İçeriğe geç

Element Sarayı

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Element Sarayı

Bölüm 3

2. Bölüm: Elementler

Odanın geniş penceresinden içeri sızan gün ışığı ile gözlerimi açtım. Fakat…Nerdeydim ben? Sonra aklıma dün olanlar geldi. Beni bayıltmaları, ayaklarımdan tutup sürüklemeleri. Birden taşlar yerine oturdu. Bunları kimin bize ne için yaptığını bilmiyordum ama bildiğim tek birşey vardı. Burdan ne olursa olsun kaçmalıydım, hem de hemen. Elimi çabuk tutup yataktan kalktım ve doğruca odanın geniş lavabosuna yöneldim.

Oda oldukça büyüktü, anlaşılan hiçbir masraftan kaçınmamışlardı.Elimi hızlıca yıkadım ve üzerimdeki sersemliği atmak için yüzüme 2-3 kez su çarptım. Lavabodan çıkıp koca dolabın önünde dikildim. Büyük bir çanta aldım ve dolabın içinden rastgele seçtiğim birkaç tane kıyafeti içine tıkıştırdım. Tam odadan çıkıcakken üzerimde pijama olduğunu hatırladım. Aslında normalde bana sorun olmazdı ama dikkat çekmemek için üzerime mavi bol bir kot ve mint yeşili bir kazak kapıp hızlıca giyindim.

Ardından merdivenleri inmeye başladım, normalde şimdiye çıkış kapısının önüne gelirdim ama dediğim gibi, hepsi dikkat çekmemek içindi. Zaten başımda bu kadar sorun varken bir de başkalarının şüpheli ve tuhaf bakışlarına maruz kalmak istemezdim. Sonunda çıkış kapısı olduğum kapının önüne geldiğimde derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Fakat gördüklerimin beklediğim şeyle alakası bile yoktu. Ben yeşil çimleri ve yoldan geçen arabaları görmeyi beklerken leziz kokular ve oradan oraya koşuşturan aşçılar ile karşılaştım. Hemen aşçılardan özür dileyip kendimi kapının dışına atmamla Angela’yı ve diğer öğrencileri görmem bir oldu.

Yanlarında muhafızlar onları bir yere yönlendiriyor, onlar da kafalarını sallayıp gülümseyerek muhafızları takip ediyorlardı. Neler olduğunu anlamak için sıraya bakınırken Diana beni kolumdan tutup sıraya çekti. “Neden odada değildin? Sabahın köründe nereye gittin?” diye ardı ardına sorular sıralamaya başladı Emily. “Asıl siz burada ne yapıyorsunuz! Bu adamlar dün bizim yemeklerimize uyku ilacı kattılar, farkındasınız değil mi?!” diye çıkıştım onlara. Diana kollarını önünde kavuşturarak “Bilmiyoruz ama onları takip etmemizi ve bize her şeyi açıklayacaklarını söylediler. Umarım 500 kişiyi bayıltmak için mantıklı bir sebepleri vardır.” diye tısladı Diana dişlerinin arasından. “Hadi Jessica, lütfen zorluk çıkarma. Eğer saçma sapan şeyler söylerlerse burdan kaçarız ama ilk bir dinleyelim bence.” dedi Emily beni sakinleştirmeye çalışarak. Ardından Diana da “ O haklı” diyerek Emily’i onayladı.

Sıra en son ilerlemeyi bırakınca etrafıma bakındım ve getirildiğimiz yere baktım. Devasa bir salon bizi karşılıyordu ve yine masraftan kaçınılmamış, şık dekorlarla dekore edilmişti. Bize gösterilen yere doğru ilerledik ve kürsüye çıkan adamın konuşmasını beklemeye koyulduk. “Hepinize merhaba sevgili öğrenciler” dedi kürsüdeki adam boğazını temizleyerek. “Neden sizi bayıltıp buraya sakladığımızı merak ettiğinizi biliyorum” ben ve birkaç kişi başımızı salladık. “Öncelikle ne kadar bize güvenmeniz, inanmanız zor olsa da biz bunu sizin iyiliğiniz için yaptık” arkadan yulama sesleri ve arada birkaç küfür duyuluyordu. Sadece kendimin sinirli olmadığımı görünce biraz rahatladım. “Size nasıl söylenir bilmiyorum ama… Siz bu insan ırkının mutasyona uğramış son nesili olan element güçlere sahip olan özel kişilerdensiniz. Toprak, su ve hava. Sizin okulunuz da bunu biliyordu, bu yüzden sizin güçlerini kendi çıkarları için kullanacaklardı. Biz de bunu öğrenince buraya bir gezi düzenlenmesini talep ettik ve sizi öğretmenlerinizden kaçırdık. Fark ettiyseniz bugün, dün gezi için götürüldüğünüz sarayda değilsiniz. Sizi bulamasınlar diye oldukça uzaklara gelmek zorunda kaldık. Biz size burada güçlerinizi nasıl kullanıcağınızla ilgili eğitim vermek istiyoruz. Hepinizin hangi element gücüne sahip olduğunuzu merak ettiğinizi biliyorum, bu yüzden konuşmayı fazla uzatmadan sizi test odalarına yönlendirmek istiyorum.”

