İçeriğe geç

Esir

Bölüm 25 · 13 dk okuma

Esir

Bölüm 25

22.Bölüm

İyi okumalar...

Denizin karanlık sularına dalmışken, belime bir kol sarıldı. Bakışlarımı denizden çekerek yanıma döndüm, denizin karanlığına benzeyen irisleri yüzümden bir saniye olsun ayrılmıyordu. Evde olanları unutmuş gibi bir hali yoktu ama ikimizde etrafımızda ki insanlara ithafen yeni evli çift rolümüze devam ediyorduk. Yüzü yine duvardan farksızdı, duygusuzluğu tenimi yakıyordu. Ondan uzaklaşmamak zordu benim için. Derin bir nefes alarak bakışmayı kestim, müzik yüzünden beni duyamayacağı için kulağının hizasına yükseldim. Çenemin boynuna değiyor olması tamamen benim isteyerek yaptığım bir şeydi.

Geri çekilmemeye çalışır gibi bir hali vardı.

"Ne zaman döneceğiz?"

Huylandığından adem elmasının yavaşça hareketlendiğini ve kulağımın dibinde derin bir nefes aldığını işittim. Yakınlığımızdan rahatsız olarak geriye çekildiğimde gözlerini kapattığını gördüm, siyah irislerini açarak gözlerini yüzüme dikti.

"Sıkıldın mı?"

Sesini nasıl olur da bu kadar sert tutmayı başarıyordu bilmiyorum, rahatlamak adına küçük bir nefes aldım. Yaklaşık bir buçuk saattir buradaydık ve ben neredeyse her dilin konuşulduğu bu partiden fena sıkılmıştım. Bu gibi yerler bana göre değildi, aşırı kalabalıktı ve bir o kadar da samimiyetsiz sohbetler vardı. Burada tek tanıdığım kişinin Ateş olması da en kötü olanıydı, geldiğimizden birkaç kelime tek konuşmuştuk.

"Sıkıldım, zorla geldiğim bir yerde daha fazla kalmakta istemiyorum."

Ateş gözlerini çevremizde gezdirdi, bana özenle baktığı gibi bakmıyordu. Sadece öylesine bakıyordu.

"Ben de evde sıkıldığın için böyle bir yere gelmek sana iyi gelir diye kabul ettim."

Benim için iyi olan şeyi bana sormaması ne kadar da mantıklıydı?

"Bana sormayı deneyebilirdin."

İlgisiz bakışları bana döndüğünde ilgiyle izledi irislerimi, bakışlarımı kaçırmadım.

"Umrunda olur muydu?"

Küçük bir nefes daha aldim ve ona bakmayı bırakarak bize doğru yaklaşan Eric ve Teressa'ya baktım.

"Haklısın, olmazdı."

Eric Teressa'nın kolunu bırakarak Ateş'in koluna dokundu ve bir yerleri işaret etti.

"Seninle tanışmak isteyenler var dostum."

İngilizcesi akıcıydı, sesinden asalet akıyordu. Ateş gözlerini bana çevirdiği zaman ona öylesine baktım, bana niye bakıyordu ki şimdi?

"Teressa ile bekle, birkaç dakikaya geleceğim."

Kaşlarımı çattım, yanımdan ayrılma demişti bir de? Başımı sallayarak onu onayladım, konuşmadığım için bıkkın bir nefes almış ve gitmişti. Peşinden onu izlerken bir çift gözün beni izlediğini fark ettim, Teressa tatlı tatlı beni izliyordu. Gülümsemesine karşılık samimi bir tebessüm ettim. Benim gibi bizden uzaklaşan ikiliye baktı.

"Herkesin dikkatini çekiyorlar, normal de kıskanç değilimdir ama-"

Avucunu giydiği elbisenin üstünden karnına bastırdı, gözlerimi açtım sevinçle.

"O var olduğundan beri kendimi tanıyamadığım hareketler yaparken buluyorum."

Eric'e bakmayı kesip bana baktığında hala karnına bakıyordum.

"Ben adınıza çok sevindim, tebrik ederim."

Kocaman gülümseyip kollarını iki yana açtığında yanına ulaşıp uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi sarıldık.

"İlk öğrendiğim de endişelenmiştim ama onun varlığını hissettikçe Tanrıya şükrediyorum."

Benden ayrılıp karşıma geçti ve karnını okşamaya devam etti. Bakışları tekrar beni buldu.

