Bölüm 14: Kalpten Kalbe Bir Yol Vardır...
"Bakarken kıyamamak mı, yoksa baktıkça doyamamak mıdır aşk?"
- Özdemir Asaf
"Kızlar, elbiseleri aldınız değil mi? Kuaförden geçeriz annemlere"
Alçiçek kafasını olumlu anlamda salladı. "Gamze abla bir sakin yahu, gelin sen misin, Tuğçe mi? Aldık elbiseleri, haydin aşağı inelim abimleri daha fazla bekletmeyelim" Alçiçek'i onayladım. "İyi madem" Gamze ablanın da harekete geçmesiyle evden çıktık.
Sabah kalktığımızdan beridir tam bir görümce edasıyla oradan oraya koşuşturuyordu. Ben de abimin düğünün de böyle mi olacaktım acaba?
Kahvaltımızı hızlandırılmış çekim de yapmış, etrafı toparlamış, abimler aşağı bizden önce inip bizi bekliyorlardı, kuaföre gitmek için.
Hepimiz Tuğçe'nin gideceği kuaföre gidecektik. Apartmandan çıkmış abimlerin yanına geçmiştik. Giray abi, abimlere bakarak, "hepimiz ayrı arabalarla mı gelelim?" Diye sordu.
Alparslan'ın arabası vardı. E, Giray abinin de vardı. Abim de benim arabayı kullanıyordu.
"Öyle yapalım, oradan teyzemlere geçeceğiz sonuçta" dedi Alparslan. Hepsi onu onayladı. Gamze abla bize el sallamış, eşinin arabasına geçmişti bile. Ben de bizim arabaya ilerleyecekken gözlerim Alparslan'ın gözleriyle çakıştı. Gözleri çok şey anlatıyordu ama şu an ona uyamazdım.
Fakat bir şey oldu. Abim benim şoka uğrayacağım bir şey yaptı. "Kardeşim, Alçiçek ile Alçin Hanımefendi benim arabayla gelsin. Sen bizim çitlembiği getir" buna sadece ben şaşırmamıştım. Alçiçekte ağzı bir karış açık halde şaşkınlıkla bir abisine bir abime bakıyordu.
Alparslan sırıtarak, "Eyvallah kardeşim" dedi. Eliyle arabasını göstererek, "Buyurun Uğur Böceği" dedi. Şaşkınlıkla bırakın tepki vermeyi ağzımı açıp tek kelime edemiyordum. Alparslan yanıma gelerek, elimi tutup arabanın yanına getirdi. Kapıyı açarak, içeri geçmemi bekledi. Şoktan çıkamadan koltuğa oturdum. Kapıyı kapatıp kendi alanına dolaşıp geçip oturdu.
O arabayı çalıştırıp önümüzde olan abimleri takip ederek ana yola çıkarken yönümü ona çevirdim. "Biz daha yeni ne yaşadık ya?" Güldü. "Ben de ne zaman şoktan çıkıp tepki verecek diye bekliyordum."
"Alparslan, daha yeni ne oldu öyle?"
Ciddileşti. "Abin ile konuştum"
"Neyi?" Diyebildim. Neyi konuşmuştu?
"Bizi" işaret parmağımla ikimizi gösterdim. "Bizi?" Kafasını salladı. "Biz var mı ki konuştun?" Dediğim de aniden kafasını bana çevirdi. "Ne demek o?" Nefesini seslice verdi. "Dün de buna benzer cümleler kurdun. Ne olmasını istiyorsun Gökçen? Aramızda ki bağ kendini belli etmiyor mu?"
"Ediyor" diye mırıldandım. İkimizde olgun bir birey sayılırdık. Tabi ki daha yeni genç olup kanları deli atan çocuklar gibi olacak değildik.
"Ama kendi aramızda bir şeyleri kesinleştirmeden abim ile konuşman oldu mu peki?"
