İçeriğe geç

Esir

Bölüm 6 · 11 dk okuma

Esir

Bölüm 6

6.Bölüm

İyi okumalar...

"Sen burada ne arıyorsun?"

Dişlerini sıkarak biraz önce bırakması için çırpındığım bedenime yeniden yaklaştı.

"Ben seni arıyordum, sen ise belanı."

Aramızda ki mesafe yüzünden gözlerine bakmak zor oluyordu, boynum acıyordu.

"Seni aramıyordum."

Kaşları daha çok çatıldı.

"Kendine nasıl zarar verirsin?"

Bağırdığından ondan iki adım uzaklaştım, çenesi öfkeden seğiriyordu.

"Kendime zarar vermedim."

İki kolumdan hızla tutarak aramızda ki o boşluğu sıfıra indirdiğinde kollarımdan sarstı.

"O zaman bunlar ne!?"

Kriz anında ne yaptığımı bilmiyordum, kolumda ki o çizikler bu yüzdendi.

"Hatırlamıyorum."

"Aptalsın sen, tam bir aptal!"

Kollarından kurtulmaya çalıştım ama bırakmadı.

"Sensin aptal!"

"O dilini keserim."

Öyle bir ifadeyle söyledi ki bu sözleri, tenim ürperdi. Birazdan bunu yapacakmış gibi bakıyordu.

"Kesemezsin."

Gözlerim dolduğundan sesim de titremişti. Sinirlendiğimde böyle olmaktan nefret ediyorum, ne diye karşımdakini ağlatmak varken kendim ağlıyorum!

"Sabrımı fazla zorluyorsun."

Yüzüme biraz daha yaklaştı.

"Ve ben hiç sabırlı bir insan değilim."

İnsan olduğundan şüpheliyim şahsen ben, onu yeniden ittim.

"Seni görmek istemiyorum."

Dudaklarının arasından sert bir soluk aldı.

"Ama göreceksin."

Kolumdan tutarak beni sürüklemeye başladığında tüm gücümle ona karşı koymaya çalışıyor, kendimi çekiyordum. Bir şey yapacağı düşüncesi tüm bedenimi titretmeye yetmişti, deli gibi korkuyordum. Bana bir şey yaparsa sesimi duyacak hiç kimse yoktu, çünkü sessizliği sevdiğimden insanların pek tercihi olmayan bu ormanı tercih ediyordum. Bir daha bu ormana değil girmek, yanından bile geçmeyecektim. Babam haklıydı, insanların olduğu bir yerde koşmak neyime yetmiyordu?

"Bana ne yapacaksın?"

Sesim ağlamaklı çıktığından o gözlere gerek kalmadan kendi kendimi öldürmek istemiştim. Neden duygularımı asla gizleyemiyordum ben?

"Bana bir şey yaparsan polise giderim, duydun mu beni?"

Arabama ulaşmıştık. Ne kadar uzaklaştığımı bir türlü bitmeyen yolu gelirken fark ettim. Kapıyı açarak beni şoför koltuğuna adeta fırlattığında ifadesi karşısında sertçe yutkundum. Bu kadar kötü bakmasını gerektirecek şey sözlerimdi ama onu tanımıyordum bile, güvenmemi beklemiyordu değil mi?

"Eve git."

Bir şey söylememe fırsat vermeden kapıyı suratıma kapattı. Arabadan yükselen sesin ardından Ateş gerim gerim gerilen bedenini arabanın çevresinde gezdirip diğer tarafa gitti, yan tarafıma bineceğini düşünsem de o varlığını daha yeni fark ettiğim arabaya hızla binmişti. Araba son süratle gözden kaybolduğunda arkasından bakıyordum, kalbim hala deli gibi çarpıyordu. Başımı direksiyona gömüp soluklandım, sakinleşmeye ihtiyacım vardı. Çığlık atarak avuç içimi direksiyona geçirdim, o adamdan nefret ediyorum!

Ateş'ten nefret ediyorum!

<•

"Bu olanlar şaka gibi geliyor."

Azra'yı onayladım. Dersten sonra kantine inmiş karşılıklı kahve içiyorduk.

"Kabus."

Bu sefer beni onaylayan oydu.

"Her şeye rağmen bunların geçeceğini düşünüyorum, kurtulacaksın o magandadan."

Derin bir nefes alarak yeşil gözlerine baktım.

"Umarım kurtulurum."

Azra bu gülmeyen yüzüme pek şahit olmadığından neler söyleyeceğini düşünüyordu. Onunlayken her dakika kahkaha atarken bir iki günde gülmeyi doğru düzgün bırak konuşmuyorduk bile.

