İçeriğe geç

Ekranda Kalan Kokun

Bölüm 5 · 2 dk okuma

Ekranda Kalan Kokun

Bölüm 5

BÖLÜM 5: Aynı Sırada, Aynı Ömürde

Zaman, uğrunda savaşacak bir amacınız olduğunda hem çok yavaş hem de acımasızca hızlı akıyordu. Konya Garı’ndaki o vedanın ardından Ege İzmit’e dönmüş, odasına kapanıp adeta dünyayla bağını koparmıştı. Ege’nin annesine verdiği söz, bizim tek çıkış biletimizdi. Geceleri görüntülü konuşmalarımızda artık sadece özlem cümleleri kurmuyor, birbirimize soru çözüyor, ders çalışırken ekrandan birbirimize destek oluyorduk. Sınav günü geldiğinde kalbim onunla birlikte o salonun kapısında atmıştı.

Ve nihayet, o büyük gün gelmişti. Tercih sonuçlarının açıklanacağı sabah heyecandan sabaha kadar gözüme uyku girmemişti. Bilgisayar ekranının başında, ÖSYM sayfasının yüklenmesini beklerken ellerim buz gibiydi. Sayfa açıldığında sevinçten öyle bir çığlık attım ki annem mutfaktan koşarak odaya geldi.

Ege, Konya’daki üniversiteyi kazanmıştı! Üstelik kader bizim için öyle güzel bir ağ örmüştü ki, ikimiz de aynı 2 yıllık meslek yüksekokulu bölümünü kazanmıştık. Artık sadece aynı şehirde olmayacaktık; aynı kampüste, aynı sınıfta, yan yana sıralarda oturacaktık.

Bu haberin hemen ardından Ege’nin annesi sözünü tuttu. İzmit’teki düzenlerini topladılar, evlerini taşıdılar ve Konya’ya yerleştiler. Ege’nin nakliye kamyonundan inip mahallemize adım attığı o gün, hayatımın en mutlu günüydü. Artık aramızda kilometreler yoktu; sadece birkaç sokak vardı.

Üniversitenin ilk günü kampüse el ele girdik. Çevremizdeki herkes bize sıradan iki üniversite öğrencisi gibi bakıyordu ama kimse o el ele yürüyüşün arkasındaki gözyaşlarını, telefon ekranlarına sıkışan ayları, sabahlara kadar süren ders çalışma maratonlarını bilmiyordu.

İki yıl boyunca her sabah erkenden buluştuk. Konya’nın ayazında otobüs beklerken Ege’nin ellerimi kendi montunun cebine koyup ısıtmasını, vize haftalarında kütüphanede yan yana sabahlamalarımızı, derste hoca arkasını döndüğünde altından elini tutup gözlerinin içine bakarak gülümsemelerimi ömrüm boyunca unutamazdım. Biz sadece sevgili olmamıştık; hayatı ortaklaşa göğüsleyen iki yol arkadaşı olmuştuk.

Zaman su gibi aktı ve iki yıllık üniversite hayatımızın sonuna geldik. Mezuniyet cübbelerimizi giyip keplerimizi havaya fırlattığımızda, arkamızda duran iki güçlü kadına, annelerimize baktık. Onlar olmasaydı bu yolun sonu buraya çıkmazdı. Ama ikimizin de kafasında mezuniyetten çok daha büyük, çok daha heyecanlı bir plan vardı. Biz artık birbirimizden ayrı bir saniye bile geçirmek istemiyorduk.

Üniversitenin bittiği o yaz, ailelerimizin de tam desteğiyle küçük, samimi bir nikah hazırlığına giriştik. Büyük, şatafatlı salonlara ihtiyacımız yoktu; bizim en büyük lüksümüz zaten yan yana olabilmekti.

Nikah günü, üzerimde beyaz elbisemle aynaya bakarken kalbimin atışını tüm odada duyabiliyordum. İçeri Ege girdi. Üzerinde lacivert takım elbisesiyle o kadar yakışıklı duruyordu ki... Göz göze geldiğimizde ikimizin de aklından aynı anılar geçti: Sosyal medyadaki o ilk kavga, "yengenizleyim" dediği o 20 Mayıs gecesi, Konya Garı'ndaki o ilk sarılma ve parkta dizlerimde ağladığı o çaresiz an...

Nikah masasına oturduğumuzda, nikah memurunun o klasik sorusu salonda yankılandı. Ege, gözlerimin içine bakarak, tüm salonu inleten bir sesle "Evet!" dedi. Sıra bana geldiğinde, gözlerimden süzülen mutluluk yaşlarıyla mikrofonu aldım: "Sonsuza kadar evet!"

İmzaları attıktan sonra Ege eğilip alnımdan öptü. Kulaklarıma doğru fısıldadı: "Bitti sevgilim... Mesafeler bitti, ekranlar bitti. Artık her sabah aynı eve, aynı hayata uyanacağız."

Biz, herkesin "Yürümez, imkansız, unutursun" dediği o uzak mesafe ilişkisini, birbirimize olan inancımızla ve arkamızdaki o kocaman anne sevgisiyle bir ömre dönüştürmüştük. Telefon ekranında kalan o koku, artık her gece yastığımın tam yanındaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.