Bölüm şarkısı; Everything I Wanted🦋🪐
İyi okumalar bebislerimm💓💖-miross
Tam odadan çıkarken telaşlı bi doktorun çığlığı duraksamama neden oldu. “Nabzı yavaşlıyor, hastayı kaybediyoruz!” Hızla odaya geri dönüp doktora doğru koştum. Çabucak kalp ritminin gözüktüğü alete ve seruma baktım. Kalp ritmi yavaşlamıştı ve serumunda bir tuhaflık vardı. Sanki ona serum verilmiyorda, ondan bir şey çekiliyor gibi gözüküyordu. Bunun sadece bir göz yanılsaması olduğunu düşünerek, doktora döndüm.“Ama bu mümkün olamaz, siz neyden bahsediyorsuz!” diye yükseldim doktora. Doktor da benim kadar endişeliydi. “Jessica, sakin olmalısın. İnan bende senin kadar şaşkınım ve korkuyorum. Henüz hiçbir şey belli değil. Şimdi ona test yapmamız gerekiyor, odadan çıkmalısın.” dedi ve eliyle kapıyı gösterdi.
Kendimi kovulmuş gibi hissetsem de bana söyleneni ikiletmedim ve odadan orada bir parçamı bırakarap çıktım. Marco’yu bu halde görmek içimde buruk bir hisse yol açmıştı. İçimde bir yer kanıyordu, o benim yara bandımdı ve o olmadığı için yaram büyüyordu. Benim yaram yalnızlıktı. Sadece ona sahiptim ama ben ona bile sahip çıkamamıştım. Onu kendi elimle yakmıştım, kendi ellerimle ateşin etrafına hapsetmiştim onu.
Diana ve Emily’nin tatlı gülüşleri esti kulağıma. Ne hoş, iki en yakın arkadaş aynı gruptaydı. Yanlarında bir engel olmadan. Yanlarında Jessica olmadan. Zaten hep böyle olurdu, ben sadece onları izleyen bir seyirciydim. Ama belki suçlu bendim. İçime kapanıktım, bu onların suçu değildi. Yetersizdim ve elimdekiyle yetinmeyi de bilmezdim, bu da onların suçu değildi. Yapılan duyuru düşüncelerimi adeta bıçak gibi kesti.
“ Sevgili öğrenciler, bugün aranızdaki en güçlüyü seçeceğimiz gün. 1 saat içinde hazırlanıp ortak salonda toplanın. Ve bizde kim en güçlü öğrenelim.” dedi sunucu. Bunun da altında bir iş vardı. Aslında teorilerim vardı ama şimdilik onları kendime saklamaya karar verdim ve odama doğru yürümeye başladım.
Odaya girdiğimde tam yatağımda öylece duruyordu. Yanına oturdum ve ona sıkıca sarıldım. Yumuşacıktı. Bu, annemden kalan son hatıra, oyuncak ayıcığımdı. Annemi görmüştüm ama hiç hatırlamıyordum. Babam da annemin ölmeden önce bana bu ayıyı aldığını ama veremeden öldüğünü açıklamıştı. Ne zaman mutsuz olsam, beni dinlerdi ve birlikte ağlardık. Benden annemi bu acımasız hayat koparmıştı. Ayıcığı kenara bırakıp dolabıma yöneldim.
Uzun etekli elbiselerin arasında rahat bir şeyler aramaya başladım ama tabii ki de yoktu. Bari etekleri ayağıma takılmasın, diye düşünerek kısa bordo elbiseye gitti ellerim. Hızlıca giydim ve kızıl saçlarımı taramaya başladım. Ne kadar tararsam tarayayım, yine de düz durmamaya kararlılardı anlaşılan. En sonunda pes ederek tarağı masaya koydum ve odadan çıktım. Büyük salona doğru ilerlerken kaynağı belirsiz bir endişe, bir kaygı vardı içimde. Bunu Marco’ya olanlara yordum ve dikkatimi sunucuya verdim.
“ Sevgili öğrenciler, hepinizi burada toplamamızın bir sebebi var. Bugün bir düello, yarış gibi bir şey yapmak istiyoruz. Bu sahneye her tur ikişer kişi çıkacak ve kendi güçleri ile bize kimin en güçlü olduğunu kanıtlayacaklar. Birisi pes edene kadar o tur devam eder. Umarım anlaşılmayan birşey yoktur.” diye sözünü tamamladı.
Aslında seçim şansım olduğunu bilsem katılmazdım fakat izin vermeyeceklerini bildiğim için sesimi çıkarmadım. Onlar ilk grubu oluştururken sessizce onları izledim. Hava grubundan bir çocukla Felix ilk turda olacaktı. Felix sahneye çıkarken Emily ona el salladı, Felix ise gülümsemek ile yetindi. Onlar savaşa başladığında sadece izledim ama ardından sıkıldığım için Emily ile Diana’nın yanına gittim.
