Sessiz bir iç çekişti yapabildiğim tek şey ... Kesik kesik, yetersiz, güçsüz bir soluktu , bu beni kurtarır mıydı? Ondan yada şuan içinde olduğum durumdan kurtulur muyum? Cevabı o kadar acı ki, kendime bile itiraf etmeye cesaret edemiyorum. Bu ilk acizliğim değil. Fakat en acı veri olandı. Fakat anlamsızdı da, çünkü yetersizdim. O çok güçlüydü. Uyuşmuş vücudum bedeninin altında öylece dururken içimdeki Adal tüm vahşiliği ve şiddeti ile çığlık atıyordu. Kendimi koruyamıyorum. Hareket edemiyor yada kaçamıyorum. Tek yaptığım çırpınmak , onu da beceremiyorum. Kulaklarım uğulduyor ve kalbim atarken ritmi yolunu kaybetmişti. Bir yol vardı sadece ,bir yol... Ben ise o yolun başında yerde sürünüyorum. Ama paramparçayım, parçalarım ise yolun sağından esen rüzgarla etrafa savrulmuştu. Kim toplayacaktı şimdi onları... Eli kolu bağlı Adal mı, annesinin her gün dövdüğü zavallı küçük kız mı, şimdi içimden çıkmayı bekleyen cani mi? Hangisi? Hangisinin gücü yeterdi... Bu enkazı toplamaya!
Karanlık sarmıştı yine etrafımı. Bu sefer gerçek değildi. İçimdeki karanlıktı. Yolun ortasında sürünen o kızın içinden akan tek şey karanlıktı. Bu kez saklamıyorum. İçimde durmadan iyi tarafımla çatışan o kızı saklayamıyorum! Onu hissediyorum. Nefesini, kokusunu, tenini... Pusat o kız gibi mi? Sakladığım kız gibi mi? Ve içimdeki Adal, alt dudağının sarkıtarak cevap verdi.
"Tırnağı bile olamam..."
Burnumu çekip içime derin bir nefes çektiğimde kokusu burnuma doldu. Portakal çiçeği gibiydi, ayrıca biraz da tıraş losyonu... Fakat daha keskin , daha sertti. Bu onu ürkütücü gösteriyordu. Nitekim öyleydi de. Ürkütücü, korkutucuydu. Ve açık bir şekilde korkuyordum. O üzerimdeyken titriyor, şimdiye hiçbir şeyden korkmadığım kadar çok korkuyorum. Beni saatlerce dövmesine katlanabilirim. Üzerimde türlü işkenceler yapabilirdi. Ama onun aklındakinin bu olmadığını hissediyorum... Ve bu beni ürkütmekten daha fazlasına itiyordu. Elim kolum bağlanmış, çaresizdim. O kadar bitmiştim ki, artık kaçıp gittiğimi bile hayal edemiyorum. Daha önce korkmuş ve korkutulmuştum. Fakat bu korku... Eşi benzeri olmayan bir korkuydu. Tarifsiz, kaçınılmaz bir korkuydu. Canım yanıyordu. Sanki bir bıçak derimi yüzüyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum.
"Lütfen... Lütfen yapma..."diye diye fısıltıyla yalvarırken ne gururum ne de onurum umurumdaydı. En son böyle yalvardığım anılar bir yandan üzerime saldırıyordu. Onlara hiç karşı koyamıyorum... Onur ve gurur için hiç olmadığı kadar geçti. Ben ilk onurumu kaybettiğim günü hatırlıyorum... Unutmak için çok uğraştım. Yüzlerini unuttum, ama seslerini unutmadım. İlk gurumun çiğnendiği anı seçemiyordum bile, ondan sonra bir o kadar aşağılanmıştım. Her seferi bir önceki unutturmuştu. O zaman da canım yanmış, hırpalanmıştım. Fakat bu sefer çok daha farklıydı. Beni yakmaya ant içercesine parlayan adam karanlığın pislik gölgesi gibiydi. Ve aslında, burada da yanılıyordum. O karanlığın gölgesi değil karanlığın kendisiydi.
Bir mabet gibi... tek fark önünde eğilen karanlıktı. Kusursuz bir siyah ve kusursuz bir acıydı. Kurtulmak istiyorum. Ondan kurtulmak. Acıyı yok etmek istiyorum. Bedenimdeki her bir hücre suni bir felç de geçirmiş sanki. Bu psikolojik bir baskıydı. Çünkü bana verdiği uyuşturucunun etkisinin yeni başlaması umurum da değildi. Bir süre, çok uzun bir süre bekledi üzerimde. O sırada yüzümün her milimini ezberlermiş gibi izledi. Ben ise yavaş yavaş bacaklarımı oynatıyordum. Verdiği uyuşturucun etkisi geçmiş miydi, geçmiş gibiydi. Bacaklarımı hareket ettirip çırpınıyordum. Fakat ondan hala kaçamıyorum.
Bakışları yüzümü bulurken bileklerimi daha fazla sıktı. Daha fazla ve daha fazla... Buz mavisi gözleri gölgeleri barındırıyordu içinde. Karanlığın gölgeleri buzullarının üzerini bir pelerin misali örtmüştü. Gözleri... Birden fazla duygu var onlarda...
Öfke , nefret, kızgınlık, acımasızlık , ve hüzün... Yine, hüzün!
Hepsini anlarım da o niye var ,anlamıyorum. İçinde, gözlerinde, teninde. Bunu görmeyi beklemiyordum, bana acıyordu. Kızgınlığını , öfkesine bir kılıf bulunur elbet. Ama hüznüne bir anlam veremiyorum. Bana acıyor. Bu neden beni daha fazla korkutuyor? Neden daha çaresiz hissediyorum?
Belirsiz... Her şey belirsizdi... Tüm duygular , tüm hisseler karmakarışıktı. Çözülmeyen bir düğüm gibiydi. Teni, çelik sarılmış kadife hissi veriyor insana. Sert ama aynı zamanda da yumuşak. Fakat bir o kadar da dokunulmazdı. Alev alevdi her yanı... Onu hissettikçe yandığımı görüyor ve karşı koyamadığım için daha fazla acı çekiyorum. Elleri bileklerinde gevşerken "Bana acıyorsun. Bunu neden yapıyorsun? Yapma. Lütfen yapma.." dedim bir kez daha ümitsizlikle. Bakışlarının hızı tarifsiz şekilde değişti. Tüm o karmaşık duygular silindi gözlerinden. Sadece tek bir duygu belirdi.
Nefret...
Nefreti görüyordum onda. Saf nefreti kuşanmıştı ruhu ve nedense bu bakış bana kendimi hatırlattı. Evimde aynaya her baktığımda kendime , hayatıma ,Mete'ye böyle baktığımı hatırladım. O çığlıkları her gece duyup uyanmaya çalıştığımda böyle baktım kendime! Elleri bileklerimi ani bir şiddetle sıkarken olmayan tırnakları sanki etimi parçalıyordu. Yüzünü yüzüme milim milim indirgerken soluksuzdum. Korku sarmıştı tüm benliğimi. Ağır, baskın bir korku.
