İçeriğe geç

ELÇİ

Bölüm 30 · 10 dk okuma

ELÇİ

Bölüm 30

"XXIV"

Bölüm 24: Gök Girsin Kızıl Çıksın

"Kolay olmayacak ama mücadelen ve azmin her şeyi yenecek"

Beyaz bir kâğıtın üzerinde yazılı olan otuz üç şehidimizin isimlerine bakındım.

Dile kolay otuz üç şehit.

O haberden sonra şehitlerimizin isim listesini istemiştim. Dumrul abi, Milli Savunma Bakanlığı resmi sayfa da duyurduğu an toparlayıp getirmişti.

Okuduğum isimleri tekrar tekrar okudum. Aklıma, kalbime isimlerini kazıyacak kadar çok okudum.

Er Murat Akkut (26) - İstanbul

Ah be, Murat! Biz senin asker kınanı yaptığımız gibi daha Banu ile düğününüzü yapacaktık.

Ah be, Murat! Mürvet teyzeyi, Banu'yu nasıl toparlayacağız biz.

Bir kez daha isimlerine göz gezdirdim.

Yüzbaşı Süleyman Şahin (35) - Afyonkarahisar

Teğmen Bayram Olgun (26) - Konya

Astsubay Muharrem Öğütçü (25) - Bingöl

Uzman Çavuş İbrahim Tüzel (24) - Mersin

Piyade Uzman Onbaşı Turgut Burkay Korkmaz (23) - Antalya

Uzman Onbaşı Ahmet Saygılı (23) - Kahramanmaraş

Uzman Onbaşı Ali Taşöz (24) - Kayseri

Liste daha uzayıp giderken kağıdı kenara koyup görüş açımdan çıkardım. Daha fazla bakmaya dayanamadım.

Memleketimin her bir köşesine gelmiş olan şehitlerim.

Derin bir nefes alıp verdim.

Kafamı ellerimin arasına koydum.

Önüme gelen saçlarımı geriye atarak, telefonumu elime aldım ve Alçiçek'i aradım.

Banu ile hâlâ görüşmemiştim. Telefonlara çıkmıyordu.

Bir kaç çalıştan sonra arama yanıtlandı.

"Gökçen?"

"Alçiçek, nasılsın?"

"İyiyim, sen?"

"İyi," dedim. Oysa ikimizde iyi değildik. İyiyim, kelimesi öyle bir kalıplaşmıştı ki bizler iyi olmasak bile iyiyiz diyorduk.

"İşte misin?"

"Değilim" dediğinde endişe ile sordum. "Hasta mısın, bir sorun mu var?"

Derin bir nefes verdi. "Ben iyiyim Gökçen, fakat bir sorunumuz var. Banu," Devam etti. "Banu, mezarlıktan ayrılmıyor. Sıklıkla orada. Uzun süre mezarlıkta kalıyor. Getirtemiyoruz eve. Şimdi de aynı durum yaşandı, annemler beni aradı, gel, konuş diye ama beni de anlamıyor artık. Dinlemiyor. Bilmiyorum nasıl olacak, nasıl kendine gelecek bilmiyorum."

Gözümden akıp giden yaşı elimin tersi ile sildim.

"Yaşadığı kolay değil ki Alçiçek. Ne hayalleri ne umutları vardı."

"Öyle... Öyle de bu şekilde de kendi kötü oluyor"

"Mezarlıkta mısın?"

"Evet, biraz gerisindeyim, bekliyorum öylece"

"Telefonları açmıyor, rica etsem telefonu ona verir misin?"

"Kendi telefonundan aramalara bakmıyor, kimseyle konuşmak istemiyor, bir deneyim şansımı da şimdi"

"Teşekkür ederim güzelim" dedim.

"İnşaallah seninle konuşur, Gökçen"

İnşaallah, dedim.

Kısa sayılacak bir süre sonra da Alçiçek'in sesini duydum. "Banu, Gökçen aradı, seni istiyor," bekledim.

Banu'nun ağlamaktan dolayı olsa gerek tarazlı sesi geldi. "Kimseyle konuşmak istemiyorum Alçiçek"

"Ama bu kişi kimse değil ki, bu kişi Gökçen. Seni merak ediyormuş, bir sesini duysa..."

