İçeriğe geç

ELÇİ

Bölüm 2 · 14 dk okuma

ELÇİ

Bölüm 2

"II"

Bölüm 2: Olmayan Geceler

"Sonu mutluluğa varan bir yol yoktur. Yol mutluluğun kendisidir."

Güne çok erken başlayıp yarısını yorucu bir şekilde geçirmiştim. Sabah erken saatte çalan alarmım ile kalkıp sabah sporumu yerine getirdim. Ardından eve gelerek bir duş alıp hazırlanıp çıkmış, yol üzerinden aldığım tereyağlı simit ve ayranımla kendime mekan olarak belirlediğim manzaralı yere gelmiştim. Hızla geçen kahvaltının ardından bir süre ders çalışmıştım. Öğlenin kavurucu sıcağı çökünce oradan kalkıp İstanbul Valiliğine geçmiş, abimi ziyarete gelmiştim.

Toplantı da olan abimi bekliyordum şimdi de. Bu aralar fazlasıyla yoğun geçiyordu onlar için.

Fatih'te bulunan Valiliğinin camdan görünen sokaklarını izledim. İnsanlar bir telaş içersinde koşuşturuyorlardı.

Can sıkıntısıyla abimin masasının üzerinde ki notlarını inceledim. O sıra gözüme bir not takıldı.

📌10 Ağustos 2023 Gümüşdere - Sarıyer köyü ziyaret.

Gülümsedim. Vali Bey'in arkasına takılsam ne olurdu sanki?

Ben abimin notları arasında kaybolurken odanın kapısı açıldı ve asıl beklediğim kişi içeri girdi. "Abisinin Mila'sı mı gelmiş" sırıttım. "Çok özledin beni biliyorum" yanıma gelip kollarının arasına alıp saçıma öpücük kondurdu.

"Tabi özlerim, abiyim ben abi!" Kahkaha attım. Abim ve söylentileri.

Kollarının arasından çıkıp masanın önünde bulunan deri koltuklarından birine oturdum. Abim de kendi masasına geçti. "Bir şeyler içer misin güzelim?" Kafamı iki yana salladım. "Ay, yok. Seni beklerken fazlasıyla içtim." Abim kafasını salladı. "Abi" dediğim sırada odanın kapısı çalınıp içeri girildi. Abimin sekreteri elinde ki evrakları getirerek abimin masasının üzerine bıraktı. "İstediğiniz belgeler efendim" abim olumlu anlamda kafasını sallayıp önündeki belgeleri incelerken, "Tamam sen çıkabilirsin" dedi. Kız kafasını sallayıp odadan çıktı. Kafasını belgelerden kaldırmadan, "Sen ne diyordun güzelim?" Deyince, "Bir gün sonra Sarıyer'e gidecekmişsin" dedim. Belgelerden kafasını kaldırıp onayladı.

"Evet, bir ziyarette bulunalım dedik. Halkla da iç içe olmak gerekiyor" onu onayladım ve konuşmayı devraldım. "Ben de diyorum ki, seninle mi gelsem"

Güldü. "Sabahtan beri derdinin bu olduğunu tahmin etmediğimi mi sanıyorsun?" Dudaklarımı büzdüm. "Aşk olsun abi. Madem biliyorsun cevap versene" omuzlarını silkti. "Senden duymak istedim"

"Ee, geleyim mi?"

"Tamam abiciğim, bakalım inşallah " kafamı olumlu anlamda salladım. O tekrar belgelere dönünce aklımda ki soruyu sordum. "Abi, gündem tahmin ettiğimizden daha çok mu sıkıntılı?" Belgeden kafasını kaldırıp benimle göz göze geldi. "Çok sıkıntılı demeyelim ama sen de en az benim kadar biliyorsun ki bizde durumlar hiç bitmez"

Evet, bitmezdi. Mazlumun yanında olduğunuz sürece dertler, sıkıntılar hep sizi bulurdu. Bu Tarih boyunca böyleydi. Fakat bilmedikleri bir şey vardı, biz derde de sıkıntıya da alışmıştık. Bir sorun oldu diye mazlumun yanında durmayacak değildik.