Acıyla sessiz bir inilti koptu dudaklarımdan. Hiç olmadığı kadar sessizdim. Oysa ki alışıkta değişim, içimden hep konuşurum ben! "Sana acımıyorum. Hiçbir zaman acımayacağım, bunu benden bekleme!" Sözlerindeki öfke tüm ruhumu kasıp kavururken tek yaptığım ağlamaktı. Titreyen göz bebeklerim gözyaşlarımı hızla akıtırken dudaklarım titriyordu. Başımı iki yana şuursuzca salladım, hıçkırıklarım boğazımda düğüm olmuştu. Biriken acı boğazımı yakıyor, acıtıyor bir yandan da. Yüzü yüzümün bir nefes kadar uzağındayken onun nefesi de yüzümdeydi... Bileklerimdeki elleri gevşeğinde yutkunarak karanlığın çöktüğü gözlerine mühürlendim. "Bir kez dahi gözlerini kapatırsan..." dediğinde sert sesiyle, elleri bileklerinden aşağı süzülüyordu. Parmakları sanki parçalamak istercesine tenime battı. Bacaklarımı oynatarak ondan kurtulmaya çalıştığımda kollarım sarsılıyordu. Üzerimdeki gecelik her hareketimde biraz daha bedenimden sıyrılırdı, açıkta kalan tenim ürpermişti ama örtünemedim. "En başa dönerim. " diyerek sözleri tamamladığında dirseklerine ulaşmıştı sert elleri. "Yapma. Dokunma bana!" Çığlığı andıran sesim kulaklarıma, kulaklarıma dolduğunda ellerini tenime daha sert bastırarak koltuk altlarıma indirdim. "Tenin çok yumuşak ve narin. Kolay moraracak." Soğuk ve keskin sesi titrememi artırırken ona karşı koyamıyor olmak yine her şeyden daha acıydı. Daha aciz ve aşağılıktı.
Boğazıma dizilen hıçkırıklar sözlerini beklercesine dudaklarımdan firar ettiklerinde , omuzlarım sarsılıyordu. Kahrolası hayat bir bana acımıyor, bir bana merhamet etmiyordu. Ve ne yazık ki onunda bana etmediğini görüyorum... "Yalvarırım yapma. Neyin bedeli bu yaptıkların? " dediğimde az önceki sesimden eser yoktu. Boğazımdan kaçan hıçkırıklarım sesimi boğuklaştırmış , fısıltıya dönüştürmüştü. Bakışları değişmedi, yüzünü hafif sağa eğerek gözlerime baktı. Bakışlarım gözlerimdeyken gözleri, tıpkı elleri gibi aşağıya indi. Aralık dudaklarına mühürlenmem buz mavisinin soğuğu dudaklarımı dondurmaya, titretmeme yetiyordu.
Elleri daha fazla aşağı kaydırıp parmakları kaburgalarıma batırdı. Korku kemiklerimi sızlatıyordu. Titreyen dudaklarımı birbirine bastırmaya çalıştım, tek amacım güçlü olmaktı. "Sana bir daha söylemeyeceğim. Seninle ilgili değil. Ve bu bedel de senin bedelin değil. Sen sadece bir objesin. Plan'ım küçük bir parçasısın. Ve intikam benim için! Senin ödemen gereken bir bedel var!" Sonlara doğru yükselen sesiyle sarsılırken geriye doğru kaçmaya çalıştım. Fakat bir yatağa bağlanmış ve kısıtlanmıştım. Kaçamıyordum. Ellerini üzerimden çektiğinde bedenim karanlığın içindeki bir boşluğa düşmüştü. Bunu hissediyorum. Bedenimden aniden uzaklaşınca afallamama sebep olurken , içim de bir umut belirdi. Belki de vazgeçmişti. Bana dokunmaktan , vazgeçmişti.
Titreyen göz bebeklerime gözlerinin içinde küçük kalırken ayak ucuma kadar uzaklaştı. "Vazgeçtiğimi düşünme. Asla sözümden dönmem." dediğin zamanın durduğu , nefesimin kesildiği andı. Soluksuz kaldığım , parçalara ayrıldığım an... Gözyaşlarım sicim sicim hızla yanaklarımdan aşağı süzülürken sert parmaklarını ayak bileklerimde hissettim. Çok uzun zamandır ağlamamıştım, şimdi ise sanki gözlerim o zamanların acısını çıkarıyordu. Kaçmak istedim fakat kaçamadım. Artık çoğu şeyi yadırgamıyorum. Zihnimin korkulu duvarlına çarpan bir detay soluğumu keserken yutkunamadım. Bana uyuşturucu vermişti. Ve etki tamamen geçmiş gibi görünmüyordu. Neden o kadar uzun bir süre yüzüme bakmıştı. Ve neden ben bir tepki vermedim.
Aslında etkisi tam olarak geçmemişti. Bu yüzden kaçamıyor yada tam olarak kıpırdayamıyorum. Bileklerime dolanan parmakları sıkılaştığında bacaklarımı acımasızca kendine çekti. Canım yandığı için inlememi durduramadım. Yatakta aşağıya kayan bedenim, üzerime gölge olan cüssesinin altında eziliyordu. Bacaklarımı birbirinden ayırarak bedenim üzerine süzüldü. Üzerime çöken karanlık soluksuz bir ölüm senfonisi gibiydi. Bacaklarımı kapatmaya çalıştığımda yine başaramamıştım. Fakat bu sefer kanımdaki madde yüzünden değil. Bedenime yaslanan beden yüzündendi. "Yemin ederim seni kendi ellerimle geberteceğim. Hayvan! Bunun bedelini ödeyeceksin!" Acı çığlığım odanın ayna kaplı duvarlarına çarptığında sesim yolunu kaybetmişti. Çenemi kaldırarak derin nefes alırken göğsüm havayla şişip , iniyordu. Ayak bileklerimi kavrayan elleri hareket edip bacaklarımın üzerinde gezinirken ağlıyor ve hayatımda hiç olmadığım kadar kendimi değersiz hissediyordum. Kimsenin dokunmadığı bedenim bu adamın elleri altında, kirleniyordu.
"Günü geldiğinde kafama bir el sıkarsın, tabi bunu yapacak fırsatın olursa." Dedi parmakları parlak geceliğin üzerinden gezinirken . Ellerini bacaklara, aşağı doğru indirdiğinde devam etti. "Şimdi yapmam gerekeni yapacağım! Ve bu zevk verecek!" dediğinde elleri bacağımın anları sertçe kavradı. Ellerini hissetmek, kokusunun içinde kaybolduğumu bilmek ölüm gibiydi...
