Addison Pearl
Sabah kabussuz uyandığım için şükrederken boynumda bir yumuşaklık hissetmemle hızla doğrulunca küçük bir viyaklama ile Kobalt dizlerimin üstüne düştü.Onu hızla avucuma aldım,mırıltılar eşliğinde kıvrılırken gülümsedim.Onu yatağa koydum ve üstümü değiştirmek için gardroba gittim.Açtığımda şöyle bir bakındım.Sonra yeni bir şey giyinmeye gerek olmadığını düşünüp dün giyindiklerimi giyindim.Saçlarımı da kelebek tokayla tutturduktan sonra cilt bakımımı da yaptım ve artık hazırım.Odamdan çıktığımda muhafızlar hemen bana selam verdiler.Onlara gülümseyip David ile Lena’nın odasına yürümeye başladım.
Odalarına geldiğimde kapılarını tıklattım.İçeriden girmem için onaylandığında kapıyı açıp kafamı içeri soktum.Lena be David üstlerini düzeltirken içeri girdim.Lena’nın yanına gidip ona sarılınca gülümseyip o da bana sarıldı.Fakat bir sorun vardı.Lena biraz mutsuzdu.Ona zihnimden
—Len,iyi misin?
dediğimde
—David elf kral olabilirmiş,biliyorsun değil mi?
dedi,başımı hafifçe olumlu anlamda salladım.Sıkıntıyla nefes vererek
—Sorun da bu,eğer David soyluysa bir soyluyla evlenmek zorunda.Yani ben hayatının bir parçası olamayacağım.
dedi.Ben ne diyeceğimi bilemezken David
—Fıstığım,bir kaç saniyeliğine dışarı çıkar mısın?
diye sorduğunda sessizce odadan çıktım.
David Berg
Lena’nın böyle düşünmesine inanamıyorum.Eğer kral olursam onunla olmayacağımı düşünüyor.
—Güzelim,bana bakar mısın?
dedim nazikçe.Yüzünü kaldırdı lakin gözleri benimkileri bulmadı.Sorumu yineledim:
—Güzelim,gözlerime bakar mısın?
dedim lakin yine bakmadı gözlerime.Derin bir nefes verip
—Gerçekten sensiz olabilir miyim sanıyorsun?Eğer kral olup sensiz olacaksam hiç düşünmeden reddederim kral olmayı.Niye böyle düşündün aşkım?
dediğimde sonunda gözleri gözlerimi buldu.Utanarak
—Sen soylu olursan,soylu biriyle evlenmen gerekmez mi?
dedi.Bu sorusuna gülüp
—E aşkım zaten evlenince soylu olacaksın zaten.Hem soylu olman önemli değil.Nasıl olursak olalım,ben kalbimde sadece seni ve ilerideki çocuklarımızı istiyorum.
dedim.Lena’nın gözlerinin içi parladı,gülümseyip bana sarıldı ve
—Seni seviyorum aşkım.
dedi.Ben de ona sıkıca sarılıp
—Ben de seni seviyorum güzelim.
dedim.Çenesini yüzümün hizasına getirip küçük bir öpücük kondurduktan sonra
—Hadi soylu olacak mısın öğrenmeye gidelim.
dediğimde kıkırdayıp başını olumlu anlamda salladı ve odadan çıktık.
Şu an herkes bahçede toplanmış,bense çeşmenin hemen önünde dizlerimin üstüne çökmüş bir şekilde oturuyorum.Sage geldi ve
—Burada olduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum!Bugün burada bulunma amacımız çok değerlidir!Ulu Atamız Hesserion Reydan’ın nesillerden nesillere aktardığı bilgiler ışığında genç David Berg’ün bizim kayıp kralımız olabileceğine dair şüphelerimiz var,
bu dediğiyle herkesten şaşkınlık nidaları çıkmaya başladı.Sage devam etti:
—Bu nedenle sorunlarımızın çözümünü yine kutsal suda buluyoruz.
dedi,eski olduğu belli olan bakır bir testiyi çeşmeye daldırdı.Bana içmem için verdiğinde ellerim titreyerek tası aldım.Testiyi dudaklarıma yaslayıp yavaşça içmeye başladım.Artık her şey ağır çekimdeydi.
