İçeriğe geç

Esir

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Esir

Bölüm 1

1.Bölüm

Merhabalar, ben Hayat. Kitabıma hoş geldinizz.

İyi okumalar...

▪︎

Garip.

Oldukça garip bir insan olduğumu neredeyse beni tanıyan herkes söylerdi. Kendimde bunu doğru buluyorum. Çünkü bazen akıl almaz tepkilerim beni bile şaşırtıyor, aldığım kararlara sonradan şaşırıyordum.

İşin kötüsü asla akıllanmıyorum.

Said I wouldn't die, yuh

No, I'm not alright, yuh-

Açtığım şarkı duraksayarak zil sesi çalmaya başladığında hızımı azaltarak duraksadım. Kimin aradığına bakmadan cevapladığımda kulağımda ki airpodstan babamın sesi yükseldi.

"Güzelim, neredesin?"

Hala nefesim düzensizdi, birkaç saniye ciğerlerimi dinlendirdikten sonra ancak cevap verebilmiştim.

"Spor yapıyorum baba, Alemdağ ormanındayım."

Evimize arabayla yarım saatlik mesafedeydi ve ben sabah erkenden uyandığım için koşu yapmanın iyi olacağını düşünmüştüm.

"Arya evimizin çevresinde de koşabilirsin, aklım sen de kalıyor."

Her zaman ki gibi babam oldukça evhamlıydı.

"Babacım aynı şey değil ki. Burası çok daha güzel ve ferah."

Bir süre için konuşmuş daha sonra telefonu 'oldukça dikkatli ol' diyerek kapatmıştı. Yeniden şarkı çalmaya başlasa da kapattım ve sessizliği dinlemeye başladım. Vücudum aniden gelişen spor sevdama alışkın olsa da bacaklarımda ki kaslarım acıyordu. Koşmadan geldiğim yolu yürümeye başladığımda bakışlarımı toprak yoldan çekip ağaçlara diktim, ağaç kokusuna bayılırım. Temiz ve oldukça ferahlatıcıydı. Nefesim düzene girmiş, ormanın olağan sesleri dışında hiçbir ses duymuyordum ama bir an için izleniliyormuş gibi bir his içimde yer edindiğinde kalbim yeniden hızla atmaya başlamıştı. Normal de insanlar sakin olup bir şey yokmuş gibi davranmaya çalışırlardı ama ben kaynağını bulduğum o hisse tutundum ve bakışlarımı o yöne çevirdim.

Hiçbir şey, hiç kimse yoktu.

"İyice babama benzedim."

Sessizliği bir süreliğine dinleyip daha sonra devam edeceğim sırada ses duymamla elimi kalbimin üzerine yerleştirerek irkildim. Bakışlarımı çevremde gezdiriyor, etrafımda dört dönüyordum ama görünürde hiçbir şey yoktu. Yutkunarak ağaçlara ve arkamda ki yola bakınarak ilerlemeye başladım, birazdan kalbim ağzımdan çıkacaktı. Arabam görüş açıma girdiğinde yeniden duyduğum o sesi duymayı beklesem de adımlarım daha çok hızlanmıştı. Hangi akılla sabahın köründe ormana gelmiştim ki? Derin bir nefes alarak arabaya bindiğimde bakışlarım orman yoluna takıldı, gördüğüm şeyle rahatlamıştım.

Küçük bir köpek yavrusu peşimden gelmişti.

Babama içten içe kızdım. Çünkü o evhamlı halini bana da bulaştırmıştı. Arabayı çalıştırmaktan vazgeçmiş yeniden arabadan inmiştim, elimde dünden kalan sandviç ve su şişesi vardı. Küçük köpeğin önüne diz çökerek ona elimdekileri verdiğimde küçük gözleriyle tehlikesiz olduğumu anlamış dibime girmişti. Küçük bir gülümsemeyle onu izlemeye başladım, dayanamayıp elimi tüylerine uzattığımda korkmuştu. Geri çekildiği için ben de elimi geriye çektim ama onu sevemediğim için yüzümde ki gülümseme düşmüştü. İç çekerek diz çökmeyi bırakıp yanından ayrıldım, onu arkamda bırakmak istemesem de benden korktuğundan yapacağım bir şey yoktu. Aklıma bir şey geldiğinden arabaya binip çalıştırdığımda telefonumdan arama yapmıştım.

"Sabahın köründe beni aramaya kim cesaret etti?"

Boğuk ve oldukça uykulu bu ses bir nevi abim olan kuzenimden başkasının değildi.

"Günaydın Cengiz, senin veteriner bir arkadaşın vardı ya işte onun numarasını bana versene."