"Öyle abiciğim. Neyse sana kolay gelsin. Ben eve geçiyorum" masasından ayaklanıp yanıma geldi ve sıkıca sarıldı. "Dikkatli git. Gülşen Sultanı da öp benim yerime"

"Tamam abim"

Abimle vedalaşarak Valilikten ayrıldım.

✨

Önümde duran binaya baktım. Adımlarım kendiliğinden binanın içine girdi ve asansörle üçüncü kata çıktım. Önüne geldiğim dairenin kapısını açtım ve eve girdim. Kapıdan girer girmez solumda bir oda karşımda bir oda ve sağ tarafta bir hol vardı. Önce sol da kalan odaya girdim. Küçük bir odaydı. Karşımda kalan oda fazlasıyla genişti. Hole girince fark ettim ki uzun bir holdü. Holün sağında solunda hep odalar bulunuyordu. Her iki kapı arasında ise saatler vardı. Yaklaşık on dört oda varken her iki odanın arasında ise bir çok saatler bulunuyordu.

Evin dış kapısından ses geldi ve ardından arkamda birini hissettim. Arkama hızla döndüğüm de orta yaşlı bir adam karşıladı. Gülümsedi. "Evine hoş geldin Gökçen Almila" dedi. Şaşkınlık, korku, heyecan bir arada yaşarken, "Ne evi?" Diye sorabildim. Eliyle şu an içinde bulunduğumuz evi göstererek, "burası senin" dedi. Bakışlarımı fazlasıyla dikkatimi çeken duvar da çok fazla bulunan saatlere kaydı. "Ben ev almadım ki"

Tekrardan gülümsedi. "Sizin ev ile takas ettik ya, burası sizin"

"Bizim ev ile mi? Annemlerin haberi var mı?"

Kafasını salladı. "Bu habere en çok onlar sevindi zaten." Devam etti. "Sen çok iyi işler başaracaksın Gökçen Almila Akşir"

Saatler, odalar, ev...

Bu habere en çok onlar sevindi...

Sen çok iyi işler başaracaksın Gökçen Almila Akşir...

Gözlerimi araladığım da yanı başımda duran dijital saate takıldı gözüm.

16.09

Gördüğüm bir rüyayken sanki bizzat yaşanmış hissi verdirtti bana. Terden alnıma yapışan saçlarımı geri itekledim ve yataktan kalktım. Abimin yanından çıkıp eve geldiğim de biraz anneme yardımcı olmuştum. Teyzemin bize geleceğini söylemiş, Bir kaç atıştırmalık yapmasında yardımcı olmuştum. Ardından erken kalkmanın yorgunluğuyla da uyuyup kalmıştım.

Rüya aklıma geldikçe duvarda ki o saatler gözümün önünden gitmiyordu.

Ah, birde şu adam vardı. Söyledikleri...

Banyonun yolunu tutup hızla bir duş alıp çıktım. Aşağıdan sesler geliyordu. Teyzem gelmiş olsa gerek.

Üzerime gri eşofman altımı ve lacivert, dirseğimde biten kısa kollumu giydim. Saçlarımı tarayıp dağınık topuz yapıp kapının yanında duran yaz terliğimi ayağıma geçirip telefonumu da yanıma alarak aşağıya indim.

Salona geçtiğim de annem ve teyzemin ellerinde ki pasta tabaklarıyla konuştukları konunun dibini gördüklerine emindim.

"Merhabalar efendim " geldiğimi belli ederek konuştuğum da bakışları bana döndü. Teyzem, gözünü devirdi. "Uykucu şirine seni, teyzen gelmiş, sen uyuyorsun" yanına varıp iki yanağına da öpücük kondurdum. "Öyle deme teyzoş ya, çok yorgundum" bana yandan bakışlarını atarak, "İyi bari, öyle diyorsan affedeyim" dedi. Sırıttım. Bu kadardı işte.