Bunun nedenini iki saniye sonra taşı bitirdiğimde zamanın durmuş olduğunu görmemle anladım.Her yer aydınlıktı,resmen bir odaya nur inmiş gibiydi.Ardından bir adam çoktu karşıma.Bana gülümseyerek bakarken ben korkuyla
—Tövbe Bismillah!Öldüm mü ben?Kiramen Katibin meleği misin?Dur o zaman diğer melek nerede?
dedim.Adam kahkahalara boğulurken ben ona deliymiş gibi bakıyordum.Gülmesi bittiğinde
—Merhaba David Berg.Sorunun cevabını vereyim,Kiramen Katibin meleği değilim.Ben Hesserion Reydanım.Seni bu kral işleri için uyarmaya geldim.
dediğinde Sage’in bahsettiği ulu önder olduğu aklıma geldi.Hızla önünde eğildim ve
—Sizinle tanışmak. enim için büyük bir okurdur efendim.
dedim.Hesserion
—Kalkabilirsin genç elf.
dediğinde yavaşça kalktım.Umutsuzlukla ona dönüp
—Peki nasıl halledeceğim?Ben daha bu yaşımda nasıl kral olurum bilmem ki!
dedim.Hesserion elini omzuma koyup
—Merak etmeyesin genç elf.Arkadaşın da bu da yeni.Hem seni bizzat ben eğiteceğim.
dedi,ben tam itiraz edecekken de
—Şimdi gitmelisin David.En kisa zamanda görüşmek üzere.
dedi be etrafım bulanıklaşmaya,ardından da kararmaya başladı.
Addison Pearl
David basıldığında Lena hızla yanına koşup yere çömeldi ve başını dizlerinin üstüne koydu.Lena David’in yüzünü okşarken ben de hızlıca yanlarına çömeldim.Çömelmemle eş zamanlı olarak çeşmedeki su fışkırdı ve bir taç şeklini aldı.Umut ve heyecanla Sage’e baktığımda o da gülümseyerek sudan taca bakıyordu.Lena
—Sage,bunun anlamı David-
Sage sözünü tamamladı:
—Evet Lena,David elf kral.
dedi.Onun bu sözleriyle su usulca geri çeşmeye döndü.David gözlerini yavaşça açmaya başladı.O gözlerini açtığında halktan mutluluk nidaları yükseldi.Lena telaşla
—David,iyi misin aşkım?
diye sorarken David gülümsedi,yattığı yerden doğruldu,Lena’nın dudağından öptükten sonra
—İyiyim güzelim,ben elf kralmışım.
dediğinde arkadına geçip sırtını sıvazladım ve
—B-bil-liy-yor-ruz.
dedim gülümseyerek.David gülümseyerek
—Artık üçümüz de asilzadeyiz.
dedi.Lena zihninden
—Ben asilzade değilim David.
dedi,David somurtarak
—Ama benim sevgilimsin.
dediğinde Lena
—Dediğin gibi,sevgiliyiz.Karı koca değiliz ki.
dedi.David bir anda sırıtmaya başlayarak
—Bir de sesli desene,kulaklarım bayram etsin.
dediğinde Lena kızardı ve başını David’in omzuna gömdü.David hala sırıtırken ben de onlara gülümsedim.Sonra David’in zihnini okuduğumda
—Lena Handerson,Lena Berg,bu oldu.Fiona Berg,Prenses Fiona Berg.Bu da oldu.Jonathan Berg,Prens Jonathan Berg.Tamam,çok güzel.
dediğini duydum.Lena da benimle birlikte duymuş olacak ki kafasını bu sefer David’in boynuna gömdü.Ben gülmemek için dudağımı ısırırken David
—Hadi aşkım odamıza gidelim.Kalk sen de fıstık,bizimle gel.
dedi.David’e gülümseyip Lena’yı ayağa kaldırdım ve kolumu omzuna atarak yürümeye başladık.
Odalarına geldiğimizde kahkaha atmaya başladım.Lena
—Gülmesene ya!
diyip bana vurmaya başladığında hala gülüyordum.David
—Niye utanıyorsun güzelim?Çocuklarımızın ismi soyadıma uyuyor mu diye düşünmüş olamaz mıyım?Ayrıca seninkini de düşündüm,çok yakıştı valla!
dediğinde kıkırdamalarım tekrar kahkahalara dönüştü.