Aradan yaklaşık bir dakika geçti. Hışırtı sesleri geldi. Ardından Banu'nun sesi.

"Gökçen?"

"Banu, iyi misin? Ben çok aradım ama ulaşamadım sana. Gelemedim de"

Hıçkırık sesi geldi. "Ben iyi değilim Gökçen. Uğraştım. Gerçekten iyi olmak için uğraştım ama yapamıyorum. Olmuyor. O hayatıma girdikten sonra ben onsuzluk nedir düşünmek dahi bile istemezken şimdi onsuz bir yaşam sürmemi istiyorlar. Söylesene, onsuz bir yaşam nasıl mümkün? Onsuz nasıl mutlu olabilirim. Onsuz, hayatıma hiç o girmemiş gibi nasıl yaşayıp gidebilirim. Anlamıyorlar beni Gökçen. Kimse içimde ki yangının büyüklüğünü görmüyor, hissetmiyor. Sesimi duymuyorlar. Şimdi sen söyle Gökçen ben ne yapacağım?"

Tutamadım kendimi, telefonun bir ucunda Banu diğer ucunda ben ağladım.

Yutkundum. Biraz daha olsa konuşabileceğimi anlayınca konuştum. "Haklısın, ben senin sesini duymaya çalışıyorum, içinde ki yangını görüyorum ama böyle de kendini harap etmiyor musun? Seni seven kişileri daha çok üzmüyor musun? Hem Murat, senin böyle olmanı ister miydi? Yapma güzelim, yapma bunu kendine, bize. Acını yaşama demiyorum, yaşa fakat bu şekilde değil Banu. Bu şekilde değil."

"Gökçen?"

"Hm, söyle güzelim?"

"Senden rica etsem, bir günlüğüne de olsa yanıma gelebilir misin? Murat'ın asker kınası olduğu gün, beni o köşeden kimse görmezken sen gördün, kimse benim üzüntümü paylaşmazken sen bana sıkıca sarıldın ve üzüntümü benimle paylaştın. Şimdi de yanımda olmanı istesem bencil mi olurum?"

"Hayır, hayır! Olmazsın güzelim benim. Söz, söz veriyorum en kısa zamanda yanına geleceğim. Bir kaç saatliğine dahi olsa yanına geleceğim. Ama senden ben gelene kadar bu şekilde davranmamanı istiyorum. Sende bu konu da söz verebilir misin?"

"Deneyeceğim, teşekkür ederim Gökçen"

"Sen çok güçlü birisin Banu. Bunu da atlatacaksın, sabret."

"Görüşürüz Gökçen"

"Görüşürüz Banu"

Bir kaç hışırtıdan sonra Alçiçek'in sesini duydum. "Gökçen, sana inanmıyorum. İnsan başta çıkar gelir, seninle konuştuktan sonra daha iyi oldu kızcağız"

"Başta gelebilme şansım olsaydı gelmez miydim Alçiçek?"

"Biliyorum güzelim, gelirdin. Sen nasılsın Gökçen?"

"Herkes gibiyim Alçiçek. Ülkem gibiyim. Hüzünlü, buruk, intikam dolu."

"Haklısın, hepimiz aynıyız. Nasıl gidiyor peki?"

"İdare ediyoruz, senin iş nasıl?"

"Aynı," ardından ekledi. "Güzelim ben seni sonra arasam olur mu? Banu'ya bir bakayım, eve götüreyim bi' "

"Tabi tabi olur. Kendinize iyi bakın"

"Sen de görüşürüz"

"Görüşürüz"

Aramayı sonlandırıp kenara koydum. Bir kahve alsam iyi olacaktı.

🐞🐱

" ABD Başkanı Biden:

İran, İsrail'e ciddi bir saldırı başlatmakla tehdit ediyor.

İran ve onun vekillerinden gelen bu tehditlere karşı İsrail'in güvenliğine olan bağlılığımız kararlıdır, İsrail'i koruyacağız."

Odamın kapısı çalındı ve gel komutum üzerine kapı açıldı. Dumrul abi içeri girdi ve odamın içerisinde haber kanalı açık olan televizyona bir göz atıp bana baktı.