Orta sehpa da bulunan boş bir tabağı alıp önümde duran yiyeceklerden istediklerimi tabağıma doldurdum. Özellikle sarma kırmızı çizgimdi. Bu sarma için abimle gece savaşları bile verdiğimiz olmuştu.

Gece savaşları ne demeyin arkadaşlar. Bunu sadece sarma severler bilir. Anneniz gün içinde sarma sarmıştır. Akşam yemeyi niyetine yenmiş ama birazcık da artmıştır ve siz evde ki diğer kardeşleriniz yemeden onu yemek istersiniz. İşte buna gece savaşları deniliyor.

"Anlat bakalım Gökçen hanım" diyen teyzeme boş bakışlar attım. "Ne anlatayım teyzoş. Aynı tas aynı hamam işte. Ders çalışıyoruz " güldü. "Yeme beni, sen sadece ders çalışmıyorsundur. Su altından ne başarılar yürüttün sen" dediğin de kahkaha attım. "Allah iyiliğini versin teyze. Başarılar su altından mı yürütülürmüş. Bana sorsaydınız ben de derdim size üniversite birincisi olarak bitireceğimi. Ayrıca diğer başarılarım için de öyle. Unutmadım ben, tercih dönemim de o bölüm yazılır mı sözlerinizi."

"Aman kız sen de" evet, diyecek bir şey bırakmamıştım. Olurdu böyle.

Teyzem de öğretmendi. Hem de matematik öğretmeni. Tercih zamanımda bana, tarih yazana kadar matematik yaz bari, demişliği vardı. Yine bu söz az uzdu. Her neyse. Şimdi başarılarım konuşuluyordu işte.

"Neyse ben size rüya anlatacağım yorumlayın bakayım"

"Hayır olsun inşaallah kızım " derken annem, "Ne gördün kız?" dedi teyzem de.

Ağzımda iyice küçülen lokmayı yutup rüyamı anlattım.

Son cümlelerimi de ilave ettim. "Nasıl rüya sizce?"

Annem ile teyzem bakıştılar. Teyzem büyük olarak sözü devraldı. "Teyzoşum, rüyan güzel. Benim anladığım kadarıyla senin önüne kapılar açılacak ve saatler de zamanı işaret ediyor bence" annemden aldığım mavi gözlerim onu buldu. "Sen ne diyorsun anne?" Gülümsedi. "Rüyan teyzenin de dediği gibi güzel anlamlara çıkıyor canımın içi. Rabbim yolunu, bahtını açık etsin inşallah. Hayır diyelim hayır olsun "

✨

Akşamın belli bir saati olmuştu ama ortalıkta ne abim ne de babam vardı. Teyzem akşam üzeri gitmişti. Ne kadar yemeğe kalmasını, eniştemin de gelmesini söylesekte kabul etmemişti. Bir oğlu, bir kızı vardı ve ikisi de yurt dışındaydılar. Mesleklerini orada icra etmekteydiler.

Babamın eve gelmediği gecelere alışmıştık ama abim için aynı şeyi söyleyemezdim. Babam evde olmasa bile abim hep yanı başımdaydı benim. Annem de doktor olduğu için bazı geceler acil vakalarından dolayı hastane de geçiriyordu. Bazen de nöbetleri oluyordu. Hatta bazı günler babamın da annemin de evde olmadığı zamanlar oluyordu. Abim ile ikimizin evde tek kaldığı zamanlar.

Bakıcımız vardı ama yatılı kalmazdı. Annem de bizleri güvendiği komşusu Hacer teyzeye emanet ederdi. Abim benim için her şeydi. Korktuğum geceler, 'kahramanın yanında korkma' derdi. Güneş batıp gökyüzü kendini geceye bıraktığın da babam rolünü üstlenir, kapı pencere kontrolü yapar, evin güvenliğini sağlardı. Acıktığım da annemin rolünü alır, kolayına ne giderse yapıp önüme koyardı.

