İçeriğe geç

Ejderha Akademisi (Gökyüzü Kanatları 1)

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Ejderha Akademisi (Gökyüzü Kanatları 1)

Bölüm 2

Akademiye İlk Adım

"Neira valizin hazır mı?" diye seslendi annem.

"Evet anne, şimdi üzerimi giyiniyorum."

"Tamam tatlım, ben kapının önünde bekliyorum."

Üzerimi giyindikten sonra valizimi alıp kapının önüne gittim. Annem arabanın önünde beni bekliyordu; valizi bagaja koymama yardım etti ve ikimiz de arabaya bindik. Ardından annem limana doğru sürmeye başladı. Bir süre sonra limana varmıştık. Annem benimle beraber arabadan indi ve valizimi indirmeme yardım etti.

"Şimdi çok mantıklı bir soru soracağım: Hangi tekne seninki?"

"Evet, gerçekten de mantıklı bir soru ama herhalde bunu düşünmüşlerdir."

Birden annem bana sarıldı. "Çok özleyeceğim seni."

Annem bana sarılınca ben de ona sarıldım. "Anne, yaz tatilinde geri geleceğim, merak etme."

"Ama yine de seni özleyeceğim."

Bir süre sonra annem beni bıraktı. "Hadi git, saati kaçırma; sensiz giderler sonra."

"Tamam anne, görüşürüz, benim için endişelenme."

"Peki denerim, yaz tatillerinde gelmeyi unutma ama sakın."

"Unutmam," dedim ve valizimi de alıp teknelere bakmaya başladım. O sırada bir tanesi dikkatimi çekti; üstünde o mektuptaki mühürde olan logo vardı. Bahsedilen teknenin o olduğunu anladım. Tekneye bindim, boş gibiydi; tek öğrenci ben miydim?

"Sen de mi?" diye sordu tanıdık bir erkek sesi.

Arkamı döndüğümde Kaelan'ı gördüm.

"Sana da mı geldi?" diye sordum ona.

"Evet, bana da geldi; demek ki beyaz baykuş ikimize de o mektubu getirmiş."

"Bana üç gün önce geldi."

"Bana da üç gün önce geldi."

"Nasıl yani, ikimize de aynı gün o mektup mu geldi?"

"Görünüşe göre evet, ama tanıdık bir yüz gördüğüme sevindim."

Oturmak için ayrılan yerlerden birine oturdum, Kaelan da benim yanıma oturdu.

"Başka öğrenci yok mu?" diye sordu ve bunu dedikten birkaç sonra tekne hareket etmeye başladı. "Evet, sanırım tekne bana cevabını verdi."

Limandan uzaklaşmıştık, etrafta kimse yoktu. Bir süre sonra teknenin altından bir ses duydum.

"Batıyor muyuz?" diye sordu Kaelan.

Teknenin altından gelen ses kulağa başta bir çatlama sesi gibi gelmişti, ama sonra keskin bir gürültü yükseldi; sanki teknenin içinde bir şeyler harekete geçiyordu. Gözlerim aniden teknenin arkasından yükselen ışıklara kaydı. Işıltılı bir şeyler belirmeye başlamıştı ve bir süre sonra büyük, devasa, etkileyici ejderha kanatları belirdi, suyun üzerinden yavaşça yükselmeye başladı.

"Tekne yine cevabını verdi, batmıyormuşuz, uçuyormuşuz," dedi Kaelan.

Bir süre sonra bir portal açıldı. "Hadi be! Portaldan mı geçeceğiz?" dedi Kaelan.

"Görünüşe göre evet."

Ve portaldan geçtik. Tuhaf bir histi, sanki evren değiştirişmiştik. Portal bizi başka bir denize getirmişti; bu sefer başka bir denizde hareket ediyordu, teknenin kanatları gitmişti. Denizin üzerinde ilerlerken Ejderha Akademisi'nin silüeti yavaş yavaş görünüyordu. Bir süre sonra oraya varmıştık. Tekne iskeleye doğru yaklaştı ve Kaelan ile tekneden valizlerimizle beraber indik.

"Okul bayağı büyükmüş, umarım içinde kaybolmayız," dedim.

"Beraber dolaşırız o zaman, en azından kaybolursak beraber kayboluruz."

"Zaten şu Müdire Morgane'in odasına bugün uğramamız gerekiyor sözleşme için, o yüzden beraber gideriz."

"Ah, doğru, sözleşmeyi verecektik değil mi? Her neyse, şu okula girelim, öyle düşünürüz."

"Akademiye davet edildiğini yazan kağıt yanında değil mi? Okulun girişinde olan şu muhafızlara bunu göstermemiz gerekiyor," dedim ve Kaelan'a okulun girişinde olan muhafızları gösterdim.