"Haklısın" abimleri takipten çıkarak başka yola saptı. "Ne yapıyorsun?" Bana cevap vermeden telefonundan bir yerlere basarak, bekledi. Birini arıyordu.
Telefonu açan abim oldu. "Söyle kardeşim?"
"Baybars, biz kardeşinle iki kelam edip geleceğiz. Bize kuaförün konumunu atarsınız"
"Eyvallah" diyen abim telefonu kapattı.
Şaşkınlıkla, "abime ne dedin de bu hale getirdin?" Dediğim de gülümsedi. "Doğruları, gerçekleri"
"Alparslan beynim yandı, beynim!"
"Az sabret be kızım! Konuşacağız birazdan" cevap vermedim, sustum.
Geri kalan yol, sessizlik içerisinde geçti.
Araba durunca geldiğimiz yere bakındım. Burası harikaydı. Arabadan indim.
İstanbul da nasıl ki boğaz manzarası izliyorsunuz, burada da Konya'yı izliyordunuz. Geldiğimiz yer de Konya ayaklarınızın altındaydı sanki. Gündüz vakti olması, sabahın erken saatlerinde olmasıyla hafif esen bir rüzgar da hakimdi.
Gözlerimi kapattım ve rüzgarı hissettim. Yüzümde gülümseme oluştu. Özellikle burayı akşam vakti düşünemiyordum.
Akşamları daha bir güzel olurdu.
Alparslan da yanıma geldi. Kendisine ait olduğunu düşündüğüm ceketi omuzlarıma bıraktı. Ben ceketimi almayı unutmuştum yine. Bir türlü Konya'nın serin havasına alışamamıştım. Ona döndüm. Üzerinde ceketi yoktu. "Sen üşüyeceksin ama"
"Ben alışkınım ama sen çabuk hastalanırsın şimdi"
"Hah," nidası döküldü. "Ben o bildiğin naif kızlardan değilim oğlum!" Güldü. "Bilmez miyiz Uğur Böceği" sırıttım. "Bilirsin tabi"
Merakla sordum. "Burası neresi oluyor? Konya'nın dışına mı çıktık?"
"Hayır, hâlâ Konya sınırları içerisindeyiz. Burası da Akyokuş olarak geçiyor. Akşam vakitlerin de buraya gelen daha çok olur. Akşam manzarası daha güzel oluyor"
"Tahmin etmiştim. Ne güzel"
Derin bir nefes alıp verdi. "Gökçen, ben ilk olarak kendi düşüncelerimden bahsetmek isterim." Sessiz kaldım. Devam etti. "Belki seninle çok uzun süredir tanışmıyoruz ama derler ya, nasibinde ki kişiyi ilk görüşte anlarsın diye, öyle oldu. Etrafıma şöyle bir baksam bir çok kız var ama ben hiç birinde böyle hissetmedim. Hiç birine farklı gözle bakmadım. Seninle ilk çarpıştığımız an, kafam çok doluydu. O an ne olduğunu bile anlayamadım. Fakat akşam vakti çöküp ben yatağıma girdiğim de aklıma düştün. Davranışın, verdiğin tepki, özellikle gözlerin Almila, gözlerinin içine baktığım da tanıdık bir şeyler gördüm. Sanki, sanki gözlerinde kendimi gördüm. O gece kendi kendime, 'saçmalama Alparslan, uydurma' diye çok söylendim. Sonra bizim eve geldin, dik duruşun, kendinden emin tavırların, beni şaşırtarak Almanca konuşup cevap vermen. Etkilendim. Ben daha ne olduğunu anlamadan, Neşet babanın da dediği gibi gönül Mecnun olmuş çölde geziyor. Benim gönlüm, senin gönlüne talip olmuş Gökçen kız. Kabul eder misin, gönlümü gönlüne?"