Babamın yokluğuna, hatta yeri geldiğin de annemin yokluğuna alışmıştım. Fakat ben abimin yokluğuna hiç alışmamıştım ki. Şimdi o, işlerinden dolayı ne zaman eve gelmese ben bir kötü oluyordum. Güvendiğim iki liman varken biri hep yanımda olmaz, diğeri bir an yanımdan ayrılmazdı. Belki de abim olduğu için babamı çok aramıyordum. Ama böyle zaman da iki limanımda yok olunca ben denizin ortasında gidecek bir limanı olmayan ve en çokta güvende olmayan bir gemi gibi hissediyordum.

Abim gecikeceğine dair mesaj atmıştı. Annemle birlikte yemeğimizi yemiş, çayımızı içmiştik. Pencerenin önünde bulunan iki tane sallanan koltuğa oturduk, önümüzde ki masaya da evde bulunan bir kaç atıştırmalıkları koymuş hem sohbet edip hem de evimizin iki direğinin gelmesini bekliyorduk.

"Anne" ona seslenmemle dışarı da olan bakışları bana döndü. "Şöyle can içim"

Kafamı yana eğdim, "Nasıl dayandın?" Bekledi. Devam ettim. "Babamın böyle eve geç gelmelerine, iki çocuk, mesleğin, hatta biz ne zaman hasta olsak veya okul işlerimiz olsa, hep tek başına idare ettin.

Her şeyimizle tek başına uğraştın. Babam desen hep bir görevden bir göreve gidiyordu. Nerede, nasıl durumda olduğunu bile bilmiyordun. Yeri geliyor haber alamıyordun. Nasıl dayandın ki? Zor olmadı mı ?"

Gülümsedi. "Dayanmak konusun da diyorsan buna dayanmak denmez kızım. Çünkü en büyük acı kayıptır. Sevdiğini, sevdiğin kişiyi en çokta evladını, canının canını kaybetmek çok büyük acıdır. Ben bu işin içinde olan biri olarak diyorum. En büyük acı kayıp. Neler gördüm ben. Kimlere o acılı haberi verdim. Evet, doğanın kanunuydu bu. Ama bunu yaşamak kadar söylemekte kolay değil." Derin bir nefes koyuverdi. "Ölüm haberini verdiklerimin içinde askerlerde oldu. Ben o acıyı yaşamadım ama gördüm. Evet, yeri geliyordu kızıyordum babana. Bir haberi dahi çok görüyor diye. İyi olduğunun haberini yeri geliyor veremeyecek durumda oluyor, bunu da biliyorum ama işte insanız, yine de bekliyorsun. Sonra Rabbime hep dedim ki, iyi olsun Allah'ım, iyi olsun da varsın ben nerede olduğunu bilmeyeyim."

Gözlerinde ki parıltıyla devam etti.

"Zor muydu dedin ya, şu devirde evlatlarınla tek başına uğraşmak, yetiştirmek zor. Fakat bundan bir gram gocunmadım veya of zorlandım demedim. Tam tersi bu zorluğu sizler çok güzel bir hâle getirtmiştiniz. Evlat, bambaşka bir şey Almila. Rabbim abine de sana da bu duyguyu tatmayı nasip etsin inşallah. Çok ama çok güzel evlat."

Annemin durgun hâllerini görünce konuyu değiştirdim. Bakmayın bana arkadaşlar, yaparım ben böyle şeyler.

"Valla Gülşen Sultan, senin bu oğlanın evlenesi yok. E bu evlenmeden de ben evlenemiyorum. Bu gidişle sen torun sevmeyi, biz de evlat duygusunu tatmayı unutalım" güldü. "Sanki görüştüğün var da abin evlense, evleneceksin" bilmem, manasında dudaklarımı büzdüm. Annem ciddileşti. "Gökçen Almila yoksa görüştüğün mü var. Bana niye demiyorsun evladım?"

