İçeriğe geç

ELÇİ

Bölüm 1 · 10 dk okuma

ELÇİ

Bölüm 1

"I"

Bölüm 1: GÖKÇEN ALMİLA AKŞİR

"Unutmayın! Varmak istediğiniz yere adım adım ulaşacaksınız."

'İstanbul deyince aklıma martı gelir

Yarısı gümüş, yarısı köpük

Yarısı balık, yarısı kuş

İstanbul deyince aklıma bir masal gelir

Bir varmış, bir yokmuş' demiş Bedri Rahmi Eyüboğlu.

Önümde boylu boyunca uzanan masmavi sulara bakındım. İnsana huzur veren, dinlendiğini hissettiğin, manzarasından hiç bahsetmek istemediğim İstanbul Boğazı.

Bir de önümde duran kitaba bakınınca yüzümü buruşturdum. Ah, daha yeni ne de güzeldi oysa.

Evet, evet! Ben de bir KPSS mağduruydum.

Gökçen Almila AKŞİR, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü ayrıca çift ana dal olarak yapmış olduğum Ulularası İlişkiler mezunuyum. Birincilikle bitirdiğim üniversitenin mezunu.

Bir çok dili, anadili gibi bilen Gökçen'im ben.

Başarıdan başarıya koşan Almila'yım ben.

Ve bir Gökçen Almila hiçte mütevazi değildir. Bunlar boru değil arkadaşlar, alın teriyle kazanılan başarılarılar iken tabi ki övüneceğim.

Bu kadar başarıya açılmadı mı kapılar diyorsanız, evet açılan kapılar oldu. Bunların çoğu özel sektördü ve ben devlet sektörünü tercih ettiğim için özellikle istediğim yeri kazanabilmek adına bu KPSS'yi kazanıp ardından girmem gereken yerin sınavlarına girip kazanmam gerekiyordu.

O yer neresi mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Arşivi.

Bunca başarı bunun için mi demeyin. Ya da deyin, kimin umurunda ki? Ayrıca buraya girmekte herkesin harcı olmuyordu maalesef.

Benimle ilgili bir bilgi daha size; bir Gökçen Almila kimsenin dediğini umursamaz. Mesela üniversite tercih zamanımda Tarih Bölümünü yazacağımı duyan akrabalarım ayaklanmıştı. Neymiş efendim, abim valilik için çabalıyormuş, ben neden basit bir bölüm hatta önü kapalı bir bölüm seçmişim. Annem Genel Cerrahisiymiş, babam koskoca Orgeneralmiş, ben neden böyle bir bölüm tercih ediyormuşum. Pardon da onlar mı okuyacak dedim ve istediğimi yaptım. Şu an ki başarımı da görünce 'aferin' demesini biliyorlardı.

Bana bakın, arkadaşlar! Önünüzde ki engelleri sadece siz aşabilirsiniz, başkaları değil!

Yirmi dört yaşında olan Gökçen Almila için tercih dönemi hâlâ en tuhaf zaman dilimi olarak geliyor.

Bu arada ailemi de size tanıtmış oldum bir arada iki dere de. Baştan alalım;

Ben Gökçen Almila AKŞİR. Yaşımı, nerede okuduğumu, ne bitirdiğimi ve şu an ne yaptığımı öğrenmiş oldunuz. Tek öğrenemediğiniz şeyi söyleyeyim size: Sınava hazırlanırken boş durmuyorum ve araştırmacı kimliğimi ele alarak araştırmalar yapıyorum ve Araştırmacı Almila adında bir web sitem var. Araştırdığım bilgileri de oraya yazıp herkesin faydalanmasını sağlıyorum. Bu site sayesinde de sosyal medya da fazlaca bir kitleye sahip olmuştum. Ayrıca bu site de sadece bilgi paylaşmıyordum. Gökçen Almila Akşir ile bir hayat gizliydi orada.