"Evet, tabii ki, hiç unutur muyum?"

"Hadi gidelim," dedikten sonra sıraya girdik. Önümde tanıdık, siyah, kıvırcık saçlı bir kızı gördüm; boyunun uzunluğundan anlamıştım, benden bile uzundu, bu Atlas'tı. Omzunu dürttüm, bana doğru döndü.

"Hey, bizi hatırladın mı?" diye sordum.

"Hadi be! Sizi normal Orbus doğumlulardan sanmıştım ama şimdi buradasınız."

"Tabii ki buradayız, kambersiz düğün olur mu hiç? Biraz çeşitlendirmeye geldik, hep Dragorialılar mı olacaktı? Biraz da biz Orbuslular olarak gelelim dedik," dedi Kaelan.

"Sizi gördüğüme sevindim, umarım aynı binada oluruz."

Herkes sırayla kağıtlarını kontrol ettirmişti, biz de ettirdikten sonra okulun girişine gittik. Herkes orada toplanmıştı. Topluluğun önünde üç kadın öğretmen vardı; ortalarında olan yaşlıydı, yılların bilgeliğini taşıyan bir duruşu vardı. Bu kadının Müdire Morgane olduğunu anlamak çok zor değildi. Kalan öğrenciler de toplanınca ortadaki kadın konuştu:

"Ejderha akademimize hoş geldiniz birinci sınıf öğrencileri! Sizleri akademimizde ağırlamak bizler için bir onurdur. Ben Müdire Morgane; sağımda gördüğünüz kişi Kraliçe Nyla, kendisi okulun üç kurucusundan biri aynı zamanda müdür yardımcınızdır; solumda gördüğünüz kişi ise Rebecca Morwyss, kendisi okulun üç kurucusundan biri ve sizin büyücü savunma sanatları öğretmeniniz olacak. Şimdi Kraliçe Nyla ve Bayan Rebecca sizlere şeffaf taşlar dağıtacak; bu taşlar sizin enerjinizi hissederek binalarınıza karar verecek. Mor ametist, yeşil zümrüt, kırmızı yakut ve mavi ise safir binalarını temsil eder," deyip sözünü bitirdi ve ikisi şeffaf taşlar dağıtmaya başladı.

Birkaç dakikanın sonunda herkese şeffaf taşlar dağıtılmıştı; herkesin taşları farklı renklerde parlıyordu. Benimki mor renkte parlıyordu, Ametist binasına seçilmiş olmalıydım. Atlas ve Kaelan'a baktığımda onların taşlarının da mor renginde parladığını gördüm.

"Umarım aynı binada oluruz" dedim, "aynı binadan çıktık" dedi Atlas.

İki öğretmen taşları toplamaya başladı. Taşların hepsi toplandığında Müdire Morgane öğrenci topluluğuna baktı:

"Şimdi odalarınıza yerleşebilirsiniz, gerekli bir durum olduğunda sizlere haber vereceğiz."

Dedikten sonra öğrenciler binaya giriş yaptı, biz de yapmıştık.

"Atlas, sana çok mantıklı bir soru soracağım ama odaları nasıl bulacağız?" diye sordum.

"Kapının yanında isim soyisimlerin yazdığı bir liste olacakmış, annem öyle dedi."

"İyi de, daha az önce binalarımız belli oldu."

"Neira, burası Dragoria; her şeyin çözümü sihir, bunun da bir sihri var yani otomatik seçiliyor, mantık arama, buranın mantığı bu."

"Peki."

Ametist binasının odalarının olduğu katta yürürken geçtiğimiz her kapının yanında olan isim listelerine bakıyorduk. En sonunda bir tanesinin önünde durduk; üçümüz de aynı odadaydık ama bizle beraber olan biri daha vardı, Zack diye biri. İçeri girdik.

"Herkesin olduğu oda altı kişi, biz dörttür." dedim.

"Evet, muhtemelen öğrenci eksikliğinden ya da diğer binalara seçilen öğrencilerin daha fazla olmasından olabilir," dedi Atlas.

"Her neyse, hadi odalarımıza yerleşelim" dedim. Odalara baktım, sanırım sağdaki oda kızların, soldaki oda erkeklerindi. Soldaki odanın renkleri daha soğuk tonlardayken sağdaki oda daha sıcak tonlardaydı. Atlas'la ben sağdaki odaya, Kaelan da soldaki odaya geçti. Zack denilen çocuk daha ortalıkta yoktu.

"Hangi yatağı istiyorsun?" diye sordu Atlas bana.

"Şuradaki yatağı istiyorum, yanında kitaplığı olan; kitapları severim de."

"Peki, ben de karşıdaki yatağı alayım o zaman."