"Aman anne, şakasına takıldık. Ne görüştüğüm olacak." Hülyalı hülyalı bakındım. "Yok ki şöyle bir yiğit, görüşeyim" gözlerini devirdi. "Gelen talipleri daha görmeden hayır dersen, bulamazsın tabi bir yiğit" aklıma gelenle güldüm. "Anne, önümde abim gibi faktör varken nasıl evet diyeyim. Gelen çocuk makine mühendisiymiş diyorsun; abim, makineliyle tarar seni olmaz diyor. Gelen çocuk asker diyorsun, gecesi gündüzü yok onun der. Fizik öğretmeni var diyorsunuz, fizikler çatlak olur, ona kız emanet edilmez diyor. Sen söyle nasıl tamam diyeyim." Durdu, düşündü. "Yani," demişti ki devam ettim. "Canım abim beni düşünüyor, ben de abi sözü dinliyorum" dememle koluma şaplak yemem bir oldu. "Benimde gönlüm yok de sen ona. Abin abuk subuk bahane ediyor, sen de ona uyuyorsun" güldüm. "Gülşen hanım daha yeni, yani diyordunuz, sanki." Eline aldığı çöp tabağı olan tabağı alıp ayaklandı. "Abin ile sen benim beyin fonksiyonlarımla oynuyorsunuz." Odadan çıkarken söylenmeye devam etti. "Anlamıyorum ki kimden aldığınız bu zekiliği bilmem"

Kahkaha attım. Gülşen hanım övdü mü, sövdü mü bilmem.

Ayaklarımı karnıma doğru çekip ellerimi birbirine sardım. Kafamı dizime yaslayıp gözlerimi perdesi açık olan pencereye çevirdim. Bomboş sokağı izledim. Karşı evin yanan ışıklarına baktım. Köşede yanan sokak lambası. Evin önünden geçip giden sokak kedisi.

Telefonuma baktığım da saat 23.50'ydi.

Annem de mutfağa bir gitmiş gelememişti. Elime telefonumu alarak WhatsApp'a girip aile grubumuza girdim.

Famille İntelligente 🤍

Grubun adı, Fransızcaydı.

Akıllı Aile anlamına geliyordu.

Gökçen Almila: evimizin direkleri takriben ne zaman gelirsiniz?

Anneciğim🤍: Oğluşum yemek yedin mi? Geliyor musun? Isıtayım mı yemek sana?

Babacığım🤍: Ben bugün gelemeyeceğim Elma yanaklım

Almila ismimin anlamıydı, elma yanaklı küçük kız. Babam da yeri gelir bana böyle hitap ederdi.

Ama ben özlemiştim babamı. Şu an küçük Gökçen Almila olup babasını bekleyip gelmeyeceğini öğrenen, yere çöküp 'ben babamı özledim, gelsin, azıcık öpeyim de geri gitsin' diyen o kız olmak istedim. Ama ben küçük Gökçen Almila değildim ve babamın gelmeyişlerine alışmıştım.

O sıra kapıdan içeri giren annemle göz göze geldik. Evladının ciğerini bilen Gülşen Sultan anladı, içimden geçenleri. Yanıma geldi. Elimden tutup beni oturduğum yerden kaldırdı, üçlü fazlasıyla büyük olan koltuğa geçti. Önce kendi oturdu sonra beni yanına asıldı. Elini dizlerine vurdu. Kafamı annemin dizlerine koydum ve gözlerimi yumdum. Annem de konuşmadan ellerini saçlarıma daldırdı ve saçlarımla oynamaya başladı.

Sesszilik içinde kaldık. Ne annem ne de ben konuşmadık.

Telefonlarımıza bildirim geldiğini belli eden sesle telefonumun ekranını açarak baktım. Bildirim abimdendi.

Mon Héros🤍: Daha gelmiyorum sultanım. İşlerim uzun, siz yatın beklemeyin. Karnım tok, yedim. Merak etme sen.

