İyi okumalar...
Güneş tenimi tatlı tatlı yakarken şemsiyenin altına değil de kumların arasına kendimi atmış ve önce çakıl taşlarının ardından güneşin tadını çıkartmıştım. Rüya gibi bir gün geçirmiştik dün, bu sabah eve gelmiştik. Ateş'in kalabalık ortamları sevmediğini -benimle birlikteyken özellikle- anlamıştım.
Birbirimize aramızda hiçbir şey olmamış gibi davranıyorduk.
Günlerdir yan yanaydık. Onunlayken dokunduğum, yaptığım her şeye ultra dikkat ediyordum. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım iyi geçmek yerine elime yüzüme bulaştırmam ayrı bir mevzuydu. Elimi gökyüzüne kaldırarak dokunabilecekmişim gibi mavilere uzattım.
Üstümde tüm güneşimi kesen bir gölge belirdi.
Gözlerimi kısarak gölgenin sahibine baktığım da siyah gözlükleriyle karşılaştım. Gözlüğün ardına sakladığı siyah irislerinin ben de olduğu kaçınılmaz bir gerçekti.
"Güneş yüzünden hastalanacaksın."
Senin yüzünden hastalanmadıysam bu yüzden hayatta hastalanmam demek istemiştim ama susmayı tercih ettim.
"Bir şey olmaz."
Başımı geriye yatırıp kuma biraz daha yaslandım. Başımın üstünde beklemeye devam etti, gözlüklerimi çıkararak yeniden ona baktım.
"Çekilir misin?"
Bunu bekliyormuş gibi o da siyahlarını örten gözlükleri cool bir hareketle çıkarttı. Tahmin ettiğim gibi gözleri bir an olsun üstümden ayrılmıyordu.
Beni izlemekten hiç sıkılmıyor muydu bu adam?
"Çekilemem."
Sözlerine rağmen yanıma oturdu, ona yandan bir bakış attım. Bakışları bendeydi. önümden çekilince güneş yeniden vücuduma nüfuz etti. Onu görebilmek adına gözlüklerimi takarak güneş ışınlarından gözlerimi korudum. Birbirimize bakarken onun aklından ne geçiyordu bilmiyorum ama benim aklımdan ona bu kısa süre içinde alışmaya başladığım gerçeği geçiyordu. Ayrıca iyiden iyiye tanımaya başlamıştım, beklenmedik bir biçimde boynundan huylandığını öğrenmiştim. Uyumak için beni sıkıca kendisine çektiğinde her seferinde başımı boynuna gömüyor ve onu rahatsız etmekten çekinmiyordum.
Beni rahatsız ettiği için rahat olmamalıydı.
Benim de garip bir huyum vardı ki gece yanından uzaklaşıp yatağın en köşesine kadar uzaklaşıyordum. Bir keresinde düşmek üzereyken belimden tutmuştu, gözlerimi telaş için de açtığımda yerle bakışıyordum. Bir de bilerek, ondan uzak durmak için böyle yaptığımı düşünmüştü. Uyurken(!) kendime dikkat etmediğimden beni azarlamıştı. Hayatım boyunca tek başıma uyuduğumu bilmiyormuş gibi davranıyordu ama ben zaten kendi yatağımda da böyleydim. Kaç kez yatağımdan düşüp çığlık çığlığa evi başıma toplamıştım, bilmiyorum.
Uyurken dahi sakarlık yapan tek insandım.
Siyahlarını üstümde durmaya devam etti.
"Ortaklarımdan biri burada olduğumu öğrenmiş, bizi bir partiye davet ettiler. Gidip hazırlan, akşam oraya gideceğiz."
Bıkkın bir nefes aldım, dağ ayısından tek farkı vücuduydu.
"Emredersin."