Şu an sarayın bahçesinde bizim için ayrılmış atların gelmesini bekliyorduk.5-10 dakikalık bir bekleyişin ardından Sage ve iki muhafız 3 atla birlikte geliyordu.Sage önce David’in atını verdi.Sage David’in ata binmesine yardımcı olurken ben de atı inceledim:Açık kahve renkli atın toynaklarına doğru sırayla siyah ve beyaz renkler yer edinmişti.Sonra Lena’nın atını getirip binmesine yardımcı oldu muhafız.Lena’nın atı kar beyazı,üstünde ineklerini gibi kahverengi desenler olan bir attı.Yelesi ve toynakları kar beyazıydı.Masallardan fırlamış bir attı adeta.Son muhafız da üçüncü atı getirdiğinde nutkum tutuldu.Siyah bir attı, karnından toynaklarına kadar sanki formayla beyaz boya serpiştirilmiş gibiydi.Yelesi ilk siyahken uçlarına doğru beyaz oluyordu.Ben de atıma yerleştikten sonra Sage
—Şans sizinle olsun efendim.Yıldızları takip edin.İyi yolculuklar.
dedi,ona gülümsedim ve atlarımızla ormanın içine daldık.
Ormanda ilerlerken Lena bir anda
—Şuraya bakın!Visteryalar!
diye bağırdı.Kafamızı Lena’nın gösterdiği yere doğru çevirdiğimizde gecenin karanlığında mor yaldızlar gibi parlayan Visteryaları gördük.Atlarımızı Visteryaların olduğu yere sürdük.Visteryalar birbirlerinin üstüne çıkarak bir kubbe oluşturmuşlardı,bir kapıyı andırıyordu.Ama ardı her ne kadar bu büyüleyici çiçekler ışıl ışıl olsa da zifiri karanlıktı.Diğerlerine zihnimden
—Gaz lambalarınızı getirin,yakayım.Geri kalan yol çok karanlık.
dedim.Başlarıyla beni onaylayıp yanıma geldiler ve gaz lambalarını verdiler.Her birinin gaz lambasını yaktıktan sonra ben de elimde bir ateş oluşturdum.Atlarımızı tam karanlığa doğru sürecekken atlar aynı anda kişnemeyi be yerlerinde tepinmeye başladılar.Hepimiz her ne kadar eyerde durmaya çalışsak ta atlar bizi bir hamlede yere attıp kaçmaya başladılar.Çok şükür ki biz yere düşmeden hava elementimle hepimizi yakaladım.Üçümüzü de yere indirdim.Lena etrafına huzursuzca bakınıp
—Ruh hayvanlarımızı öğrenip gidelim buradan.Pek tekin bir yer değil burası.
dedi,David onu başıyla onayladı ve Visteryaların altından geçtik.Geçmemiz ile gözlerimiz kamaştı.Normalde kapkaranlık olacağını tahmin ettiğimiz yer şu an parıl parıl parlıyordu.Fazla ışıktan dolayı hapşırmaya başlamıştım.3-5 hapşırıktan sonra Lena ve David bir ağızdan
—İyi yaşa.
dediğinde gülümseyip
—T-teş-şek-kür e-ed-der-rim.
dedim ve etrafımı fazla ışığa bakmayacak şekilde izlemeye başladım.Biz hayran hayran etrafımızı seyrederken Lena’nın bel çantasından fırlayan Kobalt gökyüzünde kuş gibi şakımaya başladı.Kaşlarımı çatarak Lena’ya baktım ve zihnimden
—Kobalt ne zamansan beri bekle çantanda?
dedim.Lena da şaşkınlıkla omuzlarını silkti.David
—Birileri geliyor!
diye telaşla konuşunca hemen yere ellerim koydum.Evet,birileri buraya geliyordu.Lena’nın hayret dolu sesi
—Çocuklar!Hayvanlar!
dediğinde başımı hızla karşıya kaldırdım.Her türden hayvan buraya koşuyordu.Yerimden hızlıca kalktım.Lena korkuyla bana sarılırken ben de diğer kolumu omzuna attım.David hızlıca önümüze geçip bizi korumaya aldı ve
—Arkamda kalın kızlar.Addie,eğer bir şey olursa ikiniz hemen kaçıyorsunuz.Sizi bir şekilde bulurum.
dedi.Lena
—Hayır!Sensiz hiçbir yere gitmem ben!
diye inkar etti.David ona bakmadan durmaya devam etti.Hayvanlar önümüze kadar geldiler.Sonra hepsi birden eğildiler.