Toparlandığını ve arayanın ben olduğunu anlayınca anında yumuşadığı anlamıştım. Kıkırdadım. Cengiz bana fazlasıyla düşkündü, babam ve amcam gibi.

"Güzelim sen uyku nedir bilmiyor musun?"

Dudak büktüm. Uykuyla pek aram yoktu.

"Kollarının arası olmayınca uyuyamıyorum ben, biliyorsun."

Ne zaman kötü hissetsem yanına gider yatardım, bundan bıktığını söylerdi ama yine de kollarını benden esirgemezdi.

"İşim vardı biraz, o yüzden gelemedim."

Haince sırıttım. İşinin ne olduğunu iyi biliyordum.

"O işlerini duymak istemiyorum. Mümkünse arkadaşının numarasını duymak istiyorum."

"Bekle mesaj olarak atacağım. Bugün okulun ilk günü değil mi, neden ormana gittin?"

Leb demeden leblebiyi bilen biriydi.

"Ilk dersim öğleden sonraymış. Azra ile buluşup gideceğiz."

Telefondan gülüşünü duydum.

"Hala iki çocuğu nasıl üniversiteye aldılar anlamıyorum."

Sinirle hamurdandım.

"Cengiz biz on dokuz yaşındayız!"

"Çocuksunuz işte. Neyse kapat uyuyacağım ben."

"Veteriner-"

Dememe kalmadan üstüme kapattığında telefonuma oymuş gibi ters bir bakış attım. Aynen beni çok severdi.

"Nerede kaldın kuzum?"

Kapıyı ben çalmadan açan Sema teyzeye bakıp şirince gülümsedim.

"Kahvaltı hazır mı?"

Bir yardımcıdan çok benim dadımdı o, kendimi bildim bileli yanımda hep vardı. Yanaklarını öperek odama çıktığımda arkamdan söylediklerini duymazlıktan geldim. Kısa bir duşun ardından spor bir kombinle yeniden aşağıya indiğimde masada benden başka kimse yoktu. Spor yaptığımdan diğer herkes kahvaltılarını çoktan yapmış ve gitmişlerdi. Beş dakika dahi sürmeden masadakileri yemeye çalışmış Sema teyzenin itirazları eşliğinde evden çıkabilmiştim. Yeniden arabama bindiğimde dikiz aynasından bir süre için kahve irislerimle denk geldim.

İçimde yersiz bir heyecanın aksine kötü bir his vardı.

Bugün üniversitenin ilk günü, dört yılımın başlangıç günüydü. Geçen sene en yakın arkadaşımla gecemizi gündüzüme katıp, Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümünü kazanmamız pek kolay olmamıştı ama ikimiz de bunu başarmıştık. Gelecekte babamın şirketi benim olacağından gideceğim bölüm buydu ve bu kötü duygunun onunla ilgisi var mıydı emin değilim. Okula geldiğimde çok öncesinde arkadaşımla yaptığımız küçük keşifler sayesinde üniversiteyi işime yarayacak kadar tanımıştım. Arabadan inerek onu beklemeye başladığım da neden geç kaldığını düşünüyordum. Şarjı bitmiş olamazdı, çünkü o telefonuna aşıktı. Kendisiyle beraber telefonu düşse telefonu kurtarır ama onu tehlikeye atmazdı. Ben ise telefonumla bu kadar içli dışlı olmasam da yanımdan ayırmazdım. Bıkkın bir nefes alıp sıkıldığımı belli ettiğimde üstümde gezinen bakışları görmezden geliyordum.

Korna sesiyle irkilerek önüme döndüğümde birkaç metre ötemde arabanın içinde bana sırıtarak bakan bir adet Azra ile göz göze geldim. Azra kulaklarına kadar ilerleyen bir sırıtma eşliğinde bana bakıyordu. Ani hareketlerden ödüm koptuğundan yutkunarak elimi kalbimin üstüne koydum, yok bu kızı ben öldüreceğim.

"Gerizekalı ödümü koparttın!"

Koluna vurduğumda sadece güldü ve daha dün görüşmemişiz gibi sıkıca sarıldı. Ona aynı şekilde karşılık verdiğimde üstünde ki durgunluğu anında anlamıştım, geriye çekilip gözlerine baktım.

"Neyin var?"

Gözleri bu sorumla anında dolduğunda elim ayağım birbirine dolaşmıştı. Azra'nın gözyaşlarına asla dayanamıyorum. Ağlarsa eğer onunla oturur ağlardım.

"Öldü."

Gözlerim dehşetle açıldı. Kalbime ince bir sızı kendini yokladığında nefesimi tuttum.

"Ne? Kim?"

Dudakları titrediğinde o kadar kötü olmuştum ki gözlerim hızla dolmuştu.

"Telefonum."

