Bölüm 15: Kına Kızın Mührüdür
"Kaç dil bildiğin önemli değil,
Gönül dili bilmektir insanı değerli kılan..
Sen anılması güzel olan söz ol.
Çünkü insan, kendisi hakkında söylenilen
Güzel sözlerden ibarettir."
-Hz. Mevlana
Kuaförden sonra Tolgalar bizden ayrılmış, biz Hatice teyzelere geçerken onlar düğün salonuna geçecekti.
Eve gelince de hep birlikte çıkış yapmış, düğün salonuna gitmiştik. Bu sefer abimin arabasına binmiştim. Ayrıca Alçin başsavcıyı da bizim arabaya almıştık yine.
Neyse böylesi daha iyiydi.
Abimi de bağlardık belki.
Umarım.
Kınanın yapılacağı yere gelmiştik. Erkekler için dışarıya bir yer yapılmıştı. Onlar orada beklerken biz de salona girmiştik. Büyük bir masanın etrafinda toparlanıp oturmuştuk.
Hatice teyze ve Gamze abla geleni kapı da karşılarken, Hacer teyzeyi tanıyanlar ise bizim masaya gelerek, selam veriyorlardı. Neredeyse Alparslan'ın anne tarafında ki akrablarini tanımıştım bile.
Alçiçekte sağ olsun, etrafında kimi gördüyse bizzat bana da tanıtıyordu.
Salon da görevli kadının sesi duyuldu. "Sevgili misafirler, hepiniz hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Burada Tuğçe gelinimizin kınası için toplandık. Güzel gelinimiz hemen birazdan aramıza teşrif edecek. Sizlerden güzel bir alkış bekliyoruz" kadın konuşmasını bitirir bitirmez alkış sesi doldu salona. Ardından da Sezen Aksu'nun Rakkas şarkısının melodisi doldurdu.
Şarkı söze girdiği an, kapılar açıldı, ışıklar kapandı ve Tuğce salona girdi. Şarkının sözlerine ve melodisine ayak uydurarak ortaya kadar ilerledi.
Yanında ki dansöz kızlarla birlikte ortada oynamaya devam etti, ta ki şarkı bitine kadar.
"Evet, gelinimiz hâlâ ortadayken, misafirlerimize sahneye davet ediyorum."
Şarkı değişmişti.
Candan Erçetinden Vay Halime calmaya başladı.
Hacer teyzenin bakışları bize döner dönmez, Alçiçek konuştu. "Sen demeden ben oynamaya kalkıyorum bile anne"
Tüm bakışlar bana döndü. "Ben de kalkıyorum yahu, kaçıramam bu anı" güldüler. Alçiçek ile birlikte ortaya geçtik. Tuğçe bizi görünce bize doğru döndü. O sıra yanımıza Gamze abla da geldi ve birlikte oynadık.
"Birine aşık oldum düştüm peşine
Hayat çok güzel göründü birden gözüme
Annem "Sakın yapma" dedi güldüm yüzüne
Çok seviyorum anne dedim karışma bize"
Kurtlarımı dökercesine oynadım. Ortadan bir an bile çekilmedim.
Şarkı çoktan değişmişti bile. Alçiçek oynayarak yanıma gelip kulağıma eğildi. "Şu ön masalarda oturan kadın, sevgili kaynanacağım olur" bakışları ile gösterdiği yere çaktırmadan bakmaya çalıştım ama kadın zaten direk bize bakıyordu. Hatta Alçiçek'e bakıyordu.
Bende kulağına eğilerek fısıldadım. "Bu oğlan akraba mı yoksa?"
Güldü. "Sevgili kaynanacağım, annem ile teyze kızları" gözlerimi şokla açtım. "Gide gide akraba mı buldun, Alçiçek?"
Omuzlarını silkti. "Sevda bu kızım, gönül dinliyor mu, akrabaymış, yabancıymış"
Aklıma düşen Alparslan ile kafamı olumlu anlamda salladım. "Doğru valla" güldü.
Şarkıya bağırarak eşlik etmeye devam etti.