"Mutsuz olmana alışkın değilim."

İtirafına karşın gülümsedim. Ağlasam da hemen sonrasında gülen biriydim ama günlerdir yüzüm gülmüyordu.

"Komik bir şeyler anlatta güleyim."

Keşke bunu daha önce söylemiş olsaydım, herkesin ortasında gülmeye başladığımda Azra da gülüyordu. Gülmem ağlamaya dönüşecek diye korkuyordum, gözümden bir yaş düşmüştü. Azra susarak konuyu başka yöne çekti ve yine dolan gözlerimin akmamasını sağladı.

"Ders başlamıştır, hadi gidelim."

Koluma girip yürümeye başladı. Ateş ile olan sabahki olayımızı anlattığımda Azra Ateş'e dakikalarca sövmüştü. Bulduğu komik terimler beni o haldeyken bile güldürdü. Dersten çıktığım da beraber eve gelmiştik, annesi evde olmadığından bizde kalmasını teklif etmiştim. O ise bunu seve seve kabul etti. Arabaya bindiğimde yüzümde ki tebessüm soldu, o önde ben arkada evin bahçesine girdiğimiz de korumalar tarafından kapımız açılmıştı. Bakışlarım bahçıvanımız Mustafa amcayı aradı bir süre ama ondan her hangi bir iz yoktu. Uzun zamandır onu görmediğimi de o an fark ettim, kendi hayatımda olanlar diğer her şeyi geriye atmaya yetmişti.

"Sıkıldım ben."

Bacaklarıma başını koyarak tüm nefesini oflayarak veren Azra'ya dikkatimi verdim.

"Ben de çok sıkıldım."

"Film mi izlesek."

İzlesek bile bu kafayla hiçbir şey anlamayacağımdan iki kaşımı aynı an da kaldırıp indirdim. Bu hayır demekti.

"Hiçbir şey düşünmemek istiyorum."

"Beynini alalım diycem de yok ki."

Elimin altında ki saçını çekiştirdim.

"Aahh! Arya bırak saçlarımı!"

Bırakıp geriye yaslandım. Bacağıma çimdik atmakla yetindi. Yaslandığım yerden sırtımı çektim ve yeniden Azra'ya baktım.

"Evden mi kaçsak?"

Bana bir aptalmışım gibi baktı.

"Sen mal mısın kızım?"

"Niye ya?"

Alnıma vurdu.

"Korumaları ve o dağ ayısı kılıklı adamı nasıl atlatacağız?"

Dağ ayısı Ateş'ti sanırım.

"Kızım gerçek anlamda kaçmak değil, birkaç saat dışarıya çıkıp geri döneriz. Ruhları duymaz, hem biz hep kaçarız."

Azra ile birlikte canımız her sıkıldığında veya kaçmaya ihtiyaç duyduğumuz da bir an da ortadan kayboluyorduk. Bu bazen günler sürüyordu ama şimdi sadece birkaç saat ikimize de yeterdi, Azra kararsız görünüyordu.

"Onunla Cengiz'i O halde gördükten sonra her şeyi yapacağını düşünüyorum, ya bir şey yaparsa?"

Duraksadım, haklıydı. Kolumu okşadı.

"Azra onu düşünmek bile beni boğuyor."

"Madem bu kadar istiyorsun, güzel bir planla gidip geliriz hemen."

Heveslisi gibi başımı salladım. Onu ikna etmem zor olmamıştı, Ateş istediği gibi beni elinde tuttuğunu düşünebilirdi ama ben onun istediklerini yapmayacaktım. Uslu bir kız olduğumu düşünüyorsa fena yanılıyordu.

"Sen şunları giy, ben de bunları giyeceğim."

Sık sık birbirimizde kaldığımız için eşyalarımızın çoğunu yan yana bırakmıştık. Kalbim şimdiden hızlanmaya başlamıştı, elime yüzüme bulaştırmaktan korkmuyor değildim. Neden böyle bir işe karıştığımı da bilmiyorum ama bu durumun içinde piyonmuş gibi durmaktan sıkılmıştım. Siyah bir jean, göbeğimi açıkta bırakan mavi bir bluz giydiğimde Azra; kot bir pantolon, beyaz bir tişört giymişti. Daha önceden konuşurken yaptığımız üç saatlik bir ses kaydını çalışır hale getirerek aşağıya indim. Babam ve amcam eve hala gelmemişti, Cengiz zaten yoktu. Sema teyze her zaman ki gibi mutfaktaydı.