Duyduklarım karşısında ağzım açık kalmıştı. Küçükken izlediğim çizgi filmlerde bu sihir olaylarını çoğu zaman görür, keşke benim de sihirli güçlerim olsa diye düşünürdüm. Düşüncelerimde boğulurken önümüzde dikilip bize bir yolu tarif eden muhafızları da fark edememiştim. Etrafıma bir bakındım, çoğu kişi oldukça heyecanlı gözüküyordu. Ben dışında… Ben o insanlara hâlâ güvenemiyordum ama başka bir çarem de yokmuş gibi görünüyordu. Derin bir of çekip kolumdan çekiştiren arkadaşlarıma yetiştim. Herkesi bir test odasına götürüyor, bir şırınga yardımı ile bileklerinden bir miktar kan alıp odalarına gitmelerini söylüyorlardı. Sıra bana geldiğinde arkamdakiler tarafından ikilip kakılarak odanın içine itildim. Kızıl saçlı beyaz bir önlük giymiş bir kadın bana oturmam için yarı yatar koltuğu işaret etti. Ama bir şey benim dikkatimi çekmişti. Gözlerindeki o bakış… Çok tuhaf bakıyordu, bu bakışlarını sergilediğim tuhaf haraketlere yordum ve bana gösterilen yere oturdum.

Bileğimi açtım ve kan akdılar ancak kadının eli titriyordu. Bu kadar deneyimsiz kişileri neden işe alıyorlar ki diye düşündüm geldiğim kapıdan çıkarken. Ve bize söylenildiği gibi odama doğru ilerledim.

Normalde her gün kitap okumaya özen gösterirdim bu yüzden bugün de kafamı dağıtmak için bize verilen kitaplığa doğru ilerledim. Bir kitap alıp içini açtım. Ama içinde gördüklerim hiç iç açıcı değildi. Kitabı açar açmaz kanla yazılmış bir yazı ile karşılaştım. Bu bir adım gerilememe neden oldu. Yatağa oturup derin bir nefes aldım ve kitabı tekrar açtım. Ardından yazıyı okudum

”Buradan kaç ve kimseye güvenme. Ateş prenses...”

Ellerim titriyodu. Ellerim deli gibi titriyordu. Bir şeyler yapmalıydım fakat bunu tek başıma yapamazdım. Kitabı aldım ve hemen Emily ve Diana’nın yanına koştum. Onların testi benden önce birmişti ve bana Diana’nın odasında olacaklarını söylemişlerdi. Kapının önüne geldim ve kapıyı çarparak açtım. Bu biraz fazla ses çıkarmış olmalı ki koridordaki bir kaç kişi dönüp bana baktı, ve ben de her zaman ki gibi umursamadım ve odaya daldım.

Kızlar yüzümdeki dehşeti gördüklerinde onların gülen yüzleri de yerini korkuya bırakmıştı. Konuşmaya çalıştım fakat konuşamadım, resmen korkudan dilim tutulmuştu. Kitabın ilk sayfasını açıp titreyen ellerim ile onlara doğru çevirdim. Emily ve Diana yüzüme anlamamış bir ifade ile baktılar. “Kanlı yazıyı okuyun” diyebildim sadece. Birbirlerine baktılar ve Emily “Jessica, burada hiçbir şey yazmıyor…” diyebildi. “ Nasıl yani?” diyerek kitabı ellerinden çekip aldım. İlk sayfa… Bomboştu. Kanlı yazı kaybolmuştu. Tam onlara bir şeyler açıklamaya giriştiğim sırada az önce götürüldüğümüz salondan bir hoparlör sesi yankılanmasıyla kafalarımız sese doğru çevrildi.

“Değerli öğrenciler, test sonuçları belirlendi. Lütfen açıklamamız için 5 dakika içinde salona gelin.” Diye bir ses yankılandı. Emily heyecanlanmış olacak ki beni ve Diana’yı kolumuzdan çekerek salona doğru koşmaya başladı. Biz en son gelenlerdik, herkes yerini almıştı ve kürsüdeki adamda sonuçları açıklamaya başlamıştı. Hemen yerimize geçip adamın gür sesini dinlemeye başladık. Hava grubunu sayıyordu. “ Hava grubundakiler; Ivy Amaris, Violet Astrid, Angela Ember, Nicholas Wallace, Chris Miller, Cedric Drake…” Angela mı? Angela demek hava grubundaydı, onun için sevinmiştim ve o hava grubundakilerinin yanına giderken ona el salladım.

Kürsüdeki adam su grubuna geçmişti. “ Su grubundakiler; Amy Agnes, Laura Kaitlyn, Lucas William…” su grubundakilerden bir tek Laura’ yı tanıyordum fakat aramızın iyi olduğu söylenemezdi.

Acaba ben hangi gruptayım diye düşünürken toprak grubu sayılmaya başladı. “ Toprak grubundakiler; Vanessa Camellia, Emily Fragile, Diana Lenora, Felix Harvey, Arthur Darian…” en iyi 2 arkadaşlarımın toprak grubunda olup benim olmamam beni üzmüştü ama bunu sonra düşünmeye karar verdim. Ve son olarak ateş grubu sayılıyordu, fakat… hani ateş grubu yoktu? “ Ve ateş grubu… Jessica Ember. Evet, sadece Jessica Ember…”

O an kitabın içine yazılan kanlı not aklıma dank etti.

”Buradan kaç ve kimseye güvenme. Ateş prenses…”

Bölüm sonu

10 yorum