Sevgili Babam, Aybar Akşir. Hava Kuvvetleri Komutanlığın da Orgeneral olup şu an ki yönetme yeri Genel Kurmay Başkanlığıdır. Mesleği gerek yapı olarak serttir, adının anlamı gibi heybetlidir ama bir o kadar da askerlerine karşı babacan tavırları varken bizim için, ailesi için de her şeyi göze alan bir kahramandı. O sadece benim değil, bir ülkenin kahramanıydı.

Canım annem, Gökşen Akşir. Anadolu insanı olan ailenin Cerrah kızıydı. Genel Cerrahi. Annem kanatsız bir melekti adeta. Ailesinin gururu olmuş, başarıdan başarıya adımlar atmış. Mesleğinden emekli olmuştu ama annem oturmaya alışkın olmayınca sağlık derneklerine falan katılıyordu. Hatta arada babamın meslektaşlarının hanımlarıyla Şehit, Gazi derneklerine de gidiyor, elinden gelen yardımları yapıyordu. Bir çok sağlık programlarına katılıyordu. Bugüne bugün adını duyuran bir cerrahtı annem. Babamla tanışmaları ise bana göre trajikomik bir hikayeleri vardı.

Ve benden dört yıl önce Dünya'ya gelmiş, şu an da Otuzuna merdiven dayamış, yirmi sekiz yaşında olan biricik abim vardı. Baybars Akşir. İstanbul Valisi olan Baybars.

Biz şu an da bulunduğumuz yerleri ve bunca başarıyı kendi emek terlerimiz ile elde etmiştik. Onca bağlantımıza rağmen torpil denen şeyi kullanmamış ve bir kere bile el sürmemiştik. Ne abim ne de ben sevmezdik zaten. Kendi terin olmadan elde edilen şey emek olamazdı bizim için.

Karşımda ki eşsiz manzarayı izlerken önümde sallanan el ile aklım çıktı. Dalmışım ne güzel. Bu bana reva mıdır?

"Dünyadan Mila'ya, Dünyadan Mila'ya"

Bu ses tabi ki abime aitti. Kafamı kaldırıp uzun boylu deve baktım. "Bu boy, bu pos nereden geliyor yiğidim" dediğimde bir inci edasıyla dizilmiş olan, bembeyaz dişlerini önüme sunarken önüne düşen buklelerini geriye attı. "Aybar Akşirden" güldüm. Ne zaman onu övsek, öne hep babamı sürerdi. Ben baba aşığı bir kızdım, abim ise babama hayrandı. Küçüklüğünden itibaren her şey de babamı örnek alırdı.

"Hayırdır, hangi rüzgâr attı seni buraya Vali Bey?" ayakta dikilmeye devam ederken, "Bir kardeş Rüzgârı" devam etti. "Toparlan da gidelim eve"

"Arabamla gelmiştim ben" diye söylendiğim de, "Ahmet beni eve bırakıp arabayla kendi evine geçecekti, o şimdi geçer biz de senin arabayla gideriz" dedi. Kafamı salladım olumlu anlamda.

Ahmet abi, abimin özel şoförü idi.

Eşyalarımı toparlayıp ayaklandım. Abimin arabasının yanına geldiğim de abim Ahmet abiyle konuştu. Ahmet abi, abimi onaylayıp önce bizim gitmemizi bekledi. Arabamın anahtarını abime atıp yolcu koltuğuna geçtim. Abim de arabaya binip evin yolunu tuttu.

"Nasıl gidiyor sınava hazırlık?" dudaklarımı büzdüm. Herkesin yanında dimdik, korkusuz duran Gökçen, ailesinin yanında tam bir kız çocuğu oluyordu. Kaç yaşımda olursam olayım istisnasız böyleydi. "İyi gidiyor gibi. İnşaAllah yapacağım" abim bana kısa bir bakış atıp gülümsedi. "Abisinin Mila'sı istediği her şeyi başarır" gülümsedim, minnetle. En büyük şansım ailemdi benim. Hep bana inanan, her düşüncemin arkasında duran, Gökçen Almila istiyorsa yapar diyen koca yürekli ailem.

