Addison Pearl
Kütüphaneden koşarak çıkarken bir çocuk bizi durdurdu ve
—Çantalarınızı hazırladık efendim.
dedi.Ona zihnimden
—Harika!Şimdi bize Queensland için en yakın uçuş tarihini ayarlayabilir misin?
dediğimde bana cevaben
—Hemen bakıp size bildireceğim.
dediğinde gülümseyip teşekkür ettim ve koşmaya devam ettik.Büyükannem arkamızdan
—Çocuklar yeter artık koşturmayın!
dediğinde durduk.Ona döndüğümüzde bize onaylamaz bakışlar atıyordu.Bir görevli gelip
—Bugün saat 18.30’a bir uçak var efendim.
dediğinde gülümseyip teşekkür ettim.Görevli uzaklaşırken David
—Şimdi biz ormana mı gideceğiz?
dediğinde Lena
—Evet sevgilim.
diye cevap verdi.Büyükannem
—Bu seferlik maceranızda yanınızda olamayacağım çocuklar.Bol şanslar.
dediğinde kaşlarım çatık bir şekilde büyükanneme
—N-niy-ye?
diye sorduğumda bana
—Orası beni aşar kuzum.Bu arada döndüğünüzde Ottia’yı da yanınızda getirin.Onu çok özledim.
dediğinde ona anlamaz bir şekilde baktım.Bana
—Gidince sorun,sizi ona götürür.
dedi.Lena
—Şimdi biz ormana gideceğiz ya,orda nerede kalacağız?
diye sorduğunda büyükannem
—Bak az kalsın unutuyordum.İyi ki hatırlattım kızım,gelin benimle.
dedi ve kütüphanenin yanından yürümeye başladı.Onu takip ederken büyükannem konuşmaya başladı
— Sizebaşta demiştim,her krallığın bir soyu vardır.Bunlar;Deniz kızları su,ejderhalar ateş,elfler toprak,periler de hava elementi soyundandır.Ateş taşı için ejder olmanıza gerek yoktu,ama su taşında ve diğer taşlarda buna gerek olacak.Tıpkı toprak gibi.
dedi ve bir odanın içine girdi.Onunla birlikte biz de arkasından odaya giderken içerde bir adamla bir kadının olduğunu gördük.İkisi evli gibiydi.Otuzlu yaşların sonundaydılar taminimce.Önümüzde eğilip
—Hoşgeldiniz efendim.Bayan Pearl,istediğinizi hazırladık.Şöyle buyurun.
dedi ve eliyle büyükanneme bir cam bir fanus gösterdi.Büyükannem gülümsedi ve cam fanusu dikkatle kaldırdığında içinde bir broş vardı.Işıl ışıl parlıyordu.Büyükannem içinden broşu aldı ve Lena’ya doğru ilerledi,sonra yakasına taktı.Ardından
—Bu broş senin elfe dönüşmeni sağlayacak kızım.Bu broş çok değerli bir broştur.Zamanında eski kraliçemizden Kraliçe Aurora,Elf-Kral Gregor ile buluşmak için bu broşla elfe dönüşürdü.Bu broşa gözün gibi bak.
dedi.Lena
—Çok teşekkür ederim büyükanne.Bu çok güzel.
dedi ve sarıldı.Lena broşu eline aldı ve bize
—Hadi biz de duşa girelim.Anca hazırlanırız.
dedi.Lena’yı kafamızla onaylayıp odalarımıza çekildik.
Yatağımın üstüne baktığımda birkaç parça kıyafetler vardı.Sonra incelemek üzere banyoya girdim ve sıcak suyu açtım,suyun sıcaklığı iyi olduğunda kabine girdim ve vücudumu yıkamaya başladım.Acaba doğru mu yapıyoruz ki?Dediklerinin ne kadarı doğru,ne kadarı yanlış?Alex hakkında dedikleri doğru mu?Doğruysa neden beni sevmediğini söyledi?Bu düşünceyle kalbim acıdı.Yanlış mı yapmıştı?Pişman mıydı?”Onu mu düşünüyorsun Addison?O seni terk ederken düşündü mü de sen onu düşünüyorsun?”Mantığım haklıydı.Kalbim”Ama o da bir insan!O da hata yapabilir.O daha çocuk!Onun üstüne fazla yüklenme Addison.”dedi.Mantığım”Peki bu kızın gururu yok mu?Onu arkadaşlarının yanında sert bir üslupla terk etti!”Mantığımla gözümden bir damla yaş süzüldü.Bir yanım onu affetmek isterken gururum buna izin vermiyordu.Saçımı şampuanlamaya başladım,gerçekten ilk defa birini tüm kalbimle sevmiştim,hata mı yapmıştım severek?Aşk en büyük kötülüktür kendine derlerdi hep,doğru mu bu?Saçımı son kez durulayıp üzerime bornozumu geçirdim ve çıktım.
