İçeriğe geç

EFSUNLU GECELER

Bölüm 4 · 3 dk okuma

EFSUNLU GECELER

Bölüm 4

Gömülü Gerçekler

Eski dokuma fabrikasının paslı çatı sacları, Bakü’nün geceye teslim olan sert rüzgârında gıcırdıyordu. Yağmur damlaları çürümüş zemine düşerken çıkan ses, Aylin’in kulaklarında bir saat tıkırtısı gibi yankılanıyordu. Fenerinin zayıf ışığı, 14 Numaralı Depo’nun nemli ve soyulmuş duvarlarını aydınlattı. Her yer ağır bir küf ve pas kokuyordu.

​Aylin elini silahının kabzasına koydu, adımlarını olabildiğince sessiz atarak tavanı çökmüş koridorda ilerledi. Tam ortada, beton zemin üzerinde taze çatlaklar ve kazı izleri göze çarpıyordu. Mirza Bey’in ortağının mezarı tam burasıydı.

​Işığı çatlağın ortasındaki küçük girintiye doğrulttu. Oraya tam da cebindeki gümüş anahtara uyacak boyutta bir çelik kutu gömülmüştü.

​— "Babana çok benziyorsun Aylin," dedi karanlığın içinden yükselen buz gibi bir ses.

​Aylin hızla sesin geldiği yöne döndü, feneri ve silahını tek bir noktaya kilitledi. Yüksek voltaj trafosunun gölgesinden, elinde siyah bir valiz tutan zarif ama gözleri nefretle bakan bir kadın çıktı. Selime.

​— "Kımıldama!" dedi Aylin, sesi depoda yankılandı. "Silahı benden önce çekenlerin şansı pek olmadı Selime. Dosya kapandı, Kenan her şeyi itiraf etti."

​Selime hafifçe gülümsedi. Yüzündeki ifade bir katilden ziyade, hakkı teslim edilmiş bir mağdurun rahatlığına benziyordu.

​— "Kenan sadece bir piyondu. Tıpkı Mirza gibi," dedi Selime yavaşça yaklaşarak. "Mirza amcamı öldürüp servetine çöktüğünde baban Rauf Komiser olay yerindeydi. Baban gerçeği gördü Aylin. Amcamın cansız bedenini, kanıtları... Ama Mirza ona ne teklif etti biliyor musun? Babanın o dönem amansız bir hastalığa yakalanan küçük kızının —yani senin— ameliyat masraflarını."

​Aylin’in nefesi kesildi. Zihni hızla çocukluğuna, hastane odasındaki o soğuk günlere gitti. Bedeninden bir ürperti geçti ama silahını indirmedi.

​— "Yalan söylüyorsun," dedi sesi hafifçe titreyerek.

​— "Baban bir rüşvetçi değildi Aylin, o sadece çaresiz bir babaydı. Ruhunu Mirza’ya sattı ve cinayeti örtbas etti. O gümüş kutunun içinde ne var biliyor musun? Babanın kendi eliyle yazdığı itiraf mektubu ve Mirza’dan aldığı paranın seri numaraları."

​Selime cebinden küçük, silindir şeklinde bir cihaz çıkardı. Cihazın üzerindeki dijital ekranda kırmızı sayılar yanıp sönmeye başladı: 03:13... 03:14...

​— "Mirza’yı kalbindeki pille öldüren frekans dalgası bu cihazdan çıktı," dedi Selime cihazı yere bırakırken. "Baban gerçeği saklayarak benim hayatımı çaldı, Mirza da babamınkini. Şimdi karar senin Dedektif. O anahtarla kutuyu açıp babanın adını lekeleyecek ve adaleti teslim mi edeceksin, yoksa o rozeti yere atıp beni vuracak mısın?"

​Aylin bir elindeki gümüş anahtara, bir de yerdeki çelik kutuya baktı. Gözlerinden süzülen tek damla yaş, rozetinin üzerine düştü.

​Radyo frekansından gelen cızırtı birden kesildi. Saat tam 03:14’ü gösterdiğinde depoyu derin bir sessizlik kapladı. Aylin derin bir nefes aldı ve silahını yavaşça kılıfına soktu. Cebindeki gümüş anahtarı çıkarıp Selime’ye doğru fırlattı.

​— "Bunu sen açacaksın Selime," dedi Aylin kararlı bir sesle. "Adalet geç kalabilir ama asla gömülü kalmaz. Babanın hakkını da, benim babamın günahını da kanun önünde ödeyeceğiz."

​Selime bir an şaşkınlıkla Aylin’e baktı. Tam kutuya doğru eğildiği sırada dışarıdan siren sesleri geceyi yardı. Komiser Murat ve polis ekipleri depoyu kuşatmıştı.

​Selime kaçmaya çalışmadı. Gümüş anahtarı alıp kutunun kilidine soktu ve tek bir tur çevirdi. Kilit büyük bir gürültüyle açıldığında, otuz yıllık karanlık sır nihayet aydınlığa kavuştu.

​Aylin kelepçeyi Selime’nin bileklerine takarken gökyüzündeki kurşuni bulutlar dağılmaya, günün ilk ışıkları Bakü’nün üzerine düşmeye başlamıştı. Büyüdüğü masal yıkılmıştı belki ama gölgede kalan hiçbir gerçek kalmamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.