Yerden homurdanarak dizlerimi silkeledim ve ona keskin bir bakış attıktan sonra eve doğru yürümeye başladım. Odaya girdiğimde yüzüme çarpan koku derin bir nefes almamı sağladı. Yanımda olmasa bile bir sekilde kendini bana sürekli hatırlatıyordu, odaya dolan kokusu buna dahildi. Bunu düşünmeyi bırakarak duş almak için banyoya girdim, kalçamın altında biten bornozu üstüme giyerek ıslak saçlarımla duştan sonunda çıktım. Kapıyı açtığım zaman Ateşi hemen karşımda bekliyorken buldum. Bakışlarını yerden yavaşça kaldırarak üstümde gezdirdi, yutkundum.
Üzerime doğru birkaç adım attıktan sonra kapıya yapışmıştım. Kendini bana bastırmaktan geri durmayarak dudaklarıma eğildi, elini ise bornozun üzerinden kalçama bastırmıştı. Beni dakikalarca öpmüş, karşılık vermemi istemişti. Karşılık verdikten sonra bana olacakmış gibi daha çok yaslanmıştı. Nefes alamadığım için geriye çekildiğim de nefes nefese kalmıştım, onun nefesi daha çok hızlıydı. Dilini dudaklarımın üzerinde gezdirip, sertçe öptü ve beni orada bırakarak banyoya girdi. Yüzüme çarpan kapıyla bakışırken hala nefes nefeseydim, başım daha önce hiç hissetmediğim duygularım yüzünden dönüyor. Kapının önünde durmayı bırakıp kıyafetlerim için yan odaya girdim, bir süre duvara yaslandım.
Şaşkınlıktan kalbim göğsüme tekmeler atıyordu.
Daha önce kimseyle böyle yakın olmadığım için bunlar gayet doğaldı. Derin bir nefes aldıktan sonra başımı sağa sola sallayarak kendime gelmeyi başardım.
Elbiseleri gözden geçirirken tek tek eliyordum, elime ilk aldığım koyu yeşil dizlerimin üstünde biten bir elbiseydi. Onu geri bırakıp mor ve uzun olan elbisede gözlerimi gezdirdim, ondan da vazgeçerek gördüğüm siyah elbiseye dokundum. Dokusu o kadar güzeldi ki gülümsedim, elbiseyi askısından çıkarıp aynanın önüne geçerek üstümde tuttum. Bu elbiseyi fazlasıyla beğendiğim için, siyah iç çamaşırlarımı giyerek elbiseyi üstüme geçirdim. Belime tam oturdu, aynanın önünde etrafımda döndüm. Bir bacağım yırtmacı sayesinde dışarıda kalıyordu, kesinlikle çok beğendim.

Odaya girerek makyaj masasına oturdum ve saçlarımı yapmaya başladım. Kapının sesi geldiğinde o tarafa döndüm. Ateş ile az önce yaşadığımız olay aklıma geldiğinde kıpkırmızı kesilmiştim. Ateşin saçından damlayan sular yere düşüyordu, bana bakmadan havlu ile saçlarını kurutarak diğer odaya girmişti. Arkasından bakmayı keserek sade bir makyaj yapmaya başladım, saçımla işim bitmişti. Ateşin oradan çıktığını duyduğum da bu sefer bakmayan ben oldum. Benden bir cevap beklediği için konuştum.
"İki dakikaya aşağıdayım."
Duyduklarından sonra odadan dışarı çıkmıştı, biraz sonra tamamen hazırdım. Çıkardığım iki yüzüğümü parmağıma taktıktan sonra küçük bir çanta alarak odadan çıktım. Evden çıktığımda karşımda gördüğüm araba ve yanında ki takım elbiseli adamla nutkum tutuldu. Siyahlar içerisinde ki Ateş, arabayla bütünleşmiş gibiydi. Bu kadar mükemmel görünmeyi bırakmalıydı, sanırım kafamı bir yerlere çarptığım için böyle düşünüyordum.

Arabaya yaslanmış sanırım telefon konuşuyordu, merdivenlerde yankı yapan topuklularımın sesi ile telefonu kapatmış bana dönmüştü. Gözlerinde gördüğüm arzuyla karışık beğeni, her adımım da ortaya çıkan bacağım ile öfkeye dönmüştü. Aramızda birkaç adım kala ateşin bürüdüğü irisleri gözlerime dönmüştü.
