İçeriğe geç

EGE:147G

Bölüm 2 · 3 dk okuma

EGE:147G

Bölüm 2

BÖLÜM 2

Zihninde bir uğultu vardı. İlk başta rüzgâr sandı. Sonra motor sesi… belki de bir siren?Ama hayır, bu… bu daha derindi.Sanki beyninin içinde bir makine çalışıyor, metal çarklar yavaşça dönüyor, sinir uçlarına dokunuyordu.Ege gözlerini açmak istedi ama kapakları ağırdı. Kasları uyuşmuştu.Göğsüne baskı yapan soğuk bir şey vardı; nefes almakta zorlanıyordu.Az sonra fark etti: Sert bir zemine yatırılmıştı. Sırtı metalin üstünde, bilekleri ve ayakları kalın deri kayışlarla bağlanmıştı.Her hareketinde kayışlar derisini biraz daha kesiyordu.Başını biraz oynatmayı denedi.Tavanda titreşen floresan lambalar gözlerini kamaştırdı.Odanın köşelerinden metalik bir uğultu yükseliyordu. Her şey… yabancıydı.Soğuk, steril, duygusuz.Bir anda, boğuk ama net bir kadın sesi duyuldu.Ses yankı yapıyordu; sanki duvarlardan, hatta Ege’nin kendi kafasının içinden geliyordu.“Kod 147G stabilize ediliyor. Bilinç kısmen aktif. Duygusal reaksiyonlar ölçülüyor.”Kafasının sağ tarafında bir yanma hissetti.Sanki deri altına bir şey girmişti bir iğne ya da çip. Derinlerde bir elektrik kıvılcımı çaktı, tüm sinirleri bir anlık alev gibi titredi. Göz bebekleri büyüdü, kalbi göğsünde sarsılarak attı.“Ne oluyor bana…?”Gözleri bulanıklaşırken, yavaş yavaş odadaki silüetleri seçmeye başladı. Üç figür. İnsan gibi… ama değillerdi.Ciltleri soluk porselen gibi bembeyazdı, gözeneksiz. Gözleri dümdüz, içi boş siyahlık. Yüzlerinde bir ifade yoktu; ne merak ne acıma. Sadece ölçen, hesaplayan soğukluk.Bir tanesinin alnında dönen ışıklı bir sembol vardı. Bir spiral. İçinde yabancı bir dil dönüp duruyordu; belki de bir tür yapay zeka yazılımı.Ege’nin gözleri, tavandaki lambayla birlikte odanın kenarındaki holografik projektöre kaydı.Tam o sırada, teknisyenlerden biri ekrana bir komut gönderdi. Ve hologramda, Ege’nin zihninden çekilen sahneler bir bir ortaya çıkmaya başladı. Zeynep’in kahkahayla savurduğu saçları…Toprak’ın düşürdüğü dondurma ve yere çöküp ağlaması… Kahvaltı masasındaki demli çay buharı…Evin koridorunda yankılanan ayak sesleri Her şey… gerçekti. Ama yabancı ellerle karıştırılan bir albüm gibi, parça parça, kontrolsüzce havada dönüyordu. “Silinmiyor,” dedi teknisyen kadının biri. “Zihni direniyor. Her sildiğimiz anı yerine yenisini doğuruyor.”O an başka bir şey oldu. Odada sıcaklık aniden düştü. Hava boğulacak kadar yoğunlaştı. Sanki oksijen çekiliyor, yerini görünmez bir sıvı kaplıyordu.Kapı ağır ağır açıldı. Her bir metal mili çığlık atarcasına gıcırdadı. İçeri, gölgelerle birlikte biri girdi.Yavaş, ölçülü adımlarla yaklaşan figür, sanki karanlığın kendisinden doğmuş gibiydi.Uzun boylu, omuzları genişti. Ama yürüyüşünde bir ağırlık yoktu; sessizce, ama mutlak bir tehdit gibi hareket ediyordu.Yüzü net değildi. Ama gözleri… göz değildi.Gözlerinde ışık değil, hiçlik vardı. Eregorn. Onu tanımıyordu ama tanımak zorunda da değildi.Çünkü etrafındaki herkes baş eğmişti.O geldikten sonra, oda nefes almayı unutmuş gibiydi.Eregorn, Ege’ye yaklaştı.Yüzünü eğdi. Gözleri onunkilerle buluştu. “İnsan zihni…” dedi. “…bazı durumlarda bizim için basit bir algoritmadan ibarettir.Ama sen… sen karmaşanın içinde bir merkezsin. Seni silemiyoruz. Çünkü sen kendi zihninin efendisisin.” Ege bir şey söylemek istedi ama dili kıpırdamadı. Sadece sertçe ona baktı. O an, çip getirildi. Gümüş renkli, organik gibi hareket eden bir cihaz. İçinde kıpırdayan mavi sıvı… zamanın kendisi gibi akıyordu. Eregorn başını çevirmeden emredercesine “Uygulayın.” Dedi Teknisyen ellerini titretmeden cihazı aldı.Ege’nin şakağına yaklaştırdı.İğneler derisine saplandı. Ve beynine… bir şey girdi, Karanlık. Bir anda her şey karardı. Ama karanlık sessizlik değil, binlerce sesin aynı anda fısıldadığı bir çığlıktı. Zeynep’in sesi… Toprak’ın ağlaması… Sonra birden bir kurşun sesi.Gözünün önünde evlerinin camı parçalanıyor.Toprak ağlayarak ona koşuyor. Zeynep’in gözleri dolu dolu ona “Gitme” dediği an. Sonra hepsi… silikleşiyor.Sanki hafızasındaki tüm anılar, bir kağıt gibi yakılıyor. Ama Ege’nin zihni izin vermiyor. Ates yaklaştıkça, daha çok anı fışkırıyor içinden. Daha güçlü, daha canlı, daha keskin…Sistem hata veriyor. Projektör yanıp sönüyor. Teknisyen sevinçle bağırdı “Veri akışı kontrol dışı! Zihin… kontrol dışı!!” Ege’nin gözlerinden yaşlar süzülüyor.Ama ne acıdan, ne korkudan.Kaybedemediği şeyin… içinde hala var olduğundan. Son düşüncesi: “Zeynep… Toprak… Ben hâlâ buradayım…beni bırakmayın…” olmuştu…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.