İkimiz de valizimizdeki eşyaları yatağımızın yanında olan dolaplara yerleştirdik ve daha sonra kapı açılma sesi ardından da kapanma sesi geldi. Odamın kapısından kim geldi diye baktım ve 180 boylarında, koyu kahverengi dalgalı saçlı, kahverengi gözlü bir çocuk gördüm; bu Zack olmalıydı. Soldaki odaya geçip eşyalarını yerleştirmeye başlamıştı.

"Sonuncu kişi de geldi" dedim Atlas'a.

Ve bir erkek sesi geldi: "Hey, sevgili oda arkadaşlarım, salona gelin de tanışalım, tabi işiniz bittiyse," dedi Zack ve hepimiz salona gittik.

"Selamlar, kapıda isimlerin yazmasından anlamışsınızdır belki, ben Zack Iveris."

"Ben Atlas."

"Neira."

"Kaelan."

"Dersler ne zaman başlıyor bu arada? Mektupta yazmıyor da," diye sordu Zack.

"Bugünü dahil etmezsek iki gün sonra," dedi Atlas.

"Kaelan, bizim bir Müdire Morgane'e gitmemiz gerek, şu sözleşmeyi vereceğiz, odadan alalım da çıkalım."

"Tamam, alıp geliyorum."

"He Atlas, bu arada sen Müdire Morgane'in odası nerede biliyor musun?"

"Evet, gösteririm."

"Tamam, ben sözleşmeyi alayım."

Odama gidip komodinin üzerinden sözleşmeyi aldım ve odadan çıktım. Kaelan beni salonda bekliyordu.

"Siz ikiniz Orbus doğumlu musunuz?" diye sordu Zack.

"Evet" diye yanıtladım.

"Peki, önceden tanışıyor musunuz? Öyle gibi geldi bana."

"Evet, Kaelan ile bir ay aynı kafede çalıştık ama hiç konuşmamıştık, birbirimizin adını üç gün önce öğrendik."

"Bunu ben de yeni öğrendim," dedi Atlas.

"Siz de mi tanışıyorsunuz? Vay be, herkes birbirini tanıyor."

"Öyle bir şey değil, üç gün önce bir konuda yardım etmişlerdi, o gün tanıştık."

"Biz gidelim en iyisi."

"Tamam, ben de geliyorum size odanın yerini göstereyim," dedi Atlas. Ardından üçümüz odadan çıktık ve Atlas bizi Müdire Morgane'in odasına doğru götürdü.

"Teşekkürler Atlas, biz buradan sonrasını hallederiz, istersen sen git, Zack kendini yalnız hissetmesin."

"Tamam, odada görüşürüz," dedi ve gitti. Biz de Müdire Morgane'in odasının kapısını çaldık. İçeriden "girin" sesi geldiğinde Kaelan ile birlikte odaya girdik.

"Ah, siz Orbus doğumlu olan öğrenciler olmalısınız."

"Evet, biziz."

Müdire Morgane'in masasına doğru gidip ikimiz de sözleşmeyi koyduk. Sözleşmelere göz attıktan sonra bir kenara kaldırdı.

"Benim bir sorum olacaktı; acaba burada dünyada kullandığımız telefonları velimizle iletişime geçmek için kullanabilir miyiz? Eğer kullanamıyorsak nasıl iletişim kuracağız?"

"Çok mantıklı bir soru; öncelikle dünyada kullandığınız telefonları burada kullanamazsınız, ama iletişim kurmak için başka bir yol var."

Çekmeceden iki tane telefon çıkarıp ikimize uzattı. Uzattığı telefonlara baktık, ne farkı vardı ki?

"Bu telefonla sadece arama yapıp mesajlaşabilirsiniz ve sadece yasal velinizin numarasını kaydetme hakkınız var, başkalarıyla görüşemezsiniz."

"Peki, teşekkür ederiz, başka bir durum yoksa izninizle çıkabilir miyiz?"

"Tabii, bir şeye ihtiyacınız olursa odama uğrayabilirsiniz," dedi ve Kaelan'la odadan çıktık.

Odamıza gittik. Zack ve Atlas salonda koltukta oturmuş konuşuyorlardı.

"Hey Orbuslular geri geldi, hoş geldiniz, hadi sohbetimize katılın," dedi Zack ve Kaelan ile ben beraber koltuğa oturduk.

"Çok merak ettiğim bombastik bir soru var: Ne zaman ejderhalarla tanışacağız?" diye sordu Kaelan.

"Yarın Ejderha Ormanı'na gideceğiz birinci sınıflar olarak; o gün ejderhanızı bulursanız ki umarım bulursunuz, yoksa okuldan atılırsınız, tanışırsınız," dedi Atlas.

"Bence hepimiz ejderhamızı bulacağız," dedi Zack.

"Umarım," dedim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.