"Sema teyze biz gelirken atıştırdık, babamlar gelirse bizi rahatsız etmemelerini söyle."

"Tamam kuzum."

Tekrar yukarıya hızla çıktım. Ses kaydını çalışır hale getirdikten sonra spor salonuna önlü arkalı yavaşça girmiştik, tek şansımın yaver gittiği konu ise o yönde hiçbir korumanın olmamasıydı. Yine de gidip geldiklerinden dikkatliydik, Azra sıkıca elimi tutmuştu. Her kaçtığımız da heyecanlanmadan edemiyordum ama bu diğerlerinden farklıydı. Karşı evin bahçesine girdikten sonra Azra'yı önümde yürüterek arkama bakıp duruyordum.

"Orada durun!"

Birer suçlu misali kollarımızı yukarı doğru kaldırarak korku içinde o sesin dediğini yaptık. Sırtımda ki çıplaklığa temas eden soğuk metalle gözlerim kocaman açıldı, biri silahını belime yerleştirmişti.

"Bana doğru dönün."

Yutkunarak dediğini yaptım. Yavaşça önüme döndüğümde uzun ve ismini bilmediğim silahını doğrultan o kişi korumalara pek benzemiyordu, rahat bir nefes soludum.

"Siz iki yaramaz yine evden mi kaçıyorsunuz?"

Yan evin bahçıvanı Mahmut beyi gördüğünde Afra öfkelendiğinden ona doğru gitmek için yanımdan uzaklaştığında kolundan tutarak engel oldum.

"Bırak ya hep böyle yapıyor!"

Bizi sürekli yakalardı ve böyle korkuttuğundan Azra ondan nefret ediyordu. Benim de pek sevdiğim söylenemez.

"Bir sorun mu var küçük hanım?"

"Hayır yok."

Afra onun duymasını umursamadan sesini yükseltti. Diğer tarafın duymaması için de her zamankinden kısık çıkmıştı sesi.

"Sensin küçük hanım!"

Mahmut denen adam omuz silkerek pis bir sırıtmayla avuç içini bana doğru uzattı. Ne istediğini anlamıştım, cüzdanımdan iki yüz lira çıkartıp ona uzattım. Tam alacakken geri çektim, gülümseyen yüzü düştü.

"Bizi gördüğünü kimseye söylemeyeceksin."

Başını hızla sallamakla yetindi, parayı ellerimden çekerek ona odaklandı.

"Duydun mu beni?"

Kaşlarını çatarak çevresine kısa bir bakış attı ve sonra bunu bir tur çevresinde dönerek yaptı. Bir şey arıyormuş gibiydi.

"Otuzuma yeni bastım ama şimdiden garip garip sesler duyuyorum."

Gülmekle gülmemek arasında kaldığımda Azra kolumdan çekiştirdi.

"Şu paragöze sürekli para kaptırmaktan bıktım."

Arkama doğru bir bakış attım, Mahmut hala elinde ki paraya çocuğuymuş gibi bakıyordu.

"Profesyonel adamlara yakalanmayıp bu adama yakalanmış olmamız cidden komik."

Sinirimiz bozulduğundan gülüyorduk, siteden çıktığımızdan rahattık. Yirmi dakika sürmeden sahile geldiğimiz de zamanımızı orada bulunan köftecide köfte ekmek yiyerek harcamıştık. Sonrasında adımlarım o ağacın önünde durdu, gülümsedim ama acı doluydu.

"Hala unutamadın değil mi?"

Azra'nın da bakışları benim gibi ağaçtaydı. İlk sevgilimle isimlerimizi kazıdığımız o ağacı benim gibi çok iyi biliyordu, o isim ilk aşkımın ismiydi.

Mert ~ Arya

Mert'i lisenin ilk günü gördükten sonra ona karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştım. Sonra kendi içimde o duyguya aşk dedim, karşılıksız olmadığı için hiç olmadığım kadar mutluydum. Bazen keşke karşılıksız kalsaydı diye düşünmeden edemiyordum, o yine öylesine tartıştığımız bir kavgamızdan sonra gelip gönlümü alır diye beklemiştim. Lakin o beni aldatmayı seçmişti, unutamadığım doğruydu ama hala sevip sevmediğimden emin değilim. Onun ben de ki yeri farklıydı, aldattıktan sonra 'ayrıldığımızı' söyleyerek bahane sunmuştu. Düzenli bir ilişkimiz yoktu aslında, sürekli ayrılıp barışıyorduk ama birlikteydik işte. Ben sırf onun yüzünden ailemi karşıma alarak, kabul etmedikleri halde onunla sevgili olmuştum. Babamlar üstüme titrerdi ve hiçbiri onu sevmemişti ama benim için susmuşlardı.