Gülümsedim. "Neşet babanın bir sözü daha vardır. Kalpten kalbe bir yol vardır. Gözünen görünmez sırdır. İkimizin kalbi birdir" gülümsedi. Devam ettim. "Ben çoktan gönlünü gönlüme yoldaş eylemişim, sen ne diyorsun Alptekin bey!" Kahkaha attı. "Soyadımla alıp veremediğin ne?"
"Eh, ileride alacağımız soyad olunca dilimiz alışsın diyoruz" daha çok güldü. "Baştan beri mi?" diye mırıldandı. Sesimi biraz daha kıstım. "Baştan beri" ne o gözlerini çekti benden ne de ben çektim gözlerimi ondan.
Gözlerini, gözlerimden ayırmadan üzerimde bulunan ceketin cebinden bir paket çıkardı. Minik ama şirin bir paket. Hediye paketine sarılmış bir paket.
"Sen mi açarsın, ben mi açayım?" Ellerim titrerken o paketi açamazdım. "Sen aç" hediye paketinin içinden çıkardı. Kırmızı, kadifemsi bir kutu çıktı. Kutuyu araladığında çok güzel olan bir kolye göründü. Bu kolyeyi biliyordum. Gold renkli, zirkon taşlı, hareket eden, dönen güneş kolyesiydi. Heyecanım had safhada olunca biraz heyecanımın dinmesini ümit ederek, dudaklarımı birbirine bastırdım. İşe yaramıyordu.
Kolyenin bir köşesini gösterdi. Dikkatle baktığım da o köşe de minik bir A harfi yazıyordu. Alparslan'ın, A'sı olan bir A.
Bu kolye satılıyordu fakat isim yazılmıyordu, bunu özel olarak yaptırmıştı. Gülümsemekten çene ve yanak kaslarım ağrımıştı ama daha çok gülümsedim. "Takabilir miyim?" Olumlu anlamda salladım kafamı. Ona arkamı döndüm ve salık duran saçlarımı toparladım. Kolyeyi özenle taktı. Tekrardan yönümü ona çevirdim. Elim kolyeye gitti. "Çok teşekkür ederim"
Boşta kalan elimi tuttu. "İyi ki doğdun Uğur Böceği" ağzım açık kaldı. "Bugün ayın kaçı?" Diyebildim. Güldü. Her zamankinden daha çok güldü. "20 Eylül, önce annenlerin sonra benim hayatıma düştüğün gün. Seni bana nasip eden Rabbime şükürler olsun"
Ağladım. Harbi harbi ağladım. Akmak için hazır da bekleyen göz yaşlarımı serbest bıraktım. Bu adamın güzelliği gerçek miydi?
"Ben," derin bir nefes aldım. "Ben unutmuştum" gülümsedi. "Biliyorum, bunu ailen de fark etti. Hatta abin bir ilk olduğunu söyledi" güldüm. "Doğru, ben unutmazdım hatta onlara da sıklıkla hatırlatma yapardım."
"Alparslan" dedim.
"Hm?" Dedi, sesinin en güzel tonuyla.
"O gün iyi ki bana çarpıp hayatıma düşmüşsün. Son nefesime kadar da sakın çıkma" beni kendine çekip sıkıca sarıldı. "Söz, çıkmayacağım"
Bir süre sıkıca sarıldık. Geri çekildiğimizde sordum. "Abim ile ne konuştun?"
"Sen dün, Alçin'i yanlış anlayıp tepki verince senin de duygularının ciddi olduğunu fark ettim. Gamzelerin evine geldiğimiz de hepiniz uyudunuz. Beni uyku tutmayınca balkona çıkmıştım, abin de arkamdan gelmiş, önce normal sohbetler ettik. İşlerimiz hakkın da konuştuk. Sonra ben durdum, düşündüm ve kendi kendime, bu kız ile ciddi düşünüyorsan önce kardeşim dediğin abisine bir açıklama yap, anlat derdini, dedim. Abine de söyledim işte. Kardeşine duygular besliyorum. İznin olursa bir yola çıkmayı düşünüyoruz dedim" kaşlarımı yukarı kaldırdım. "Benim haberim olmadan?" Sırıttı. "Abin de tam olarak bunu sordu. Kardeşimin bundan haberi var mı, olmadığının farkındayım, olsaydı abisine söylerdi, dedi." Güldüm. "Bak bunu da doğru demiş"
"Abini kıskanmıyor değilim"
"Neden yahu?"
