı?" Dedi.

"Yok iyiyim."

"O zaman koşuyoruz bahçenin etrafını." Ve koşmaya başladı. Bende mecburen ona yetişip koşmaya başladım. Çok hızlı değildik, ama hiç alışkın olmadığım için beni baya zorlayacaktı. Bahçenin her tarafına korumalar yerleştirmişler güvenliği iki katına yükseltmişlerdi.

Biz kaç turdur dönüyorduk bu koca bahçeyi. Artık dizlerimin bağı çözülüyordu. Yorgunluktan zar zor çıkan sesimle, "Yeter Aytaç yeter" dedim.

"Öldürecekmisin beni?"

"Bu kadar çabuk mu pes edeceksin yenge? Olmadı bak" dedi.

"Başlatma şimdi yengene yeter artık dayanamayacağım" dedim. Dilim damağım kurumuştu. Aytaç çok rahat görünüyordu. Hiç yorulmamış, sanki yürüyüşe çıkmıştı.

Yok ben artık bitmiştim. Kapının önünden her geçtiğimde, banamı öyle geliyordu bilmiyorum tuhaf bakışlar ile korumalar bana bakıyordu. Yanlarından geçerken bana su getirin diye bağırmaya çalışarak kendimi çimenlerin üzerine attım.

Sırt üstü uzanıp gökyüzüne baktım. Sanki yer altımdan kayıyordu. Korumalardan biri koşarak bana su getirdi. Hafif doğrularak suyu içmeye başladım. İçim ferahlamıştı. Sonra yine kendimi çimenlerin üzerine bıraktım. Başlayacaktım böyle eğitime.

"Dinlendiysen devam edelim yengeciğim."

"Senin amacın beni öldürmek mi? İlk günden böyle yüklenilir mi? Bir insana." Dedim.

"Yalnızca altı tur koştuk. Bunu on tur yapmalıyız."

"Kusura bakma Aytaç bey. Bu gün beni hiç bir güç koşmaya devam ettiremez" dedim. Öfkeleniyordum artık bu Aytaç'a. Gücüm yetseydi şimdi bir güzel döverdim onu.

"Tamam bu günlük koşu yeter" deyince şaşırmıştım. Demek halime acıyıp bitiriyordu.

"Şimdi birazda kum torbası dövelim." Bu kadar çabuk pes edeceği konusunda yanılmışım. Elimden tutup beni kaldırdığında yine başlangıç noktamıza dönmüştük.

Bu sefer Cem ve Sibel koşuyorlardı. Bende karşımdaki kum torasına vurup duruyordum. Ben böyle güçleneceğimi hiç sanmıyordum. Çünkü yorgunluktan geberiyordum.

Tam iki saattir çalışıyorduk. Sonunda Aytaç, "bu günlük yeter" dediğinde kendimi yine çimlerin üzerine bıraktım. Sibel'de yanıma atmıştı kendisini. İkimizde saç baş dağınık, ter içinde perişan görünüyorduk.

Başımı ona çevirerek, "ne durumdasın?" Dedim.

"B..k. gibi" dedi.

"Ya sen."

"Aynı ondan" dedim. İkimizde kıkırdayarak güldük.

******

Eve girdiğimizde Aylin annem halimizi görünce afallamıştı. Bu kadarını oda beklemiyordu. Ayakta zor duruyorduk. Konuşacak halimiz olmadığından hemen odalarımıza geçmiştik. Önce sicak bir duş alıp, rahat bir şeyler üzerime geçirip hemen kendimi yatağıma attım. Saçımı ne taramış nede kurutmuştum başıma sardığım havlu ile uykuya geçmiştim.

Kaç saat uyudum bilmiyorum kapımın çalması ile gözlerim açıldı.

"Gel" dedim. Başımı yastığımdan kaldırıp içeri giren Gülperi ablaya baktım.

"Ceyda, kızım nasıl oldun kaç saattir uyuyorsun. Seni merek ettim. Birde yemek hazır gelde birşeyler ye. Sabahtan beri birşeyler yemedin."

"Çok yoruldum bugün Gülperi abla. Resmen nanımı çıkardı o Aytaç. Ben hayatımda bu kadar yorumladım ya. Aslında bunların hepsi o kocam olacak herifin suçu. Hiç insan karısına bunu yapar mı?" Diye söylenince ben, Gül abla halime gülüyordu.

"Hepsi senin iyiliğin için güzel kızım. Kendini koruyabilmen için. Son zamanlarda yaşananlar ortada." Yatağımın kenarına oturmuş saçlarımı okşarken benimle konuşuyordu.

"Yoksa Sarp oğlum hiç seni incitebilirmi."