Bedenimi kurulduktan sonra iç çamaşırlarımı giyindim.Bana verilen kıyafetleri incelemeye koyuldum.Üstüm için salaş,kirli yeşil,kolsuz bir üst verilmişti.Belinden ise kahverengi deri bir kemer geçiyordu.Hemen üstüme geçirdikten sonra altım için koyu yeşil sert ve kalın bir tayt verilmişti.Onu da giyinirken taytın sert yapısına rağmen ne kadar esnek olduğunu gördüm.Ayağıma çoraplarımı geçirdikten sonra altta duran kısa,kahverengi-daha çok taşralı botu gibi duran-kısa topuklu botu ayağıma geçirdim.Son olarak kahverengi kısa pelerini boynumdan bağladım ve saçlarımı yapmaya başladım.
Kurutma makinesini kapatıp boy aynasında kendime baktığımda Hobbit’ten fırlamış gibi duruyordum.Tamamen yeşil ve kahverengiye bürünmüştüm.Kapım çalındığında
—G-gel.
diye seslenince büyükannem odaya girdi.Büyükanneme gülümsedim ve
—N-nas-sıl-lsın?
diye sordum.Bana cevaben
—İyiyim tatlım,otur şuraya da saçlarını örelim.
dediğinde makyaj masasının karşısına oturdum be büyükannem arkama geçip örmeye başladı.Örerken
—Hobbit karakterlerine benzemişsin.
dediğinde kıkırdayıp
—B-bil-liy-yor-rum.
dedim.Sonra aklıma bahsettiği Ottia aklıma gelince ağzımı açmıştım ki büyükannem
—Anlatacağım tatlım,ama önce Lena ve David de gelsin.
dediği anda kapım çalındı ve benim yerime büyükannem içeri davet edince Kapıdan Lena ve David girdi.
Onlara baktığımda Lena beyaz ince bir gömlek,bordo bir koruma korsesi,altına deri siyah bir tayt,altına kahve diz boyu bot giyinmişti,üstüne bordo bir pelerin almıştı.Saçlarının tek ve sadece yanlarından örüp sıkı bir at kuyruğu yapmıştı.David ise kirli beyaz ince bir gömlek,kahve ve yeşil renkli deriden bir üst,yanları deriden diğer kısmı kumaş olan bir tayt,Lena gibi deri diz boyu bir bot giymişti.Üstüne ise koyu yeşil uzun bir pelerin almıştı.O sırada örgünün teki bitmiş,diğerine geçmişti büyükannem,söze başladı,
—Bildiğiniz üzere bugün Daintree Ormanına gideceksiniz.Orda belli bir süre gittikten sonra elf krallığına rastlayacaksınız çocuklar.Geri kalan yerlere oradan varacaksınız.Toprak taşını bulmadan önce Büyülü Ormana gidip ruh hayvanınızı bulacaksınız.
dediğinde şaşıp kaldım.Ruh hayvanı mı demişti o?Lena
—Nasıl yani?
dediğinde büyükannem
—Sizleri tamamlayan hayvanlar sizin ruh hayvanlarınızdır çocuklar.Benimkisi Ottia,su samurum.
dediğinde şimdi çarklar yerine oturmuştu.David
—Havalı,o zaman biz de elfe mi dönüşeceğiz?
dediğinde büyükannem diğer örgümü de bitirip başımı öptü ve
—Aynen öyle.
dedi.Heyecanla bizimkilere döndüm.Ortaokul yıllarımda bi aralar elflere sarmıştım.Hoş hala çok seviyorum.Çok masum ve doğallar benim gözümde.Bu sevgimden dolayı okçuluğa başladım.O günden beri tıpkı bale,dövüş sanatları ve sörfçülük gibi vazgeçilmezim haline geldi.