Lena Handerson
Önümüzdeki hayvanlar bir anda eğilince neye uğradığımı şaşırdım.Kediden köpeğe,kuştan böceğe her türden hayvan vardı.Tüm hayvanlar David’in önünde eğilirken biz de David’in yanına geldik.Diğer hayvanlar eğilmeye devam ederken bir aslan kalktı ve önüme geldi.İlk başta korkuyla geriledim,sonra ayrıca benim önümde eğildi aslan.Ben aslana şaşkınca bakarken bir yandan da inceledim.Kar beyazı kürkü,ametist gibi gözleri vardı.Resmen nur ışığında yıkanıp gelmişti,parlıyordu aslanın kürkü.Kadifemsi bir kadın sesi
—Tekrar hoş geldiniz kraliçem.
zihnimde yankılandı.Kaşlarım çatışırken önce etrafıma bakındım.David ve Addison bir bana,bir de aslana bakıyorlardı.Addison’ın şaşkın ve anlamaz surat ifadesinin yerini gülümseme aldı ve zihninden
—Len,ben galiba ne olduğunu anladım.Sen onların kraliçesinin,sen Ruh Hayvanı Kraliçesisin!
dedi sevecen bir sesle.Şaşkınlığım kat ve kat artarken aslan
—Elementka Kraliçesi doğru söylüyor kraliçem.Siz bizim kraliçemizsiniz.Ve ben de sizin ruh hayvanınızım.Büyük Üçlü’den biriyim.
dediğinde simsiyah,gözleri cam mavisi bir kurt ile küçük bir baykuş öne çıkıp önümde eğildiler.Addison’ın ağzından bir şaşkınlık nidası çıktı ve zihninden
—Aman tanrım!Gök gözlü baykuş!
dediğinde yetişkin bir kadın sesi
—Evet efendim,benim türüm gök gözlü baykuş ve sanıyorum ki bu konu hakkında bir hayli bilgilisiniz.
dedi.Addison başını eğdi,sonra olumlu anlamda salladı.Utanmıştı.Ardından baykuş daldan uçup Addison’ın omzuna kondu ve
—Ben sizin ruh hayvanınızım efendim.Neyse ben biraz ruh hayvanlarından bahsedeyim;ruh hayvanlarının ruh eşlerini bulana kadar ismleri olmaz.Burdaki çoğu hayvanın da ruh eşleri olmadığı için ismleri yok.Ayrıca ruh-
—Ah,hadi ama!çok sıkıcısınız baykuş hanım!Merhabalar kralım,ben sizin tüh hayvanınızım.Bu sıkıcı kuşun dediği gibi isimlerimiz yok.Yaptığımı patavatsızlık olarak görmeyin fakat artık isimlerimizi verebilir misiniz?
diye baykuşun sözünü kesti kurt.Daha ilk dakikadan belli oluyordu David’in ruh hayvanı olduğu.David biraz düşünüp
—Shadow’a ne dersin?
diye sordu kurda.Kurt David’in üstüne atlayıp yüzünü yalarken
—Mükemmel olur!
dedi.David’in kahkahaları kulaklarımı doldururken gülümsedim.Addison baykuşuna döndü ve zihninden
—Hmmm,bir düşünelim.Bildiğim üzere gök gözlü baykuşlar mitolojide tanrıça Athena’nın simgesi,öyle değil mi?Athena nasıl?
dedi.Baykuş
—Çok güzel!Çok teşekkür ederim efendim.
diyip Addison’ın boynuna kafasını sokunca Addison gülümsedi.Sıra bana geldiğinde isim düşünmeye başladım.Sonra aklıma küçüklük anılarım geldi:
—Ne çiziyorsun Lena?