Beni görmek onları sevindirmişti. Aniden boynuma sarıldıklarında sadece gülümseyebildim. Kalabalığın içinde sonunda oturacak bir yer bulduğumuzda onlara “ Sizce kim kazanır? ” diye bir soru yönelttim. Emily “Bence Felix kazanır ya” diye cevap verdi bana. “Dün onu çalışırken gördüm, gerçekten çok başarılıydı.” Gözümü yeniden geniş sahneye diktim. Gerçekten çekişmeli bir turdu, ama Felix açık ara fark atarak son anda öne geçti. Felix alkışlar eşliğinde sahneden inerken diğer çocuk ise acıdan karnını tutuyordu. Bahse girerimki o çocuğa bir tedavi bile yapmayacaklardı. Onların tek işi güzel namelerle göz boyamaktı.
Turlar çok hızlı bitti. Ve mantık şöyle ilerliyordu; ilk iki tudaki kazananlar savaşıyordu ve sonraki turda da diğer kazananlar savaşıyordu ve böyle ilerliyordu. En sona Laura ve ben kalmıştık. Laura mı? Cidden mi? Çıldırmama ramak kalmıştı. Şu turu bitireyim de sonra ne olursa olsun, diye içimden geçirdim.
“Son tur için yarışmacılarımız; Su grubundan Laura Kaitlyn ile Ateş grubundan Jessica Ember. Şansa bakın, ateş ile su sona kaldı. Çok çekişmeli bir maça benziyor.” diye açıkladı eğitmen. Elbisemi çekiştirerek ayağa kalktım ve sahneye doğru ilerlemeye başladım. Laura bana ölümcül bakışlar atıyordu ama umrumda değildi. Sebebi belirsiz bir şekilde elim fena şekilde kaşınıyordu, bunu bastırabilmek için dudağımı ısırdım. Sonunda büyük sahnede sadece biz vardık.
Etrafımızdaki şüpheli gözler, ne yapacağımızı merak ediyor ve en küçük hatamızı bekliyordu. İlk hamle Laura’dan geldi.
Bana doğru büyük bir su dalgası yolladı. Onun hamlesine karşılık elimi açtım ve tüm suyu anında ateşe dönüştürdüm. Yarışa o kadar odaklanmıştım ki, arkadan gelen alkış sesleri bile dikkatimi dağıtamıyordu.
Laura sinirlenmiş, bu sefer daha büyük bir su girdabı oluşturmuştu. Su girdabını bana gönderdiği sırada bende hızlıca bir ateş topu yaptım ve bana doğru hızla gelen girdap saniyeler içinde yok oldu. Aslında eğlenceliydi, tek sorun çok fazla güç kullanırsak her an bayılabilirdik. Bu sefer ilk hamleyi ben yaptım. Tam Laura’yı hedef alarak parmaklarımın ucundaki ateşi püskürttüm ona. Yine bir dalga ile tüm ateşi küllere çevirmişti.
Sıkılmaya başlamıştım, bu şey daha ne zamana kadar devam edecekti? Bu yüzden daha büyük bir güç kullanmaya karar verdim. Aslında sınırlarımı aşmamam gerekirdi. Fakat gerçekten bundan çok sıkılmıştım. Ellerimi etrafımda döndürerek adeta bir ateş hortumu oluşturdum ve Laura’nın üzerine doğru gönderdim. Laura bu ustaca saldırımı kendi su hortumu ile küle dönüştürdü.
Sonra… Sonra gözüme birşey takıldı. İleride, seyircilerin arkasında. Bir görevliydi. Ama beni bozguna uğratan bu değildi. Üst üste dizmiş olduğu güçten düşen insanları bir odaya götürüyordu. Ama kimse görmüyordu. Ya da görseler de sessiz kalarak isyan çıkarmıyordu. O kadar masum cana kıyılmasına göz yumuyorlardı. Onları öldürmelerinin tek sebebi, artık güçleri azaldığı için onlara ihtiyacları kalmamasıydı. Değil mi? Bu işler böyle yürürdü. İşine yarayanlara iyi yanlarını gösterirler, ama artık işlerine yaramayan kişilere ne olacakları umurlarında bile olmazdı.
İleriden gelen o çok özlediğim ses düşüncelerimi böldü. “ Jessica, dikkat et!” Bu Marco’nun sesiydi. Hemen önüme döndüm ve küstahça bana bakan Laura’nın eşliğinde hızla bana gelen su girdabını farkettim. Çabucak bir şeyler yapmaya çalıştım ama elim ayağıma dolaşmıştı. Yapamıyordum. Elimden hiç bir şey gelmiyordu. Gözlerimi kapatıp suyun beni bir kül parçasına dönüştürmesini beklemekten başka yapabileceğim hiç bir şey yoktu. Öylece durup ölümü bekledim…
🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋🦋
Asklarimm umarim bölümü beğenmişsinizdirr yeni bölümü haftaya cuma ya da cumartesi gibi atmayı planlıyorum sizi duruma göre bilgilendiririm. Sizi seviyorumm >