Görevli bir kız
—Uçak hazır efendim.
dediğinde
—G-gid-del-lim o-o z-zam-man.
dedim,aynada son bir kez kendime bakıp çeki düzen verdim,çantamı aldım ve büyükanneme sarılıp hoşça kal dedim.Aynısını arkadaşlarım da yaptı ve görevli kızı takip ettik.
Uçağa yerleşince uçak yavaş yavaş kalktı.Basınçtan dolayı birkaç dakika boyunca rahatsız hissettikten sonra gevşedim ve Lena ile David’in muhabbetine dahil oldum.
—Onu affetmez,şerefsizin teki!
—Ama şunu unutuyorsun sevgilim,Addie bu hayat için fazla yufka yürekli biri.Büyükannesi bu tip şeyleri çok görmüş biri.Eğer öyle diyorsa bir bildiği vardır elbet.
Hemen zihnimden
—Ne konuşuyorsunuz bakalım?
dediğimde ikisi de suspus oldu.Sonra Lena çekinerek
—Şey,Addie biz senle Alex’i tartışıyorduk.Çünkü ileride bir krala iht-
sözünü kestim,
—Alex’le yakın bir gelecekte barışmayı planlamıyorum Lena.Büyük ihtimalle bu yakın gelecek sonsuzluğa dönüşecek. Ve benim bir krala ihtiyacım yok.Hiçbir kadın erkeğe bağlı değildir.Bir daha bu konu açılmasın.
dedim soğukça.Lena tam bir şey diyecekken
—Bu bir rica değil emirdir!
dedim aynı soğuklukla.Lena başını öne eğerek
—Özür dilerim kraliçem.
diyip banyoya koştuğunda büyük bir pot kırdığımı anladım.David bana hüzünle bakıp sevgilisinin arkasından giderken gözümden bir damla yaş düştü…
Alex Jones
Londra’daki otele varmıştım.Bana bir oda verdiler ve kapıyı kapatıp gittiler.Bir elimde flaş bellek,diğer elimde Sanal gerçeklik gözlüğü ile yatağıma uzandım.Birkaç haftadır yaptığım şeyi yaptım,düşündüm.
Bir insanın hayatı bir anda değişebilir miydi?Üstelik sıradan bir sinema çıkışı.O anı hatırladım.Meleğimin korkudan titreyişi,gözlerinin her yerine işlenmiş korku.Taşıyamadı sonra kuş gibi bedenini,dizleri üzerine düştü.Ağlamaya başladı,zangır zangır titriyordu korkudan.Kucaklayıp evine götürmüştüm onu.İlk kucaklayışımdı onu.Bedeninin hafif olduğunu ilk hissettiğim andı.Evine gidince büyükannesi açmıştı kapıyı.Bizi böyle görünce nasıl da korkmuştu kadıncağız.İçeri geçip koltuğa yatırmıştım onu.Olayları anlatınca panikle Lena ve David’i istemişti.Bizim de hikayemiz böyle başlamıştı.
Onu gördükçe tekrar tekrar aşık oluyorum.Keşke diyorum,bir sürü keşkem var.Ama bunları tuzla buz eden iyi kim de var:
İyi ki meleğimle tanışmışım.
İyi ki meleğim hayatta.
İyi ki meleğimin kötü bir hastalığı yok.