"Beni delirtmeye mi niyetlisin?"
Şaşkınca yerime sabitlendim, şaşkınlığım onun yüzündendi. Bu zamana kadar giydiklerime ailem hiçbir zaman karışmamıştı ve ben zaten nasıl giyeneceğimi biliyordum.
"Neden?"
Ateş çenesini öyle bir sıkmıştı ki, kıracağına dair senaryolar üretmeye başlamıştım.
"Bunu yapman-"
Kaşlarımı çattım, dudaklarımı açmama fırsat tanımadan yeniden konuştu.
"Bin şu arabaya!"
Dişlerimi sıkan bu sefer bendim, kanım kaynıyordu. Birdenbire karşımda dağ ayısına dönüşmüş ve anlamadığım şeyler söyleyip, emir veriyordu.
"Bana emir verip durma Ateş!"
Aramızda ki mesafeyi bitirip çenemi iki parmağının arasına alarak sözlerimi kesti.
"Sabrımı sınama."
Yüzüme iyice yaklaştı, çenemi sıktığı için canım yanıyordu.
"Asıl sen sabrımı sınama, ben senin karınım! Bana doğru düzgün davranmak zorundasın."
O nasıl öfke duyuyorsa ben de öyleydim. Öyle ki çenemi tutan elinin üstüne elimi koyarak bunu kesmesini sağlamaya çalıştım ama o elini çenemden çekerek sıkıca kolumu tuttu. Beni kendisine çektiğinde bedenlerimiz birbirine yapışmış, nefeslerimiz birbirine karışırıyordu.
"Karım olduğunu artık inkar etmiyorsun."
Ne diyeceğini beklerken neler söylemişti, şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. Kolumu ellerinin arasından hızla çektim ve geriye doğru gittim, ondan uzaklaşmama izin vermişti. Aksi takdirde gücüne karşı gelmem mümkün değildi. Hem karmaşık görünüyordu, ne yapacağını bilemiyormuş gibi.
"Ben ne diyorum, sen ne diyorsun!?"
Zaten gitmeye hevesli olmadığımdan eve doğru yürümeye başladım, ardımdan derin bir nefes alışını ve sesini duydum.
"Arya, gel buraya."
Madem o benim sözlerimi önemsemiyordu, ben de önemsemeyecektim. Bıkmıştım! Eve girip kapıyı sertçe arkamdan kapattım, geleceğini bildiğimden topuklularımın üstünden düşmemek için dikkatli ama hızlı adımlarla merdivenlerden odama çıktım. Odama girerek kapıyı kilitledim, arkasına yaslanarak bir süre öylece bekledim. Güçsüz hissediyordum, onunlayken kendimi sıkmaktan öylesine yorulmuştum ki az önce bana yakınlaşması bardağı taşıran son damla olmuştu. Ben istemeden bana yaklaşamazdı, o kocam olsa bile buna hakkı yoktu.
Kimse kimseye zorla dokunamazdı.
Önce sert adımlarının sesini duydum, daha sonra kapıyı açmaya çalışmış ama başarısız olmuştu.
"Aç kapıyı."
Yaslandığım kapıyı kilitlediğimi anlayınca dişlerinin arasından öfkeyle tıslamıştı, vücudum tir tir titriyordu. İnsanlar kocasından deli gibi korkmazdı değil mi ama ben ondan korkuyordum. Hem de deli gibi!
"Bana dokunmayacağına söz verdin."
Duraksadığını görmemiş olsam da öylece durduğunu biliyordum.
"Sadece öptüm."
Dudaklarımda hissiz bir gülümseme oluştu ve gözlerim daha çok gözyaşı acımasızca battı.
"Öpmeni istemiyorum Ateş, bana hiçbir şey yapmanı istemiyorum. Seni de istemiyorum."
"Aç şu kapıyı!"
Bu sefer bağırmıştı. Sesinin sertliği karşısında kapıdan uzaklaşarak bakışlarımı kapıya diktim.
"Git buradan Ateş, ben hiçbir yere gelmiyorum."
"Öyle mi!?"