—Kedi!
—Çok güzel resim çiziyorsun,peki bu kedinin ismi nedir?
—Hmm,Mahperi!
—O nasıl isim Lena?Hiç öyle isim mi olurmuş?
—Ama Lena diye isim varsa neden Mahperi de olmasın ki?
aklıma gelenlerle gülümseyip
—Mahperi senin için uygun mu?
diye sordum.Aslan
—Elbette efendim.
dedi.Sonra üstüme bir ışık huzmesi indi.Işıktan kamaşan gözlerimi kıstım.Sonra bir anda ışık kaybolunca gözlerimi yavaşça araladım.Herkes bana hayran hayran bakıyordu.Kaşlarım çatık bir şekilde üstüme baktım.Üzerimde pudra pembe bir elbise,onun üstünde de pastel açık yeşil,pelerine benzer kumaşlar vardı.Bu kumaşların uçlarında aktın işlemeler vardı.Aynı işlemeler elbisenin bel kısmında da vardı.Elbise pastel renklerde hoş bir elbise olmasına rağmen parlıyordu,resmen “Ben Burdayım!”diye bağırıyordu.David’in gözlerinin içi parlıyordu resmen.Zihnini okuduğumda David
—Masumiyet gibi,çok güzel.
dedi içinden.Dedikleriyle gözlerimi kaçırdım.Sonra önce Addison,ardından diğerleri önümde eğildiler.Onlara
—Ayağa kalkabilirsiniz.
dedim,hepsi teker teker ayağa kalktılar.Ardından beynime giren acı ile çığlık attım.David ve Addison telaşla yanıma koştular.David yüzümü avuçları içine alıp
—Güzelim,iyi misin?Shadow bana yardım et!
dedi.David’in bağırmasıyla Shadow yanımıza gelip yanıma çömdü.Sonra zihninden
—Sırtınızı bana verin kraliçem.
dedi,sırtımı ona yasladım.Addison Mahperi’ye
—N-nel-ler o-ol-luy-yor!
diye sorduğunda Mahperi’nin bitkin sesi
—Birisi ormana gizliden giriş yaptı.
dedi.
Addison Pearl
Mahperi’nin dedikleriyle hızla ayaklandım.Matarama koyduğum suyun kapağını açıp içindeki suyu kontrol ettim.Athena’ya zihnimden
—Athena,sınırları kontrol edebilir misin?
dediğimde Athena zaman kaybetmeden ışık hızında göğe yükseldi.Yerde uzanan Mahperi’ye
—Hızlıca gidebileceğim biri var mı?
diye sordum zihnimden.Mahperi kükrediğinde bir çita öne gelip önümde eğildi,sonra
—Size yardım etmek benim için bir onurdur efendim.
dedi.Dediğine gülümserken kapüşonumu takıp çitaya bindim.David’e
—Lena’ya bakın.Sınırları kontrol edip geleceğim.
dedim ve çitaya gitmesi için komut verdim.Athena zihninden bana komutları verirken ben de o komutları çitaya iletiyordum.Athena zihninden
—Hemen hemen senin yaşlarında birisi var.Onu bulmalıyım diyip duruyor.Sanırım transta.
dedi.Athena bir anda
—Durun!Yakın çevrendesin Addison.Dikkatli yürü.
dediğinde çitayı durdurdum.Çitadan dikkatle inip sessiz ve çevik hareketlerle ilerlemeye başladım.Bir yandan mataramın kapağını açarken omzumda hissettiğim elle hızla arkamı döndüm,karnına sert bir tekme attım,-tekme atmamla ağaca çarptı-mataramdaki suyu büküp küçük sivri kristallere çevirdim ve ona doğrulttum.Zihnimden
—Ruhlar Ormanına ayak basmış bulunmaktasın.Kimsin sen!
dedim hiddetle.Karşımdan tanıdık bir ses
—Addison?
diyince şaşkınlıkla donakaldım…
Alex Jones
Şu anda ormanda dolaşıyordum,hemen nedenini söyleyeyim:Kral Albert’ın yardımıyla Addison’ın toprak taşını almak için Daintree ormanlarına gittiğini öğrendim.Vakit kaybetmeden ben de ormanlara gittim ve şimdi ona dair bir iz arıyorum.Ben böyle ilerlerken yerde bir şey fark ettim.Ateş elementimle daha da yaklaşınca bunun pelerin olduğunu gördüm.Kanlı bir pelerin…Hızlıca pelerini kokladığımda-biliyorum delice-yoğun kan kokusunun yanında hafiften yasemin kokusu da vardı.Korkuya kapılarak pelerinle beraber koşmaya başladım.