"Yeni evlendiniz sanırım, Eric sizin hakkınızda sadece bunu söyledi."

Gülümsemem gitmesin diye uğraşıyordum.

"On gün olmak üzere."

"On gün ve on gece."

Göz kırptığında yanaklarım kızarmıştı, aramızda bir şey olmamıştı evet ama herkes olduğunu sanıyordu. Boynumu kaşıdığım da Teressa kahkaha atmıştı.

"Çok tatlısın."

"Bebeğiniz kaç aylık?"

Konuyu değiştirmeme sırıtsada bunu geçiştirmişti.

"Yedi haftalık."

Yüzünde güller açıyordu, bebeğini düşündüğünde. Gülümsemesi bir yere odaklanmış ve yavaşça solmuştu, onun baktığı yere baktığım da kalakalmıştım. Ateşin göğsünde uzun tırnaklı bir kızın eli vardı, kaşlarım hayretle havalanmıştı. İçimde bir öfke beni ele geçirmeye hazırlanırken kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Erice bir anlık baktığım da Ateşin daha iyi durumda olduğuna karar vermiştim, çünkü Erice resmen yapışmış olan bir kız vardı.

"Onlar bizim kocalarımız değil mi?"

Teressaya döndüm, öfkesini görebiliyorum. Sorusuna karşılık yüzüme baktığında yeniden onlara baktım.

"Malesef öyleler."

Teressa onlara doğru adım attığında onu engelledim.

"Hayır Teressa, kimseye zarar vermeyeceğiz."

Teressa anında dudaklarını büzdü, eliyle Eric ve kızı işaret etti.

"Ama o bana ait olana istediği gibi dokunuyor."

Bir anlığına duraksadım, Eric ona aitti evet. Peki ya Ateş bana ait miydi, hiç ama hiç öyle hissetmiyordum... Kısa bir süre sonra sırıtarak Teressaya baktım.

"Aslında benim küçük bir fikrim var."

"Ne?"

Teressanın koluna girerek geminin içerisine girdim.

"Ateş beni bulamadığı zamanlarda kafayı yer."

Teressa'nın yüzü ışıldadı.

"Eric ortalıktan kaybolmamdan nefret eder."

Fikrimin ne olduğunu anladığı için beni yönlendiren kişi o olmuştu, bu koca geminin onlara ait olduğunu öğrendiğim için bunun daha mantıklı olduğunu ben de anlamıştım. Geminin alt katlarından birine geldiğimiz de Teressa en köşede ki odaya gitmiş, beni de peşinden sürüklemişti. Yuavrlak, kocaman bir yatağın olduğu bir odaya girmiştik. Teressa koltuklardan birine oturduğunda yanına ulaşarak ben de oturdum. Teressa kahkaha attığında, yüzüne batıktan sonra dayanamamış ona eşlik etmiştim. O kadar çok gülmüştüm ki gözümden yaş gelmişti ve akan o yaştan sonra devamı da gecikmeden gelmişti. Neden ağladığımı bilmiyordum, ellerimle yüzümü kapattım. Sinirlerim harap olmuştu, kendimi tanıyamıyordum, başka birine dönüşmüştüm. Teressanın da ağladığını duyduğum da birbirimize sarılmıştık, ikimiz de gariptik kesinlikle.

"Babamın korumalarından biriydi ama o babamın meğersem düşmanıydı, ona aşık olduğum da her şey için çok geçti."

Dehşetle yüzüne baktım, gözlerini siliyordu.

"Beni ailemle tehdit ederek, evlendik."

Teressa sımsıkı ellerimi tutuyordu, ona karşılık verdim. Yüzünde aynı ifade vardı... inanamıyormuş gibi...

"Ama Eric hiç öyle birine benzemiyor."

Burnunu çekti ve onayladı beni.

"Ama Ateş kesinlikle öyle birine benziyor."

Ateş diyemediği için Ates demişti, bir katilden farkı yoktu onun. Bunu onu gören herkes kolayca anlayabilirdi.

"Peki sen ondan kaçmayı denedin mi?"

Teressa'nın Eric'e olan aşk dolu bakışlarını görmemek için kör olmak lazımdı. Burukça gülümsedi.

"Denedim ama gördüğün gibi ona aşıkken ve karnımda onun bebeği varken ondan pekte gitmek istediğimi sanmıyorum. Önceleri denemiştim ama olmadı."