"Haberin olmuş" omuzlarım çöktü. "Olmaz mı abi? Nereye gidiyor bu Dünya bilmiyorum artık"

Kapıyı kapatıp masanın önünde bulunan koltuğa oturdu. "Hiç kimse bilmiyor ki abim"

"Niyetleri Orta Doğu Savaşı çıkarmaktı zaten." Kafasını salladı. "Öyle"

Bu sırada televizyonda yeni bir haber duyurusu geçti.

"İran, komşu Arap ülkeleri aracılığıyla ABD'ye, İsrail'i savunması halinde bölgedeki birliklerinin vurulacağını bildirdi."

"Avrupa devletleri kendi aralarında toplantılar yapıyor, olacak herhangi bir koşulda kimin yanında yer alıp neler yapılacağı hakkında fikirler üretiyorlar."

"Onların ürettiği fikirlerden hiç bir halt çıkmaz," Dumrul abiye baktım. "Pardon abi ama"

"Sorun değil abim, doğru söylüyorsun"

Bir haber daha geçti.

"SONDAKİKA

ABD ve İsrail medyasına göre İran'ın saldırısı İHA'lar ile başladı."

"Sonumuz hayr olsun" dedi Dumrul abi. "Amin" dedim.

Bir süre daha haberleri takip ettik. "Hadi yemek yiyelim" diye ayaklandığı zaman ben de ayaklandım ve mutfağa geçtik.

Çalışanlar önümüze İsveç köftesi koymuştu.

"Hadi afiyet olsun abi" dedim ve köfteden aldım. Tadında herhangi, farklı olacak bir şey yoktu. Bildiğimiz köfteydi.

Karnımı bir güzel doyurduktan sonra kahve makinesinden kendime kahve yapmak için ayaklandım. "Kahve içer misin abi?"

"Olur abim" ben kahveleri yaparken Dumrul abinin telefonu çalmış, ayaklanıp mutfaktan çıkmıştı. Ben de kahveler hazır olduktan sonra elime almış, çalışanlara teşekkür ederek, odama dönmüştüm.

Dumrul abiyi beklerken Alparslan'a mesaj attım.

Nerelerdesin?

Yaklaşık üç gündür sesi çıkmıyordu, yine ortalıktan kaybolmuştu. Tam olarak iki gün önce mesaj olarak sadece nokta atmış, iyi olduğunu belli etmişti fakat son saatler içerisinde bir nokta dahi atmamış, beni merak içerisinde bırakmıştı. Elbette sürekli mesaj atmasını bekleyemezdim fakat benim de içim rahat etmiyordu. İyi olduğunu bilmeye ihtiyacım vardı.

Odamın kapısını açık bırakmıştım. Dumrul abi içeri girip karşımda ki koltuğa oturdu.

"Gökçen, İsveç de bakanlarını toplamış, toplantı yapıyorlarmış" kahvemden bir yudum aldım. "Bizlik bir durum var mı abi?" Kafasını iki yana salladı. "Şu anlık yok"

Cevap vereceğim zaman odamın kapısında bir çalışan göründü. "Elçim?" Kafamı salladım, devam et anlamında. "Cumhurbaşkanımızdan haber geldi, yaklaşık yarım saate kadar görüntülü toplantı yapılacakmış. Tüm elçiler, bakanlıklar olması gereken bir toplantı"

"Tamam, sizler toplantı odasını hazır edin, geliyorum" kafasını sallayıp yanımızdan ayrıldı. "O zaman bana da müsaade, ben de gerekli hazırlıkları yapayım"

"Tamam abi"

Dumrul abi de odadan çıktı. İlk işim babamı aramak oldu.

"Efendim Almila?"

"Müsait misin baba?"

"Söyle kızım, yeni toplantıdan çıktım."

"Ben de yeni gireceğim şimdi, siz de durumlar ne?"

"Savunma Bakanı ile toplantı yaptık şimdi. Şu anlık ters bir durum söz konusu değil ama önemli olan sizin masada ki cevaplarınız olacak. Buna Bakanlar da dahil. Bizler her zaman yaptığımız gibi Mehmetçikleri hâli hazırda tutacağız."

"Tamam babacığım, seni çok seviyorum"

"Ben de seni kızım, Rabbime emanetsin"

"Sen de" dedim ve telefonu kapattık.