"Senin işler nasıl Vali Bey?"

"Nasıl olsun kardeşim, Devlet işleri işte." güldüm. Omzuna vurduğumda o da güldü. Babamdan rol çalıyordu. Babama da kim işini sorsa, devlet işi cevabını mutlaka verir ve konuyu hemen kapatırdı. İşiyle, mesleğiyle ilgili ser verir sır vermezdi. Açıklamazdı.

"Öyle olsun" dedim bende. Güldü. "Bugüne bugün Devletin Valisiyim kızım ben. " sırıttım. Çok istemiş, başarmıştı da. Övünmek biz Akşir çocuklarında gelenekti.

Evin önüne abim arabayı park etmişti, Aşağıya indim. İstanbul'un bir mahallesinde yaşıyorduk. Bu mahalle de evler rengarenkti. Sıralı dizili evlerin arasından tos pembe tonlarına sahip olan ev bizimdi. Zemin katı saymazsak iki katlı olup çatı katıyla birlikte üç katlı olan bir evdi.

Anahtarı çantamdan çıkarıp kapıyı açtım. Önce ben ardımdan abim içeri girdi. Ayakkabılarımızı çıkarıp vestiyerden terliklerimizi alıp giyindik. Annem mutfaktan, önünde ona ait olan önlüğüyle çıkagelmişti. "Hoş geldiniz yavrularım" abim annemin yanağına sulu bir öpücük bırakıp dış kapının hemen karşısında kalan merdivenlerden hızla çıktı. Arkasından bağırmayı ihmal etmedim. "İğrençsin Baybars" sesimi duyup cevap vermesi bir oldu. "Abi, Mila! Abi!" o görmese de omuzlarımı silktim. Annem onun sulu öpücüklerine ses çıkarmazdı fakat aynısını bana yapmaya da cesareti yoktu. Ben sevmezdim öyle sulu şeyleri ve bir kere yaptığında ona nasıl kök söktürdüğümü tecrübe edince bir daha yapmaya tövbe etmişti.

Annem güldü. "Biriniz yirmi sekiz, biriniz yirmi dört oldu ama hâlâ çocuk gibisiniz " dediğinde yanına adımlayıp onu kollarımın arasına aldım. "O koca dev tam bir çocuk anne. Dışarıda ki insanlara sizin valiniz tam bir çocuk desem kim inanır ama işte gerçekler tam olarak bu evin içinde" onu bırakmadığım için hafif sayılacak şekilde omzuma vurdu. "Seni deli!" gülerek ayrıldım Gökşen Sultandan. "Ben de bir üzerimi değiştirip geleyim" saçlarıma öpücük kondurup mutfağa geri döndü. Ben de merdivenin yolunu tuttum. Zemin katta; mutfak, baya büyük sayılacak bir salon, oturma odası, banyo ve lavabo vardı. Birinci katta, iki tane misafir odası, bir banyo, bir lavabo, iki tane çalışma odası, çalışma odalarından biri babamındı diğerini de abim ile ben kullanıyordum. Ve abim ile birlikte bir odayı sinema odasına çevirdiğimiz oda bulunmaktaydı. İkinci katta, Annemlerin yatak odası, abimin odası, lavabo, banyo ve bir odaya yaptığımız kütüphane vardı. Çatı katında ise sadece bir oda mevcuttu ve o oda benimdi. Odamın içinde banyom vardı, ayrıca çok büyük sayılmayan balkonum vardı.

Bir mahalle arasında bulunan çok tatlı bir evdi.

Odama geçerek, evde rahat edebileceğim lacivert eşofman takımımı çıkarıp yatağımın üzerine attım. Gerekli iç çamaşırlarımı da çıkarıp yatağımın üzerine koyup banyo yolunu tuttum.

