İçeriğe geç

Elzem||Yarı Texting

Bölüm 27 · 7 dk okuma

Elzem||Yarı Texting

Bölüm 27

27.

"Sevmek ve beklemek aynı şey değildir: Herkes sever ama herkes bekleyemez."

-Dostoyovski-

...

"Nasılsın"

"Bugün siyah iris çiçekleri getirdim sana. Bu tür çok nadir bulunurmuş biliyor muydun? Her renginden her türünden bulucam senin için sevgilim.."

Bir erkek sesi duyuyordum ama gözlerime ağırlık çökmüş gibiydi üstelik üşüyordum

Yavaş yavaş gözlerimi araladığımda her şey bulanıktı. Gözlerimi ovuşturarak belimi dikleştirdim.

Kafamı yan tarafa çevirdiğimde kumral , mavi gözlü , hafif kirli sakallı bir adamın Ayza'nın mezarına çiçek diktiğini gördüm

Ayza ' nın sevgilisi miydi?

Gözlerini bana çevirdiğinde yırtılmış pantolonuma ve dudağımın kenarındaki yaraya baktı

"Bok gibi görünüyorsun"

Bana mı dedi o ?

Yok ebeme dedi

Yüzümü ifadesiz tutmaya çalışarak

"Kimsin " dedim

"Bu soruyu benim sormam gerekiyor. Kimsin? Ve sevgilimin mezarının başında ne arıyorsun? "

"Arkadaşıyım"

Adam soğuk bir tebessüm göndererek

"Arkadaşıyım mı dedin?"

"Öyleyim"

"Ayzanın ne arkadaşı ne de ailesi var"

Sorgulayıcı bakışlarla bana bakmaya başladığında , kendimi açıklayabilmek adına derin bir nefes aldım

"Ayzayla çocukluk arkadaşıydık. Babası hapisteydi. Hapisten çıkıp velayetini üzerine alana kadar aynı mahallede büyüdük biz. O günden sonra haber alamadım ondan. Büyüdüğümde aradım onu ama bulamadım. Tam öldüğü yıl aramayı kesmiştim"

Yutkunarak gözlerimi mezara çevirdim

"Keşke kesmeseydim.."

O da benim gibi bakışlarını mezara çevirdi. İsminin yazılı olduğu yerdeki ceketi düzeltti. Anlaşılan ceketin sahibi o'ydu

Ayzaya çok değer veren biri olduğu belliydi

Adamın gözlerinde tarif edemediğim bir şeyler vardı. Gözleri hem yorgunluk hem de özlemle doluydu sanki

İkimizde sessizdik. Kafamda binlerce soru vardı

Ayza nasıl ölmüştü?

Neden mezarında sadece iris çiçekleri vardı?

Ailesi yok demişti...babası ve anneannesi nerdeydi?

Benim gibi onunda mı hiç arkadaşı olmamıştı?

Hayatında neler yaşamıştı?

Düşüncelerimden adamın konuşmasıyla ayrıldım

"Bir gece ansızın bir mesajla girdi hayatıma... İlk başta arkadaşlarımın benimle dalga geçtiğini düşündüm. Hatta bir süre tersledim onu. Ama vazgeçmedi. Bunun bir oyun olmadığını beni sevdiğini söyledi"

Yutkunarak gözlerini kapatıp devam etti

"V-ve bunu dibine kadar hissettirdi bana. Ben ilk defa sevildiğimi hissettim. Ama yinede böyle güzel seven birinin varlığına inanamıyordum. Zamanla alıştım ona. Her bir sözü her bir cümlesi bana iyi hissettiriyordu. Sonra yavaştan birbirimizi tanımaya başladık. Benim hakkımda benim bile bilmediğim şeyleri biliyordu. Tam 5 yıl lan ... Dile kolay 5 yıl boyunca sevmiş beni... Adını söylemedi ona güvenip alışana kadar, İris dememi istedi kendisine.Ne anlama geldiğini yada neden ona böyle dememi istediğini bilmiyordum. İris bir çiçekti.. iris çiçeği. Sonra bana iris çiçeğinin ölümü temsil ettiğini söyledi , kendisine yakın hissettiğini söyledi. Neden diye sorduğumdaysa "öyle , yakın hissediyorum , zamanla anlarsın belki" derdi. Keşke anlamak istemeseydim. Ama zamanla anladım.."

Gözlerini açtı. Gözleri dolmuş ve kızarmıştı. yumruklarını sıkarak, ellerini çiçeklerin üzerinde gezdirdi ve devam etti

"Baba demeye bin şahit lazım olan o orosbu çocuğu bir kız evlat istememiş. Düşürttürmeye dahi çalışmış Ayzayı, annesi yinede o dövülmelere, o işkencelere rağmen doğurmuş. Doğum yaptığı ilk gün annesi babasının yanına gitmiş. Belki o pezevenkle anlaşabilmek, bir orta nokta bulabilmek için.. annesini gittiği an öldürmüş. Ayza doğduğunda annesi vefat etmiş. Anneannesi almış yanına. O piç herifte hapise girmiş. Hapisten çıkınca Ayza ' nın velayetini üzerine almış. Ayza mutlu olmuş biliyor musun? Çocuk aklı işte. Babasının pişman olduğunu , onu seveceğini düşünmüş. O küçük kız baba sevgisine açken o pezevenk o kızın tüm umutlarını, tüm hayallerini yıkmış. Dövmüş lan onu! Vurmuş benim çiçeğime işkence etmiş! Döl israfından başka bir şey olmadığını söylemiş. O kızı dibi görünmeyen bir çukura sokmuş.."