"Bir önemi yok ki başkasıyla evleniyorum, unutmamış olsam bile unutacağım."

Her ne kadar o adamla istemediğim bir evlilik yapıyor olsam da bunu ne onun için değil kendim için yapacaktım. Böyle bir ihaneti kendime yakıştırmıyordum, ihanet asla affetmeyeceğim bir şeydi. Başkasına yapamazdım.

"Neden seninle evlenmeyi istiyor ki?"

Ağacın üstünü evden çıkmadan önce yanıma aldığım çakıyla karaladım. Çakı saniyeler içinde isimleri okunmaz hale getirdi, Cengiz'in en sevdiği bıçağıydı. O an bile aşırı aptalca gelen bu isim yazma olayını sırf o çok istediği için kazımıştık, aptalca değil çok aptalcaydı.

"Bilmiyorum ama sanırım canı oyun oynamak istiyor."

Ya da saçma bir planın peşindeydi. Ateş'i tanımıyordum ama bulduğum nedenler bunlardı.

"Aşırı gıcık kapıyorum şu adama."

"Bir de sevseydin?"

Koluma vurdu.

"Bir de dövseydin."

Güldüğümüz de o ağacı çoktan arkamızda kalmıştı, geride bıraktığım sadece ağaç değildi.

"Evde de sıkılıyorduk, burada da sıkılıyoruz. Şaka mı?"

Sessizce kıkırdadım. O sıkılsa da ben onun aksine iyi hissediyordum, ne yapacağımı, nasıl bir yol izleyeceğimi düşünmüştüm. Düşüncelerim beni bir yola çıkardığında mantıklı bulmuş, bunu kabullenmiştim.

"Hasta sonu alışverişe mi gideceğiz?"

Kararan gökyüzünün ardından sokak lambaları yanmaya başlamıştı.

"Niye ki?"

Azra gözlerini yüzüme dikti.

"B 12 eksikliği falan değil bu, beyin eksikliği."

Hatırlamadığım alışveriş nedenimiz konusunda kısa bir an düşündüm ve aklıma bir şimşek misali o detay takıldı. Gökyüzü kararmıştı ve biz o minumum dört saati çoktan geride bırakmıştık. Dehşetle açılan gözlerim Azra ile buluştu.

"Bana diyene bak! Eve gitmeyi unuttuk!"

Bazen iki gerizekalı olarak bu yaşa kadar nasıl gelmiştik şaşırıyordum.

"Kızım biz sekiz saat ne yaptık?"

O kadar olmuş muydu cidden?

"Hatırlamıyorum."

Göz devirdi. Yoldan geçen bir takside yarım saat daha gitmişti, yan bahçeden gideceğimiz de bu sefer Mahmut denen adamla karşılaşmadığımızdan Azra zafer kazandığımızı düşünüyordu.

"Kim bilir gene kimi soyuyordur."

Gülmek istedim ama aklım evdeydi. Azra'nın gerginliğimin gitmesi için uğraştığını biliyordum, saatlerdir ortalıkta yoktum ama ne benim telefonum da ne de onun telefonunda tek bir arama olmadığından gereksiz bir umuda kapılmıştık. Kazasız belasız evin içine de girmiştik, odamın kapısı bıraktığımız gibi kilitliydi.

"Bir an cidden ödüm kopacak sandım."

Merdivenlerin başına giderek bakışlarımı salonda ve mutfağın kapısında gezdirdim. Her hangi bir hareket yoktu, derin bir nefes aldım. Kalbim güm güm çarpmaya bir süre için devam etti. Elimi kalbimin üstüne yerleştirerek Azra'ya döndüm.

"Yokluğumuzu kimse fark etmemiş."

Kolunu 'yes be' diyerek boşluğa savurduğunda gülümsedim. Tüm o korku yerini rahatlığa bırakmıştı, bir an için eve geldiğim de Ateş'in burada terör estirdiğini göreceğim diye nefesim kesilmişti. Onları kurtaracakken tamamen kaybetmekten ölesiye korkmuştum.

"Açsana şu kapıyı, biri görecek."