Mon Héros🤍: Sizi seviyorum meleklerim.

Mon Héros🤍: Kolay gelsin Akşir komutanım 😁

Babama da laf atmayı ihmal etmemişti sevgili abim. Babamdan geldi mesaj.

Babacığım 🤍: Eyvallah evlat, sana da kolay gelsin. Rabbim yolunu bahtını açık eylesin. Dikkat et kendine.

Mon Héros🤍: Eyvallah reis. Ederim. Sen de dikkatli ol.

Anneciğim🤍: İkiniz de Rabbime emanetsiniz. Kolay gelsin sizlere.

Gökçen Almila: Sizi seviyorum

Babacığım🤍: Sağ ol hanım. Ben de sizi seviyorum.

Abim gruba bir şey yazmayıp özelden mesaj atmıştı. Onu da Fransızca kayıt etmiştim. Benim Kahramanım, anlamına geliyordu.

Men Héros🤍: Çirkin Ördek yavrusu 🦆

Men Héros🤍: Yine kendi kendine karalara bağlama, yat uyu.

Men Héros🤍: Annem de yatsın, beklemeyin. Geleceğim. Birazcık işlerim uzadı sadece.

Men Héros🤍: Mila, sana hep söz vermiştim, babamın evde olmadığı her dakika ben bir an yanından ayrılmayacağım diye, sözüm söz abisinin canı. İşlerim biter bitmez yanındayım. Hem bak bu sefer yalnız değiliz, annem nöbette değil, evde. Bende bir kaç saate yanında olacağım.

Men Héros🤍: Kendi kendine şeylik yapma yoksa gelince canına okur hatta sulu sulu öperim.

Son mesajıyla yüzümde gülümseme oldu. Pislik herif ya. Tehtide bak.

Gökçen Almila: Ben çirkin ördek yavrusu değilim abi!

Aslında öyleyim.

Gökçen Almila: Ne karalara bağlayacağım be! Sadece uykum yok, uyumuyorum.

Acayip uykum var, abi.

Gökçen Almila: Yatacak tabi anneciğim benim. Seni mi bekleyecekti birde.

Yalan!

Gökçen Almila: Biliyorum abim, sen verdiğin her sözü tutarsın. Yiğidim benim. Çalışta gel, ekmek getir eve😁

Gökçen Almila sahnelerde.

Gökçen Almila: Kendi kendime şey yapmıyorum ve sulu sulu hadi bir öp! Neler olacağını en iyi sen bilirsin Vali Bey!

Mesajlarıma yanıt gelmemişti. Annemin dizinden kalktım. "Hadi Sultanım, yatalım. Bizimkileri beklersek o-hooo."

Annem kafasını salladı. "Kesinlikle yavrum. Hadi bakalım odalara"

Önden annem ardından ben çıktım odadan. Yukarı çıktık. İlk annemlerin katına geldik, Gülşen sultanı abim kadar olmasa da öpücüklere boğup odama çıktım. İkimizde biliyorduk ki düzgün bir uyku uyuyamayacaktık.

Odama çıktım, pijamalarımı giydim. Dişlerimi fırçalayıp gerekli bakımlarımı yaptım. Yatağıma yattım ama uyuyamadım.

Tekrar ayaklanarak sessiz olmaya çalışarak aşağıya inip koltuğa çöktüm. Sosyla medya da dolaştım biraz. Kafamı koltuğun yastığına dayadım. Zaman geçtikçe göz kapaklarım da kapanmaya başlamıştı. Bir süreden sonra da kendimi tamamen karanlığa bıraktım.

Bir ara üzerime ince bir örtünün örtüldüğünü hissettim. Yarım yamalak açtığım gözlerimle karşımda abimi gördüm. Gülümsedi. "Uyu abisinin canı" dediğini duydum. Sonrası tekrar karanlık.

"Hanım bunlar ne uykucu çıktı böyle?"