Dudağını ısırdı, birazdan söyleyecekleri canını yakıyordu.

"Beni ondan kaçtığım için affetmediğini söyleyip duruyor, kendisinin bunu yaptırdığını görmeyecek kadar kör."

Elimi alnımda gezdirdim ve öfkeyle konuştum.

"Bu erkekler niye böyle?"

Gözleri yeniden doldu ve başını 'bilmiyorum' dercesine salladı. Bu iki adam bizden ne istiyordu Allah aşkına, canımızı mı ne? Eric gibi birinin böyle olmasına gerçekten şaşırmıştım, öyle biri olduğunu belli etmiyordu. Ateş'in karanlık yüzünün ve duygularının aksine. Aramızda ki farklar da bununla sınırlı değildi, Teressa onunla konuşurken rahat ve aşk doluydu ama ben Ateş'ten uzaklaşmak için an kolluyordum.

"Bu adamlar bizim hayatımızı mahvediyor ve bundan hiç çekinmiyorlar."

Bu sefer Teressa konuştu.

"Ateş sana bakarken tüm o duvar görünümü bir kenara atıyor."

Herkesin onu 'duvar' diye tanımladığına bir kez daha şahit olmuştum. Fakat asıl anlamadığım sözlerine odaklandım.

"Nasıl?"

Farkındaydım aslında. Ateş bana bakarken bambaşka birine dönüşüyordu, hiç olmadığı biri gibi görünüyordu.

"İyi adamlar sevdiği kadını diğer insanlar için feda eder ama kötü adamlar sevdiği kadınlar için dünyayı yakar, Ateş böyle biri."

Sevdiği kadın, ben Ateş'in sevdiği kadın mıydım?

"İnsan sevdiği insana böyle davranmaz Teressa."

Yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.

"Paul Geraldy der ki 'erkeğin yaratılışında sevmek yoktu, ona aşkı öğreten kadındı.' Belki de biz öyle adamlarlayızdır."

Yutkundum, sözlerine cevap veremeden ardı ardına duyduğum sesler ile gözlerim kocaman açılmıştı. Yukarı da savaş çıkmışçasına silah sesleri hiç kesilmiyor, üstüne gittikçe artmaya devam ediyordu. Kalbim dudaklarımda atarken Teressa sıkıca koluma asılmıştı. Ona odaklandım, teni bembeyaz olmuş, gözleri irileşmişti.

"Teressa sakinleş, korkmana gerek yok canım."

Onu sakinleştirmeye çalışsam da pek başarılı olduğum söylenemezdi. Ağlamaya başlayarak karnını tuttu ve içimin acımasını sağladı.

"Bebeğimi benden almaya geldiler."

Yüzünü ellerimin arasına aldım.

"Hiç kimse bebeğini senden alamaz, buna izin vermeyeceğiz."

Derin derin nefes alıp vermeye başladı, açık hedef olduğumuz için onu sıkıca tutarak koltuğun arka kısmına götürdüm. Orada görünmeyecektik, Teressa oturduktan sonra gözlerimi çevre de gezdirdim. Elime alacağım tek şey masanın üzerinde ki vazoydu. Zaman kaybetmeden onu yanıma alarak Teressanın yanina oturdum, bir gözüm ise kapıdaydı. Teressa bir elini karnına diğerini elime vermiş, sıkıca tutuyordu. Silâh seslerini ilk duyduğum da bunun bizi arayan Ateşler yüzünden olduğunu düşünsem de biraz sonra vazgeçmiştim. Çünkü karşılıklı çatışma olduğu gürültüden ve bağırışlardan belliydi. Kalbim deli gibi çarpıyordu, nefes almakta güçlük çekiyordum. Kesinlikle heyecana ve strese karşı etkisiz kalıyordum. Gemi biraz sonra büyük bir sessizliğe büründüğün de giderek daha çok korkmuştum. Ya onlardan birine bir şey olmuşsa?