Ellerim titrediğinden cebimden anahtarı çıkarıp avuçlarının arasına attım. Havada yakalayıp sırıtarak kapıya döndü, kapı açıldığında odamın karanlığı beni sevindirmişti. Içeriye girdikten sonra kapıyı arkamdan yavaşça kapattım, Azra yatağa sırt üstü kendini attı. Yanına uzanarak karanlığın içinde ikimizin soluklarının yankısını dinlemeye başladım.

"Cık, cık, cık."

Sakinleşmeye başlayan kalbim duracakmış gibi kasıldım. Azra kolumu sıkıca tuttuğunda korkum ikiye katlanmıştı, o sesi zihnimin uydurduğunu kabullenmeye razıydım.

"Çık dışarı."

Derin bir nefes aldım. Bu sözleri söyledikten hemen sonra o karanlık yerini aydınlığa bıraktı, gözlerime nüfuz eden ışıklardan korunmak adına kirpiklerimi birbirine yaklaştırdım. Ateş'in siyah irisleri kıstığım kahve gözlerimin altında gördüğüm ilk şey oldu, ifadesizdi ve bir o kadar da korkutucu. Uzandığım yataktan kalktım, başımı dik tuttum.

"Ne işin var odamda?"

"Azra, çık dışarı."

Bakışlarımı Azra'ya çevirdim ve ona gitmesini işaret ettim. Ateş'in hakkında elde ettiğim tek bilgi buydu, kimseyi aramızda ki soruna katmıyordu. Azra onun sözlerinin aksine beni dinleyerek yanımdan kalkıp gitti. Arkasından kapattığı kapıya bakmayı bıraktım, göz göze geldik.

"Odamda ne işin-"

"Kaçmakla eline ne geçti?"

Tek kaşımı kaldırıp kendimi ve odamı gösterdim.

"Gördüğün gibi kaçmadım."

"Bu evden görünmeden gideceğini mi sandın?"

Sakinliği öfkemi daha çok arttırıyordu, bakışları keskin ve sertken sesi sakindi. Bunu nasıl başarıyordu bilmiyorum aşırı sinir bozucuydu.

"Evden çıkarken senden izin mi almam gerek?"

Yatağımla aramda olan o mesafeyi adımlarıyla sıfıra indirdi, önümde durdu.

"Haber vermen gerek, nişanlınım hatırlarsan."

"Yine de bu çok saçma, her yaptığımı da anlatmamı ister misin?"

Dalga geçiyordum ve o bakışlar biraz daha harlanıyordu.

"Bunu zaten yapacaksın."

"Bo-"

Üstüme eğildi. Yüzlerimizin arasında ki mesafe milimlere indi ve ben nefes almayı bıraktım. Bu hareketi karşısında ne diyeceğimi de unutmuştum.

"Eğer bir daha böyle bir kaçamak yaparsan, evde istemediğin manzaralarla karşılaşırsın."

Nefes almayı tamamen bırakmıştım. Donupkalan bedenim ne demeye çalıştığını anlamıştı, düşündüğüm gibiydi işte. Aileme zarar vereceğini ima etmişti.

"Sen-"

Parmağı sözlerimi dudaklarımın arkasına sakladı.

"Bana bir daha hakaret edersen sana ceza veririm."

Hakaret edeceğimi nasıl anlamıştı? Alt dudağımı parmağıyla araladığında alamadığım o nefesi o küçük boşluktan içime çektim. Nefesimi öyle bir tutmuştum ki gözlerimin önünde küçük noktalar uçuşuyordu.

"Kendine zarar vermeyi bırak."

Yüzümü geriye çektim, bununla yetinmemiş elimle göğsüne baskı yaparak ittim.

"Çık odamdan."

Onu itmemi umursamadı. Ellerini yüzüme çıkartarak gözlerine bakmamı sağladı. O gözlerde ki ifadesizliğin yerinde yeller esiyordu, bir eli yüzümden elime gitti. Soğuk parmakları parmağımı tuttuğunda yüzüğün parlaklığı gözlerime çarptı. Bu sabah uyandığımda gece çıkarıp nereye attığımı bilmediğim o yüzük yine yerine yerleşmişti. Varlığı tenimi yeniden rahatsız etmeye başladı, elimi ellerinin arasından kurtarmaya çalıştım. Bırakmadı ve bana biraz daha yaklaştı.

"Bu yüzük buradan çıkmayacak! Çıkarsa demeyeceğim Arya, çıkmayacak duydun mu!?"

🖤

Diyecek bisi bulamadım, sizin varsa söyleyin..

Sizi seviyorum..

Bölüm sonu

1 yorum