İçeriğe geç

Elmwood Köyü

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Elmwood Köyü

Bölüm 3

3.Bölüm-"Elmwood günahları"

Madencinin Laneti Sabahın ilk ışıkları kasabaya uğramadan, gri bir loşlukta kaldı Elmwood. Yağmur durmuştu ama yerden yükselen sis, sokakları yutuyordu. Elif, karakolun mutfağında demlenmiş zayıf İngiliz çayından bir yudum aldı, yüzünü buruşturdu. “Zehir gibi ama ayıltıyor,” diye mırıldandı kendi kendine.Oliver Grant içeri girdiğinde gözaltında yorgunluk halkaları belirgindi. “Uyuyabildiniz mi?” diye sordu.“Elimden geldiğince. Ama şu çan sesi… Sanırım hâlâ kulağımda.”Oliver bir kahkaha attı, ama o kahkahanın içinde rahatlama değil, alışkanlık vardı. “İlk haftamda ben de duydum. Sonra alışıyorsunuz. Ya da duymamayı öğreniyorsunuz.”Elif fincanı bıraktı, doğrudan konuya geçti. “Kurbanın kimliği belli oldu mu?”“Evet,” dedi Oliver. “Adı Thomas Reed. 29 yaşında, kasabaya üç gün önce gelmiş. Madende çalışmak için başvurmuş ama henüz işe başlamamış. Eski madenciymiş. Yorkshire’dan.”“Madene girmemiş ama kömür tozuna bulanmış,” dedi Elif. “Biri onu simgesel bir şekilde temsil etmiş gibi… belki de madenle ilgili bir mesaj veriyor.”Oliver başını salladı. “Bunu konuşacağımız biri var. Yaşlı Maggie O’Connell. O, madenin patladığı geceyi hatırlayan tek kişi. Ama dikkatli olun, Maggie bazen geçmişle bugün arasında kaybolur.”---Kasaba Tepesinde – Maggie’nin EviMaggie O’Connell’in evi, kasabanın kuzey yamacında, ormana en yakın noktadaydı. Yağmurun ıslattığı taş duvarların arasından yaban sarmaşıkları sarkıyordu. Elif kapıyı çaldığında içeriden eski tahta zeminin gıcırdısı geldi.“Kapı açık,” dedi yaşlı bir kadın sesi.İçeri adım attığında, evin duvarlarında eski madenci fotoğrafları ve kömürle karalanmış çizimler gördü. Sobanın üstünde fokurdayan çaydanlık, havaya yanık kömür kokusu yayıyordu. Maggie, örgü battaniyesine sarınmış, gözlerinde zamana meydan okuyan bir ışıkla oturuyordu.“Türk dedektif,” dedi Maggie, Elif’i baştan aşağı süzerek. “Kasaba senden bahsediyor. ‘Yabancı geldi, sessizliği bozulacak,’ diyorlar.”Elif nazikçe gülümsedi. “Sessizlik bazen gerçeği saklar.”Maggie başını salladı. “Tıpkı madenin toprağı gibi.”Elif, kadının karşısına oturdu. “Maggie, Thomas Reed adlı bir adam öldürüldü. Göğsüne kömür tozu serpilmiş, çevresine semboller çizilmiş. Kasaba bu sembole ‘Ormanın Gözü’ diyor. Siz ne biliyorsunuz?”Yaşlı kadının elleri titredi, bakışları uzaklaştı. “O sembolü ilk kez gördüğümde on yaşındaydım. Babam madende çalışıyordu. Kayıp Ay gecesi… yerin altı birden titredi. İnsanlar kaçtı, çanlar çalmaya başladı. Ama o ses… madenin çan sesi değildi. Derinden gelen bir yankıydı. ‘Göz’ dedikleri şey, madenin en dibinde çizilmişti. Kanla.”Elif kaşlarını çatıp not aldı. “Sizce kim çizdi?”