İstemiyorum, bir kelime . Ve bu canımı yakıyordu. Parçalara ayrılırken elimde olmayan neyim varsa un ufak oldu. Hayatım, masumiyetim, ruhum.. Her şeyim terleyen avuç içlerimden kayıp gidiyordu. Berbat bir hayatım vardı. Tam anlamıyla berbat. Fakat... Hiç böyle düşünmemiştim. İlk dokunuşumun böyle olacağı hiç aklıma gelmemişti. Hep beni koruyacak birine ihtiyaç duyarken hiç böyle kaybedeceğimi düşünmemiştim. Kırılan , tuzla buz olan ruhumun neyin bedeli olduğunu bilmeksizin acının içinde ezilip, yok oldu. Sözlerindeki kararlılık , acımasızlık ve nefret bileklerimdeki kemeri sanki onun yerine biraz daha sıkıyor. "Dur yapma. Dur!" çığlık çığlığa feryadım aynaları sarsarken bakışlarım onun buzullarında asla ayrılmadı. Sanki o gözlerimi kapatsam ölecektim. Oysa kapatmasam da ölmeyeceğim. Kaybolmuş, tükenmiş ve bitmiş durumdayım. Tenime dokunan sert elleri sanki yüksek çıkan sesine sinirlenmişti. Canımı acıtacak kadar sert bir şekilde bacaklarımı daha fazla ayırdı. Bacak boğumları sızlayarak acıdı. Kendime hakim olamazken acıyla çığlığım yine aynalı odada yankılandı . O ise beni umursamıyordu. Ne kadar çığlık attığımın, canım ne kadar yandığının bir önemi yoktu. Onun sözleri ile basit bir objenin hiçbir anlamı yok. Değersiz hissediyorum. Hep öyle hissetmeme rağmen neden bu adamın yaptıkları daha acı vericiydi. Anlamsız gelmeliydi, can yakıcı değil. Berbat hissettiriyordu. Yüksek bir uçurumdayım, toprak ayağımın altından kayıyor. Canım yanarken her salise uçurumun içine biraz daha batıyordum. Çabalamam , çırpınmam tamamen anlamsızdı. Çünkü hiçbir işe yaramıyordu.
Hıçkırıklarımın ağırlıkları ile her şeyi tahrip ederken tek yapabildiğim ağlamaktı. Ne zayıflık ama! Yalvarmam yada ona durmasını söylemem bir anlam ifade etmiyor. Çünkü bunu yapmaya kararlıydı. Soğuk parmakları tüylerimi diken diken ederken parmaklarını birbirinden ayırdı. İşaret parmakları bacağımın iç kısmına yerleşmiş, baş parmağı bacamın üzerindeydi. Bacağımın iç kısmına daireler çizen parmağı sesi yükselmişti. Kalbimin sesini! Öylesine hızlıydı ki bu ses, ondan başka bir şey duymuyorum. Bakışları kızarık yaşlı maviliklerimden hiç ayrılmıyor , beni buz mavisi gözlerine mahkum ediyordu. Bedenimdeki ruhumdaki tüm korku adeta gözlerime işlemiş, ağlamam durdu bir anda yada yüzüm o kadar ıslaktı ki artık hissetmiyorum. Gözlerimde yüzüne tüm hırçınlığı ile bakıyordu. "Eğer bana tecavüz edersen köpek! Yemin ederim yaşattığını yaşatırım sana. Gebertirim seni!" kaşlarını çatarak ifademi izledi . "Hadi ya, demek yaşattığımı yaşatırsın ha?" dedi Pusat. Sonra yine keskin sinsi gülüşünü duydum. "Ne yapacaksın beni bağlayıp tecavüz mü edeceksin?" Hala gülüyordu. Onun hoşuna giden benim ise itici bulduğum bir komedyanın içinde gibiyim. Bu da mide bulandırıcı! Dudaklarımız arasında bir milimlik bir mesafe bırakırken nefesi dudaklarıma çarpıyordu. Ve ağzından limon ve sigara kokusu geliyordu. "Aslında bunu deneye biliriz..." derken bir elini bacaklarımın arasından geçirdi. Hızla bacaklarımı kapatıp dizlerimi birbirlerine bastırmak istedim fakat onun kadar hızlı değilim. Başaramadım! Eli beni kaba bir tavırla kavradığında içime keskin ve derin bir nefes çektim. Mahremimin tam üzerindeki soğuk dokunuşu tüm tüylerimi germişti. "Hiç fark etmez. Üstte olmanı da kabul edebilirim. Fantezilere açık biriyimdir." Sesi midemi bulandırıyordu. Dokunuşları midemi bulandırıyor bu lanet olasıca herifin her şeyi, şuan kusma isteği uyandırıyordu. "Pislik, çek elini hemen!" Tıslayışım ile iğneler gibi konuştu. Ve o sırada elini çekmeyi de akıl edebildi. Önce inlercesine bir ses çıkardı. "O kadar hırçınsın ki, üzerimde ,aletim içindeyken ne kadar kışkırtıcı olabileceğini düşünüyorum. Ama çok tuhaf, midemi bulandırdığın için böcek, tahrik olmuyorum!" Cümlesinin sonuna doğru kasıklarını üzerime bastırdı. Ya bedeni tanımıyordu yada yalan söylüyordu. Çünkü hissetim bir takım şeyler vardı.
"Sapık hayallerini kendine sakla! Şerefsiz ,anladın mı?" Yine güldü. Bu sever sadece dudakları seğirmişti. "Bir kadınla sevişmek ve düzüşmek arasında fark vardır Adal! Biz sevişmeyeceğiz , ben seni düzeceğim." İçim burkulurken yutkundum. Yapmak istediklerinden o denli emindi ki yeniden ağlamaya isteği zihnimin kapılarına dayanmıştı. Hırçınlığım ve korkaklığım karman çorman olmuştu. Korkumu görmüşcesine ellerini yukarılara çıkarttı. Gözlerim acı ve korkuyla kapanmak istese de yapmadım. En azından bunu kendim için yapmalıyım. Güçlü durmalıydım. Bu sadece öfke kriziydi. Bu yüzden ağlamak istiyorum. Ona karşı koyamadığım için..
Gözlerini kapatma... Gözleri sakın kapatma!
Fısıldıyordum içimden. Sadece güç bulmak içindi bu. Güç bulup biraz olsun ayakta kalmak içindi. İç bacağıma yaslanan parmakları bacak birleşimimdeki çizgiye geldiğinde ifadesi hiç değişmedi. Sanki benden bir tepki vermemi bekliyordu. Bacaklarımı oynatmamı onu geri tepmemi bekliyordu. Fakat... Parmakları tenimin bir kaç milim ötesindeydi. Hareket edersem onu yine hisseder ve tüm irademi kaybederim . Ayakta durmayı bırak şuurum bilinçsizce kapanabilirdi. Sağ elini tenimin üzerinde gezdirecek kalçama çıkardığında "Geberteceğim seni kansız!" diyerek feryat ettim. Fakat beni duymamayı tercih etmişti. "Tenin fazlasıyla soğumuş. Sanırım uyuşturucun etkisi hemen hemen geçmiş." dediğinde sesindeki sinsi ve tehlikeli ses soluğumu kesti. Yutkunamadığım için boğazımda oluşan tüm yumrular beni boş bir karanlığa sürüklüyordu. "Bu güzel. Sana dokunurken hissetmeni istiyorum." sözlerine devam ettiğinde bileklerimi zorlayarak kurtulmaya çalıştım. Deri kemerlere bağlanmış olan bileklerim sızlıyordu. Acıyor ve her hareketimde derimi yakıyordu. Parmakları olabilirmiş gibi biraz daha yukarı çıktığında nefesimi tuttum. "Çok pürüzsüz!" dediğin de parmakları tenimde , nefesi bedenimdeydi. Gözyaşlarım arsından "Dur.. Bunu yapma..." diyerek fısıldadığımda bir kez daha umursamadı. Üzerindeki geceliğin eteğini kavradığında diğer eli de ona özenerek yanına ulaştı. Geceliğin ipek ucunu kavrayan soğuk parmakları bedenimi soğuk dokunuşlarına tezatla yakıyordu. Yanıyordum. Bu tutkulu bir dokunuş değildi. Korku doluydu. Ateş gibiydi ve ben ateşin tam ortasındayım..
