YILDIZLI BİLEKLİK / ELEŞTİRİ
Çok okunları incelediğim serime hepiniz hoş geldiniz! Derin bir nefes alın, bu platformda şu ana kadar gördüğünüz bütün eleştirileri unutun. Ardından arkanıza yaslanın ve keyfini çıkarın, iyi okumalar dilerim!
—Kitap Kapağı
Kitap kapağı, fazlasıyla sade ve düz. Bir pinterest fotoğrafı alınmış ve üzerine yazı eklenmiş sadece. Ayrıca kitabın ismi -asıl önemli olan unsur yani- fazlasıyla küçük kalmış. Herhangi bir özen olduğunu düşünmüyorum, burada o kadar çok emeklerle hazırlanmış kapak var ki… Kısacası kapağa, kapak desek kapak bile bu durumu içerler.
—Kurgunun Konusu ve İçeriği
Konumuz, eskiden aynı şehirde tanışıp birbirine aşık olmuş iki gençten birinin taşınmasıyla başlıyor. Açıkçası genç olduklarını çok kavrayamadım, çocuk desem absürt kaçar. Çünkü karakterlerimiz sevgili sıfatıyla tabir bulmuş. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde ise -yanlış hatırlamıyorsam ikinci bölüm olması lazım- başrol erkeğimiz, başrol kızımızdan ayrılmanın acısını uzun süre çekiyor ve aradan üç yıl geçtikten sonra “trajik” bir kazaya kurban gidiyor. Bu kaza da erkeğimizin hafızasını yitirmesine ehemmiyet sağlamış oluyor. Üçüncü bölümde kızımızın hayatına şöyle bi bakalım derken birden 6 yıl geçtiğini görüyoruz. Kısacası zamanların oldukça karışık ve kontrolsüz ilerlediğini söyleyebilirim.
Her neyse biraz daha konuyu anlatacağım, aranızda okumayanlar olduğuna eminim. Biraz daha bilgilenin sonrasında eleştirilerimizi güzelce yapalım.
Üçüncü bölümden devam ediyoruz, kızımızın ailesinin öldüğünden kısaca bahsedilmiş ve karakterimiz henüz 18 yaşında olmamasına rağmen yetimhane yollarında takılı kalmadan kendisine part time bir iş üstüne birde barınacak ev bulmayı başarmış. Bayağı şanslı bir karakteri okuyoruz. Türkiye şartlarında bu iki olay oldukça zor, bu hepimizin bildiği üzücü bir bilgi maalesef.
Güzel bir şeyden bahsedeceğim, azıcık da olsa hayatın zorluğuna değinmiş yazarımız. Kızın babasının, ödeyemediği borçlar ve faturalar olduğundan dolayı intihar ettiğini söylemiş, maalesef günlük hayatta yabancı değiliz böyle şeylere. Buraya değinmesi benim hoşuma gitti, romanlar fantastik olmadığı sürece gerçekçi olmalı diye düşünüyorum.
Dördüncü ve ilerideki bölümlerde kızımız, başrol erkeğimizin okuluna gider ve kızımız bunca zorluğun içinde kolejde okumaya fırsat bulur. Ancak erkeğimiz beklediğimizden farklı bir kişiliğe bürünmüştür: Bad boy ve zorba olmayı tercih eden, zengin züppe kavramına çok uyan biri haline gelmiştir. Olaylar bu şekilde gelişir, oğlumuz kızımıza zorbalık yapmaya başlar.
Anlayacağınız üzere konumuz oldukça basit. Herhangi bir e-kitap platformunda bulabileceğiniz, klişeler ile tescillenen ve günlük hayata abes kaçan olaylar silsilesi ile dolu.
—Yazım Yanlışı ve Noktalama Unsurları
Geldik en önemli ve en çok hata yapılan kısıma, yani zurnanın zırt dediği o yere. Diyeceğim o kadar çok şey var ki, nereden başlasam doğru olur kestiremiyorum.