Görecekmiş gibi başımı salladım. Gideceğini düşünmüştüm ama o korkumu ikiye katlayarak kapıyı kırmış ve karşıma dikilmişti. Gözlerim irileşti, arkasında kırık kapıya bakmayı bırakarak kızgın bir boğadan farksız Ateş'in üstüme doğru yürüyüşünü izledim. Gözlerim biraz daha irileşti ve ondan uzaklaşmak için arkama doğru yürümeye başladım, sırtım duvarla yolumun bittiğini hatırlattığında Ateş öfkeden koyulaşan irislerini kırpmadan bana sabitlemişti. Dolan gözlerim onu bulanık görüyordu, bir elini koluma bıraktı. Diğeriyle çevremi sardı.
"Canını yakmak istemiyorum ama beni zorluyorsun."
Yanaklarımdan bir yaş süzüldü.
"Senden nefret ediyorum." Kolumdan tutmayı bırakıp bedenimi hızla bedenine hapsetti. Kollarının arasında küçücük kalmıştım.
"Biliyorum ve senin de bilmen gerek."
Gözleri yüzümü yavaşça inceledi, irislerinde duygudan eser yoktu. Hep böyleydi.
"Seni asla bırakmayacağım."
<•
Gitmemek için uğraşmıştım ama o beni bir çuval torbası misali omzunun üzerine atmış yüzümün ne halde olduğunu umursamadan arabasına bindirmişti. Ondan yeniden kurtulmaya çalışmıştım ama kapıları kilitleyerek bunu engellemişti, yolculuğumuz boyunca ondan yana bir kez bakmamış camdan görmediğim yolu izlemiştim. Ağlamamayı başarmıştım. Telefonu çalmış ve açtığı an ingilizce konuşarak karşı tarafa bir şeyler söylemişti. Ne dediğiyle pek ilgilenmedim. Bana doğru bakıp türkçe konuştu.
"Geç kaldık."
Sanki benim yüzümden, dağ ayısı.
"Bana ne?"
Sabır dilercesine bir şeyler mırıldandı. Arkamızdan gelen bir araç dışında başka koruma olmadığından kafam onlara takılmıştı, Ateş asla tek bir araba korumayla yetinmezdi. Özellikle yanında ben varsam veya teksem çok daha fazla olurdu. Muhtelemen gideceğimiz yerde fazla korumaya izin verilmiyordu. Ateş öyle bir cüsseyle başkalarının ona zarar vereceğini düşünüyor muydu? Hem neydi bu kadar gizlilik ve koruma? Mafya babası mıydı bu adam?
"Bana bak."
Bakmadım, derin bir nefes aldı.
"Güzelim bana bak."
Güzelim diyerek beni etkisi altına alacağını mı düşünüyordu? Onu umursamadan yola bakmaya devam ettiğimde elimin üstünde tüy gibi bir dokunuşla bakışlarım anında ona doğru döndü.
"Ben sakin biri değilim, sana zarar vermek istemiyorum."
"Sinirli olmasan bile bana zarar veriyorsun, bana hep zarar veriyorsun."
Ateş gözlerini bir anlığına yola çevirip tekrar bana döndü.
"Sana zarar vermek istediğimi mi sanıyorsun gerçekten, sana dokunurken bile tenin ürperiyor. Benden korkmandan hoşlandığımı mı sanıyorsun Arya?"
Derin bir nefes aldım. Bu adam beni neden anlamıyordu?
"Sen böyle davranırken benden ne yapmamı bekliyorsun? Benimle zorla evlendin, tehdit ettin ve korkmamam gerektiğini söylüyorsun, cidden mi?"
Anlamayacağını bile bile kendimi anlattığımdan önüme dönerek ellerimi göğsümde birleştirdim. Bakışlarını üstümden çekmemişti.
"Başka nasıl davranılır bilmiyorum."
Bağırmaktan alamadım kendimi.
"O zaman öğren Ateş! Öğren!"
Gözlerini açıp kapattı, araba hareket halindeyken ona bağırmam ne kadar doğruydu bilmiyorum ama sabrımı zorluyordu. Kaza yapsa dahi şu an umrumda değildi.