"Korktuğunda sesinin çok keskinleştiğini söylemiş miydim? Kuş ciyaklaması gibi! "dedi soğuk sesiyle. Tenimi donduran sesi bir cevap istiyordu. Bu öylesine sorulmuş bir soru değildi. Bu bana sorduğu soru onun bana üstünlüğü içindi. "Cevap ver!!" kükremeyi andıran sesi omuzlarımı titretirken korkumu körüklüyordu. Titreyen dudaklarım arasından fısıldadığımda sesim hiç olmadığı kadar acizdi. "Hatırlamıyorum!.." Yüzü memnuniyetle keyiflenirken gözleri yine gözlerimdeydi. Olmuyor. Sanki gözlerimi kapatsam daha kötü hissedeceğim. Halbuki ben zaten en berbat durumdaydım. Zaten kötü bitmişim. Daha kötüsü olamazdı. Belki olurdu. Ne zaman bunu söylesem hep daha kötüsü olurdu. Daha, daha fazla kötüsü...
Derin bir nefes aldığımda şişen göğsüm geri söndüğünde, bedenini bedenime bastırılarak yaslandı. Soğuk parmakları ile ipek geceliği üzerimden sıyırırken çığlık atarak bacaklarımı oynattım. Ama her hareketim başarısız oluyor, tek yaptığım dizlerimi kalçalarına sürtmek oluyordu. Derin, hırıltılı bir nefes alırken soğuk dokunuşlarını kalçalarımda hissettim. Tenime dokunan parmakları uçları tüylerimi bir kez daha ürpertmişti. Elleri bedenimde kuralsız bir acımasızlıkla geziniyor. Ona aitmişim gibi. Bedenini hafif yukarı çekti. O sırada hissettim. Onu hissettim. Korktuğum ve korkutulduğum şeyi hissettim. Bacaklarımın arsında , sahip olduğum her şeyin kıyısındaydı. Tenimin bir kaç santim üzerindeydi. Ve beni ondan koruyan tek şey üzerimizdeki kumaş parçasıydı. Bacaklarımı refleksle kapama dürtüsüne kapılırken onları sadece bir milim oynatmış ve istemsizce onun kalça kemiğine dayanmıştım. Ateşe değmişçesine dizlerimi geriye çektiğimde belini kasarak bedenini bedenime bastırdı. Onu hissediyordum. Tam orada... Bedenimin girişindeydi. Üzerimdeki gecelik göğsümün altına kadar çekildiğinde bu fark etmemin tek sebebi soğuk dokunuşlarıydı. Parmakları sıska kaburgalarımın üzerinde dolanıyordu. Her dokunuşu bir parçamı koparıp alıyordu benden. Her dokunuşu beni daha fazla kirletiyor, aciz kılıyordu.
Bir zavallıdan farkım yoktu. Aptal değersiz bir objeydim onun gözünde. Tahrip edeceği, parçalayacağı anlamsız bir eşya. Basit bir kadın... Ve daha belki de benim zihnimde daha yeşermemiş bir çok sıfat daha vardı. Yada en başından beri olduğum şeydi. Değersiz , güçsüz bir zavallıydım. Yüzü yüzüme milim milim yanaşırken "Tenin çok ıslak. Tekrar Terlemişsin!" dedi keskin bir sesle. Neden hem gülümseyip hem somurtuyordu? Bu beni germiş ve terlemiştim. Bu inkar edilecek bir şey değildi. Çünkü korkuyordum. Ve bu korku bedenimin üzerine terle kaplayarak, sarıyordu. Gözleri gözlerimden bir saniye dahi ayırmadı. Ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin gözlerini kaçırmıyordu. "Durmamı ister misin?" dediğinde sert ama alaylı bir ton vardı. Dudağı yana kıvrılmış, tek kaşı kalkmıştı. Benimle oynuyordu. Biliyordum. Durmayacaktı. Durmayacağı çok açıktı. Sadece eğleniyordu. Benimle alay ediyordu. Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdığımda benimle oynadığını bilmeme rağmen kendime söz geçiremedim. "Yalvarırım dur.." söylerken benim bile zor duyduğum sözlerim bedenimi bir kor misali yakarken dolu dolu gözlerim görüşümü zorluyordu. Bulanık olan görülün boğazımda düğümlere mizansen daha güçlüydü. Daha kararlı, dirayetliydi. Dudağının kenarı sesime inat daha fazla kıvrılırken "Mümkün değil!" diyerek aynaları titretti. Bedenim zangır zangır titrerken hızla üzerimden doğruldu. Üzerindeki soluk gri kazağı eteklerinden kavradığında ellerin tenimden uzaklaşması paha biçilmez bir mükafattı.
Gözlerim onun tavrını algıladığında bakışlarımı ondan asla çekmedim. Onu çıplak görmek istemiyordum. Fakat nereye bakarsam bakıyım, yüzümü nereye çevirirsem çevireyim onu görecektim. Tavana baksam O, sağa baksam O, sola baksam O...
O aslında her yerdeydi. Her yanımdaydı. Kurtulamazdım. Kurtulamayacaktım. Üzerindeki kazağı atik bir hareketle çekip çıkardığında soluğum kesildi. Artık hiçbir şeyin geri dönüşü yoktu. Her şey artık çok geçti. Üzerime doğru tekrar eğildiğinde parmakları geceliği tekrar kavradı. Daha önce kavradığı ipeği şimdi biraz daha yukarı çıkarmıştı. Çıplak göğsümü özgürlüğe sürükleyen elleri ağlamamı şiddetlendirirken korkuyla içten içe bunun bir kabus olduğunu ve uyanacağımı düşündüm. Ama kabus bitmedi. Yardım isteyeceğim kimsem yoktu. Bir işaret bekliyordum. Bir kıvılcım fakat hiçbir şey olmadı. Ne bir işaret ne de bir kıvılcım. Hiçbir şey, hiçbir şey olmadı. Dirseklerine kadar sıyrılan geceliğin başımdan çoktan geçtiğini idrak ettiğimde içime ne kadar kapandığımı fark ettim. Kendimi ne kadar unuttuğumu ne kadar basit, aşağılık bir duruma düştüğümü fark ettim. Gerçek anlamda basit ve aşağılık hissediyordum. "Bu yaptığını hak edecek ne yaptım ben sana? Seni tanımıyorum bile. Ne yaptım?" dediğimde sesim güçsüz bir çığlık gibiydi. Bedenim son demlerini yaşıyordu. Her çırpınışım bir sonraki çırpınışımda kayboluyordu. Biri diğerini kovalıyordu sadece. Kısır bir döngünün içindeydim. Kusursuz işleyen bir saat gibi her dakikam her salisem bir kabusa dönüşüyordu. Peki bunları neden yaşıyordum? Neydi suçum günahım? Neyin bedelini ödüyordum?