"Haydi güzelim şeker ezelim
Bu sene de bekar gezelim
Bu sene de bekar gezelim
Haydi güzelim şeker ezelim
Bu sene de bekar gezelim
Bu sene de bekar gezelim"
Omuzunu omuzuma yaklaştırıp kıvırttı.
"Aman aman, bekar falan gezmeyelim artık. Bu yıl abimi diğer yıl beni evlendireceğiz inşaallah." Omzum ile omuzuna vurdum. "Dur be! Bu yıldan ne evliliği? Daha var bize" gözlerini açtı. "Yapma gözünü seveyim Gökçen! Abim evlenmeden evlenemem ki ben!"
"Yahu ben ne yapayım, abin ile hemen mi evleneyim" kafasını hızlı hızlı salladı. "Aynen, öyle yap! Hemen evlen"
"Alçiçek, sinirlendirme beni. Aa!"
"Oyy, oyy!"
Gamze ablanın yanıma gelmesiyle yönümü ona çevirip onunla oynadım. Bu kız yemişti kafayı.
Yaklaşık bir saati aşkın süredir oynanılıyordu. Biz de arada oturmuş, dinlenmiş sonra geri kalkıp oynamıştık.
Alçin başsavcı çok nadir katılmış, oynamıştı, genelde annemlerin yanında oturmuştu.
Tuğçe, kına yakılma anı için üzerini değiştirmeye gitmişti. Biz de o sıra oturmuştuk. Biraz dinlemekte yarar vardı.
"Kız, Alçiçek! Benim teyze kızı Zeliha var ya, yanıma gelip seni sordu" Hacer teyzenin sözleriyle Alçiçek öksürmeye başladı. Çaktırmamak için sırtına vurdum. "Helal helal, arkadaşım. Tükmüğün mü kaçtı yoksa?" Diyerek imalı imalı konuştum. Bana ters bir bakış attı. Bu bakışı çok iyi biliyordum çünkü ben de bir kaç gün önce ona aynı bakışlardan atıyordum.
"Niye sormuş ki beni anne?" Dedi Alçiçek.
"Okulu bitti mi, işe başladı mı, sorguladı biraz. Malum böyle sorgulayanların bir düşüncesi oluyor da, hayır olsun diyelim"
Alçiçek heyecanla, "Olsun, olsun, hayır olsun" dedi ve bu durum Hacer teyzenin gözünden kaçmamıştı. Annelerden de bir şey kaçmıyordu ki.
Yeşim Salkım'ın Kına Gecesi şarkısı çalmaya başladı ve Tuğçe tekrardan salona giriş yaptı.
Yine çok şık olmuştu. Saçlarını bozdurmamıştı. Sadece kıyafet değişikliği yapmıştı.
Fazlasıyla gösterişli, kırmızı bindallı giymişti.
Tuğçe elinde ki defle orta da oynuyordu. Yüzünde ki tebessüm bir saniye eksik olmuyordu.
Salonda ki kızlar da etrafına toparlanmış hem oynuyorlar hem dönüyorlardı. Alçiçek ile ayaklanarak biz de katıldık aralarına.
Şarkı bitmişti. Yeni şarkıya geçilmiş, Berna Tandan Kına şarkısı çalınmıştı. Görevli kızlar Tuğce'yi gelin tahtına oturttular. Görevli kızlardan biri duvağını, diğeri kına tepsisini getirdi.
Sonra da gelini ağlatacakları türküye geçiş yapılmış bu sefer de Mihribandan Kınayı Getir Aney çalınmıştı. Tuğçe'nin annesi, Hatice teyze, Gamze abla da gelmişlerdi.
"Kınayı getir aney
Kınayı getir aney
Parmağın batır aney
Parmağın batır aney"
Kadın konuştu. "Gelin elini açmıyor kaynana" Hatice teyze, tam altını iki eline de koymuştu. Tuğçe'nin annesi ise göz yaşları eşliğinde kınayı yakmıştı.
