Kendi kendi çalar kendi oynar gönlüm atmaz bir kafeste. Senin aklın sende kalsın boşuna nefes tüketme...
Nefeslerini benim içime ver. Dudaklarımız iki mıknatısın çok kutupları gibi yapışsın. Yapboz oyununun yan yana kaybolan iki parçası gibi birbirimizi tamamlayalım.
Sözleşmeyi imzalayalı tam üç saat olmuştu ve bu hafta sonu evleniyorduk. Hatta gelinlik seçmeye gelmiştim bile...
"Sizce bu nasıl?" Kolları mankenin üstünde sarkmış, oldukça kalın askılı, bel kısmının hafif dantel işlemeli göbek kısmının tülden görünen, balık model bir gelinliğe baktım.
Normal düğünüm olsaydı asla bunu giyeceğimi düşünmüyordum. Kusacağım şimdi(!) Balık model sevmem ki ben!
Ama zenginlik varken çöp torbası bile üstüme geçirebildik sanırım.
Hayır, hayır bu kadar büyük konuşmaya gerek yok. Çöp torbası tabi ki de giymeyecektim.
"Tek kelime ile harika görünüyor efendim."
Benim bile midem bulanmışken nasıl güzel olabilir ki bu gelinlik.
"Gerçekçi değil! Söyleyebilirsin bana. Mesela bu gelinliğin bir çöp torbasından hiç bir farkkının olmadığını söyleyebilirsin. Ya da senin o kalın bacaklarına balık model olmaz. Diyebilirsin." Karşımdaki kadın şok olmuş bir şekilde bana bakarken kendimi kahkaha atmamak için zor tutuyordum. Ama ciddi durucaktım.
"Hadi seni bekliyorum." Derken kollarımı göğsümde bağlamıştım. Bir yandan da ciddi bir şekilde ayağımla ritim tutmuştum.
"Efendim ben öyle hiç düşünmemiştim. Ayrıca mankenlere taş çıkarak bir fiziğiniz varken bu karşımda ki gelinlik değil çöp torbası bile giyseniz size yakışır." Ne çok çöp torbası muhabbetti döndü. Artık içimi baymıştı.
"Gerçekten öyle mi düşünüyorsun."
"Tabi efendim. Gerçekten öyle düşünüyorum." Yalan. Ağzımı açıp kendime biraz daha sövecekken telefonun çaldı.
'CEHENNEM ATEŞİ Arıyor'
Hemen parmağımı kaydırarak cevap verdim.
"Efendim Alaz." Keşke gelecekteki müstakbel kocam diye cevap verseydim.
"Müstakbel karım. Akşam benim karım oluyorsun." Ne? Nasıl?
"Belediye başkanını mı tehdit ettin? Yoksa böyle bir şey bu kadar erken olması imkansız gibi bir şeyde..." diye söylendim.
"Anlaşmamızı hemen gerçekleştirmek istedim."
"Benimle birlikte olmak için can atıyorsun sanırım." Yüzüm çokta güzel olmasa da vücudum he erkeğin arzulayabileceği bir vücuttu. Dolgun göğüsler, yuvarlak kalçalarlar, pembe dolgun dudaklar, ve kalın olmayan bacaklar...
Tamam tamam bacaklarım orta kalınlıkta! Yani çıtkırıldım bir şey değilim.
"Öyle. Seni gerçekten istiyorum. İçine girip hiç çıkmamak istiyorum. Sıvılarımızın birbirine karışmasını istiyorum." Alt dudağımı dişlerimin arasına aldım.
"Yanında kimse yok mu böyle rahat konuşuyorsun?"
"Yok. Senin?"
"Var. O yüzden bir şeyler söylemiyorum." Dedim. Yanımda olan kızdan biraz uzaklaştım. Bazı edepsiz konuşmalarımı duyması istemezdim.
"Yani yanında kimse olmasa söyleyeceksin yani?"
"Tabi ki söyleyeceğim. Ama şu an hiç müsait olmayan bir konumdayım."
"Diyorsun?"
"Bence şansını zorlama hiç müsait olmayan bir konuma düşersin." Dedim iddialı bir şekilde.
"Tamam. Tamam zaten akşam bütün marifetlerini göreceğim." Dedi.
"İyi. Tamam. Akşama kedi olmada. Neyse. Var mı başka bir şey?"
"Yok."
"İyi tamam. O zaman hadi görüşürüz."
"Görüşürüz."
***
"Sayın Eva Lekesiz; Levent oğlu Alaz Alanbay'ı iyi günde, kötü günde hastalıkta, sağlıkta her daim yanında olup eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?" Nedense burada kocaman bir hayır diyesim geldi.
"Evet!" Dedim.