Her şey belirsizdi. İçinde bulunduğum durum, adını bilmediğim bu adam, her şey.
Canım yanıyordu. Çığlık atıp yardım istemem gerek . Fakat bunun bir işe yaramayacağını biliyordum. Bu hiçbir anlam ifade etmiyordu ona. Ne halde olduğum hiçbir anlam ifade etmiyor... Çaresizdim. Yıkılmış ve yıkılmışlığın kıyısındaydım. Gözlerimi kapatmaya korkuyorum. Kapatırsam canım daha fazla yanacaktı, biliyorum.
Kısa bir an gözlerimi kıstım . Kapatıp bu iğrenç anı görmemek istedim .Fakat sonra içimdeki o Adal ayağa kalktı. Küçücüktü. Ellerini sık sık eteğine siliyor bir şeyler geveliyordu. Sonra ne dediğini duydum. "Ağlamayı kes!" Benim sesim değil annemin sesi doldurdu kulaklarımı. Ardından artık ağlamadığımı fark ettim. Ve o Adal benim yerime zaten ağlıyordu. Üzerimdeki geceliği bileklerime kadar çektiği geceliğin iki ucundan tuttu. "Sakın kıpırdama!" diyerek emir verdiğinde , emrine itaat etmeyip bacaklarımı oynata bildiğim kadar oynatmaya çalıştım. Ne yazık ki hareket etmem hiçbir şeye yaramıyor aksine istem dışı uyarılmış olan uzuvlarını hissediyordum. Yine pes etmedim, asilikle çenemi kaldırdım. Derin bir nefes aldığımda üzerime eğilen adam soluksuz kalmışçasına kükredi "Sana kıpırdama demiştim." Sesi öyle ürpertici öyle karanlıktı ki korkuyla kesik kesik soludum. Nefes almam yanlıştı. Çıplak teni tenime dokunmuştu. İlk kez bir erkeğin bu kadar yakınındayım. İlk kez bir erkek bana cinsel bir bakışla yaklaşıyordu. Ve ilk kez bir erkeğin eli bedenimde dolanıyordu. 21 yaşındayım, hayatım boyunca bu dereceye gelmemiş ve asla bu kadar tahrip edilmemişti. Aslında hep hırpalanmış, acı çekmiştim. Mete, hep canımı yakmış , dövmüş ,sözleriyle aşağılamıştı. Fakat ben ona ne kadar kızarsam kızıyım, ondan ne kadar nefret edersem edeyim asla direnmekten vazgeçmemiştim. Sadece o bunu görmüyordu. Her seferinde kaybedeceğimi bile bile savaşmıştım onunla. Peki şimdi neden savaşamıyordum? Neden buradaydım? Onun yüzünden mi? Yada benim yüzünden miydi? Peki kime ne yapmıştım? Kimin ahını aldım da böyle parçalanmayı yok olmayı hak etmiştim. Bilmiyorum...
Şuan an, bu umurumda bile değildi. Mete'den yardım istesem sesimi duymayacaktı. Belki de duyacaktı. Fakat yardım etmeyeceği yönünde bir çok tecrübem vardı. O benim acı çekmemi hep arzulayan adamdı. Hep yanmamı , yok olmamı istedi. O başaramadı. Ama bu adam başarıyor!
Ağabey eksikliği çekiyor falan değildim. Fakat onun beni korumasını isterdim. Beni bu adamdan korumasını isterdim. Kirletmesin isterdim. "Anlamak istemiyorsun." dediğinde yüzü gözyaşlarımın ıslattığı çehremin bir nefes uzağındaydı. Gözlerindeki ifade o kadar keskindi ki titreyen göz bebeklerime dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım.
İpek geceliğin eteğinde parmakları sıkılaştığında gözlerini gözlerimden ayırmadan iki yana çekiştirdi. Kulaklarıma ulaşan yırtılma sesi onun gücünü, şiddetini, öfkesini tüm heybeti ve kudreti ile doğruluyordu. Bir anda yaptığı hamle boş bulunup irkilmeme sebep olurken sırtım yatağın yumuşaklığından bir kaç saniyeliği sıyrılmıştı. Histerik bir korkuyla gerilen bedenim rahatlayacakken göğüslerimde hissettiğin soğuklukla tüm ruhum çekildi. Soluksuz kaldığım için kıpırdayamazken sırtım tekrar yatağın yumuşaklığı ile buluştu. Derin bir nefes alındığını hem görüp hem de hissederken göğsünün sıcaklığı yakınımdaydı. "Bu bedenin kaybı intikamımın hediyesi olacak. Bu ilk ve son dokunuş . Acılı ve kaybı büyük bir ilk. Asla unutulmayacak kederli bir son... Ben istediğimi alamadığım sürece asla duramayacağım. Bu gece bu , şuan senden alacaklarım kumsaldaki bir kum tanesi sadece mutlu edecek. Ve onun istediğini yaparken sana acı vermiş olacağım. Biliyorum. Tabi sen de biliyorsun. Senin bir suçun yok. Fakat daha öncede dediğim gibi intikam benim, sense bu oyundaki değersiz bir objeden ibaretsin!" Sözlerini tamamladığı anda ruhumun kapıldığı karanlığı , dipsiz boşluğu hissedebilmiş ve o boşluğun karanlık mihrabında yok oluşun kıyısına dayanmıştım. Parçalanmış, aşağılanmış ve alçaltılmıştım. Göz yaşlarım birer bire süzülmeye devam ederken korkunun kuytuluğu zihnimi bulanıyordu. Bir intikamdan bahsediyor. Zihnim , bilincim hiç olmadığı kadar çok zorlanıyor fakat yine de bir şey bulamıyordum. Sözlerinin karmaşasında boğuluyor, nefes alamıyordum. Elimdeki parçalara ayrılmış ipek gerçeği odanın bir köşesine fırlattığında kalçalarımı saran bez parçası dışında hiçbir şey kalmamıştı üstümde. Saf çıplaklığım ile tanımadığım bir adamın karşısındayım. Kimsenin görmediği mahremiyetim bu yabancının lacivertte dönüşen buz mavisi gözleri ile yıkılmıştı. Üzerindeki yeri hiçbir şekilde değişmezken bacaklarıyla , bacaklarımı daha fazla araladı. Başımı iki yana isyan edercesine salladım. "Kimseye bir şey yapmadım. Ben kimseye bir şey yapmadım.." diyordum. Bunu sürekli tekrar ediyor adeta ona bir kez daha yalvarıyorum.
