Beklenmedik bir zamanda. Beklenmedik hiçbir şey olmaz. Hiçbir zaman beklenmedik bir olayla karşılaşmaz insan. Olaylara rastlamak için yolunu sen değiştirdin. Karşı kaldırıma geçtin."
...
Odamın kapısının hızla açılmasıyla oturduğum yerde irkildim
Odaya babamın girmesiyle kulaklığı kulağımdan çıkardım.
Elimdeki ayracı kitabın arasına sıkıştırmaya vaktim olmadan , yüzüme yediğim tokatla donup kaldım
Annem kapının ardından yaşlı gözlerle bana bakıyordu
Ağzımda kanın metalik tadını almamla kendime geldim. Ve gelen ikinci tokattan kolunu tutmamla kurtulmuş oldum
"Ne oluyor ?"
Öfkeden gözü dönmüştü , bunu hızla kalkıp inen göğsünden anlayabiliyordum. Bana iğrenerek bakıyordu
"Sen daha iyi biliyorsundur ne olduğunu fahişe olup çıktın mı lan başımıza sen!"
Kaşlarım istemsiz çatıldı
"Doğru konuş"
"Bak hala kuyruğunu dik tutmaya çalışıyor! Görüyorsun değil mi görüyorsun! Yemedik yedirdik, içmedik içirdik! Nasılda çıkıyor başımıza!"
Gözlerim anneme kaydığında anlamayan gözlerle ona baktım.
Ama o beni babamın insafına bırakıp aşağıya indi
"Hakaretlerin bittiyse ne olduğunu anlatsan artık"
"Daha ne olacak lan daha ne olacak! Daha demin kapıya ağlayarak okuldan arkadaşın olduğunu söyleyerek bir kız geldi. Sevgilisini ayartıp birlikte olmuşsun! Sen orosbu mu oldun lan benim başıma! "
Benim hiç arkadaşım yoktu ki. Bunu yapan kimdi?
"Ben bir şey yapmad-"
Yüzüme yediğim ikinci tokatla bir iki adım geriledim
Kendini kanıtlamaya çalışma. Nasıl olsa inanmayacak
"Birde nasıl inkâr ediyor! Siktir git lan bu evden ! gözüm görmesin seni! Artık erkeklerin koynuna mı giriyorsun, kendini mi becertiyorsun , ne bok yiyorsan ye! nereye gidiyorsan git!"
Sözlerini bitirir bitirmez hızlı adımlarla kapıyı çarparak odadan çıktı.
Gözlerimi kapatarak olanları sindirmeye çalıştım. Ellerimin titremeye başlamasıyla elimi yumruk yaptım
Ağlama. Sakın ağlama. Sen bir şey yapmadın. Sus , sadece sus ve gidelim
Gözlerimi yavaşça açarak çalışma masama ilerledim. Masanın üzerinden telefonumu ve sigaramı alıp odadan çıktım.
Aşağıya inerek hızlı adımlarla kapıya ilerledim. Botlarımı giyerek evden çıktım.
Çıkar çıkmaz var gücümle koşmaya başladım
Koştum.
Sadece koştum.
Ayaklarım ağrıyana kadar... Bacaklarımda güç kalmayıncaya kadar sadece koştum.
Taşa takılıp yere kapaklanmamla gülmeye başladım. Bacağımdan oluk oluk akan kana bakıp güldüm. Gözlerimden yaşlar süzüldükçe daha çok güldüm
Acınası
Yanımdan geçen arabanın korna sesiyle kafamı kaldırıp baktım ve yerden kalkarak karşı kaldırıma geçip oturdum. Cebimden sigara paketini çıkararak bir dal alıp dudaklarımın arasına koydum. Ucunu yakarak , zehirli dumanı içime çektim
Çok pişmandım.
O gün kendimi asamadığım için çok pişmandım.
Pişmanlık bir şey değiştirmiyor
Lanet olsun neden bu boktan dünyada adalet yoktu?
Yada bu siktiğimin dünyasının adaleti bir bana mı işliyordu?
Elimde biten sigarayı yere attım ve nerede olduğumu anlamak için etrafıma bakındım.
Arkamda mezarlık olduğunu gördüm. Ve bende mezarlığın dışında bulunan kaldırımda oturuyordum.