Almaya hazır olan göz yaşlarım yanaklarımdan süzüldü.
Tuğçe, kınası yakıldıktan sonra ayağa kalkmış ve annesine sıkıca sarılarak sesli sesli ağlamaya başlamıştı.
Bakışlarım annemi buldu. O da çoktan ağlıyordu. Göz göze geldik, ağlamasına rağmen gülümsedi. Ben de akan göz yaşlarıma tezat gülümsedim.
Başka bir kadın gelerek, ana kızı ayırmıştı. Tuğçe, duvağının altından göz yaşlarını sildi. Etrafına toparlanan kalabalık az da olsa dağılmıştı.
Şarkı tekrardan değişmiş ve şarkının sözleri başlar başlamaz salona erkekler girmişti.
"Güzeller içinden bir seni seçtim
Kalbimi sana, ben sana verdim
Güzeller içinden bir seni seçtim
Kalbimi sana, ben sana verdim"
Tolga elinde ki davul ile en öndeydi, onun hemen arkasından Sarp ve Alparslan geliyordu. Abim ise Alparslanların arkasındaydı.
Alparslan'ın kahve hareleri bendeydi ve gözlerimin içine bakarak, şarkının sözlerini söylüyordu.
Öyle olmaz, füze at Alptekin!
Şarkı bitine kadar, Tolga Tuğçe'nin önünde davul çaldı ve daha yeni ağlayan Tuğçe ise çoktan gülerek Tolgayı izliyordu.
Ve kına son anlarda da erkeklerin içeride olmasıyla devam etmiş, Tuğçe after elbisesini giymiş gelmişti.
Tam olarak olanlar ise şöyleydi. Abim Alçin'in de masada olduğu, annemlerin yanında oturuyor. Alçiçek, Alparslan, ben, Sarp ve büyük ihtimalle Alçiçek'in sevdiği olan çocuk olsa gerek, hep birlikte sahne de oynuyorduk. Alparslan sanki annemlerin anlamasını ister gibi daha çok benimle ilgileniyor, benimle oynuyor ve şarkıları gözümün içine bakarak söylüyordu.
📑
Kınanın bitimine yakın abim dışarı çıkmıştı, bende fırsattan istifade abimin peşinden çıktım. Arkasından ilerledim. Geldiğimi hissetmişti. Köşeye geçti ve yönünü bana çevirdi. "Gel bakalım abisinin Mila'sı" kolunu açmış beni bekliyordu. Hızlı adımlar ile ilerleyip kolunun altına girdim.
"Büyüdün be güzelim!" Derin bir nefes verdi. "Hem de öyle bir büyüdün ki, bana gelinip kardeşine sevdalıyım deniliyor." Alparslandan bahsettiğini anlamıştım. Bekledim, içindekileri bana anlatsın diye sessiz kaldım.
Kollarını daha çok sardı. "Küçüktün daha, belki beş belki altı yaşındaydın. Bende dokuz veya on yaşındayım. Babam yine o gece gelmeyecekti. Annemin normalde nöbeti yoktu fakat annemi de acil çağırmışlardı, annem çok önemli olduğunu, gecikebileceğini, kapıyı kilitlememiz gerektiğini falan söylemişti." Göğsü şişti, indi.
"O gün, annem gittikten bir yarım saat sonra ağlamaya başladın. Babam gelsin, dedin. Gelemeyecek, dedim. Korkuyorum, dedin. Sana sıkıca sarıldım. Ben varım Mila, abin var, seni korurum, dedim. Annem gelsin, dedin. İşi var, dedim. Ağladın, acıktım ben, dedin. Aslında hepsi bahaneydi. İstedin ki, bunlar olursa gelirler. Anlamıştım ama ses etmedim, ayak uydurdum sana. Sana televizyon açmıştım ve 'ben gelene kadar televizyon izle abisinin Mila'sı, sana yemek getireceğim' demiştim. O sıra susmuş, televizyona bakıyordun. Koşa koşa mutfağa gitmiş, akşamdan kalan yemeği ısıtmıştım. Elimde tabakla geri döndüğüm de sen televizyonda izlediğin bir şeye gülüyordun. Sonra bana döndün ve 'abi bak, kız evlendi, çok güzel gelinlik giymiş, bende evleneceğim çok güzel gelinlik giyeceğim' demiştin. Sinirlenmiştim. Sen hiç evlenme istemiştim. Sonra da etraftan duymuştum ki, ilk önce evin büyüğü evlenir sonra sıra diğerlerine gelir. Oysa ne saçma değil mi? İlk önce kimin nasibiyse onun sırası ama işte abiyim ya, evlenme istiyorum ya, o günden sonra herkese evlenmeyeceğim ben, demiştim."