"Abin, seninle ilgili benden daha çok şey biliyor" kahkaha attım. "Normal değil mi? Abim sonuçta ve bu yaşa kadar birlikte aynı evin içinde yaşadık ya hani" çocuk gibi omuzlarını silkti. "Bundan sonra her şeyi ilk bana diyeceksin, söz mü?" Gülerek, "Alparslan?" Dedim.
"Ne Alparslan'ı kızım, söz mü?"
"Allah aşkına buna söz mü verilir?"
"Verilir"
"Verilmez"
"Verilir dedim!"
"Verilmez!"
"Verilir dedum da!"
"Ne dedin sen?"
"Ne dedim ben, verilir dedim"
"Hayır hayır, yani öyle dedin de, daha yeni Karadeniz şivesiyle mi konuştun?"
"Öyle mi oldu?" Dedi, alnına düşen bukleleri geriye atarak.
"Evet öyle oldu" dedim sorgularcasına.
"Babam tarafı Karadenizli"
Şaşırdım. Ben bunu ne Alçiçekten ne de annemden duymamıştım hiç.
"Nasıl ya?"
"Ya kütük, köken Karadeniz ama babam kendini bildi bileli İstanbul da"
Kızarak, "köken önemli kardeşim" dedim. Tarih mezunu olmayı belli ederek.
"Tabi ki öyle kızım. Ben kökenimi, geldiğim yeri inkar etmiyorum. Ben neysem o olduğumu söylerim"
"Aferin" tekrar şaşırmış halime dönerek, "Ama nasıl ya?" Dedim. Bu sefer o sorgularak, "Hayırdır, yoksa kabul etmez misin beni?" Dedi. Gözlerimi devirdim. "Ne alaka yahu, ne alaka? Sadece daha önce duymadım bunu da ondan"
"Öyle olsun bakalım" devam etti. "Arada kayıyor şive işte."
"Olsun" dedim.
Saate baktı. "Yalnız ben halimden memnunum fakat sen geç kalacaksın bu gidişle" saate baktım ben de. Haklıydı. Onlar işlerini bitirmiş olabilirlerdi. "Hadi gidelim o zaman"
Ondan hızlı davranarak, bindim arabaya. O da arkamdan gelerek sürücü koltuğuna geçti. Geldiğimiz yolu dönerken aklıma gelen şeyle güldüm.
"Ne oldu?" Diye sordu. "Bundan bir kaç gün önce bir olay oldu ve ben aramızda bir şey yok diye inkar ediyordum fakat şimdi ki halimize bak"
Meraklı sesiyle, "Ne olayı? Şu sizi görüntülü aradığım gün mü?" Dedi.
"Aman gözünden bir şey kaçmasın" devam ettim o günkü olan şeyleri anlatmaya.
Son cümlelerimi de tamamladığım da daha çok gülmeye başladı. "Benim o, ha? Sevdim" dedi, o günkü şarkıya ima da bulunarak.
"Dalga geçme" dedim yüzümü asarak. Viteste ki elini çekip elimi tuttu. "Dalga geçmiyorum Uğur böceği," bakışları kısa bir an bana döndü. "Harbiden sevdim" sesinde ki tını farklıydı. Sevdiği, sanki o günkü olay değildi de bendim. Öyle bir söylemişti ki bu anlam çıkmıştı.
