İçeriğe geç

EFSANELERİN HAYATLARI 1

Bölüm 9 · 8 dk okuma

EFSANELERİN HAYATLARI 1

Bölüm 9

8. B�l�m - David

3 gün sonra…

Zaman ve mekan algımı kaybetmiştim. Yerde yarı baygın bir şekilde yatıyordum. Diğer askerlerin bu muamele karşısında (hatta belki daha kötü bir muamele karşısında) ölmelerine şaşırmamak gerekirdi. Kulağıma ayak sesleri gelmesi üzerine tüylerim diken diken oldu. Kısa bir süre sonra Sam’i (Kimatsulu adamı) gördüm. Birkaç adım ötemde durup bana bakmaya başladı. ‘’Lütfen’’ dedim yalvaran bir sesle. Ama Sam sert bakışlarını benden ayırmadan ‘’Otur’’ dedi. Oturmak için çaba harcamadan yerde yatmaya devam ettim ve ‘’hayır’’ anlamında başımı iki yana salladım. Sam (iç çekip) beni kollarımdan tutup kaldırdı ve beni oturur pozisyona getirdi. Duyduğum acıyla inledim. Sam ‘’Seni bu kadar hırpaladığımı hatırlamıyorum. Bunu sana kim yaptı?’’ dedi vücudumdaki yeni yaraları göstererek. Kısık bir sesle ‘’O adam.’’ dedim. Sam tek kaşını havaya kaldırıp ‘’Hangi adam?’’ diye sordu. Merakıma yenik düşüp ‘’Burada kaç kişiyi tutuyorsun?’’ diye sordum. Sam cevap vermek yerine kıkırdadı. Bir süre sonra Sam arkama geçip mırıldanmaya başladı. Bana ne yapacaktı? Sen üç günde bana yaptıklarını yapmasın da… Birden korku tüm benliğimi kapladı. Sam ellerini sırtımın (ve yaralarımın) üstünde gezdirirken ‘’Senin mevkin neydi?’’ diye sordu. ‘’Komutan.’’ dedim. Sam ‘’Nasıl bir eğitim gördün?’’ diye sordu. ‘’Sabahları ustam Andrew ile (acımasız bir) idman yapıyorduk. Akşamları ise el ve ayaklarımı bağlayıp beni bir hücreye atıyorlardı. Onların dediğine göre bu çok önemli bir idmanmış. Düşmanlarım beni esir aldığında kaçabilmeliymişim. Ayrıca ustam şafağa kadar iplerden kurtulmamı isterdi. Eğer ipleri çözemezsem beni bir güzel döverdi. Bir süre böyle bir eğitim gördükten sonra…’’ Sam’e aldığım eğitimler, diğer askerler uyurken benim çalıştırıldığımı, hangi savaşlarda yer aldığımı tek tek anlattım. Ben bunları anlatırken Sam’in yaptığı tek şey susmak oldu. İçimden acaba arkadaşlarım dediğim insanların ben Pagmeli değilim diye benimle dalga geçtiklerin geçtiklerini söylesem mi diye geçirdim. Ama sonradan söylememe kararı aldım. Bir süre sessizlik olduktan sonra Sam ‘’Sırtında ağrı var mı?’’ diye sordu. Bu soru… Hayır anlamında başımı iki yana salladım. Sam kısa bir süre sonra ayağa kalktı ve kapıya doğru yürümeye başladı. Tam kapının kulpunu tutmuş odadan çıkacakken bana dönüp ‘’Yeminine sağdık kalır mısın?’’ diye sordu. ‘’Evet.’’ dedim. ‘’Seni serbest bırakmamı ister misin?’’ diye sordu. Şüpheli bir sesle ‘’Evet.’’ dedim. Sam ‘’Eğer seni serbest bırakmamı istiyorsan sana yemin et dediğim şeylere sorgulamadan yemin edeceksin, tamam mı? Eğer istemiyorsan da burada kalmaya devam edersin.’’ diye ekledi. ‘’Tamam, yemin ederim.’’ dedim. Sam:

-Buradan çıktığın zaman geri dönmeyeceğine yemin et, dedi.

-Geri dönmeyeceğime yemin ederim.

-Burada yaşanan hiçbir şeyi kimseye anlatmayacağına yemin et.

-Burada yaşanan hiçbir şeyi kimseye anlatmayacağıma yemin ederim.

-Ve son olarak eğer şartlar tersine dönerse bana zarar vermeyeceğine yemin et.

Bu söz bana her ne kadar garip gelse de yemin ettim.