Nefes nefese kalmışken etrafa bakındım.Yoktu,yoktu,yoktu!Ondan hiçbir iz bulamıyordum!Onun peleriniydi bu!Ya başına bir şey geldiyse?Ne yaparım!Ya öldüyse?Ya ona kendimi affettiremezsem?Her şeyi geçtim,ya öldüyse ve cesedini bulamazsam?Ya meleğimin bir mezarı olmazsa?”Alex!Kendine gel!Saçma saçma konuşuyorsun!Şimdi oturduğun yerden hemen kalk ve onu aramaya devam et!Eğer ölseydi hissederdin!”dedi iç sesim.Dedikleriyle cesaretlenip daha da hızlı koştum.Koltuktan bir süre sonra arkası zifiri karanlık olan bir yere geldim.Hiç tereddüt etmeden bir anda koşunca fazla ışıktan dolayı gözlerim kamaştı.Şaşkınlıkla etrafıma bakmaya çalıştım.Gözlerim bir süre sonra aşılınca etrafı seyretmeye başladım.Burası çok güzeldi,her yer apaydınlıktı,ağaçlarda visteryalar vardı.Çok güzellerdi.İçimden bir his izlendiğimi söylediği için elimde bir ateş topu oluşturdum.Temkinli adımlarla ilerlerken cüppeli birinin etrafına bakıldığını gördüm.Ona nerede olduğumu sormak için omzuna dokunduğumda sert bir tekmeyle beni ağaca fırlattı.Sonra suyu büküp sivri şeyler haline getirdi ve
—Ruhlar Ormanına ayak basmış bulunmaktasın.Kimsin sen!
dedi zihnimden.Ben bu sesi biliyorum!Şaşkınlık be heyecanla
—Addison?
dediğimde vücudu kasıldı.
—A-al-lex?
dedi şaşkınca.Ona sarılmaya çalışarak
—Addison,iyi misin?Pelerininde kan vardı!
dedim.Şükürler olsun ki iyiydi,çok şükür iyiydi.Addison güçlü bir ıslık çalıp koşmaya başlayınca ben de şaşkınlıkla arkasından koşmaya başladım.Sonra önümüze bir çita geldi.Meleğim son sürat çitaya binecekken zihnimde
—Efendim,o benim ruh eşim.
diye bir ses yankılandı.Dur,ben mi?Şaşkınlıkla çitaya bakarken Addison
—D-düş-şman-nın m-mı?
diye sordu şüpheyle.Bıkkınca
—Ben düşman değilim meleğim!Neden bana inanmıyorsun?
dediğimde alayla zihninden
—Neden acaba?Bir düşünelim,hmm acaba önce beni çok sevdiğini söyledikten sonra bir anda Charlie’ye yardım edeceğimiz zaman benden nefret ettiğini ve beni seni sevmemekle suçlayıp bizi bıraktığın için olabilir mi!
dedi.Gözleri dolmuştu.Ona yaklaşıp satılacakken bana son kez nefretle bakıp yanında bir baykuşla havaya sıçradı.Onlar hızla ilerlerken çitaya dönüp
—Beni ona yetiştirebilir misin?
diye sorduğumda zihninden
—Atla sırtıma.
dedi.Hızlıca sırtına bindim.Çita hızla koşarken biraz korksam da umursamadım.Yukarıdaki meleğime baktım,çok hızlı ilerliyordu.Aniden önümüze topraktan bir duvar çıkınca çita zihninden
—Sıkı tutun!
diye bağırdı ve ağaca doğru koşmaya başladı.Canını acıtmamaya özen göstererek ona tutundum.Çita ağaçtan destek alarak zıpladı ve duvarı aştı.Addison’ı gözden kaçırdığımda telaşla
—Gitmiş!Nereye gitmiş olabilir?
diye sordum çitaya.Çita
—Ben nereye gittiğini biliyorum.
diyip koşmaya devam etti.