"Haklısın ama alışana kadar pertimizi çıkaracaklar" dedim yataktan kalkarken. Önce Gül ablanın yanaklarını sıkıp öptüm. Sonrada ona gülümseyerek, "üzerimi değiştirip yüzümü yıkayıp ineceğim ablacım" dedim.

Gül abla çıkınca hazırlanıp odamdan çıktım. Yemekler mis gibi kokuyordu. Masada yalnızca Aylin annem ve Aslan babam oturmuş yemek yiyordu. Bende masaya geçince ikiside gülümseyerek bana baktılar.

"Kızım nasıl oldun? Dinlenebildinmi?" Dedi Aylin annem.

"Hala her yerim çok ağrıyor. Sanki üzerimden tır geçmiş anne" suratımı büzmüş naz yapar gibi konuşmuştum. Bu Sibel neden hala yemeğe inmemişti?

Aslan babamın gülümseyen suratı değişerek, "Sarp ne yapmaya çalışıyor bilemiyorum. Şu kızımın haline bak? Tamam, biraz savunma hareketleri öğretirsin ama bu kadar ağır çalıştırmaya ne gerek var. Sibel'de demek çok kötü ki odasından çıkamadı."

"Aç nasıl duracak. En son Sabah yemişti benim gibi" dedim.

"Yemeğini odasına istedi kızım, orada yiyip tekrar uyuyacakmış" dedi Aylin annem.

Bak sen akıllı görümceciğime. Yemeğini ayağına istemiş. Tabi kız işini biliyor. O sanki Ceyda" mı ayıp olmasın diye sofraya gelsindi.

Çok acıkmama rağmen yorgunluktan fazla yemek yiyememiştim. Masadan kalkınca birer yorgunluk kahvesi içmiştik. Fazla yorgunluğuma iyi gelmediği için biraz muhabbetten sonra tekrar odama geçip uyumuştum.

Yanağımda gezinen parmaklarla içime bir ürperti girdi. Aniden gözlerimi açtım. Sarp ile göz göze geldik. Yatağa uzanmış bir eli yanağımda diğer eli saçımda geziniyordu.

"Korkuttummu güzelim?" Dedi tedirgin surat ifadesiyle.

"Emin ol bu korkum bu gün yaşadıklarımın yanında devede diken kalır sevgili kocacığım" dedim. Sitem ederek.

"Güzelim biliyorum bu gün çok yorulmuşsun hepsinden haberim var."

"Çok yorulmak da ne demek. Resmen ölüyordum yorgunluktan."

"Yarın Aytaç ile konuşurum fazla yormasın sizi" dedi derin bir iç çekerek.

"Hepsi senin iyiliğin için güzelim. Sende Sibel'de birşeyler öğrenmeniz gerekiyor. Umarım bundan sonra bir daha tatsız bir olay yaşamayız. Her türlü ihtimali düşünmeliyiz güzelim."

"Sende haklısın ama ben her gün böyle yorulursam nasıl güçleneceğim? Hiç birşeyde öğrenemem zaten" dedim.

Tatlı tatlı gülümseyerek baktı.

"Vücudun ham. Spora alışkın değilsin. Bu nedenle çok yoruldun güzelim. Günden güne alışacak biraz sabırlı ol" diyerek iyice sokuldu bana. Beni kollarının arasına alarak, sırtımı sıvazladı.

"Bu öğrendiğim hareketler bir işe yarayacak mı?" Dedim.

"Evet" dedi. "Yarayacak. Sana masaj yapayım mı?"

"Olabilir. Bu gün sana çok kızdım. Ve arkandan çok laf söyledim" dedim.

"O zaman güzel bir masajla affetirebilirim kendimi" dedi.

"Olabilir"

******

Sabahın sekizinde yine ayaktaydık. Sibel hanım dün geceye kadar uyumuş, gecedende sabaha kadar hiç uyanmamıştı. Yinede onu uyandırabilmek için çok uğraşmıştık. Aylin annemle.

Bahçenin ağaçlarla kaplı bölümüne resmen poligon ayarlanmıştı. Hedef tahtası, sırayla dizilmiş şişeler. Demekki silah kullanmayı öğreteceklerdi.

Ben hala Sarp'ın silahını görünce ürperiyorum. Ben kim silah kullanmak kim.

Sibel yine Cem'in yanına geçerker, ben yine soğuk herif Aytaç ile çalışacaktım.

Önce bana bakıp, "bu gün seni fazla yormayacağım Ceyda, Sarp bana güzel bir azar çekti. Yalnızca atış yapacaksın."

"Evet senin yüzünden pertim çıktı. Ölüyordum yorgunluktan. Merhametsizsin sen. Soğuk, odunun tekisin. Böyle gidersen evde kalacaksın zaten." Ağzını açmış beni dinliyordu.