Öncelikle beni en rahatsız eden şeyden başlayacağım, konuşma çizgili (uzun çizgi) diyaloglar ve sonuna sürekli eklenen “dedi” kelimesi. Yürek parçalayan cinsten, gerçekten.
Arkadaşlar, fabl veya çocuklara ithaf eden bir yazı yazmıyoruz. Roman yazıyoruz. Tabii ki uzun çizgiyi bu görev için kullanın olayı bu ama her yerde, her konuşmada yapılması bence romanı basitleştiriyor. Kitap okurken özellikle büyük yazarların genel olarak iki tırnak içinde diyalogları belirttiğini görüyoruz, çünkü boşa satır harcatmıyor. Hikaye akışını bozmuyor, olayın içinde kalıyoruz. Böyle olunca hep bir çizgi göz önünde, her cümleden sonra dedi ifadesi… Yazarken bile bayılır insan, okuyucu ne yapsın?
İkinci olarak en çok takıldığım olay ise; soru eklerinin ayrı yazılmaması. Soru görevinde kullanılan her ek ayrı yazılır. Durumu bozan örnekler var mıdır? İllaki olabilir, oldukça zengin bir dile sahibiz ancak bildiğim kadarıyla soru eklerinin birleşik yazılması söz konu dahi değil.
Üçüncü olarak ünsüz benzeşmesinden nasibini alamayan o ünsüzlere değineceğim. Cümlelerin içinde bulunan “kalmıştı, gitmişti, yapacaktı…” gibi ifadelerin “kalmışdı, gitmişdi, yapacakdı…” olarak kaldığını görmekteyiz. Sanıyorum ki yazar Türk değil, çünkü olsa bu kadar büyük ve basit bir hata yapmazdı. Ancak Türk değilse, dilimize yeterince hakim değil ise kendi dilinde yazması çok daha mantıklı olur diye düşünüyorum.
Noktalama işaretlerine değinmek bile istemiyorum ama ufacık üstünden geçeceğim. Belki de birçoğunuz buraya kadar okumadınız bile, kalanlara selamlar saygılar gidenlere ise yazıklar olsun diyorum.
Noktalama namına bir şeyler elbette ki var ama varlığının iki katı kadar da hata var. Sağ baştan sayalım bakalım; pekiştirmelerin arasına giren masum kısa çizgi, konulmaması gereken yerlere konulan mazlum üç nokta, virgülü gülsüz kalan cümleler, özel isimlere gelen ekleri ayırmak için klavyede çaresizce çırpınan varlığı hiç duyulmamış kesme işareti…Hepiniz buradasınız değil mi? Fazlamız yok, eksiğimiz çok. Maalesef ki.
—Bölüm Uzunluğu / Yoğunluğu
Benim şuraya sığdırdığım 600 kelimeyi bile geçememiş, kısacık bölümlerden oluşuyor. Daha fazla uzatması gerektiğini düşünüyorum. Yoğunluk açısından da ilk bölümler fazlasıyla büyük zaman atlamalarıyla dolu yani olay kargaşası çok sonraki bölümlerde bazen gün atlayarak bazen günün devamı olarak gittiği için saçma bir düzende diyebilirim.
Benim şahsi fikirlerime göre; kurgunun çok okunanlarda olması ve hala okunma sayısının artması, özelliklede oy alabiliyor olması buradaki birçok kaliteli yazara yapılmış büyük bir saygısızlık.
Arkadaşlar, burada okunmayı sağlayanlar biziz. Biz bunları okumadıkça ya da yalandan “çok güzel olmuş, devamı gelsin” gibi yorumlar yapmadıkça düzeleceklerini umuyorum. Hepimiz kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz, olabildiğince yazarı kırmadan fikirlerinizi beyan edin. Edin ki bunları en çok okunanlarda görmeyelim.
Buraya kadar okuduğun için teşekkür ederim, umarım keyif alabilmişsindir. Kendine çok ama çok iyi bak!!🤭🥰