Bir sürü hayvanın olduğu bir yere geldiğimde çitaya teşekkür edip sırtından indim.Hayvanların arasından geçtikten sonra tanıdık üçlüyü gördüğümde gülümsedim.Tam bir şey diyecekken Lena’nın başındaki tacı görmemle kaşlarımı çatıp
—Lena,neler oluyor?Neden kafanda taç var?
diye sordum,sonra David’e baktım,vücudunda çizgiler vardı.Şaşkınlıkla
—David,beden vücudunda çizgiler var?
dedim.Lena yanındaki aslana
—Mahperi,çita gerçekten de onun ruh hayvanı mı?
diye sorduğunda zihninden aslan olduğunu tahmin ettiğim ses
—Evet kraliçem.
dedi.Addison
—Ama bu imkansız!karşı taraftan hiç kimsenin ruh hayvanı olmaz!
dediğinde sinirle
—Kaç kere diyeceğim ben karşı taraftan değilim diye!Niye anlamıyorsunuz!
diye bağırdım.Addison’ın omzundaki baykuş
—Kendine gel!Karşında 3 soylu ve onları. ruh hayvanları var!Haddini bil!
dediğinde şaşkınlıkla Addison’a baktım.Oysa bana ifadesiz bir suratla bakıyordu.Ondan gözlerimi ayırmadan
—3 Soylu mu?David ve Lena da mı soylu?Yoksa Addison’ın arkadaşı olduğu için mi?
diye sorduğumda David’in yanındaki kurt
—Üçü de soylu aptal çocuk.Elementka Kraliçesi Addison Pearl,Elf Kralı David Berg,Ruh Hayvanları Kraliçesi Lena Handerson duruyor!
dediğinde şokla baktım,sonra
—O zaman benim de soylu olmam lazım!
diye isyan ettim.Addison güldü,sonra zihninden
—Hangi vasıfla?
diye sordu.Haklıydı,onun eşi ya da sevgilisi değildim ki!David
—Mahperi,atlarımızı çağırabilir misin?
dediğinde aslan kükredi.David ayağını yere vurduğu anda ellerim arkamda kelepçelenmişti.Addison baykuşa dönüp zihninden
—Büyükannem Ottia’yı getirmemizi istedi Athena.Beni ona götürür müsün?
diye sorduğunda baykuş alçaktan uçmaya başladı.Addison onu takip ederken ben de parlerine takıldım gizliden.Baykuş bir mağaraya girdi,meleğim ise elinde bir ateş oluşturarak içeri girdi.Peşinden ben de girdim.Meleğimin oluşturduğu ateş mağara girişini aydınlatıyordu.Onları takip ettiğimde beni bir göl karşıladı.Göl berrak mavi,hatta turkuazdı.Parıl parıl parlıyordu.Baykuş
—Ottia güçten düşmüş durumda,onu bu şifahanede iyileştirmeye çalışıyoruz fakat onu iyileştirecek ilaçlar burda yetişmiyor.
dedi.Meleğim
—Suya girip bir de ben bakabilir miyim?
dediğinde baykuş bir kanadıyla gölü gösterdi.Addison pelerinini çıkardı.Artık saçları ve elf kulakları belli oluyordu.Üstünde sıradan çürük yeşil bir elbise olmasına rağmen ilahi bir varlık gibiydi.Yavaşça suya girdi,o sırada baykuş kafasını olduğum yere çevirdi.Gözleri,nasıl desem,bir gecenin yıldızlarını andırıyordu.Gözleri koyu maviyken üzerinde serpiştirilmiş gibi beyaz noktalar vardı.Baykuş zihninden
—O yüzden türüm Gök Gözlü Baykuş ya.