“Madencilerden biri,” dedi Maggie. “Adı Elias Grant’ti.”Elif başını kaldırdı. “Grant mi? Oliver’ın soyadı da Grant.”Maggie’nin dudakları titredi. “Evet, onun dedesi. Kasabayı korumak için kurbanlar verilmesi gerektiğine inanırdı. ‘Eğer kan verilmezse maden tekrar açılır ve kasaba toprağa gömülür,’ derdi. Her kuşakta birini feda ederlerdi. Önce kazalar, sonra kayıplar…”Elif’in içi ürperdi. “Bunlar gerçek olaylar mı, yoksa hikâyeler mi?”Maggie gözlerini dikti. “Bazen farkı bilmek mümkün değildir, evlat. Ama şunu bil: Kasaba hâlâ korkusunu yaşatıyor. O yüzden kimse gece maden yoluna gitmez. Çünkü ormanın gözü oradadır.” ----------------------------------- Elif, öğleden sonra Oliver’a Maggie’nin söylediklerini anlattı. Adam başını iki yana salladı. “Maggie’nin hikâyeleri herkesin çocukken kabusudur. Ama gerçek payı yok.”“Elbette,” dedi Elif, “yine de orayı görmek istiyorum.”Oliver isteksizce anahtarlarını aldı. “Oraya giden tek yol ormanın içinden geçer. Akşam olmadan dönelim.”Orman yolu dar, eğimli ve sessizdi. Sis yer yer açılıp kapanıyor, ağaç gövdeleri arasından ışık hüzmeleri süzülüyordu. Kuş sesi bile yoktu. Yalnızca uzaktan gelen, belirsiz bir metalik yankı. Elif arabadan indi, çantasından el fenerini çıkardı.Maden girişine yaklaştıklarında, kapının paslı demirleri önünde solmuş bir çiçek buketi buldular. Birinin buraya yakın zamanda geldiği belliydi. Elif dikkatle inceledi; çiçeğin sapına küçük bir tül bağlanmıştı. Üzerinde solmuş bir isim: Elias Grant.Elif fısıldadı: “Oliver… bu isim—”“Dedem,” dedi Oliver, sesi boğuklaşarak. “Annem her yıl onun için çiçek bırakırdı. Ama o tül… anneminki değil.”Elif feneri yere çevirdi. Toprağın üzerinde hafifçe belirginleşen kömür tozu izleri vardı. Sanki biri kısa süre önce bir şey taşımıştı. Elif birkaç adım attı, sonra durdu. Toprakta taze bir kazı alanı fark etti; küçük, kare biçimli. Çamurun arasında paslı bir madenci kaskı duruyordu.“Elini sürme,” dedi Oliver hemen.Ama Elif zaten diz çökmüştü. Kaskın içi tamamen boştu—yalnızca iç duvarına kömürle kazınmış üç dairesel sembol vardı. Ve ortasında… küçük bir göz motifi.Elif başını kaldırdı, fenerin ışığı Oliver’ın yüzüne vurdu. Adamın gözlerinde bir anlık donukluk, bir karanlık parıltısı belirdi.Sanki geçmişin yankısı bir anlığına orada can bulmuştu.---Gecenin SessizliğiO gece karakolda, Elif dosyaları incelerken dışarıda rüzgâr şiddetlendi. Camlara çarpan yağmur, sanki birinin kapıyı tıklatışıpibiydi. Elif, Thomas Reed’ Thomes Reed'in otel kayıtlarını okurken, notların arasında garip bir çizim buldu: üç daire ve bir göz. Aynı sembol.Reed, kasabaya gelmeden önce bu sembolü çizmişti.Belki de biliyordu.Belki de bir şey bulmuştu.Elif ayağa kalktı, pencereden dışarı baktı. Sis yoğunlaşmıştı. Uzakta, ormanın kenarında tek bir ışık parlıyordu—sanki biri el feneriyle yürüyordu.Ama daha da dikkat kesilince… o ışığın yanında hareket eden bir siluet gördü. Uzun boylu, tanıdık bir figür. Oliver Grant. Elif, montunu kaptı. Siluet, maden yoluna doğru gidiyordu.Ve kasaba, yeniden çan sesine gömüldü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.