Aile grubumuza toplantıya gireceğime dair bir mesaj atıp koltuğumdan ayaklandım ve ceketimi düzelttim.

Bugün lacivert bir kumaş pantolon, beyaz gömlek ve lacivert ceket giymiştim. Saçlarımı, at kuyruğu olarak topladığım için daha rahattım. Telefonumu sessiz moda alıp odamdan çıktım ve toplantı odasına girdim.

Uzun bir masa, etrafımda olan deri, siyah koltuklar, benim oturacağım yerin tam karşısında bulunan projeksiyon ve hemen önümde duran diz üstü bilgisayar.

Odama gelen çalışan, "her şey hazır elçim" dediğinde kafamı salladım ve yerime geçip oturdum.

Saat, 17.00' yi gösterdiği vakitte bilgisayarda görüntülü arama başladı. Cevapladım. Cumhurbaşkanı tam başta olmak üzere etrafında ki elçiler ve bakanlar ile hepimiz ekran başında toplanmıştık.

Cumhurbaşkanı, konuşmaya başladı ve olaylardan, diğer ülkelerin tavırlarından, bizim yapmamız gerekenlerden, ülkemizin durumundan bahsetmişti. Cevapları olan Elçiler ve Bakanlar konuşmuş, yapılacaklar sıralanmıştı.

Toplantı uzun süre devam etti.

Hepimiz farkındaydık ki, asıl amaçları bu savaşa Türkiye'yi de çekmek ve Orta Doğu Savaşı başlatarak, ülkelerin sınırları tekrardan çizilmesiydi.

Toplantıdan çıktığımda saat 19.35' ti.

Aramayı sonlandırdığım vakitte kafamı geriye attım. Boynum ağrımıştı.

Hemen yanımda oturan Dumrul abi konuştu. "Şimdi bu ülkeler, elçileri de toplantıya çağırıp ülkemiz hakkında bilgi almak niyetindeler mi?"

Çalışanlardan Tufan, "o nasıl olacakmış abi?" Dediğinde Dumrul abi, "ben de tam olarak anlamış değilim abim" demişti. Kafamı koltuktan kaldırdım ve omuzlarımı dikleştirdim.

"Hepiniz bildiğiniz gibi bizim ülke bu savaşa girmek istemiyor, tabi istemedikleri gibi de bu savaşa son vermeyi de istiyor fakat Avrupa ülkeleri İsrail'in yanında yer alıyor. Başkanımız basınlar önüne çıkarak Türkiye hakkında açıklamasını yapıyor lakin bunların niyeti bizi de bu savaşa dahil etmek olduğu için her şeyi deniyorlar"

Tufan tekrardan konuştu. "Amerika'nın Türkiye bu savaşa girerse ben de girerim demişliği var" Dumrul abi konuyu devralarak, "zaten savaşta şerefsizler, İsrail'e destek verdiğini bizzat söyleyen yine kendisi"

"Asıl siyasi olayda burada dönüyor ya abi" dediğimde beni onayladı. "Peki şimdi olacak şey ne?"

"Bizi masaya davet ederlerse biz de davete icabet edeceğiz ve gerekli konuşmayı yapacağız" dedim. "Başkanın bizden istediği durum da bu, değil mi?" Kafamı salladım. "Aynen öyle"

Konuşmaya devam ettim. "Müsaadenizle ben odama geçmek istiyorum" sessiz kaldıklarında ayaklanıp toplantı odasından çıkarak kendi odama geçtim. Önüme tarih kitaplarını, bana gerekli olan belgeleri falan toparladım. Bu gece çalışmam gerekiyordu.

Bir Tarih mezunu olarak, ne ararsak her şeyi geçmişten bulabileceğimizi düşünen birisiyim. Çünkü bu gibi durumlar geçmişte de yaşandı, o zaman da yanıtlar, cevaplar verildi. Bazen verdiğimiz yanıtların altında kaldık, bazen ise ayaklandık. Lakin şu bir gerçekti ki, en büyük cevaplar geçmişte saklıydı.

Çalışmalara başlamadan önce sessize aldığım telefonuma baktım. Alparslandan ve annemlerden mesajlar vardı.