"İlk günden biraz fazla çalıştırmış olabilirim. Bu merhametsiz olduğum anlamına gelmez. Diğer söylediğin konuda, daha öyle bir kız çıkmadı karşıma" dedi surat yaparak.

Bu haline bakınca gülme isteğimi tutamadım. Anlaşılan evde kaldığı konusunda benimle aynı düşünüyordu.

Aytaç önce silahı tanıtıp, atış yaparken nasıl durmam gerektiği hakkında kısa bir konuşma yaptı. Ben hala silahı nasıl tutacağım onu düşünüyordum.

Ne kadar çabalasamda bir türlü hedef tahtasını tutturamıyordum. Olmuyordu işte. Sıra dizilmiş şişelere geldiğinde,

"bir kere bile hedefi vuramadım şişeleri mi vuracağım?" Diye çıkışmıştım Aytaç'a. Sinirlerim bozulmuştu. Ama Aytaç sabırla, "yaparsın, yeterki kararlı ol, ve hisset" demişti. Sabırla öğrenmem için uğraşıyordu.

Bir ara Sibel ne durumda diye ona döndüğümde gözlerim sonuna kadar açılmıştı. Bu nasıl olur ya Sibel yanyana dizilmiş altı şişenin ikisini vurmuştu. Ben onu izlerken bir şişe daha Sibel'in mermisinden nasibini almıştı.

Hala kocaman açılmış gözlerimle Aytaç'a döndüğümde sırıtarak beni izliyordu.

"Bu nasıl olur?" Dedim.

"Kız hırslandı demekki. En iyi olmak istiyor. Sen hemen pes etme, çabala. Hedefe odaklan. Hisset. Sende başaracaksın."

Dayanamayarak tekrar döndüm Sibel'e. Karşısında kırılmamış bir şişe kalmıştı. Acaba bendemi bir anormallik vardı. Bir saattir hiç isabet ettirememiştim. Sibel yapıyorsa bende yapardım.

Önce sakin bir şekilde nefes alıp verdim. Gayet sakin olup kendimi hedefe kilitleyecektim. Birkaç denemeden sonra şişenin birini tutturabilmiştim. Gözlerime inanamıyordum. Vurabilmiştim.

"Vurdum. Aytaç görüyormusun başardım" diye bağırdım.

Aytaç gülümseyerek, "yaparsın demiştim sana" dedi. "Aynı azimle göreyim seni."

Çok mutlu olmuştum. Bu bende daha çok hırs yaptı. Bir süre denemeden sonra bir şişeye daha isabet ettirmiştim. Sevinçten zıplayınca Aytaç beni durdurmuş, "sevineyim derken beni vuracaksın" demişti. Çalışmamızı bıraktığımız da hemen Sibel'in yanına ilerlemeye başladım.

Bana bu kadar iyi nişan almanın yolunu öğretebilirdi.

"Muhteşemsin sevgili görümceciğim. Sen bütün şişeleri patlatırken ben sadece ikisini tutturabildim. Anlaşılan senin eğitmenin daha başarılı" dedim Cem'e bakarken.

Cem sırıtarak yanıma geldi.

"Aynen öyleyim yengeciğim. Senin eğitmen biraz pasif kalıyor" dedi.

Sibel Cem'in omzuna vururken, "sen bu kendini beğenmişe bakma yengeciğim ben zaten silah kullanmayı biliyorum" dedi.

"İlk çalışmada çok iyiydin. İnan bana ben iki hedef tutturana kadar günlerce çalışmak zorunda kalmıştım.

Kaşlarımı kaldırarak Aytaça döndüm.

"Bana senin için kız hırslandı. En iyi olmak istiyor dedi. Silah kullanmayı bildiğini söylemedi" dedim.

Aytaç teslim olur gibi ellerini yukarı kaldırdı.

"Öyle demeseydim belki başaramayacaktın" dedi. Haklıydı.

************

Haftalardır eğitime devam ediyorduk. Bence artık öğrendiklerim benim için yeterliydi ama Sarp daha iyi olmamı istiyordu. Bu kadarına ne gerek vardı bilemiyorum. Peşimizdeki adamlardan da artık hiç bir ses yoktu. Demekki bizimle uğraşmaktan vazgeçmişlerdi.

Canım arkadaşım Kaya ve Sibel'in düğününe çok az kalmıştı. Hepimiz çok mutlu ve heyecanlıydık. Evde hazırlıklar başlamıştı bile. Düğünü Kaya'nın büyük evinin bahçesinde yapacaktık.

Güvenlik gereği davetli sayısı en aza indirilmişti. Ve Kaya'nın evi her taraftan sıkı bir şekilde korunacaktı. Düğün alışverişlerinde bile koca bir güvenlik ordusuyla gezmiştik. Sarp sorunsuz bir şekilde bu düğünü atlatabilmek için elinden geleni yapıyordu.