Gülümsedim. "Ben de," mırıldandım. "Sevdim"
📑
Kuaförün kapısından içeri girdiğim an sorgulayıcı bakışlar ile karşı karşıya kaldım. Onlar konuşmadan konuştum. "Sonra hanımlar, sonra anlatırım"
Bu sırada ilk dikkatimi çeken Gamze abla oldu.
Açık pembe bir elbise giymiş, kolları uzun, bilek kısımları dar olan bir kesimli, V yaka inen, omuzlarının üstünde şık taşları olan, belinden oturtmalı, bir tane yırtmacı olan bir elbiseydi. Saçlarını dağınık topuz yaptırmıştı. Ayakları
na taşların renginde olan gri renk de, ince topuklu tercih etmişti. Elinde ise yine aynı, gri renkte olan bir çanta vardı. Makyajı sade ve şeftali tonlarında olmuştu.
"Abla harikasın" dediğim de hayali öpücük attı.
Saçlarımızı yapan kadın, bana seslendi. "Sizi alalım hanımefendi" gösterdiği koltuğa geçerek oturdum. "Nasıl bir model istersiniz? Var mı aklınız da bir şeyler?" Diye soran kadına, "Ben sadece maşa istiyorum" dedim.
Kadın saçlarımı yaparken aynadan Alçiçek'i süzdüm.
O gün çarşıdan aldığımız yeşil elbiseyi giymiş, saçlarını salık bırakıp sadece maşa yaptırmıştı. Ayağın da beyaz, sade, topuklu varken, elinde de yine beyaz renkte küçük el çantası vardı. Makyajını gece tonlarında yaptırmış ve gayet şık olmuştu.
Aynadan göz göze geldiğimiz de gülümsedim. Gülümsedi. Gözleri boynumda ki kolyeye kaydı, gözleri daha çok sorgulayıcı bir ifadeye büründü. Gülümsemekle yetindim. Daha sonra anlatacaktım zaten.
Güzel kızdı vesselam.
Bu sıra gözüme gelin kızımız, Tuğçe çarptı. Bu ne güzellikti yahu?
İnce askılı, kırmızının en güzel tonu olan, göğüs oluğuna kadar inen yakası, elbisenin aşağı inen orta kısmı düzken kenarları kıvrımlı iniyordu ve elbisenin üzerinde parıltılar vardı. Elbisenin uzun, yere değen eteklerinden ayakkabısı gözükmüyordu. Saçlarını dağınık topuz yaptırmıştı. Şeftali tonlarının hakim olduğu makyaj vardı yüzünde. Boynuna inci takmıştı. Saçların da ise kırmızı, güzle bir taç vardı.
"Makyaj için hangi ton düşünürsünüz?"
Saçlarıma baktım, tam istediğim gibi olmuş, salık bırakıp sadece maşa yapılmıştı. Makyajda da ağıra kaçmak istemediğim için, "Şeftali tonlarında olsun" dedim ve bir süre daha kadına bıraktım kendimi.
"Tamamdır, bitti hanımefendi" aynadan kendime baktım. Güzel olmuştu hem de içime sinmişti. Kadına teşekkür ederek kalktım. Gamze abla yanıma gelerek, elbisemi elime tutuşturdu. "Şu arka tarafta giyinebilirsin" gösterdiği yere giderek, giyindim. Tekrar oldukları yere geldim. Alçiçek, "kızım bu kadar sadelikte nasıl böyle güzel olabilirsin?" Dediğinde, "Sır" dedim. Alçiçek'in elinde ki ayakkabımı alarak giyindim ve boy aynasından kendime bakındım.
V yaka inen, kolları tül olan ve belden oturtmalı, ayak bileğimin bir karış yukarısında olan kırmızı renkte ki elbisem vardı üzerimde. Boynumda, Alparslan'ın taktiği kolyeyi çıkarmamıştım. Küpelerim ise halı hazırda kulağımda oldukları için ayrıca bir şey takmamıştım. Siyah, ince topuklu ayakkabılarımı da ayağıma giymiştim. Yine Alçiçek de olan siyah, el çantamı da elime aldığım da işte, olmuştum.
