"Gülsüm aç şu kapıyı! Kırdırtma bana kadın! Bir elime geç var ya, kafanda yolunmadık saç bırakırsam bana da Fazıl demesinler..."
Kalın ve sert sesiyle bunları haykıran adam bir yandan delicesine kapıyı yumrukluyordu. Her yumruğunda sarsıntıdan titreyen eski püskü gecekondu, minik bir sobayla ısınamayacak kadar yıpranmıştı. Soğuk kış rüzgarlarının kırık camlar dışında eve girmesini az da olsa engelleyen tek şey, güneş ışıklarından ve tozdan çürümüş perdelerdi. Camın dışında kalan paslı demir parmaklıklar harabe bir evle örtünmüştü, rüzgar estikçe içeriye tozlar dolduruyordu. Tavandaki sıvalar az kalsın dökülecekti. Bu gürültülerin birkaç saniyede bir kesilmesiyle arkadan duyulan soba çıtırtısı genç kızı biraz olsun rahatlatıyordu. Sobanın üzerinde duran eski çaydanlıktaki çay son demine ulaşmıştı. Kız bu sesleri umursamaz bir tavırla ardında bırakarak çaydanlığa uzandı. Uykusuzluktan gözleri ağrıyordu. Burnundaki kan kurumuş, yüzüne çamur lekesi gibi bir rahatsızlık vererek kızın odaklanmasını engelliyordu. Son demi çay bardağına döktü. Soğuktan gerilmiş derisi ve kızarmış beyaz parmakları sıkıca bardağı tutuyordu. Kaynar bardak kızın parmaklarını ısıtmağa yetmiyordu, sıcaklığı hissetmiyordu. Burnunu çekerek türküyü mırıldanmaya başladı.
"Erkilet güzeli bağlar bozuyor,
kirpikleri kalem olmuş yazıyor canım, canım..."
Az önce ona akılsızca tehtidler savuran adam şimdi sakinleşmişti. Sert erkeksi sesi, acımasız yumrukları, yerini neredeyse çaresiz ve umutsuz bir adamın naif sesime bırakmıştı.
"Gülsüm hadi aç kapıyı. Bak yemin olsun elimi sürmem sana, her şey sen nasıl istersen öyle olur. Hadi aç kapıyı evimize gidelim sevgilim..."
Gülsüm son kelimeyi duyunca irkildi. Sevgili ne demektir? Birbirini seven iki insanın arasındaki bağ değil midir sevgililik? Gülsüm birkaç yıldır süreğen vaziyetine, derin mağduriyetine bir göz attı. Sevgi denebilecek bir durum göremedi. Kaşlarını çattı ve öfkeli gözleri bir noktaya kilitlendi. Ahşap masanın üzerindeki paslı çelik bıçağa...
***
Menephis~