dedi.Gülümseyip geri meleğimi izlemeye koyuldum.Ottia’yı kucağına alıp kendi çocuğuymuşçasına okşadı kafasını,karnını.Sonra kendi kendine bir melodi mırıldandı.Meleğimin sesi mağarada yankı yaptı,suyun sesiyle orkestra oluşturdu.Su yavaş yavaş meleğimin bedenini sardı.Fakat su onu ıslatmadı.Su meleğimden Ottia’ya geçti.Su Ottia’da yavaşça gezinirken Ottia’nın gözleri çakmak çakmak açıldı.Önce bedenindeki suya,sonra meleğime,ardından bana,ve en son baykuşa baktı.Ottia mırıltılar eşliğinde gerinip kendi etrafında dönerken meleğim gözlerini açtı.Ottia
—Dur bir dakika,sen Elizabeth’in torunu Addison mısın?
diye heyecanla sorunca meleğim gülümseyip başını olumlu anlamda salladı ve zihninden
—Büyükannemin yanına gitmek ister misin Ottia?
diye sordu.Ottia sevinç mırıltıları çıkarıp Addison’ın kucağından atladı ve sırt üstü yüzmeye başladı.Yüzerken karnına şap şap vuruyordu.Ottia’ya kıkırdadım,meleğim sinirle bana baktı.Ottia’yı ellerine akıp çıkarken ben eşya kırmış çocuk gibi öylece yere bakıyordum.Yerden pelerinini aldı,yakamdan sertçe çekip beni mağaranın çıkışına götürdü.
En sonunda beni yeleleri siyah,uçlara doğru beyaz olan,bir atın önüne getirdi.Ruh hayvanım yanıma geldi.Addison zihninden
—Hadi bin çitaya.Bizi takip edin.
diyip tam atına binecekken çita
—Efendim,benimle gelebilmesi için bana tutunması lazım.Yoksa düşer.
dedi.Meleğim önce düşündü,sonra zihninden
—E kimle gidecek?
dedi,Lena ve David’e baktı.David
—Lena’yla binemez!
dedi,Lena da
—David hayatta olmaz!IQ’su düşer sevgilimin!
diyip sevgilisine sarılınca onlara göz devirip
—Yemedik be sevgilini!Ayrıca sizinle gitmek istemiyorum,meleğimle gitmek istiyorum!
dedim.David
—Bana bak,seni idam ettiririm.Düzgün konuş Alex.
dedi.Addison derin bir nefes verip
—Nasıl tutunacaksın peki?
dediğinde David
—Eğer uslu durursa kelepçelerini yolculuk için çıkarabilirim.
dediğinde heyecanla ona bakıp
—Söz veriyorum!Söz asla zorluk çıkarmayacağım!
dedim.David gözlerini devirip parmaklarını şıklattı.Şıklattığı gibi bileklerim hafifledi.Bileklerimi ovuştururken meleğim
—H-had-di.
dedi,hızlıca yanına geçtim.Yerden birkaç kaya çıkardı ve ata binmeme yardımcı oldu.Kayayı yok edip Ottia’yı omzuna koydu.Kendisi de ata bindikten sonra Ottia’yı pelerininin bir kısmına sardı ve önüne koydu.Kendi kapüşonunu da kafasına geçirdikten sonra zihninden
—Sıkı tutun.
dedi.Meleğime sıkıca sarıldım.Önce biraz kasıldı.Diğerlerinin de bindiğinden emin olduktan sonra güçlü bir ıslık çaldı ve
—D-deh!
diye bağırdı.At önce şaha kalktı,sonra dört nala gitmeye başladı.Rüzgar yüzümü yalayıp geçerken meleğimin kokusu burnuma geliyordu.Meleğime zihnimden seslendim.
—Meleğim?
—Bana meleğim deme,ben senin meleğin değilim.
—Addison?
—Seninle konuşmuyorum.
—Lütfen,seni çok özledim.
—Ne dediğini hatırlatmama gerek var mı?
—Özür dilerim meleğim,yaptım bir yanlış,affetsen?
sinirle soluyup
—Peki yaralarımı ne yapacağız?Yakın gelecekte seni affedeceğini zannetmiyorum.Bir daha bu konuyu açma.Alexandra’yla ne tür bir oyun oynuyorsunuz bilmiyorum.
dediğinde kalbim sıkılmaya başladı.Göz kapaklarım ağırlaşırken başını meleğimin omzuna yasladım.Uykuya dalmadan önce
—Çok özür dilerim meleğim.
dedim…