"Siz Alaz Alanbay; Mithat kızı Eva Lekesiz'i iyi günde, kötü günde hastalıkta, sağlıkta her daim yanında olup eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"
"Evet." Dedi sakin bir tonda.
"Siz şahitler bu iki çiftimize şahitlik ediyor musunuz?"
Alaz yakınında getirdiği iki adam da "Evet." diyerek bize şahitlik ettiler.
"O zaman bende belediye başkanının bana verdiği yetkiye göre sizleri karı koca ilan ediyorum. Gelini öpebilirsiniz." Törene katılan bir iki kişinin alkışıyla Alaz yüzümdeki duvağı kaldırıp dudağımdan öpmeye başladı. Hiç bir şekilde utanmadan bende karşılık verdim.
"Öhü Öhm." Diye kulağa gelen sahte öksürük sesleriyle birbirimizden ayrıldık.
"Bu gece çok güzel olacak bebeğim. Sadece hazır ol!" Aramızda nefes mesafesini biraz arttırarak cevap verdim.
"Sence ben hazır değil miyim?"
"Sözel libidon benden daha yüksek. Ama önemli olan yataktaki libido öyle değil mi?"
"Öyle kocacığım. Bu akşam mükemmel olacak."
"Gidelim o zaman." Onu onaylayarak kafamı salladım.
•••
Arabadan hızlıca inip benimde kapımı açtı.
"Keşke düğünde bir çılgınlık yapıp siyah gelinlik giyseydim." Bu söylerken beyaz gelinliğimin halkalarından tutarak kaldırdım. Neden kabarık model seçtiysem artık...?
"Siyah mutsuzluk demek karıcığım o ne öyle cenazeye gider gibi siyah gelinlik giyiyorsun. Haksız mıyım?"
Tatlı olduğunu düşündüğüm bir gülümseme bahşedip "Haklısın kocacığım"
"Eee artık eve geçmeyecek miyiz?"
"Hayır!" Dedim.
"Neden?" Aslında kafamda daha fazla şey vardı ama aklıma ilk geleni söyledim.
"Daha kafama şeker atacaksın. Ağzıma bal koyacaksın..." Daha fazla şey vardı. Acaba şeker dolu testide kırmak istediğimi söylesem mi? Sonuçta ilk defa evleniyordum.
"Kafana şeker mi atacağım? Şaka yapıyorsun!?" Dudaklarını öne büküp sağa sola salladım.
"Şaka yapmıyorum." Gözleri hafiften irileşse de sonrasında kendini toparlamıştı.
"Arabada çikolata vardı onu hep kafana atıp gelde sana tattırsam olmuyor mu?" Ne kadar da musum söylemişti. Ama içimdeki şeytan komacan hayır diye bağırıyordu. Onu dinlesem mi acaba?
"Normal de olmaz ama senin için olabilirim sanırım." Elimi gelinliğin halkasından çekerek çenemin altına koydum.
Bu gelinlik beni oldukça yormuştu!
"Ben o zaman çikolataları getireyim." Diyip arkasına döndü.
"Of tamam vazgeçtim. Yarın yapalım. Zaten akşam olmuş. Belim koptu bu gelinlik yüzünden. Ayağımdaki topukluları hiç saymıyorum bile!" Diye sızlandım.
"O zaman seni kurtaralım bu gelinlikten he? Ne dersin?"
"Kesinlikle... Harika fikir. Ama gözlerim kapalı içeri girmek istiyorum." Şimdi bana ben ne biçim karı aldım diyebilir. Ahh! Ama bebeğim... Yani kocacığım ben böyle bir insanım. Biraz Değişik.
"Tamam." Dedi. Evet sadece tamam dedi. Boşanıyoruz demedi. Haahahah...
Gözlerimi kapayıp Alaz'ın koluna girdim. Sakin adımlarla içeriye girdik.
Alaz direkt bizi kendi odasına götürmüştü.
"Alaz?"
"Efendim karıcığım."
"Bugün günlerden ne hayatım?"
"Çarşamba?" Dedi soru sorar gibi.
"Telefonunu çıkarıp saate bakar mısın?" Dediğimi yapıp saate baktı.
"Saat 00.18" Tekrar şirince gülümsedim.
"18 dakika ile kaybettin!" Dedim.
"Neyi?"
"Sevişmeyi." Dedim. Kafası karışmış bir şekilde bana bakarken durumu hızlıca açıkladım.
"Saat gece 12.00'ı geçtiği için artık günlerden Perşembe. Zaten isteseydikte yapamazdık. "
"Niye özel gününde misin?" Kaşlarımı kaldırıp kafamı olumsuz anlamda salladım.
"Hayır. Başım ağrıyor. " Dedim.
"Yapma be! Daha evliliğin ilk gününden Başın ağrıyorsa işimiz var senle." Dedi. Ben ise kahkaha attım.