Yüzünün şekli değişmezken kaşları ondan habersiz gayrîihyari bir tavırla çatıldılar. Keskinleşen yüz hatlarıyla "Sana söyledim. Aynı sözleri tekrarlamayı sevmem.. Başka bir açıklama olmayacak. Bu kadarına bile değmezsin!" dediğinde sesim artık çıkmıyordu. Artık konuşamıyor gibiydim. Sanki bir güç dilimi koparıp atmış , lâl etmişti beni. Ellerini omuzlarıma dokundurarak aşağıya kaydırdığında parmakları temime batıyor, dokunduğu yeri kızartıyordu. Kirlenmem yada acı çekiyor olmam onun umurunda değildi. Kesik kesik solurken bacaklarımı oynata bildiğim kadar oynatmaya ondan kaçmaya çalıştım. Fakat başaramadım. İstesem de yeterince kaçamıyordum. "Dokunma! Dokunma bana!" Çığlık çığlığa feryadım yankılandı yine oda da. Zavallı ve bitap düşen ruhumun yakarışlarıyla acımı haykırıyordum. İçimde bir şeyler durmadan eksiliyor...
Onun dokunuşları beni aşağılıyordu...
Gururum, onurum, cesaretim.... Paramparçaydı.
Ellerini köprücük kemiklerime indirdiğinde bakışları yine gözlerimdeydi. "Tavana bak!" Sertçe emretti. Anlamsız sözleri bitap ruhumu afallatırken emrini yerine getirmedim. Karşı koyabildiğimden değildi boyun eğmeyişim. Gücüm yoktu. Çırpınmak , bocalamak artık hiçbir işe yaramıyordu. Her seferin de uçmaya , kanatlarımı çırpmaya çalışıyorum... Fakat olmuyor! Her seferinde yere çakılıyorum. Bir öncekinden daha sert, daha acımasızca zarar görüyorum...
Sözünü dinlemediğimi fark edince gözlerindeki buzullar erimeye başladı. Yerini cehennem alevleri alırken gerilerek kaçmaya çalışıyordum. Titreyen dudaklarımdan boğuk iniltiler, çığlıklar yükseldi. Kırgın kanatlı ruhumun iç çekişiydi aynalı odadaki bu mırıltılar. Titrek , tesiri eksik nefesimle iç çekiyordum. Dokunuşlarından etkilendiğim yada zevk aldığım için değildi. Fakat elimden başla bir şey gelmiyordu.
"Yapma..." diyordum ama sesimi ben bile zor duyar olmuştu. Benim kulaklarıma bile değinmeyen bu sözcük onu etkilememişti bile. Umarına sızıp onu girdiği karanlıktan uyandırmamış, bana ulaşıp karanlıkta süzülen ruhumu titrekliği ile kavramamıştı. İfadesiz yüzü boyun girintimin hizasındayken derin derin soluyor her solukta terime karışmış kokumu içine çekiyordu. İşaret parmağını koltuk altıma bastırırken diğer parmakları kürek kemiklerimin üzerinde paralel çizgiler oluşturuyordu. "Melisa..." diye fısıldadığında hiçbir şey anlamıyordum. Aklım buğulandığı yada korkumdan değil! Bu isme bir anlam veremediğim içindi. Sesiz kalıp titreyen dudaklarım arasından hıçkırıklarımı özgürlüğe bıraktım. Bu sadece bir çığlık hemen önünden geçen bir sesti. Ağlamaktan nefret eden biri olabilirim. Ve şimdi ağlamıyor da olabilirim. Yada ağlıyorum hiç fark etmez Fakat herkes ağlamaktan nefret ederdi. Ben sadece ağlamayı bıraktım. Bundan önce de bundan sonrada... Ağlamak kırgın ruhumun , kirlenen bedenimin yoksun bir parçasıydı. "Melisa çiçeği gibi korkuyorsun." dediğin sesi net ve düzdü. Öyle kokmuyorum. Öyle kokmadığıma emindim fakat O, bir kokudan bahsediyordu. Benim olmayan bu kokuyu benimmiş gibi yavaş yavaş soluyordu.
İşaret parmağını kol boşluğuma bastırırken bir kez daha derin bir nefes aldı. Bileklerimi histerik bir korkuyla oynattım. Kurtulmak istiyordum. Kurtulmak ve buradan bu dünyadan sonsuza dek kaybolmak istiyordum. Kendimi kaybolmuş hissediyordum. Fakat sanki kaybolmamış aynı yerde tekerrür edercesine bekliyorum. Parçalara ayrılırken kaybolan sadece ruhum değildi, bedenim , benliğim, gururum ve daha bir çok sahip olduğum şey...
Kaybolmuştum...
Yüzünü yüzüme hizaladığında dudaklarımı birbirine bastırdım. Bakışları titreyen dudaklarımdaydı. Buz mavisinin en koyu tonu laciverte çalarken gözlerini tekrar gözlerime değdirdi. Fakat bu sadece kısa bir anlığına olmuştu. Tekrar bakışlarını dudaklarıma indirdi. Soğuk kanlı bir acımasızlıkla dudaklarıma doğru eğildi. Hiç temassız yüzümü çevirdiğimde kaşlarını ağır bir kavisle çatarak dişlerinin arasından tısladı. "Yüzünü çevir!" Sesi sertti. Keskindi. Tehlikeli ve korkutucuydu. Yine de bunlara rağmen yapmadım. Yüzümü ona dönmedim. Bakışlarımı ona çevirmedim. Gözyaşlarım şakaklarıma doğru süzülmeye devam ediyordu. Mavi harelerim soluklarının arasında karanlığa karışırken bakışlarım oraya takıldı. Yüzü çevirdiğim aynaya. Gözlerimdeki öfke bir an da şiddetlendi. Hiddetlendi. Kontrolden çıkıyor beni un ufak ediyordu. Üzerindeydi. Yarı çıplak bedeni bedenimin üzerindeydi. Elleri tenimde ve yüzü çene kemiğimin biraz altında boyun girintimin hizalanmıştı. Çıplaktım. Üzerimdeki gecelik yok olmuş geriye kalçalarımı saran ince bir bez parçası kalmıştı. O tam olarak çıplak değildi. Fakat ben bir parçayla saf çıplaklığı ulaşabilirdim. Bakışları aynadaki yansımamda buluştuğunda "Aslında fark etmez. Buradan da izleye bilirsin!" dedi mekanik bir sesle. "Bedenini kirletirken gözlerine bakmama gerek yok! Görmesen de beni hissedeceksin. En derinlerine sahip olduğumu bileceksin!" diyerek devam etti acımasızlıkla. İrkildim sözleriyle.