Sol tarafım acıyordu. Kalbimi biri eline alıp sıkıyormuş gibi hissettiriyordu. Gözümden bir damla yaş yanağıma doğru süzülerek bağımsızlığı ilan etti

"Zamanla babasının bu hallerine, eve sarhoş gelmesine alışmış.. ama- ama o gün... O gün o orosbu çocuğu yanında bir piç kurusu daha getirmiş. İkiside sarhoşmuş. Ayza odasına çıkmış ikisinede görünmeden"

Gözünden bir damla yaş aktı onu silip devam etti

"O gece o babasının arkadaşı olan piç herif gizlice girmiş Ayza' nın odasına. Uyurken dokunmuş benim güzelime. G-girmiş kanına. Yardım istemiş. Bağırmış. Masumluğunu çalmışlar lan benim kızımın! Dokunmuş benim güzelime! Lan ben öldüğünde sarılmaya kıyamadım! Nasıl acımadınız orosbu çocukları! 14 yaşındaymış lan ! Nasıl kıydınız!"

Ellerim titriyordu. Bu kadarı fazlaydı. Vücudum titremeye başlamıştı. Bunu durdurabileceğimi sanmıyordum.

Nasıl yaparlardı ?

Nasıl?

Vicdansız piç kuruları

"Benim güzelim çok güçlü. Babası kapıya koymuş onu. Anneannesinin yanına gitmiş. Bu olanları anlatamamış ona. Zamanla hızlı kilo kayıpları olmuş, vücudunun belirli yerlerinde kabarmalar ve yaralar oluşmuş... Doktora gitmiş. Son katmanında olan bir aids hastası olduğunu öğrenmiş. Bana anlattı tüm bunları. Keşke dedim.. keşke yanında olabilseydim. İris çiçeğim bana görmeden, dokunmadan, teni tenine değmeden sevmeyi öğretti. Ayza benim kalbimde öyle bir taht kurduki kendisine...Bir kere lan bir kere doyasıya öpemedim onu.. bir kere yüzüne seni seviyorum diyemedim. Sonra bana bir mesaj attı. Karşıma çıkacağını söyledi. Hastanede olduğunu ve yanına gelmemi istedi. Gelirken iris çiçeği almamı istedi benden. O gün içimde onu görebilmenin heyecanı vardı ama bir yanımda ise bir sıkıntı vardı sanki... O gün tam tamına 6 çiçekçi gezdim o iris çiçeklerini bulabilmek için girmediğim çiçekçi kalmadı. Sonunda buldum. Hastaneye gittiğimde danışmana odasının numarasını sorup koşa koşa odasının önüne gittim. Odaya girdiğimde bomboştu. Yalnış girdim diye düşündüm. Diğer ihtimali aklıma getirmek istemiyordum çünkü. Sonra..sonra bir kadın girdi içeriye. Ayzanın hasta bakıcısı olduğunu söyledi. Gözlerine baktığımda anlamıştım. Ama inanmak istemedim. Ayzanın 3 gün önce beyin kanaması nedeniyle hastaneye getirildiğini söyledi. Banyoda düşüp kafasını çarpmış. O anlamış biliyor musun? Öleceğini anlamış. Mektup yazmış bana. O mektubu okurken neler hissettiğimi anlayabilir misin? Anlayamazssın... Şuurumu kaybetmiş gibiydim. Hiç bir bok düşünemiyordum. Ben ilk defa bu kadar çok sevmiş bu kadar çok sevilmiştim. Ama onuda kaybettim.."

Artık hem titriyor hemde hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Adam o anları tekrar yaşıyormuş gibi acı çekiyordu. Onu durdurmak istemedim ve dinledim

"Morgun önüne gittiğimde dizlerim titriyordu lan. Ona canlıyken bir kere sarılamayıp ölüsüne sarılmak koydu bana. Sapsarı uzun saçları vardı. İlk defa sımsıkı sarılıp kokusunu içime çektim. Çiçek kokuyordu sevdiğim. Sanki tüm çiçeklerin kokusu onun kokusuna karışmış gibiydi. Çok güzeldi. O benim saf , masum , güçlü çiçeğimdi. Bırakmak istemedim onu zorla çıkartmaya çalıştılar beni. Çıkmadan önce ceketimi örttüm üşümesin diye. Üşümüyordur değil mi? Üzerinden hâla ne alıyorum nede başkasının alıp dokunmasına izin veriyorum... Morgtan çıktığım zaman hastanenin önünde sabahladım. Bana mektubunda bazen bir kedide, bazen bir kitapta, bazen bir çiçekte bazen bir yıldızda beni izleyeceğini hep benimle olacağını yazmış. O gecede gökyüzünde tüm bulutlara inat bir tane parıl parıl bana bakıp parlayan bir yıldız vardı. O iris çiçeğimdi biliyorum... O gece yalnız bırakmadı beni. Ben hem o gece hem de cenazesinde bir yemin ettim kendime... Ondan başkasını sevmek haram bana. Ondan başkasına bakmak suç. Ondan başkasını sevmek ölüm benim için..."