Alçin de bir kenarda hazır hâlde bekliyordu. Beyaz, sade, kalın askılı bir elbise giymişti. Boyu, ayak bileğinden bir karış yukarıdaydı. Altına da siyah, ince topuk tercih etmiş, saçlarını salık bırakmıştı. Düz saçlara sahipti ve onlara hiç bir işlem yaptırmamış, sadeliği tercih etmişti. Sadece yüzüne hafif pembe tonlarda bir makyaj yaptırmıştı.
"Hazır mıyız kızlar?" Diye seslenen Gamze ablaya onaylayan mırıltılar ile cevap verdik. Gamze abla bize tebessüm ederek, kuaförün kapısına ilerleyip kapıyı yarı açtı. Erkekler de hemen bir kaç dükkan ilerimizde olan erkek kuaföründe olacaklardı. Bizden daha çabuk işleri bittiği de kesindi. Gelmiş olmalılar ki Gamze ablanın onlara seslendiğini işittik.
"Tolga! Ablacım, gelebilirsiniz"
Kendisi tekrardan içeri geçip kapıyı daha çok araladı. Tuğçe kapıya arkasını dönmüş, bekliyordu.
Tolga heyecanı her halinden belli olan ifadeyle kuaförden içeri girdi ve elinde ki çiçekle Tuğçe'nin arkasına ilerledi.
Tolga'nın arkasından içeri abimler de girmişti.
Abim, bana gülümsedi ve gözleri Alçin savcıya kaydı. Alçiçek diye beklerken Alçin başsavcı mı olacaktı bilmem.
Derin bir nefes alıp beni benden alan kişiye baktım. Onun da gözleri bendeydi. Bakışlarımız çarpışınca göz kırptı.
İçim gitti.
Gözlerimi ondan çekerek, bugünün kahramanlarına baktım. Tolga, arkadan Tuğçe'nin omuzuna dokunmuş, Tuğçe yavaşça arkasına dönmüştü. Normalde bu olay tam tersi olurdu, erkek kızı beklerdi fakat onlarda tersi olmuştu. Ama güzel olmuştu.
Kuaför de bir şarkı çaldı. Sözleri içime işlenen bir şarkı.
"Bahçada yeşil çınar
Boyun boyuma uyar"
İçimi yakıp kavuran kahvelere baktım tekrardan.
Boyu, boyuma nasıl da uyuyordu.
Anlamış gibi dudaklarının köşesi kıvrıldı.
"Ben seni gizli sevdim
Bilmedim alem duyar
Ben seni gizli sevdim
Bilmedim alem duyar"
Sevda, Alparslan demekse eğer
Ben bu Sevdayı çok sevdim demektir.
Gülümsedim, gülümsedi.
O sıra da kuaför abla şarkıyı kapatmıştı. Olmadı bu ya. Neyse.
Tolga koluna Tuğce'yi almış kuaförden çıkmıştı. Onlar gelin arabasına geçerken biz de arkalarından ilerledik. Alçiçek hızla davranmış ve Gamze ablaların arabasına binmişti bile.
Abime baktım. Gülümsedi. Gözlerini kapatıp açtı. Bu, onay verdim demekti. Öpücük attım ona. Göz kırptı. Ben de Alparslan'ın arabasına geçerken, Alçin de abimin yanına binmişti. İyi olmuştu, iyi.
Kemerini takıp Alparslan'ın yola çıkmasını izledim. Kafamı koltuğun başlığına yasladım ve onu izledim.
Bakışlarımı üzerinde hissedince sırıttı.
"Güzel mi bari manzaran?"
İç çektim. "Hem de nasıl güzel"
Bakışları kısa bir an bana döndü. "Gökçen,"
"Hm?"