Sesim çıkmıyor sadece olacakları izliyorum. Çaresiz, bitmiş halim içler acısıydı. "Yapma. Sana hiçbir şey yapmadım. Yapma. Bana bunu yapma." Bir kez daha ona yalvarırken bedenimin üzerinden kayarak bacaklarımın üzerine doğru eğildi. Hızla bedenim üzerinde ilerlerken ellerini tenimden hiçbir şekilde çekmiyordu. Uzun , biçimli parmakları köprücük kemiklerime ulaştığında dudaklarımdan firar eden çığlıkla bakışlarımı ona çevirdim. Gözlerinde hala aynı ifade yüzünde kararlılık vardı. Kirpik köklerim sızlıyor, ağladığım için burnum tıkanmış ve soluk alamıyordum. Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdığımda dudaklarını boynuma bastırdı. Kalbim atmadığını nefes alamadığımı düşündüm o dokunurken. Nitekim nefeste almıyordum. Soluğu bir anda kestiğin için boynumdaki damar şişmiş olmalıydı. "Bir şey yapmadığını biliyorum. Fakat intikam istiyorum. Ve sen buna katlanacaksın, mecbursun!" keskin , duygusuz sesi kulaklarıma ulaştığında boğazıma dizilen hıçkırıkları dizginlemeye çalışıyordum. Boğazım sızlıyordu. Bunu neden yaptığını bilmiyorum. Zira şu an neden yada ne için bunu umurumda değildi. Soruyor bile olsam tek düşündüğüm kaçmak!
"Gözlerini benden sakın ayırma!" diyerek konuştuğunda tepkisizdim. Hareketsiz, öylece dururken gözlerim sanki sözlerine olan asiliklerini haykırıyorlardı. Bakışlarım tavanla buluştuğun da ağlamam şiddetlendi. Nereye bakarsam bakıyım her seferinde aynı manzarayı görüyorum. Aynı görüntüyü sindirmeye çalışıyorum. Fakat olmuyor. Yapamıyordum. Bu hiç kolay değildi. "Bil diye söylüyorum. Her hatanın bir bedeli vardır. Dinlemediğin her sözümün sonuçlarıma katlanırsın!" Keskin sesi kulaklarıma ilişiğinde ellerini aşağılara kaydırdığında tenimin üzerinde hareket eden uzun biçimli parmaklarıyla un ufak olurken bilekleri açılmayacağını bile bile bir kez daha zorladım. Açıklamıyordu. Lanet kemer o kadar sıkı sarıyordu ki bileklerimi tenim kızararak sızlıyordu. Elleri göğsümü bulduğunda çığlık atarcasına feryat ettim. "Hayır! Dokunma bana! Dokunma!" Sızlayan gözlerin, boğulan sesimin içimdeki kaosu alevlendiriyordu. Çığlığım onu etkilememiş aksine hiddetlendirmişti.
Göğüslerimi saran parmakları canım yakarcasına sıkılaştığında acıyla inledim. Boğuk iniltim onun saç diplerini bulurken aynalarda bundan nasibini almıştı. Başımı geriye bastırarak yatırdığımda acı çok ağır geliyordu. "Biliyor musun? Vücudun çok çelimsiz." dediğinde sesi boğuk fakat sertti. Parmaklarını sıkılaştırarak elinin altındaki tenimi biraz daha acıttı. Dudaklarım titremeye devam edip korku ruhuma hüküm sürmeye devam ederken "Çok küçükler." dedi. Neyi kastettiğini biliyorum. Benim onun zevkine göre olmadığımı söylemesi canımı daha fazla yakıyordu. Onu arzuladığım için değil! Beni kendince beğenmemesine rağmen bu kadar aşağılıkça dokunmasınaydı acı veren. Ellerini tenimden uzaklaştırmadan kaburgalarından karnıma indirdiğinde omuzlarım zavallılıkla sarsıldı. İçimden çığlık atamak, haykırmak , yardım istemek geliyordu. Fakat yapamıyorum. Olmuyordu. Sözcüklerim güçsüz, sesim yetersizdi. Dudaklarını aralayarak boynumu diliyle ıslattığında tüm hücrelerim kitlendi. İlk kez, bir ilkimi daha karanlığa feda etmiştim. Karanlığın derinlerine dönmüştüm. Keskin hırıltıları boynumdaki tenimle yakınırken parçalanmanın gerçeğe hüküm sürdüğünü anladım. Dudakları boynumda kıvrak hareketlerle tenimi tüketiyordu. Aklım, zihnim uçmuş kaybolmuştum. Bu zevk değildi! Bu acıyla iç çekişti. Boyumda hissettiğim ıslaklık... Mide mi bulandırıyor. Dudaklarını aralayacak dilini tenimde gezdirirken sanki beni hazırlar gibiydi. Dişlerini boynuma geçirerek " Bacaklarını ayır!" Diyerek fısılda hırıltılı bir sesle. Yapmadım. Yapamadım. Ve yapamayacağımı o zaten biliyordu. Bilerek böyle söylemişti. Sözünü yine dinlememem onu öfkelendirdiğinde dişlerini acımasızca tenime geçirdi. Tenimi saplanan keskinliği mavi kızarık harelerimi irileştirirken acıyla inledim. Aptal herif! Bedenim uyuşmuş. Bir şey yapacak olsan sana bacağımı açarım sanki! "Bacaklarını arala!" dedi Gök gürültüsünü andıran sesiyle. Öfkeliydi. Öfkelendiği içinde acımasız olan ruhu daha fazla kararıyordu. Korkuyla bacaklarımı araladığımda elleri bacaklarımı buldu. Dudaklarımdan firar eden hıçkırıklarım, dişlerinin her saplanışıyla haykırdığım çığlıklarımı karışıyordu. Feryatlarım aynalı duvarlara saldırsa da sesimi duyan eden yoktu. Paramparçaydım. Bitmiştim..
Bedeninin her darbesinde bedenime bastıran üzerimdeki adam asla durmuyordu. Elleri ile yüzümü iki yandan kavrarken " Neden yardım istemiyorsun? Mesela insanlar canları acıdığında anne diye ağlarlar. Sen niye ağlamıyorsun! Annen olmadığı için mi yoksa o orospuyu özlemediğin için mi?" diyerek bir konuştuğunda içimdeki bedenimi kamçılıyor dudaklarım titreyen ağlıyordum. Cevap vermediğimi farkedince daha detaylı konuşmaya karar verdi. " Şimdi ağla ve annenden yardım iste. Belki gelir ha! Yardım eder sana!" diyerek tenime nefesini verdi. Tenime, tüylerime ulaşan sesi, soğuk nefesi ürperti etki yaratırken dişlerimi sıktım. Gözlerinin herkesten sakladığım Adal gibi baktım. Annesinin hayali boğan, durmadan çığlıklar duyan, ve aslında hiç masum olmayan o kız olarak konuştum. "Ölürüm daha iyi! Ve sana da yalvarmayacağım artık!"
Kaşları alay eder gibi kaldırdı. "Öleceksin zaten, merak etme! Ben sadece eğleniyorum!" Piç! Yüzümü buruşturup "eğlencesini siktiğimin piçi!" bağırdığımda yine gülmeye başladı. "Nefesini boşa tüketme, inlerken kullanırsın." dedi keskince, sonra dik dik yüzüme baktı. Bir an da durgunlaştı ve yüzü katılaştı.. İçimden haykırmak istediklerim dilime düşmezken "Biliyor musun? Uzatmayacağım!" dedi. Uğuldayan kulaklarım yine onu hissedince gözlerim sanki bu sözleri duymak istercesine ağırlaştılar. Göz pınarlarım sızlarken kirpiklerim üzerlerine bağlanmış görünmez ağırlıklarda kapanmaya başladı.