"Öğret o zaman."
Bir süre göz göze kaldık ve sinirden kalbime baskı yapan kalbim beni ağlamaya zorluyordu. Gözlerimi kaçırarak önüme döndüm. Ne diyeceğimi bilmiyordum ama ona insanlara, en önemlisi kendime karşı nasıl davranması gerektiğini nasıl öğretecektim ki? Kendimi bile anlayamazken bu adamı anlamadan ona hiçbir şey öğretemezdim. Ben doktor değildim ve onun da doktora ihtiyacı olduğunu biliyordum. Yol bittiğinde hala bir şey konuşmamıştık, geldiğimiz yere baktım.
Limana gelmiştik ve gördüğüm kocaman, gösterişli gemiyle geldiğimiz yerin orası olduğunu anlamıştım. Arabanın kapısı açıldığı zaman valeye teşekkür ederek arabadan inmiştim. Ateşe baktığım da indiğini ve bana doğru geldiğini gördüm. Kolunu belime dolayarak beni kendisine çekti, kulağıma eğildi sonrasında.
"Öğret ki her gözyaşın için kalbime sıkayım."
Öğrenemezsin Ateş, çok geç...
Yüzüne bakmadan yürümeye başladığım da bana ayak uydurdu, belimde ki kolu yine beni rahatsız etmekten başka bir halta yaramıyordu. Önüne geldiğimiz gemiye bakarken Ateş'in arkadaşının da kendisi gibi ultra zengin olduğunu anlamıştım.

Belime değen parmaklarıyla yüzüne baktım. Beni gemiye doğru yönlendirdi. Ona ayak uydururken etrafta çoğu kişinin olduğunu gördüm. Geminin içine girdiğimizde fotoğrafımızı çeken kameralara bakmadık bile. Bize doğru yürüyen adama baktım. Yüzünde memnun bir gülümseme ile önümüzde durarak Ateş ile tokalaştı. Adam Ateş ile ingilizce konuşurken bende adamı çaktırmadan inceledim. Gerçekten yakışıklıydı, belimde olan baskıyla başımı başka tarafa çevirdim. Demek çaktırıyormuşum.

"Bu güzel hanım eşin mi?"
Gülümsedim. Kısaca başımı sallayarak onayladım onu.
"Arya."
Adam gülümsedikten sonra arkasından çıkan kadına baktım. Adamın beline sarılmış arkasından bize gülümsedi. Bu yaptığına gülümserken adamda kahkaha atıp onu kendisine çekip, belinden sarıldı. Adam önce bana baktı sonra kollarının arasında ki güzel kadına.
"Ben Eric, bu güzel kadında nişanlım Teressa."

Kadın Ateş'in elini sıkıp ardından benim elimi sıktı, yüzümde gerçekliğe yakın bir gülümseme ile ona karşılık verdim. Kız çok samimi birine benziyordu ve ben onu sevmeye başlamıştım. Bizi yönlendirdiklerinde Ateş ile onları takip ettik. Gemi o kadar büyüktü ki her halde yek başıma olsaydım kaybolurdum. Eric bize bakıp konuşuyordu.
"Siz gerçekten şanslısınız, bu partiyi yılda bir yapıyoruz ve şans buya işte Ateş'in burada olduğunu öğrendim. Onu da bundan mahrum bırakmak istemedim. Evlendiğinizi de bu sebeple öğrendim."
"Sevgilim yine çok konuştun. Misafirlerimizi sıkma artık."
Teressa dönüp bana göz kırpınca gülümsedim. Demek şanslıydık, birde bunu bana sorun. Müzik sesinin daha çok arttığı yere geldiğimizde insanlara daha doğrusu yanımdakini göz hapsine almış kızlara baktım. Sanki ben yoktumda Ateşi hiç utanmadan dudaklarını ısırarak bakıyorlardı. Iç sesim olaya hemen müdahele etti.
Dışı muhteşem olabilir ama muhteşem bir atasözü der ki dışı sizi içi beni yakar.
🖤
Sizi seviyorum...
;)