Kapı gürültüyle açıldığında vazoyu sımsıkı kavrayarak göreceğim kişiye döndüm. Derin derin nefes alırken kapıda gördüğüm Ateş ve Eric bir bana bir de kucağımda ki vazoya bakıyorlardı. Bedenimde ki bütün kaslar gevşerken elimde ki vazoyu yere atarak sakinleşmeye çalıştım. Ardımda kalan Teressa büyük bir hızla Eric'in kucağına atlamış ağlamaya başlamıştı yine. Ateş'in bana doğru geldiğini gördüğüm de ağzından kaçan hıçkırıkları tutamamış ağlamaya başlamıştım. Ateş beni kendine çektiğinde başımı göğsüne yaslayarak içli içli ağladım.

"Korkmaktan nefret ediyorum."

Beni birazcık uzaklaştırıp yüzümü sildi.

"Ağlamandan nefret ediyorum."

Bir bebek gibi ona sokulmuş, sinirlerim yeterince boşalmamış gibi ağlamaya devam ettim. Teressa ve bebeği için o kadar çok korkmuştum ki kendim için korkmaya fırsat bulamamıştım, tabii her şeyin suçlusuna sarılırken daha bir kötü olmuştum.

"Sen kötü bir adamsın Ateş ve beni de kötü dünyana çekiyorsun."

Sesim boğuk çıkıyordu, Ateşin gerildiğini nefesinin bir an için durduğunu hissettim. Beni kollarımdan tutarak geriye çekti, yüzünde ki endişe gitmiş karanlığa bırakmıştı kendini. Hiçbir şey söylemeden arkamızda ki yatağa oturmamı sağladıktan sonra ondan ayrılarak dizlerimi kendime çekerek uzandım. Başımda bekliyor öfkeyle büyüyen irislerini benden çekmiyordu, yan tarafa doğru uzandım. Oda da hiç kimsenin olmadığını daha sonradan anladım, öfkeyle harmanlanmış sert sesini duyduğum zaman altımda ki örtüyü sıktım.

"Sana gözümün önünden ayrılmamanı kaç kez söyleyeceğim?"

Cidden mi, resmen çatışmanın içerisinden çıkmıştık ve o şuan da neden ortadan kaybolduğumu mu sorguluyordu.

"Keyfinizi bozmak istemedim."

Sesim beklediğimden daha sert çıkmıştı.

"Neyin keyfinden bahsediyorsun sen!?"

Derin bir nefes alıp ona doğru döndüm.

"Bilmiyormuş gibi yapmayı kes, orada o kadının sana nasıl dokunduğunu gördüm."

Tek kaşını kaldırıp öylece yüzümü izledi.

"Ne varmış bunda?"

Bütün sinirlerim iç içe girmişçesine histerik bir kahkaha attım.

"Bunları ben bir adamın kolları arasındayken de söyleye-"

"Kes sesini!"

Bir anda bağırdığında irkilmiştim, fazlasıyla korkutucu bakıyordu. Her an üstüme atlayacak gibiydi, kendimi ona karşı av gibi hissediyorum.

"Bana güven diyen sen değil miydin?"

Susmamı sanıyorsa fena yanılıyordu, ben bir başkasıyla nasıl o halde olamayacaksam o da olamazdı.

"Benden kaçamayacağını söyledim sana."

Dişlerimi sıktım.

"Beni aldatırken durup seni izlese miydim, çok meraklıysan onlara boşana-"

Üstüme doğru eğildi.

"Kızım ne aldatması, senden başkasını gözüm görüyor mu sanıyorsun? Kızı fark ettiğim anda yanımdan uzaklaştırdım ve sonrasında senin olmadığını fark ettim."

Ona tabii ki inanmayacaktım.

"Aynen inandım şuan sana."

Dudaklarını aralayıp bana konuşacağı anda kapı çaldıktan sonra içeriye Eric girmişti. Görünüşe bakılırsa bir nedenden ötürü Ateşe bakarken suçluymuş gibi hareketler sergiliyordu. Ateş benden bakışlarını çekip ona baktı ve ben daha ne olduğunu anlayamadan birkaç adımla Eric'in yanına ulaşmış yüzüne yere düşmesini sağlayacak kadar sert bir yumruk atmıştı. Şaşkınca onları izlerken Ateş daha fazlasını yapmamak için kendini tutuyor gibiydi, işaret parmağını ona doğru salladı.

"Yaptığın işleri, edindiğin düşmanları bilmiyormuş gibi rahat davranmayı bırak artık. En azından karın ve doğacak çocuğun için bunları yap."