"Sorma Aybar'ım, iyice tembel oldu bunlar"

"Hatun ben bunlara oda yaptığımızı hatırlıyorum ama acaba yanlış mı hatırlıyorum?"

"Yok kocam, sen doğru hatırlıyorsunda bunlar odaları mı var farkında bile değiller"

"Ah ah, tabi Aybar olmayınca evde. Bunlar disiplin nedir unutmuşlar" sonra gülüşme sesleri doldu beynimin içine. Yavaştan bilincim iyice yerine gelince gözlerimi açtım. Hemen karşı koltukta yatan abim görüş açıma girdi. Beklerken uyuyup kalmıştım. Sadece bir ara abimi gördüğümü sonra tekrar uyuduğumu hatırlıyorum.

Abim eşofman takımını giydiğine göre üzerini değiştirdikten sonra gelip yatmıştı karşı koltuğa. Yattığım yerden doğrulduğum sıra abim de gözlerini açmıştı. Elini kafasına götürdü. Başı ağrıyordu kesin onun. Ne zaman geç yatıp uykusunu almadan kalksa baş ağrısı çekerdi o. Ayaklandım. İşte o an odanın kapısından bizi izleyen annem ve babamla karşılaştım. Gülümsedim. Hızla babamın yanına gidip sarıldım. O da beni sıkıca güvenli kollarının altına alıp sarıldı.

"Gelmişsin baba"

Saçıma öpücük kondurdu. "Geldim elma yanaklım"

Babamdan ayrıldım. "Kahvaltı hazır, haydin" anneme kafamı sallayıp lavabonun yolunu tuttum. İhtiyaçlarımı halledip elimi yüzümü yıkayıp sofraya geçtim. Abim de kalkmış sofraya oturmuştu. Yüzümde mutluluktan gülümseme hakimdi ve gün içinde de sürekli böyle dolaşacağımı adım kadar çok iyi biliyordum.

Sofraya oturmadan hemen önce abimin baş ağrılarına iyi gelen suda eriyen ilacı yapıp önüne koydum ve sonra sofraya oturdum. Abim gülümseyerek, "Teşekkür ederim abisinin canı" dediğinde eksik olmayan gülümsememle karşılık verdim ona.

Babam konuyu devralarak konuştu. "Neden odalarınız da yatmadınız siz?"

Ben omuzlarını silktim. "Sizi beklerken uyuyup kalmışım" abim gözlerini devirdi. "Evet, hemde üstü açık bir şekilde" tekrar 'ne yapayım' manasında omuzlarımı silktim. Abim tekrardan konuştu. "Mila orada uyuyunca bende yukarı çıkıp odamda yatmak istemedim. Karşı koltuğa kıvrıldım işte"

Annem ile babam birbirlerine bakıp gülüştüler. "Küçükken de böyle yapıyordunuz. Bizi beklerken karşılıklı koltuklarda uyuyup kalıyordunuz. Tek fark, koltuklar bu kadar uzak değil birbirlerine daha yakın hâlde" deyince annem bu sefer abim ile ben bakışmış, gülmüştük. "Abimin kasları sağ olsun. İki koltuğu yaklaştırır, öyle yatardık. Bazen de zorlanırdı, bana çekişiyordu. 'Mila yardım etsene kızım' " diyerek onu taklit ettim. Abim gülerek, "Sen de bir işin ucundan tutmazdın ki. Anca 'abi, abi' diye peşimde gez

iyordun" dedi.

"O da bir marifet canım" dediğime hepsi gülmüştü. Gökçen Almila için çok bileydi.

Bakışlarımı hepsinde gezdirdim. Canım ailem.

Akşam çökünce her evin ışığı yanardı fakat o ışıkları yanan evler de ne yaşanıyor, kimse bilemezdi. Herkesin ocağı tüterdi ama o ocak nasıl tütüyordu bunu kimse bilemezdi.

Hayat dediğimiz kavram tam olarak buydu. Yaşantılar vardı ama her bir yaşantı da bir şeyler gizliydi.

Bölüm sonu

1 yorum