Bunlara tutunabiliyorum sadece.Sonra aklıma gelen fikirle heyecanlandım.Meleğimin evine gidip orada kalacağım.Ama önce burdan sıvışmanın bir yolunu bulmalıyım…
Eşyalarımı son bir kez daha kontrol ettim.Çantamda bulamadığım resimle panikleyip etrafa deli gibi bakmaya başladım.Her yerin altını üstünü getirirken yastığımın altında parlayan paloriti fark etmemle hızla kocaman yatağa atladım ve emekleyerek paloriti aldım ve defalarca kez öptüm.Göğsüme yasladım.Gözlerim dolarken kendi kendime
—Eve gidince Alex,istediğin kadar ağlayabilirsin.
dedim ve paloriti çantama koydum.Çantamı sırtlandım ve odamın kapısını araladım.Koridorda ilerlemeden önce ayakkabımın tabanlarını hava tabakasıyla kapladım.Böylece ses çıkartmayacaktım.Hızla merdivenlerden inerken bir görevlinin buraya geldiğini gördüğümde panikle saklanabileceğim bir yer ararken adam beni fark etmeden geçti.Ben bu olayla afallarken herhalde günün yorgunluğuyla fark etmedi diyip dikkatle inmeye devam ettim.
Merdivenlerden inmiş,şu an güvenlik kapısının oradaki güvenlikleri gözetliyordum.Sonra fark etmediğim bir çalışan alt kata indi ama yine beni görmedi.Bu garibime giderken iç sesim”Oha level atladık lan!Sonunda aşk acın bi işe yaradı!”dedi.İç sesime
—Saçmalama!Yorgunlardır.
dediğimde iç sesim”Aynen tıpkı bir önceki gibi değil mi?”dediğinde denemekten bir zarar gelmeyeceğine kanaat getirip saklandığım yerden çıktım.Fakat yine aynı şekilde durmaya devam ettiler.Ben buna şaşırsam mı sevinsem mi bilemeden yürümeye başladım.Korumaların arasından sıyrılarak kapıdan çıktım.Kapıdan çıktığım gibi kar ve soğuk tenimi yaktı.Koşmaya başladım.Düştüm,kalktım,bir yerlere takılıp bir yerlerimi morarttım,çalılardan geçerken her yerim çizildi.Çizilen yerler soğuk etkisiyle daha da yanarken tek odaklandığım şey maceralarımızın başladığı yere gitmekti.
Kendimi kaptırmış koşarken tanıdık bir yapı gördüğümde kendimi durdurmaya çalıştım lakin yerler karlı olduğundan kayıp yere düştüm.Dışarıda bana deliymişim gibi bakanları aldırış etmeden bir zamanlar sadece merakımdan kapüşonunu indirdiğim ve sonra ona sırılsıklam aşık olduğum kızla tanıştığımız okulu gördüğümde gözlerimden yaşlar aktı,çok yakındım.Koşmaya devam ettim.Gözlerimdeki yaşlar yüzünden önümü göremiyor,sürekli bir yerlere takılıp bir yerlerimi morartıp kaşımı yarıyordum.
En sonunda demir kapının önüne geldim,bir zamanlar yanağımı öpen kızın evine kaçışı,arkasından afallamış bir şekilde kalan ben ve aklı sonradan gelince itirazları,ve kızın sadece kıkırdayıp evine girmesi.Hızla meleğimin bir şey olursa bana verdiği yedek anahtarı ellerim titreyerek çıkardım ve anahtar deliğine sokup çevirdim.Kapı açılırken ayakkabılarımı hızla çıkardım ve içeri geçtim.Hızla üst kata,meleğimin odasına geçtim.Odasına daldığımda gözyaşlarım daha hızlı aktı.Haykırarak ağlıyordum.Meleğimin yatağına atladım,kokusu sinmiş yatağına.Ciğerlerimi baştan çıkarıcı yasemin kokusuyla doldurdum.Çok güzel kokuyordu.Oda tamamen meleğimin kokusuyla donatılmıştı.Biraz daha ağladım.Canhıraş bağırışlarım hıçkırıklara dönüşmüştü.Sonra kalktım yatağından,dolabını açtım.Bayılacak gibiyim.Her şey o kokuyordu,yasemin bahçesini andırıyor.Gözlerimin önüne gülümseyen suratı geldikçe nasıl yaparım diyorum kendime,nasıl ben bu suratın gülümsemesini engelledim?Nasıl ağlatabildim ben bu kızı?