Onu orada bırakarak yataktan kalkan bana geldi, ayakta olmamı umursamadan beni kucağına almıştı. İtiraz etmeyi sonraya bırakmam için keskin bakışlarla beni uyardı. Onun bu uyarısını nasıl anladım ben de bilmiyorum. Onun önünden geçerken durdu, derin bir nefes alıp ona baktı.

"Ve karşıma bir daha çıkma."

Dışarıya çıktığımız zaman limana çoktan vardığımızı anlamıştım. Açıkta kalan kollarım ve sırtım esen soğuk rüzgardan nasibini arabaya binene kadar almıştı. Ateş elinden geldiğince beni kendisine çekmişti ama soğuktan titrememi engelleyememişti. Arabanın çevresini saran onlarca adam dışında her adımımızda bize eşlik eden korumalar vardı. Ateşin iki koruma ile buraya geleceğine inandığım için kendimi bir aptal gibi hissetmiştim.

"Kimsenin bizi takip etmemesine emin olmak için yolu uzatacağım."

Yan tarafıma baktım, arabaya bindiğimiz gibi ısıtıcıları açmış ısınmamı sağladı. Yanağıma uzattığı elini gördüğüm de başımı yana çevirdim.

"Uyu Arya, uyu."

Az önce yaşadığım gerilimden sonra bu bana oldukça imkansız gibi geldi ama bir süre sonra gözlerim kendiliğinden kapanmaya başladı. Üstümde hissettiğim ağırlık ile gözlerimi aralamış ve Ateşin üstüme ceketini bıraktığını gördüm. Başımı onun yönüne çevirip uyumaya devam ettim, uyku o an her şeyden çok tatlı geliyordu. Tekrar gözlerimi açtığım da Ateşin kucağındaydım ve o da yürüyordu. Sanırım eve gelmiştik, beni yumuşak yatağa bıraktığında uyku sersemi bir şekilde doğruldum. Ateş beni bırakmış üstündekileri çıkarıyordu, az önce ki soğukluğu bu sıcağa tercih ederdim. Ateşi izlerken bana döndüğünü gördüm, gömleğini koltuğa bırakıp bana geldi. Önce topuklularımı çıkarmış sonra da kendi kendime açmaya çalıştığım fermuarı hemencecik açmıştı. Üstümde ki elbiseyi yarıya kadar çıkarmıştım, ellerini yüzüme yerleştirdiğinde soğuk teni tenimi kızartmıştı ama bana iyi gelmişti.

"Güzelim çıplak mı uyuyacaksın?"

Başımı olumsuz anlamda iki yöne salladım.

"Bana pijamalarımı getirir misin?"

Küçük bir başıyla onaylama hareketinden sonra dudaklarını alnıma bastırıp yanımdan uzaklaştı. Başımı yastığa gerisin geri koyduktan sonra uyumuştum bile.

•

Saatin öğlen saatlerini güneşin nerede olduğuna göre kadar verdiğimde sonunda tam anlamıyla Ateşin kollarının arasında karar vermiştim. Gördüğüm kabus ile uyanmayı başarmış ter içinde kalmıştım, hala nefes nefeseydim. Ateş o halimi fark ettiği için sanırım uyanmış dikkatlice beni incelemişti.

"Ne oldu?"

Elinin körü.

"Sıcaklıktan bayılacağım, gidip duş almak istiyorum."

"Gidebilirsin."

Gözlerimi hırsla açıp kapattım.

"Emrederseniz efendim, bırakırsanız gideceğim."

Kollarını benden çekti ve yataktan hışımla kalkmamı izledi.

"Hala dün gece ortadan kaybolmanı unutmuş değilim."

Hıh diye bir ses çıkarıp ona döndüm, üstümde muhtemelen onun giydirdiği şort ve askılı tişört vardı.

"Bence konuşmasak daha iyi olur."

Sırtını yatak başlığına yasladı.

"Nedenmiş o?"

"Çünkü o kızla olanları ben de unutmuş değilim."

"O kıza neden bu kadar taktın?"

Dişlerimi sıktım.

"Neden olacak, her kadın gibi boynuzlanmak istemiyorum."

Gözlerimi kapattı öfkeyle, tekrar açtığında yutkundum.

"Kendini küçük düşürücü ithamlarla sunma."

"Neyse ne güvenmemi istiyorsan eğer ona yönelik hakaretler yap."

"Sözlerini gevelemeden söylemelisin."