Acıyla karışık sesi bu söylediği sözcükle daha kötü olurken ben ise durgunlaşmış anında üstümde ki kötü duyguları bir kenara atmıştım. Kafasına hızla vurduğumda inledi.

"Gerizekalı mısın kızım! Bana kastın mı var senin!?"

Omuz silkti.

"Arya, Iphone 12'den bahsediyorum. Allah aşkına daha yeni almıştım. Annemle kavga ederken elimde hem su bardağı hem de telefonum vardı ve ben o an birini attım."

Sesi sonlara doğru iyice ağlamaklı çıkarken ben dayanamamış kahkaha atmıştım. Kötü kötü baksa da umursamadan gülmeye devam ettim.

"Sana müstehak! Benden daha çok seviyordun o telefonu!"

Dudakları şaşkınca aralandı.

"Ne saçmalıyorsun gerizekalı, bir telefonla kendini bir mi tutuyorsun?"

Azra sinirlenmiş bana tip tip bakıyordu.

"Tamam ya şaka yaptım."

Koluma yumruğu geçirdiğinde inleyerek vurduğu yeri tuttum, bir kızın eli nasıl olur da bu kadar ağır olabilir? Birbirimizle uğraşarak fakülteye girdiğimiz de dersimiz başlamak üzereydi. İlk ders öylesine boş ve sıkıcı geçmişti ki gelmemiz için ısrar eden arkadaşıma gözlerimi dikmiş hiçbir şey söylemeden onu izliyordum. Bakışlarımı gördüğünde göz devirip oturduğu yerde rahatsızca kıpırdandı.

"Ben nereden bilebilirim hocanın hayat hikayesini anlatacağını?"

Sert bir soluk aldım.

"Sana o kadar söyledim değil mi, ilk günden gidilmez diye."

Üstüne üstlük biraz olsun çevreye alışmamız için beni kafeteryaya gelmemiz için dakikalarca dil dökmüştü. Sonuç olarak o kahvesini yudumlarken ben bu durumdan oldukça memnuyetsiz bir tavırla karşısına oturmuştum. İzleniliyor olmanın verdiği o garip hissin ardından bakışlarım birkaç metre ötemizde ki sandalyelerde oturan gruba kaydı, neredeyse hepsinin odağı bizim masamızdı. Göz göze geldiğim bir çocukla anında bakışlarımı kesmiş yeniden Azra'ya bakmıştım. Kahvesini içmeye devam ediyor, durumdan bihaber görünüyordu.

"Buraya mı geliyor?"

Azra bana dikkatini verip anlamayan bir ifadeyle yüzümü inceledi.

"Ne?"

"Az önce bizi izleyen biriyle göz göze geldim ve o şu an buraya geliyor."

Bakmıyor olsam da bize doğru yaklaşan bedeninin farkındaydım. Azra bir aptal gibi anında bakışlarını göz ucuyla gösterdiğim yere çevirdi, elinin üstünü çekiştirdim.

"Sen cidden salaksın."

Sessizce tısladım. O ise bakışlarını bana çevirip parlayan bakışlarını görmemi sağladı.

"Çok yakışıklı."

Bana pek yakışıklı gelmemişti. Onu ilk kez görmüştüm ama yılışık ve yüzünde ki o sırıtışla bana pek iç açıcı biri gibi gelmemişti.

"Gelmeden önce masadan kalksak mı?"

Hemen itiraz etti.

"Saçmalama kızım, yemeyecek bizi merak etme."

Yeniden konuşmak için dudaklarımı araladığımda bir gölge susmama neden oldu. Bakışlarım yeşil gözlü çocukla yeniden kesiştiğinde o sırıtışın daha çok büyüdüğünü gördüm.

"Selam fıstıklar."

Azra ile göz göze geldik ve o anında dış görünüşüne kanıp gitmediğimiz için pişman olan ifadesi tüm yüzünde göründü. Içten içe sırıtmak istiyordum ve o sorarcasına ona dönmüştü.

"Merhaba?"

"Oturabilir miyim?"

Cevabımızı beklemeden oturduğunda kaşlarım anında çatılmıştı, koltuğa yayılarak oturmuştu bir de. Birazdan elli kuruş istemesinden korkmuyor değilim.

"Tabii oturabilirsin."

Azra ters ters ona bakmış iğnelercesine konuşmuştu. Bu durumdan benim kadar rahatsız olduğunu bir kez daha anlamıştım, o benim de kendisi gibi sosyal olmamı istediğinden arkadaşlarımın olmasını istiyordu. Pek arkadaşım yoktu, şu an için yanımda sadece Azra vardı. Yalnız hissettiğimi düşünüyor, bu konuda kendisini kötü hissediyordu. Tabii tercihleri bazen yanlış olabiliyordu. Bu çocuk gibi.