Kızarmış gözleriyle bana bakarak sözlerine devam etti

"Ayza ben ölene kadar benim iris çiçeğim olarak kalıcak.."

Bu gerçek saf aşktı. Onlar çok temiz sevmişlerdi. Benim Rapunzelim kendisine aşık ettirmişti...

Gücümü toplayıp aklıma takılan o soruyu sordum

"O şerefini siktiğimin oğluna noldu peki?"

"Utanmadan cenazeye gelmiş bir de pezevenk . Ağzına sıçıp hapise postaladım onu. Ayzanın saçının teline zarar veren her eli kırdım ben . Çiçeğime dokunan o piç kurusunuda attırdım hapise. Onların bulundukları koğuştaki suçlularla iş birliği yapıp ellerine para sıkıştırdım. Parmaklarını kestirdim. İşkence çektirttim. Geberip gittiler hapiste. Hepsini kendim yapabilirdim. Ama Ayza' yı yalnız bırakamazdım. Adalet yerini buldu. Umarım huzurlu uyuyordur meleğim..."

"Adın ne senin?" Diye sordum

"Uzay benim adım. Senin adın ne?"

"Elzem"

Ona bir teşekkür borçluydum

"Eyvallah Uzay. O şerefsizlerin elini kolunu sallayarak dışarda gezmelerine izin vermediğin için, Ayza' yı ne pahasına olursa olsun sevdiğin için teşekkür ederim"

Tebessüm edip başını salladı

Üzerimi silkeleyip yerden kalktım ve

"Ayza küçükken papatyalara bayılırdı. Sürekli onlardan taç yapar herkese dağıtırdı.İris çiçeklerinin yanında papatyalara da yer var mıdır?"

Kafasıyla onaylayıp

"Onlar için yer ayırırım. Sen alıp geldiğinde istersen kendin dikersin. Ben burada bir süre daha kalıp kalkarım , yarın bir daha gelirim"

Onu onaylayarak, adımlarımı mezarlığın kapısına yönlendirdim. Mezarlıktan çıktığımda, yanıma hiç para almadığımı farkettim. Yinede yürümeye başladım. Bir buçuk saate merkeze inmiş olurdum.

Yanımdan son sürat hızda bir motor geçtiğinde istemeden irkildim. Motorcu az ötede durup aynadan bana baktı. Kafasında siyah bir kask vardı yüzü görünmüyordu

Haydaa

Geri geri gelmeye başladığında . Tam yanımda durdu. Ve bana bakmaya başladı

"Mal mısın arkadaşım? Ne bakıyosun?"

Kaskın içinden bir kıkırtı sesi geldi. Bu ses tanıdıktı. Motora dikkatli baktığımde önceden az daha beni ezen motorla aynı motor olduğunu anladım

Cebinden telefonunu çıkarıp bir şeyler yazıyordu. Benim telefonuma bildirim sesi gelmesiyle cebimdeki telefonu çıkarıp baktım

Yabancı: sevgili Querencia

Yabancı: yırtık pantolonun ve dudağındaki yarayla bile çok güzelsin

Kaşlarımı çatıp ona baktım

"Dalga mı geçiyosun benimle göt herif"

Kafasını hayır anlamında salladı ve yine yazmaya başladı

Yabancı: atla hadi

Yabancı: yürüyemecek kadar yorgun ve uykusuz gözüküyorsun

Israr edip onunla inatlaşamayacaktım. Arkasına binip yerimi aldım. Ellerimi karnına doladığımda kasıldı

"Bana bak götün kalkmasın. Yorgunum diye biniverdim. Bir çiçekçinin önünde bırakıver beni"

Ağzının içinde bir şeyler homurdandığını işittim

"Homurdanma ulan. Ben mi dedim gel atla diye. Katlanıcaksın artık yapıcak bir şey yok"

Gülerek, sessizce

"Katlanıcaz artık" dediğini duydum

Motoru sürmeye başladığında rüzgar yüzüme çarpıyor, saçlarımı yalayıp geçiyordu adeta... kendimi rüzgara teslim ettim. Bu iyi hissettirmişti..

Yabancının yanında olmak nedense iyi hissettiriyordu

Uzay ve Ayzanın ki gibi bir aşkınızın olmasını istemez miydin

İç sesime göz devirip

Kafamı yabancının omzuna yaslayarak gözlerimi kapattım...

Bölüm sonu

39 yorum