"Bir kez dahi gözlerini kapatırsan... En başa dönerim. " zihnimde yankılanan sesi gözlerimi saliseler içeresinde uyandırdı. En başından... Bunu bir kez daha en başından yaşamak kaldırabileceğim bir şey değildi. Kaldıramazdım. Bakışlarım hızla buz mavisinin karanlığına dokunurken onu bakışları zaten üzerimdeydi. Ellerini kalçalarımda sabitlemiş bana ne yapacağını sessizce haykırıyordu. "Yalvarmaya başlamaya hazır mısın?" Diyerek direttiğinde sesiz kaldım. Dudaklarımı birbirine bastırarak içimdeki o asi yanımı ilk kez susturdum. Tavrım ona diklenme gibi görünüyordu. O'da bunu farkındaydı. Biliyordu. Tek kaşını kaldırırken üzerimdeki iç çamaşırını , daha doğrusu bez parçasını kalçalarından sıyırdı. Yine de konuşmadım. Konuşmayacaktım. Zaten durmuyordu. Böyle bir emeli olmadığı ortadaydı. Öldürecekti beni. Parçalayacak , yok edecekti. Bacaklarımdan sıyrılan iç çamaşırına dolu kızarık gözlerimle bakarken içimde bir şeylerim koptuğunu hissettim. Bedenimde ruhumda isyankar bir kaos vardı. Benim boyun eğdiğim , karşı koyamadığım bir yıkım. Saf çıplaklığı ulaşan bedenim tedirginliğimi korkumu arsızca fitillediğinde geri kaçmaya çalıştım. İzin vermedi. Dizlerimden kavrayarak beni kendine doğru çekti. Çırpınmam boşunaydı. Çünkü o vazgeçmiyordu. Bacaklarımı birbirinden ayırdığında bir çığlık daha koptu içimden. Çırılçıplaktım. Savunmasız ve güçsüzdüm. Ellerimi oynatmaya çalıştığımda yine başarısız oldum. Tenim acıyor ve kemerin derimi kızararak yakmasına seyirci kalıyordum. Derin soluklarım arasında gözyaşlarımı akıtırken önündeki yine bu iğrenç odayı doldurmuştu. "Canın acıyor. Bu güzel. Her şey olması gerektiği gibi!" keskin ve soğuktu sesi. Kararlıydı gözleri. Üzerimden doğruldu. Bedenimi inceleyerek "Sakın gözlerini kapatma, yada kaçırma, bu anı hatırlamanı istiyorum!" dedi. Korku her zerresine işlemişken başımı sürekli iki yana sallıyordum. Bakışlarım yarı çıplak bedeninde gezerken derisine kazınan yara izlerini gördüm. Her iki omuzundan kollarına doğru uzanan izlerdi. Yanık değil daha çok keskin çizgilerdi. Bulanık bakışlarım soluksuz ruhumu köreltirken karın kaslarının bulunduğu yerde bir iz daha olduğunu gördüm. Belirgin bir izdi. Derin bir kesik iziydi. İyileşmiş fakat izi kalmıştı. Bu yaraların nasıl olduklarını bilmiyor , merak etmiyordum. Çünkü... Bilmek istemiyordum.
Yutkunarak bakışlarımı ondan çekmek istesem de yapamıyordum. Çünkü korkuyordum. Korkutulmuştum. Bana yapabileceklerini hayal dahi edemezken canımın daha fazla yanmasını kaldıramazdım. "Güzel. Asi tarafın susmuş anlaşılan." Dediğinde tek seferde kotunun düğmesini açtı. Bakışlarımı ondan çekmeye korksam da gözlerinden ayrılmıyordum. Onu çıplak görmek istemiyorum. Onun kim olduğunu bile bilmiyorum. Bunları neden yaşadığımı da bilmiyorum. Belirsiz ve cevapsız bir sürü soruyla cebelleşirken bir kaç hışırtı sesi işittim. Titremem şiddetlenirken "Titremeyi kes! Zayıflığın midemi bulandırıyor! " diyerek beni aşağıladı. İçimden yüzüne tükürmek geliyor. Nitekim öylede yaptım . Suratına tükürerek yüzümü ekşittim. "Asıl sen benim midemi bulandırıyorsun!" Yüzünü sildi ve parmakları boynumu bir anda kavrarken konuştu. "Annesinin küçük kızı. Hiç değişmiyorsun değil mi? O küçük oyunların ,yalanların aptal Mete içindi. Ben yemem. Bak gerçek yüzün nasıl ortaya çıkıyor!" Fısıltı ile konuşması neden bu kadar korkutucuydu. Ellerini boynumdan göğsüme odandan karnıma kadar sürterek aşağı indirdi. Olduğum yerde kıpırdayarak çırpınmaya çalıştım. Fakat uyuşukluğum hala geçmemişti. Sözleri şuan umurumda değildi. Ben acı çekiyorum. Hem fiziksel hem de manevi anlamda... Çıplak teni tenimle dudaklarımı korkuyla ısırarak yatakta geriye kaçtım. Daha doğrusu kalçalarımı geriye sürükledim. Elleri kalçalarımı iki yandan kavrayarak bedenimi kendine çektiğinde dizleriyle bacaklarımı araladı. "Hazır mısın?" Sesindeki korkutucu alaylı tını başımı döndürürken onu tam orada, ruhumun kıyısında hissediyordum. Başımı hayır dercesine sakladığımda "Seni geberteceğim !" çığlığım oda da son kez yankılandı.
"Yemin ederim... " Dedi parmakları kalçalarımın etrafında daireler çizerken konuştu. Yüzümü aşağı eğerek anlını anlıma yasladı. Kısa bir an durup derin bir nefes aldı ve anlımı öptü. Başımı oynatarak ondan kurtulmaya çalıştığımda tekrar konuştu. "Senden önce gebermeyeceğim . Önce sen, gebereceksin!"
"Şimdi... Soruma cevap ver! " diyerek kükrediğinde paramparçaydım. "Hayır!" diye feryatla haykırdım.
Hayır... Hayır ... Hayır...
Son çırpınışlarda bunlar. Ölmeden önceki son çırpınışlardı.
"Umurumda değil!" dediğinde bedenimdeydi. Ruhumun, bedenimin kıyısını geçmişti.
Nefes alamıyordum. Kalbim atmıyordu. Hissetmiyordum. Kanımı, tenimi , terleyen saç diplerimi... Hiçbirini... Hissedemiyordum. O an daha önce hiç dökmediğim gözyaşlarımı döktüm. O an ilk kez, hiçbir zaman atmadığım keskin, acılı bir çığlık attım. Gözlerim tavandaki aynadaydı. Boynumdaki tüm damarlar kabarmış yüzüm bir anda kıpkırmızı olmuştu. Keskin sesimi birbirini takip edem çığlıklar buldu. Parçalandım. Parçalandım. Yok oldum.
