Ay ışığı diye geçirdi içinden annesi ona böyle seslenirdi ama ay ışığının karanlıkta da parlaması gerektiğini de o ögretmişti. Kimseye güvenmemesi gerektiğini herkesin bir gün gidiebileceği dersini ona vereli çok oluyordu.
Elinde tuttuğu pazar poşetleriyle eve doğru yol alıyordu. Dershaneden çıkar çıkmaz pazara uğramış evin eksiklerini tamamlamıştı. Bir nevi evin küçük annesi gibiydi, yaşıtlarının dertlerinin bugün hangi kıyafeti giysem, hangi model telefon alsam
nereye tatile gitsek olduğunu görünce içi cız etse de halinden memnundu. Bu hayatta en büyük şükür sebeninin sağlık olduğunu çok erken öğrenmişti.
Eve vardığında poşetleri yere bırakarak kapıyı usulca açtı. Babası uyuyor olabilirdi poşetleri içeriye taşıyarak Babasının odasına gidip onu kontrol etmişti. Boş gözlerle tavanı seyrediyordu
kızının geldiğini gördüğünde adeta gözleriyle gülümsemişti. O kadar çok istiyordu ki onunla eskisi gibi sohbet edip şakalaşmayı bir insan bu kadar basit bir eylemden bile mahrum kalabiliyordu
diye düşündü.
Efsun babasının yatağının kenarına oturarak konuştu "Babacım havuç aldım havuç tarator yapacağım bugün sen seversin!" dedi gülümseyerek.
Adamcağız öyle mutlu ve şefkatli gözlerle bakıyordu ki kızına adeta gözleriyle konuşuyordu.
Keşke diye geçirdi içinden keşke eski eşi de kızı kadar onu önemseseydi. Onun gözünde bu kadar basit oluşunu hala hazmedemiyordu. Kızının yanında ağlamak istemediği için kendini zor tutuyordu. Bu yüzden bembeyaz olan teni bir domates gibi kızarmıştı.
Efsun hemen durumu anlamıştı bu yüzden babasının yanağına bir öpücük kondurarak radyodan en sevdiği şarkıyı açtı.
"Bu ne dünya kardeşim seven sevene"
"Bu ne dünya kardeşim böyle..."
kendisi de şarkıya eşlik edip söylemeye başlamıştı.
babasının moralinin biraz daha yerine geldiğini hissediyordu. Babası kendisini bildi bileli her zaman müzikle haşır neşir olmuştu hasta olmadan önce de saz çalıp türkü söylerdi.
Sizi anlatacak bir şey bulun derdi o da kendini her zaman müzikle bağdaştırıp onunla bir şeyler anlatmaştı. O esnada kapı çaldı Efsun hızla ayağa kalktı okul saati geçmişti büyük ihtimalle kardeşi Hasan ali geldi diye düşündü. Kapıyı kontrol etmeden açtığında karşısında komşuları Safiye teyzeyi gördü.
"Buyur Safiye teyze!" dedi içeriye buyur ederken
"Hoş geldin"
Kadın bir hışımla elinde kağıtlarla içeriye girdi halinden de anlaşılacağı üzere pek hayırlı bir şey için gelmemişti. Burda oturduklarından beri Safiye teyzenin onlara pek yardımı dokunmuştu babasını hastaneye o götürüp getirir, Efsun dershane de olduğu vakitlerde evi çekip çevirirdi küçük oğlu iki sene önce şehit olmuştu. Kocası desen vefat edeli seneler oluyordu büyük oğlu yavuzla beraber yaşıyorlardı. Biz yol arkadaşıyız derdi hep Safiye teyze bizim aramızda ayıp olmaz sakın çekinmeyin diye tembihlerdi.
Efsun Safiye teyzeye terlik verirken kibarlık olsun diye kahve içer misin diye sordu.
"Yok kızım sen gel hele baban ne yapıyor uyuyor mu?"
Efsun babasının duymayacağı şekilde fısıldayarak
hayır dedi.
"Kapısını kapatta gel" diye mırıldandı oda yüksek sesle konuştuğunu fark etmiş olmalıydı ki sesini biraz alçalttı.
Efsun babasının kapısını yavaşça kapatırken uyuduğunu fark etti. Halbuki yaşlı adam tıpkı küçük bir çocuk gibi numara yapıyordu. Dikkatini onlara vermiş. İçeriden gelen sesleri duymaya çalışıyordu.
"Hayrola?" diye sordu Efsun artık dayanamayarak
"Pek hayır değil kızım biliyorsun bugün şehire gittik
gitmişken babanın tahlil sonuçlarını da aldık doktor durumunun stabil olduğunu söyledi ama..." dedi yaşlı kadın bir eliyle yazmasını düzeltirken
"sigorta artık ilaçların parasını karşılamıyor para lazım" dedi utanarak.
Efsun Safiye teyzegilin de durumu olmadığını biliyordu onunda oğlu üniversite okuyordu Safiye
teyze temizliğe giderek oğlunu okutuyor. Ölmüş kocasından kalan maaşıyla kıt kanaat geçiniyordu
Efsun meraklı gözlerle peki ne yapacağız diye sordu aslında cevabı biliyordu. Babasının maaşının
yarısı dershanesine gidiyordu. İçi el vermese de dershaneyi bırakmalı kendi imkanları doğrultusunda ders çalışmalıydı.
Bazı kararlar vereceğim dedi kendi kendine ve birtakım çöküşler yaşayacağım.