Güldüm. "Yaş büyüdü ama sen hâlâ evlenmeyeceğim diye direten o Baybarssın" güldü. "Evlenme diye kızım işte" bir süre öylece güldük.
"Abi" diye mırıldandım. Anlamıştı, konuya girmek istediğimi. Saçlarıma öpücük kondurdu. "İznim var canımın canı. Alparslan iyi çocuk, mert çocuk. Sen mutlu olacaksan abinin izni var güzelim" kafamı kaldırıp yüzüne baktım.
"Sen iyi ki ama iyi ki benim abimsin" gülümsedi. Hem de içten bir gülüşle. "Sen de iyi ki ama iyi ki benim bacımsın" gülümsedim. Hem de içten bir gülüşle.
Kolunun altından çıkıp öyle baktım yüzüne. Konuşmaya devam etti. "Yalnız senin ki her an babama konuyu açabilir, haberin olsun"
"Oy, hiç sorma. Biliyorum da zar zor engel olabiliyorum. Önce ben konuşsam bir"
"Yok abim, aslında ilk onun konuşması da iyi. Ciddi olduğunu, ilk ondan duyulması ve onun bizzat gelip babamla benimle konuşması daha iyi olurdu. Biliyor, ne yapması gerektiğini."
"Sen öyle diyorsan öyledir abim"
Gülümsedi. "Bu arada bu minik farenin doğum günü olduğunu unuttuğumu sanma"
"Ailem ve benim doğum günümü unutmaları öyle mi? Hiç sanmıyorum"
"O zaman benimle arabaya kadar gelir misiniz küçük bayan" dizlerimi kırarak önünde eğildim. "Hay hay efendim"
Birlikte bizim arabanın yanına vardık, abim arabanın torpido gözünü açıp bir kutu aldı. Kutuyu bana uzattı. Siyah, uzun kutuyu elime alıp açtım. Siyah renkte olup parlak, çok güzel ve üzerinde adımın yazmış olduğu bir kalem vardı.
Gökçen Almila Akşir
"Abi bu?"
"Senin çok iyi yerlere geleceğinden eminim abiciğim hatta hepimiz eminiz. İleride bir şeyleri yazmak, çizmek veyahut imza atacak olursan hep bu kalem ile yapmanı istiyorum. Sana minik bir hediyem"
"Abi inan ki bu çok güzel bir hediye" abime sıkıca sarıldım. Geri çekilip "Şimdi salona geri dönelim güzelim. Hava da serinledi iyice, ne sen ne ben üzerimize bir şey de almamışız, üşüme daha çok" konuşmadan kafamı olumlu anlamda salladım.
Kutuyu arabaya geri koydum, abim de arabayı kilitledi. Birlikte salona ilerledik. İleride tanıdık iki yüz gördüm. Biraz daha ilerleyince o iki yüzden birinin babam olduğunu bir diğerinin ise Alparslan olduğunu fark ettim. Yanımda dikilen abime baktım. Onunda bakışları bana dönmüştü. Tekrardan babamlara baktığım da babam üzerinde olan bakışları hissetmiş gibi bize döndü ve göz göze geldik. Yüz ifadesi nötrdü. Konuştukları neydi bilmiyorum. Bizden mi bahsetmişti bilmiyor
um. Ama en çokta babamın tepkisini bilmiyor olmak, anlamamak daha kötü olanıydı.