Fakat ben kendimden memnundum, bir elin parmağını geçmeyecek çevremden oldukça mutluydum.

"Yeni misiniz?"

Güldü ve konuşmamızı beklemeden yeniden konuştu.

"Tabii yenisiniz, aksi takdirde sizi görmemem imkansız."

Elini bana doğru uzattı, önce eline daha sonra yüzüne baktım.

"Ben Berke."

Elini tutmadan bakışlarımı Azra'ya çevirdim.

"Ben Arya, arkadaşım da Azra."

Elini geriye çekip hiçbir şey olmamış gibi yılışık sırıtmasını göstermeye devam etti.

"Benim ismim yanınızda sönük kaldı ama."

Cidden dudak mı bükmüştü? Cins cins ona bakmaya başladığımda bu hoşuna gitmiş gibi saçlarını karıştırıp önce bana sonra da Azra'ya bakmıştı.

"Okuldan sonra takılalım mı?"

Azra anında atıldı.

"Bizim çok önemli bir işimiz vardı, o yüzden teşekkür ederiz."

Berke'ye baktım.

"İşimiz falan yok aslında, ne seninle ne de senin gibi biriyle işimiz olmaz."

Şuh bir kahkaha attı.

"Fevrisin bunu sevdim."

Ağzım açık kaldı.

"Kıro musun?"

Ayağa kalktığım gibi Azra da kalkmıştı. İğrenircesine çocuğa baktıktan sonra koluma girerek yürümeye başladık, Cengiz böylelerinin son sınıflardan olduğunu söylemişti. Evet okula gitmeden önce üniversitede ki tiplerden bahsetmişti ve ilk bahsettiği o kişi arkamızda kalan Berke'ydi. Azra ile bir süre konuşmadan otoparka girdiğimiz de birbirimize bakıp gülmeye başladık.

"Allahım nelerle sınıyorsun sen bizi?"

Azra'nın komik sesine biraz daha güldüm. Birbirimizden sonunda ayrılabildiğimizde babamın beni üç kez aradığını görmüştüm. Onu tekrar aramak yerine görmek istediğimden arabayı evin ters yönüne doğru sürmeye başladım, şirketimiz oldukça büyük ve önemli bir üne sahipti.

Yankı Holding

Şirkete girdiğim de beni tanıyan çoğu kişinin selamını gülümseyerek almıştım. Asansöre binip on birinci kata çıktığımda şirketin genel müdürüyle karşılaştığımız için küçük bir sohbetimiz olmuştu, o odasının bulunduğu dokuzuncu katta inmişti. Bu sefer asansörde yalnızdım, babam ve amcamın ofisinin olduğu kata geldiğimize dair çıkan o mekanik sesten sonra asansörün kapısı açıldı. Iki adım attıktan sonra tamamıyla çıkmış ve oraya gitmek için ilerlemeye başlamıştım. Önümde bir grup göründüğünde bakışlarımı onlara değilde önüme dikmiştim. Fakat garip bir his içimde yer edindiğinde başımı kaldırıp o garipliği görmeyi bekledim.

Gördüğüm yalnızca bir çift siyah iristi.

Kaşlarımı çatmamak için insan üstü bir çaba harcarken o irislerin dikkati bendeydi. Yutkunarak bakışlarımı ondan ayırdığımda göz göze gelişimiz birkaç saniye sürse de etkisini bedenimde hissediyordum. Yanımdan geçip gittiğinde bakışlarını nedensizce üstümde hissediyordum, adımlarım duraksadı. Sırtıma çivi gibi saplanan o zifiri irislerin varlığı beni rahatsız etmişti, asansöre binmiş olsa da bakışları bendeydi. Gözlerini kırpmadan bana bakıyordu, kapı kapandığında dehşete düşmüşçesine bir süre öylece durdum.

"Arya hanım iyi misiniz?"

İrkilerek önüme baktığımda kime ait olduğunu anlamadığım o ses amcamın asistanına aitti. Başımı sallamakla yetinip başımı bu sefer sağa sola doğru sallayarak durdurduğum adımlarımı yeniden atmaya başladım. O irislerin varlığı hala beni izliyormuş gibi istemsizce arkama dönüp bakmıştım, tedirgindim.

"Bunu yapamayız."

Babamın odasına kapıyı çalmadan girdiğimden konuşmanın ortasına dalmıştım. Kapıyı çalmadan asla girmezdim ama kafam bulanıktı.

"Neyi yapamazsınız?"

🖤

Selam, selam, selam.

Sizi yeniden görmek mükemmel, ilk bölüm pek değişmedi ama yazı stilini değiştirmem gerektiğini düşündüm.

Sizi seviyorum bebeklerim..

Bölüm sonu

1 yorum