"Beni başkasıyla kıskandırarak elde edeceğini düşünüyorsan bu asla olmaz. Bu bana göre ihanet ve ben ihaneti asla affetmem, oldu mu?"

-Oldu.

Kaşlarım hayretle yukarıya doğru kalktı. Ateşin hiç itiraz etmeden beni onaylaması oldukça şaşırmamı sağlamıştı. Bir süre öylece ona baktıktan sonra seslice yutkunup saçma hareketler eşliğinde banyoya atmıştım kendimi. Kapının ardından bir süre kendi kendime kızmış ardından rahatlamak için suyun altına girmiştim.

Yazan'dan.. (Dün Geceden)

Ateş Arya'yı kendisiyle beraber getirmek isterdi ama içinden bir ses Teressa ile konuşmasını ve burada biraz olsun mutlu olması için zaman vermenin daha iyi olacağına karar vermişti. Gerçi aralarında birkaç metre olmasına rağmen ondan uzak kalmak işkence gibiydi. Gözleri bir an olsun onun üzerinden ayrılmıyor bir kulağı ise masada ki konuşmadaydı. Anlık bir hissiyatla yanına baktığında göğsüne elini yerleştirmiş bir kızla karşı karşıya gelmişti. Arya'nın onları böyle görecek olmasını düşünmüş ve kızı kendisinden ayırmıştı. Kızın bu kendisine göre cesur ama ona göre tamamen aptalca olan hareketi Ateşin sinirlerini anında bozmuştu. Fakat sinirlerini daha çok bozan şey göz hapsine aldığı kişinin şimdi olmamasıydı. Bir an için öylece oraya bakakaldı, Arya'yı orada görmemiş olması imkansız gibi gelmişti. Adamların yanından hızla o tarafa yöneldiğinde gözleri bir yere takılmıştı.

Arkasında ki masaya doğru yöneltilmiş olan silah, açısını ve kimi hedef aldığını anladığı anda bacakları haraket etmiş ve Eric'in vurulmasını son anda engellemişti. O silahtan çıkan kurşunun ardı arkası kesilmemiş çatışma çıkmıştı. Ateş'in aklında ki tek şey Arya'ydı ve ona zarar gediğini düşündüğü her saniye de kalbi sıkışıyordu. Hala olayın etkisinden kurtulamayan Eric'i yakalarından tutmuş ona bakmasını sağladı.

"Kızlar yok."

Eric girdiği şoktan çıkmış çevresine hızla bakınmıştı.

"Teressa.."

Ateş onu orada bırakıp belinden çıkardığı silah ile gördüğü eli silahlı herkesi ıskalamadan vurmayı başarmış ve ortaya çıkan adamları ile birlikte hiçbirini sağ bırakmamışlardı. Yanına yaklaşan adamlarından biri o sormadan elinde ki tabletine bakarak konuşmuştu.

"Efendim; ikinci katta, koridorun sonunda ki odada."

Ateş hızla söylediği yere giderken peşinde Eric geliyordu, onun bu kadar sorumsuz olduğuna inanamıyordu Ateş. Eğer Arya'nın saçının teline zarar gelmişse o zaman bu sorumsuzluğu ona ağır ödetirdi. Arya'yı kucağında vazo ile gördüğü anda vücudunda ki bütün kaslar gevşemiş büyük bir rahatlama bedenini sarmıştı. Onu kolları arasına aldıktan sonra hiçbir şeyin bu kadar iyi hissettirmeyeceğini biliyordu. Arya'nın sözleri onu her ne kadar öfkelendirmiş olsa da göz ardı etmeyi seçmişti. Onu buraya eğlenmesi için getirmişti ama istediği hiçbir şey yolunda gitmemişti.

Yatakta onu izlerken güneşin doğuşunu bile umursamamıştı, ona gelecek olan her hangi bir zarar Ateş'i daha çok korkutuyordu.

Ateş ilk defa korkuyordu ve bundan nefret etmişti.

🖤

- Arya için neler demek istersiniz?

-Ateş Aryayı nasıl seviyor?

-Erici sevenler oldu mu?

-Bölüm baya uzun oldu, aslında yazardım ama sıkılırsınız falan o yüzden bıraktım burada.

Bay bay canlarım...

Şarkıyı dinlemenizi tavsiye ediyorum...

Sizi çok seviyorum...

-Eric ve Teressa için kitap yazma fikri, çık aklımdan..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.