Sam bana yaklaşmaya başladı. Bana yaklaşırken cebinden bir bez parçası çıkarttı. Yanıma gelince bez parçasını gözlerime bağladı. Kolunu omzuma atıp beni ayağa kaldırdı. Yere yığılacak gibi oldum ama Sam beni bırakmadığı için düşmedim. Sam ‘’Yavaş ol.’’ dedi. ‘’Gerçekten beni serbest bırakacak mısın?’’ diye sordum. ‘’Evet.’’ dedi Sam. ‘’Ama demiştin ki…’’ diye başlamıştım ki Sam ‘’Keşke konuşmak için harcadığın gücü yürümek için harcasaydın.’’ dedi. Böylece konuşmayı kestim. Beni yavaş yavaş yürütmeye başladı. Bir süre sonra gözlerime bağladığı bez parçası gevşeyip yere düştü. Gözlerimi açtığımda bir cesedin yanından geçtiğimizi gördüm. Yerde yatan cansız bedenin yüzüne baktığımda bu kişinin Tom olduğunu gördüm… Bir Pagmeli komutan… Uzun zamandır bulunamamıştı… Sam’in kolundan kurtulmaya, geri dönmeye çalıştım. Ama Sam’in kolu omzumu çok sıkı bir şekilde tutuyordu. Sam kafasını döndürüp bana baktı. Sinirli görünüyordu. Benim cesede baktığımı görünce o da kafasını cesede doğru çevirdi. Gözleri kısıldı ve yüzündeki sert ifade yumuşadı. ‘’Onu ben öldürmedim.’’ dedi boğuk bir sesle. Ona inanmıyordum. ‘’David, ben hiç kimseyi böyle öldürmem, o kişi Pagmeli bile olsa… Kimse böyle bir ölümü hak etmez.’’ dedi parçalanmış cesedi göstererek. Hırıltılı bir sesle ‘’Bana ‘Hiçbir bu evden sağ çıkamadı. Belki bunun nedeni onlara yaptıklarımdır veya onların dayanıklı olmamalarıdır.’’ dedin. Onu sen öldürdün.’’ dedim. Sam başını iki yana sallayarak ‘’Hayır, onu ben öldürmedim. Onu öldüren kişi Steven. Genelde Pagmeli adamlarla işim bittiği zaman onları Steven alır. Ayrıca şunu bilmeni isterim ki ben Pagmeli askerleri çok az hırpalarım. Onların işini bitiren kişi Steven’dır. Zamanla çok hırpaladığım askerlere yaklaşmadığını gördüm. Sen gözüme iyi bir asker gibi göründüğün için Steven senin sonunu getirsin istemedim. Evet, seni biraz fazla hırpaladım, özür dilerim. Ama ölmeni istemedim. Ayrıca amacım sana zarar vermek değil. Bana güvenmek zorundasın, David. Bana güvenmelisin.’’ dedi. ‘’Sana güvenmiyorum ve ayrıca Steven da kim?’’ diye sordum. Hâlâ kaçmaya, Sam’in kolundan kurtulmaya çalışıyordum. Sam omzumu biraz daha sıkarak ‘’Seni bu hale getiren adam.’’ dedi.