Bu akşam ise, Sarp'ın isteğiyle arkadaşlarımız ile toplanmıştırk. Abim ve arkadaşlarımı davet etmiştik. Sarp'ın çok arkadaşı olmasına rağmen başka kimseyi çağırmak istememişti.

Bahçeye büyük bir masa konulmuş, bir kaç adam mangalla uğraşırken kimiside rakıları servis ediyordu. Ben abimin yanına geçip otururken, Sarp'ta diğer tarafıma oturmuştu. Herkesin keyfi yerindeydi. Eh benimde bu gece biraz içmemde sakınca yoktu herhalde.

Abim elini boynuma atarken bende sıkıca beline sarıldım. Onu çok seviyordum. Küçükken hep bir abim olmasını istemiştim. Benden başkasını sevmesin, beni her zaman korusun, bazende kavga edelim isterdim. Meğer benim zaten bir abim varmış. Onu benden aldılar. Bir arada geçireceğimiz çocukluğumuzu, kardeşliğimizi, bağımızı, kavgamızı bizden almışlar hiç acımadan. İnsafsızca.

"Güzelim iyimisin?" Dedi abim çenemi tutarak göğsündeki başımı kaldırıp gözlerime baktı.

"Gözlerin dolmuş yoksa ağlıyormusun?"

Gülümsemeye çalışarak, "iyiyim abiciğim" dedim.

"Yalnızca biraz duygulandım." Ondan hiçbir şeyi saklamak istemiyordum.

"Neden duygulandın güzelim? Biri sana birşey mi söyledi? Yoksa Sarp mı canını sıktı." Hemen telaşlanmıştı. Sarp'a bakarak söyleneceği anda onu durdurdum.

"Dur abi. Öyle birşey değil" dedim.

"Bir an eski yaşananlar ve senin varlığını bilmeden yaşadığım yirmi yılım aklıma geldi. Duygulanmamın sebebi bunlardı."

Onunda gözleri doldu bir anda. Sıkıca sarıldı bana.

"Canım kardeşim seni daha önce bulamadığım için çok özür dilerim" dedi.

"Senin bu olanlarda bir suçun yok abi."

Saçlarımı kokumu içine çekerek öptü.

"Annemin işlediği suçlar için, bu yaptıklarını farkedemediğim için, bizsiz geçirdiğin her an için çok özür dilerim prensesim."

"Abi" dedim. Soracağım soru için ne tepki vereceğini bilemiyordum. Ama sormak istiyordum. Oda annesinden ayrılarak zor zamanlar geçirdi.

"Senin yaşadığında kolay şeyler değil. Üzülmeni istemiyorum. Sonuçta o senin annen. Onunla hiç konuştun mu? Dedim.

"Sürekli arıyor ama konuşmak içimden gelmiyor."

"Yurt dışında olduğunu duymuştum. Hangi ülkede olduğunu biliyormusun?" Dediğimde önce bir kaç saniye duraksdı.

Sonra tekrar sarılarak, "sen canını sıkma güzelim. Bunları düşünme" dedi.

"Hop noluyor size? Abi kardeş birbirinizi çok özlediniz galiba" dedi Sarp. İyice dibime kadar sokulmuş, beni tutarak kendine çekti.

"Tabi bir aydır kızı iştimaya sokarsan görüşemeyiz, hasret kalırız abi kardeş. Kardeşimi çok yormuyormusun sence?"

"Hepsi onun iyiliği için. Bak şimdiden çok güçlü oldu benim karıcığım" dedi.

Aytaç'ın sesiyle hepimz ona döndük. "Erdem patlat bir türkü" dedi. Erdem türküsünü söylerken, onu dinliyor bir yandanda rakı eşliğinde yemeklerimizi yiyorduk.

Erdem'in türküsü bitince hepimiz onu alkışlamaya başladık.

Aslı, "Ceyda'nın da sesi çok güzeldir" deyince Elif ve Yasemin'de onu onaylamıştı.

Kaya, "evet sesi çok güzeldir benim kardeşimin. Çoktandır o güzel sesini duymadım. Hadi patlat bir şarkı" dediğinde gülerek karşılık verdim ona.

"Bu özelliğini neden benden sakladın karıcığım" dedi Sarp gözlerime bakarak.

Gözlerimi yakışıklı kocamdan ayırmadan aklıma gelen ilk parçayı söylemeye başladım.

Öyle güzel bakıyordu ki. Sanki sadece ikimiz vardık. O, ve ben.

Umarım bölümü beğenerek okumuşsunuzdur

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere

Hoşça Kalın💜

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.