✨

Gökşen Sultan'ın döktürdüğü yemekleri yedikten sonra annemi mutfağı sokmamıştım. Abim sofrayı kaldırmış, ben de mutfağı toparlamış ardından çayı demlemiştim. Demlenen çayı bardaklara döküp birkaç atıştırmalığı da tabaklara koyup elimde ki tepsiyle içeri geçtim.

Abim ile annem sohbet ediyorlardı. "Çaylarınız geldi" dedim 'i' harfini uzatarak. Tepsiyi orta da duran sehpaya bıraktım. Annem ile abim ikili koltukta yan yana oturuyorlardı. Bende yere çöküp sehpayı bize doğru yaklaştırdım. Çaylarını uzattım onlara. "E ne karıştırıyordunuz anne-oğul?" Abim, ayağıyla hafifçe bana vurarak, "Senin üveyliğini konuşuyorduk" dediğinde dil çıkardım ona. "Abin var karşında Mila" diye sitem edince daha çok sırıttım. Siteminin sahte olduğunu buradaki herkes çok iyi biliyordu. Bizi, yüzünde ki tebessümüyle izleyen anneme döndü bakışlarım. "Sultanım, babam gelecek mi bu gece?" annem, yüzünde ki tebessümünü bozmadan "Yok kızım, bu gece gelmeyeceğini, işleri olduğunu söyledi" dedi. Abim sıkıntılı bir nefes verince bakışlarımız ona döndü. "Hayırdır paşam?" dedi annem. Şu sıralar Ülke gündemini takip ettiğim kadarıyla durumlar iç açıcı değildi fakat bu dağın görünen kısmıydı. Asıl gerçekler görünmeyen kısımdaydı ve bunu Devletin içinde olan abim ve babam daha çok iyi biliyordu. "Bu aralar durumlar sıkıntılı annem. Dualarını eksik etme " dediğinde annem elini abimin elinin üzerine koydu. "Duam Ülkemle, sizinle, bu Vatan için didinen tüm çocuklarımızla olacak oğlum" abim elinin üzerinde duran annemin elinin üzerini öptü.

Araya girerek, elimi salladım. "Bende buradayım"

"Aman araya girmesen olmaz " diyen abime, "Olmaz tabi" cevabını verdim. Ortamda oluşan atmosferi değiştirmek amacıyla anneme, "Anne, babamla tanışma anınızı anlatsana " dedim. Annem güldü. "Kaç defa anlattım ya deli kız" omuzlarımı silktim. "Sizin trajikomik olayınız beni güldürüyor " abim kafama vurdu. "Neresi trajikomik," ben kafamı tutarken devam etti. "Babam vurulmuş kızım neresi trajikomik?" bende bacağına vurdum. "Birincisi Vali Bey, olaylar herkese farklı hissettirebilir. İkincisi trajikomik'in anlamı ne biliyor musun ki konuşuyorsun sen?" dedim ve onun konuşmasına fırsat tanımadan devam ettim. "Drama ve komik bir arada olunca deniliyor" dediğimde gözlerini devirdi. "Cahil değilim Mila" dedi. Omuzlarımı silktim.

"Anne anlat sende ya" diye söylenince annem sessizliğini bozarak anıların içine daldı. "O zamanlar gençtik daha. Ne baban orgeneraldi ne de ben cerrah" duvarda asılı olan resimlerde gezdirdi gözlerini. "Nöbet sıramı savmış, üzerimi değiştirmiş, önlüğümü falan çıkarmıştım. Hastaneden çıkmak üzereyken sedye de bir asker yatıyordu. Onunla birlikte gelen bir kaç asker daha vardı. 'doktor çağırın' diye bağırıyorlardı. O an onlara en yakın bendim. Çantamı danışmaya bırakıp hızla yanlarına vardım. Yarasını kontrol ettim. Durumu ağır sayılırdı. Tabi babanızın bilinci yerli yerindeydi." güldü. "O bayık bakışları arasında şöyle bir bana baktı. 'bu ufak kız mı müdahale edecek, bana doktor getirin' deyip durdu. E bende o zamanlar minyon, çıtı pıtı bir şeydim." abim annemin omzuna vurarak, "Sen hep öylesin güzelim" dedi. Annem gülerek, "Hadi oradan eşek seni" dediğinde "Valla kız" dedi. Annem abime daha fazla cevap vermeden devam etti. "Ben daha konuşamadan yanındaki asker, 'hadi bacım bir doktor bul gel' deyince bende şalterler attı. 'Bana bakın, benim yeminimi bozdurmayın, müsaade edin işimi yapayım' deyince babanız 'ne, doktor musun sen?' dedi. Hâlâ hayret ettiğim bir konu, o yarasına rağmen ne çok konuşmuştu. Yarası bir de ağır olmasına rağmen" abim güldü. "Aybar farkı " güldüm. Haklıydı. Babam hafif, ağır demeden yaralarını galiye olmaz, bir kez bile uf demez, ayrıca çok sağlıklıymış gibi yaşantısına devam ederdi.