Alparslan: İyiyim yavrum, biraz tatile çıktım. En kısa sürede geri döneceğim.(18.45)

Gökçen Almila: Geri döneceğin vakit belli mi?

Anında mesaj geldi.

Alparslan: Biz de hiç bir şey belli değildir güzelim. Bu da belirsiz.

Gökçen Almila: Tamam, seni seviyorum.

Alparslan: Ben de Uğur Böceği

Aile grubumuza girdim.

Anneciğim: Rabbim yardımcın olsun güzel kızım (17.25)

Anneciğim: Toplantıdan çıkınca beni ara Gökçen (17.26)

Babacığım: Tamam Almila'm (17.30)

Mon Héros: Tamam abim (17.40)

Gökçen Almila: Çıktım toplantıdan canım ailem (19.10)

Mon Héros: Fethedip geldin mi? 😂

Gökçen Almila: Tam olarak öyle yaptım abiciğim

Anneciğim: Beni ara Gökçen

Gökçen Almila: Vov, benim anneciğime ne olmuş?

Anneciğim: Gökçen!

Gökçen Almila: Arıyorum hemen annem

Babacığım: Muvaffak olundu mu Almila'm

Gökçen Almila: Olunacak inşaallah babacığım

Babacığım: Sana güveniyorum

Babama kalp emojisi gönderip annemi aradım. İlk çalışta açıldı.

"Merhaba Elçi hanım" telefonu açan abimdi. "Sen evde miydin?"

"Saatten haberin yok galiba sevgili kardeşciğim"

"Haberim elbette var abi!"

"İyi"

"İyi" dedim. Annemin sesini duydum. "Telefonu bana ver Baybars"

"Emir büyük yerden" dedi abim ve ardidnan telefon anneme geçti. "Güzel kızım, canım yavrum, nasılsın annem?" Annemin sesi, her şeye bedeldi.

"İyiyim sultanım, sen nasılsın?"

Sorumu es geçti. "Yorgunluğun sesine bile yansımışken iyi olduğuna nasıl inanayım"

"Evet, yorgunum ama iyiyim anne. Genel durumumda, ruhsal durumumda iyi."

"Hep iyi ol annem, siz hep iyi olun"

"Sen de," dedim. "Sen de iyi ol anne, sen iyi olduğunda biz zaten iyi oluruz"

"Kuzum," dedi içtenlikle. "Durumlar çok mu vahim kızım?"

"Bunu bir Filistin için soruyorsan, evet anne, durum vahim. Lakin bizim ülke için soruyorsan şu an bizlik bir durum yok"

"Her ikisi içinde sordum kuzum, Rabbim onlarında yardımcısı olsun" dedi, "Amin" dedim. "E, anlat bakalım. Ne var ne yok?"

"Aynı şeyler anneciğim, geçen teyzen geldi, biraz teyzen ile oturduk. Onunla oturup sohbet etmek iyi geldi. Sen de gittikten sonra ev çok sessizleşmişti."

"Teyzem nasıl?" Güldü. "İyi, iyi, pek iyi" güldüm. "Aman iyi olsun"

"Bir de Mürvet iyi olsaydı" dediğinde sessizleştim. "Toparlanması zor olacak," devam etti. "Kolay değil ki, evlat can demek ve canı gitti, nasıl iyi olsun kızcağız. Hele Banu, yıkık yavrum benim. Pek kötü durumda"

"Konuştum, yanına gelmemi istedi. İlk uçakla yanınıza geleceğim" annem heyecanlandı, heyecanı sesine yansıdı. "Buyur gel annesinin güzel çiçeği. Ne zaman gelirsin, ne kadar kalırsın?"

"Ne zamana gelirim bilmiyorum anne ama çok kalamam, bir günlük belki" modu düştü. "Daha fazla durabilseydin"

"Durumlar karışık anne, biliyorsun, yerimde durmam daha önemli"

"Haklısın kızım" annemle bir süre daha konuşup vedalaştık. Annem telefonu abime verece

kti, abim ben onu ararım dedi ve telefonu kapattık.

Tüm kitaplarımı, belgelerimi, işime yarayacak tüm kaynakları masaya dizdim ve çalışmalara başladım.

🐞🐱

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

31. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.