"İçimde ki bu sevgi her geçen gün, daha çok artıyor. Ve bunu sana nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Ben, bu anlamda sevmek nedir bilmiyorum. Seninle birlikte öğreniyorum. Eğer olur da bir hatam, yanlışım olursa-" sözünü kestim. "Sözünüzü kestim beyefendi, fakat sözleriniz hiç istemediğim noktalara gitmekteydi. Bu yol da yalnız değilsin Alparslan. Ben de bu şekilde sevmeyi ilk defa seninle öğreniyorum. İlla ki hata yapacağız, önemli olan hatalarımızdan ders çıkarıp yolumuza devam edebilmekte. Birlikte düşeceğiz, birlikte yara alacağız, birlikte güleceğiz, birlikte başarıdan başarıya koşacağız ama bunların hepsini birlikte yapacağız. Sadece sen hata yapacak değilsin, belki de ben yapacağım lakin bunları birlikte aşacağız. Hangi ilişki de sorunlar olmuyor ki önemli olan kaldığımız yerden devam edebilmek değil mi?"
Vites de olan elini çekip elimi tuttu. "Öyle güzelim öyle. Birlikte yapacağız her ne yapacaksak"
"Asıl konu şu ki, ben sınavı kazandım galiba ve her an Ankara yolcusu olabilirim." Güldü. "Galiba değil, kazandın sen. Onu biliyoruz" devam etti. "Ayrıca Ankara yolcusu olmanda sorun yok. Çünkü benim de bir ayağım hep Ankara'da. İyi olmuş olur benim için de." Gülümsedim.
"Ya Alparslan, ben hâlâ inanamıyorum, sizin Karadenizli olduğunuza" sırıttı. "Hem de Trabzonluyuz kızım biz"
"Neden benim haberim yok peki bundan?"
"Oldu ya" omuzlarımı silktim. "Çok geç oldu"
"Güzelim, kütük Trabzon ama doğma büyüme, İstanbul'daydım ben. Ayrıca babam da asker olduktan sonra görev yeri neresi olduysa orayı memleketi bilmiş. Kaç defa gittin diye sorsan, belki çocukken bir iki kez yani."
"Anladım" diye mırıldandım.
Tekrar yeni bir konuya geçiş yaparak, "Peki, ben bizimkilere sürekli aramızda bir şey yok sinyalleri verirken, şimdi karşılarına çıkıp ta-dam diyemem ya" dedim.
"Aramızda bir şey yok diyen ben değilim, bu da senin sorunun" dediğinde omuzuna hafifçe vurdum. "Vicdansız, çok çabuk sattın" güldü. "Şaka bir tarafa. Aslında olan ne biliyor musun?" Merakla, "Neymiş?" Dedim.
"Aramızda bir şey yok derken bizimkilere, aslında bu duruma kendini hazırlıyormuşsun sen"
Kaşlarımı çattım. "Nasıl yani?"
Arabayı kenara park etti. El frenini çekti ve yönünü bana çevirdi. "Yanisi şu ki, içten içe aramızda bir şey olmasını istiyordun lakin daha böyle bir durum olmadığı için ve olacak mı bunu da bilmediğin için kendine aramızda bir şey yok, olmayacak sinyalleri veriyordun. Kendini üzmemek için. Bizimkilere de bunu yansıttın sadece." Duraksadı. "Anladın mı?"
Düşündüm, haklı olabilirdi. Alparslan beğenilmeycek bir tip değildi. Onu yakışıklı bulmuştum. Onunla konuşmak bana çok iyi geliyor ve hoşuma gidiyordu. Şimdi şöyle bir düşününce haklıydı.
Kafamı olumlu anlamda salladım. "Anladım ve haklısın" gülümsedi. "Ben her zaman haklıyımdır"
"Tabi tabi, öyledir" kemerimi çözerek, arabadan indim ve Alparslan'ı beklemeden eve çıkm
aya koyuldum.
Daha ben bugün olanları yediremeden annemlere bir açıklama yapamazdım.