"Tabi ben iyice delirdim ya, elimi yarasına koyup bastırdım. 'Ne yapıyorsun kadın?' demişti. 'Susarsan işimi' dedim ve sedyeyle acil müdahale yerine almıştık. Oradan ameliyathaneye" duraksayınca ben konuştum. "Ufak bir şeyi atladın galiba sultanım" deyince gözlerini kaçırdı. "Babanız da uslu duraydı" cevabını verdi. İlk müdahale odasına aldıklarında babam konuşmaya, doğrusu annemi sinir etmeye devam edince annem de ağrı kesici iğnenin içine bir ilaç daha katıp babamı sersemletmiş, sersemleşen babam da hâliyle konuşmayı bırakmış. Bu durumu babam bilmesine rağmen her zaman 'ben ilaçtan değil, annenizin güzelliğinden sersemleştim' derdi ama ilacı bizzat katan annem olunca bu numarayı yemezdi.

"Öyle işte ya, sonra iyi oldu beyefendi, bu sefer de sık sık hastane ziyaretine başladı. Neymiş efendim, hatasını affetmem lazımmış. Seni görmek için geliyorum demezdi de " bu sözlerine hepimiz güldük. Abime sataşmak için dizine dokundum. "Baybars efendi, otuza merdiven dayadın, ne zaman everiyoruz seni" dediğimde, homurdandı. "Geldi babaannem kılıklı" dedi. Babaannem de ne zaman abimle karşı karşıya gelse bu cümleyi kurardı. Hatta evlendiriyoruz yerine everiyoruz derdi. Hatta babaannem daha çok abime sinir edecek o cümleyi de eklerdi. 'Önce sen evlen ki kardeşinin de önü açılsın' derdi.

Tabi buna abim bir tık (!) sinir olur ve evlenmeyeceğim ben, diye sitem ederdi.

"Evlenmeyeceğim Mila Hanım! Ben evlenmedikçe sana da yok evlenmek!" Burun kıvırdım. "Evlenmek isteyen kim?"

Annem ikimize de kızarak, "Düzgün konuşun, dua niyetine geçer!" Dedi ardından ayaklanıp devam etti. "Kalkın yatın artık" bardağını alarak çıktı odadan.

Abim ile göz göze gelip bastık kahkahayı. "Uykusu geldi Gülşen Sultanın" dediğinde kahkahamı bastırmaya çalışarak, "Kaç yaşına geldik ama annemin 'yatın artık' uyarıları hâlâ devam etmekte" dedim. "Ve evlensek dahi bu uyarı hep devam edecek inan ki" bardağını tepsiye bırakıp, tepsiyi de eline alarak ayaklandı. Bende oturduğum yerden kalkıp bardağımı tepsiye koyup, abimin omzuna vurdum. "Ellerinden öper paşam" hızla odadan çıkıp merdivenleri tırmandım. Arkamdan "hiç yapmadığımız iş sanki" diye söyleniyordu.

Odama geçerek kendimi önce yatağa sonra uykuya teslim ettim.

Bölüm sonu

4 yorum