Kitaplığına gittim,tanrım bir sürü kitabı vardı.Öyle ki kitaplığı bile yetmemiş,birkaç kutuya,çalışma masasının raflarına tıkıştırmıştı,hayır özenle yerleştirilmişti bu kitaplar.Onu tanıdığım ilk gün bile elinden kitabı eksik etmemişti.Sürekli kitap okurdu meleğim.Her hafta yeni bir kitapla gelirdi.Ve haftanın her günü sınıftaki onca sese rağmen istifini hiç bozmadan okumaya devam ederdi.Sınıftaki kızlar ve oğlanlar kitabını kapatıp ona kahkaha atardı ama o yine usulca kaldığı sayfayı sanki ayraç varmış gibi açıp okumaya devam ederdi benim meleğim.Sinir olur,kıskanırdı profesörler,öğrenciler onun bu denli sakin olmasına.Ayracı ise kurumuş çiçeklerdi.Öğle aralarında kitabıyla birlikte bahçeye çıkar çiçek toplardı meleğim.Kimi zaman sınıfın camından,kimi zamansa uzakta kızları başımdan savmakla uğraşırken seyrederdim onu.Sadece onunla daha fazla vakit geçirebilmek için o gün anneme yalvarmıştım kitap alabilmek için.Kitabı aldığım gibi okumaya başlamıştım.Addison bana okuduğum kitap hakkında bilgiler verirdi.Gözlerinin içi öyle parlardı ki mutluluktan,öyle heyecanlanırdı ki yanlışlıkla olanları anlatıp ağzını kapatırdı.Bu haline kıkırdamadan edemezdim.Utanırdı her zamanki gibi,kızarırdı yanakları,geri kitabına gömerdi başını.
Sonra büyükannesinin odasına gittim.Gözüme bir kitap takıldı,hızla aldım kitabı.Üzerinde”Fotoğraf Albümü”yazıyordu.Heyecanla meleğimin odasına girdim ve yatağına oturdum.Sayfayı araladığımda Kraliçe Lisa ve kucağındaki küçük Addison’ı görmemle gülümsedim.Çok masumdu,ardından diğer sayfaya geçtiğimde yatağında uyuyan bebek Addison’ı gördüğümde gülümsemem daha da genişledi.Birkaç sayfa geçti.Bu sefer biraz daha büyümüştü Addison,yaklaşık 2 ya da 3 yaşlarındaydı.Üzerinde mor bir elbise ve kilotlu çorap,saçları kıvır kıvır olduğundan toplanan yerleri fıskiyeleri andırıyordu.Koltuğa yaslanmış bebeklere has sevimli gülücükler saçıyordu.Biri mavi biri yeşil gözleri her zamanki gibi göz alıcıydı.Biraz daha geçince 7 yaşındaki Addison vardı.Saçlarını iki yandan örmüştü büyük annesi.Çok tatlı duruyordu bu haliyle.Biraz daha ilerledikçe bu sevincinin yok olduğunu fark ettim.Ortaokul yıllarında artık iyice içine kapanmıştı,fazla fotoğrafı yoktu.Kendinden utanıyordu meleğim.Halbuki bir görse benim gözümden kendini,öyle güzel öyle güzel ki bazen bayılacakmış gibi oluyorum.Ardından lise fotoğrafları başladı.Lena ile çekindiği fotoğraflarda az da olsa gülümsüyordu.Bu resimden resime artmıştı.Sonra Lena,David ve Addison’ın çekindiği bir resim vardı.Sanırım okulun düzenlediği bir piknikti bu.Meleğimin üstünde sarı bir yaz elbisesi vardı.Yere uzanmış kitap okuyordu her zamanki gibi.Ne güzel görünüyordu öyle.Altındaki resimde gizlice çekildiği belli olan bir fotoğraf vardı.Meleğim gözlerini kapatmış,yatarken gülümsüyordu.Nefesim kesildi,anlık soluk almak aklıma bile gelmedi.Kızdım kendime.Neden daha önce tanışmadın onunla?Neden bu güzelliği daha önce tanımadın?Bak şimdi bu güzel fotoğraf çekilirken sen orada yoktun.
Artık gözlerimden yaş gelmiyordu.Odasının her bir köşesine baktım,okşadım onu.Kötü hissediyordum.Göz kapaklarımın kapanmaması için direnirken bir kâğıt çıkardım.Meleğimin fotoğraflarından bir tanesini seçtim.Çizmeye başladım…