Etraf çok ıssızdı
Bu saatte senden başka buraya kim gelir salak
Oturduğum kaldırımdan kalkarak mezarlığın girişine adımladım.
Tövbe yarabbi , gece gece mezarlıkta kalmıyacağız değil mi?
Kendi kendime göz devirerek içeriye girdim
Mezarlıklar insanlara göre daha güvenilirdi.
Mezarların yanlarından geçerek ilerlemeye başladım.
Mezar taşların her birine bakarak adımlıyordum. Dikkatimi on adım mesafede bulunan bir mezar çekti. Mezar taşının başına bir ceket örtülmüştü.
Adımlarımı oraya yönlendirerek ilerlemeye başladım. Sanki her adımımda içimde bir yerlerde bir şeyler eziliyormuş gibi hissediyordum.
Mezarın başına geldiğimde üzerinde bir sürü beyaz , mavi ve mor iris çiçekleri ile dolu olduğunu gördüm. Mezar taşı ceketle örtülü olduğu için adını göremiyordum.
Mezarın başına bir iki adım atarak ceketi kaldırdım ve öne eğilerek ismi okudum
"Ayza Güz"
Hayır. Hayır. Hayır. Bir daha oku. Yanlış okumuşsundur sen kesin aptal
Ellerimi taşa kazınmış olan isimde gezdirerek bir daha okudum
Ayza Güz
"Başka birisidir. Yok , yok . Sadece bu isimde bir insan yoktur. Fazla abartıyorum"
O halde neden sol tarafımda bir ağrı vardı?
Söz vermiştik...
Ellerimi toprağında gezdirerek yere çöktüm
"Hani hiç birbirimizi bırakmıyacaktık."
" Hani beni hiç bırakmayacaktın Rapunzel"
"Allahım yeter artık! Neden hep kaybeden ben olmak zorundayım! Neden! Neden! Neden!"
"Buna mı layık görüyorsun beni. Neden bir kere güldürmüyorsun yüzümü! Yoruldum ben yeter artık! Ne bu olanları kaldırmaya gücüm var! Ne de yaşamaya gücüm var!"
"Al artık canımı , yeterince süründürmedin mi beni.."
Ben bağırdıkça dudağımdaki kurumuş olan kan tekrar kanıyordu
Mezar taşına tekrar baktım. 2020 de ölmüştü...
Üç yıl önce ölmüştü. Onu aramayı kestiğim yılda ölmüştü...
"Rapunz-"
Konuşamıyordum. Yutkunarak
"Rapunzel, b-ben özür dilerim ben çok özür dilerim. Seni bulamadığım için özür dilerim.."
Hıçkırarak ağlıyordum ve bunu ilk defa durdurmak istemiyordum.
"Nasıl oldu bu? neden oldu bir fikrim yok güzelim. Ama bulucam , öğrenicem her şeyi"
"Beraber kek yiyecektik. Hatırladın mı? Söz vermiştik birbirimize.. ama tutamadım, tutamadık"
"Keşke daha önce öğrenebilseydim..cenazene bile gelemedim"
Sen benim çocukluk yanımsın Ayza...
"Sen bizim çocukluk yanımızssın Ayza"
Ölüler bizi duyar mı
Bilmem
Ona komik bir anımızı anlat
"Hatırlıyor musun Rapunzel, mahallede oyun oynarken , bir çocuk gelip bana "ucube" demişti. Sende yerden taş alarak aşağıki mahalleye kadar onu kovalamış , "sen kime ucube diyorsun armut kafa!" Demiştin. Sonra o çocuk bizi ablasına şikayet etmişti. Ablası sana vurmaya kalkmıştı"
Kıkırdayarak
"Sonra bende ablasını taşlamış saçına sakız yapıştırmıştım"
Daha çok gülerek
"En komik kısmı ise, seninle beraber koşarak anneannenin evine girmiştik. Olanları anneannene anlatınca "sizi küçük eşkiyalar" deyip bizi kovalamıştı"
Gözümden bir damla yaş aktı
"Ayza , babanla gittiğin günden beri seni çok özlüyorum.."
"Tek dostumdun..tek arkadaşımdın"
Gözlerim uykusuzluğun etkisiyle yavaş yavaş kapanıyordu
"Başımız sağolsun Rapunzel"