Sam beni öne ilerletmeye çalıştı ama ben direnmekte kararlıydım. ‘’Steven dediğin adam…. O senden daha mı acımasız?’’ diye sordum zorlanarak. ‘’Hem de çok.’’ dedi Sam. Hâlâ anlamadığım bir şey vardı. Tam aklımdaki soruyu sormak için ağzımı açmıştım ki Sam benden önce davranıp ‘’Sana yalan söyledim, tamam mı? Sana hiçbir bu evden sağ çıkamadı derken yalan söylemiştim. Eğer öğrenmek istediğin buysa bazı askerler buradan çıktı. Şimdi bana güveniyor musun?’’ diye sordu. Başımı iki yana salladım. Sam’in bana yaptıklarından sonra ona güvenecek değildim. Tam o sırada sert bir tekme bacaklarıma indi ve beni ayakta tutan tek şey Sam’in beni tutması oldu. Artık tüm ağırlığımı Sam taşıyordu. Sam ‘’O zaman ben de işi zor yoldan hallederim.’’ dedi. Sam inilti veya homurtu olabilcek bir ses çıkarttı. Omzumu biraz daha sıkıp yürümeye başladı. Bacaklarımda güç kalmadığı için ben de Sam’in peşi sıra sürüklenmeye başladım. Boşta kalan kolumu -sağ kolumu- Sam’in omzuna attım. Daha doğrusu tırnaklarımı Sam’in omzumdaki deriye geçirdim. Sam ise buna aldırış etmeden yürümeye devam etti. Hâlâ Sam’in iyi biri olabileceğini düşünmüyordum. Pagmeliler belki acımasızdı ama bu adam -Sam- şeytandı. Sam yürüyerek -tabi ki ben de peşinden sürüklenmiştim- bir ahır gibi bir yerin yanına geldi. Kulağıma at sesleri geliyordu. Sam beni öldürüp cesedimi ahıra mı saklayacaktı? Yoksa ahırdan başka bir yere gidip işimi orada mı bitirecekti? Sam hırıltılı bir sesle ‘’Gözlerini kapat.’’ dedi. Gözlerimi kapatmak yerine ahır olduğunu düşündüğüm odanın kapısına bakmaya başladım. Sam bıkkın bir sesle ‘’Aklındaki senaryoyu başka biri başka bir askere yaptı ve bu görüntüyü görmeni istemiyordum.’’ dedi. Gözlerimde dillendirilmemiş bir soruyla Sam’in yüzüne bakmaya başladım. Tereddütlü bir sesle ‘’Kim? Ayrıca ne kadar kötü olabilir ki?’’ diye sordum. ‘’O görüntüyü görünce kusmaman için ağzını bağlayayım mı?’’ diye sordu Sam. Sesinde nasıl bir ton ve nasıl bir duygu olduğunu çözemedim. Sam benimle dalga mı geçiyordu? Ama Sam’in tereddütsüz bir şekilde gözümün içine bakması bu durumu zorlaştırıyordu. ‘’Gözlerimi kapattığımda beni öldürmeyeceğini nereden bileceğim?’’ diye sordum. Bu soruyu sormam ile Sam’in gözlerine alaycı bir ifade yerleşti ve ‘’Yani dediğime inandın, öyle mi?’’ diye sordu alaycı bir tonla. Sam eliyle kapıyı iterken gözlerini gözlerimden ayırıp ‘’Ben seni uyardım.’’ deyip odanın içine bir adım attı. Kapının açılmasıyla kan kokusu burnuma geldi. Karşılaşabileceğim manzaralar yavaş yavaş aklıma gelirken gözlerimi sıkıca yumdum. Her ihtimale karşı Sam’in omzunu daha fazla sıkmam ile parmak eklemlerim ağrımaya başladı. Sam’in odanın içine girmesiyle kan kokusu daha belirgin bir hal aldı. Bir müddet ilerledikten sonra cesedi geçtiğimizi dileyerek gözlerimi açtım. Gözlerimi açmam ile Sam’in yanındaki samanlığa gelişigüzel atılmış kanlı cesedi görmem bir oldu. Sam’in yüzü bana dönük olmadığı için yüzümün kireç kesildiğini görmedi. Cesedin hali hiç iç açıcı değildi. Derinin altındaki beyaz kemikler ve et görünüyordu. Cesedin her yerinde kurumuş kan vardı. Bir zamanlar kanayan kötü kesikler göze çarpıyordu. Kanın fazlalığından cesedin sahibinin yüzü görünmüyordu. Ayaklarımızın altında bir sıvının şıpırdadığını duyduğumda gözlerimi yere çevirdim ve bir kan göletinin üstünden geçtiğimizi fark ettim. Kısa bir süre sonra kulağıma farklı bir ses geldi. Kafamı kaldırdığımda bir kazığa geçirilmiş bir ceset daha gördüm. Cesetten kan gölüne kan damlıyordu. Cesedin neredeyse her yerinde derin kesikler vardı. Cesedin derisi sarkıyordu. Korkunç bir hali vardı… Ve sanki tedavi edilmeye çalışılmış ama başarılamamış gibi bir görünümü de vardı bu cesedin… Aklıma bir soru takılmıştı: Bu insanlara yapılan işkence onlar canlıyken mi yapılmıştı yoksa ölüyken mi? içimden bir ses bu sorunun cevabını zaten bildiğimi söylüyordu. Çünkü ben de benzer işkenceler birine yapılırken o ortamda bulunmuştum. Tam o sırada cesedin yanında karanlıkta parlıyormuş gibi gözüken iki göz belirdi. İki yeşil göz… Kazığın arkasındaki karanlıkta aniden ortaya çıkan iki yeşil göz… Mike’ın gözlerine benzeyen gözler… Ben daha o gözleri görüp görmediğimden emin olamadan gözler kayboldu. O an bir şeyi anladım: Burası ahır değil işkence odasıydı. Aklımda sadece bir kelime yankılanıyordu: Yalancı, yalancı, yalancı, yalancı… Sam tam bir yalancıydı. Belki onu sorgulama gibi bir hakım yoktu ama… Kafamdaki tüm düşünceleri silip şunu düşündüm: hayatım Sam’in ellerindeydi. Bunu düşünmeye çalışsam da kafamda yankılanan sözcüğü aklımdan çıkaramıyordum. Nefeslerimin düzensizleştiğini fark eden Sam dönüp benim yüzüme baktı. Sam yüzümdeki ifadeyi görünce omzumu tutan eli gevşedi. Sam’in yüzündeki kanı görmem ile içgüdüsel bir şekilde Sam’in elini omzumdan attım. Sam’in eli gevşemiş olduğu için Sam’in kolundan kolayca kurtulmuştum. Bacaklarıma güç geldiği için ayakta kalabilmiştim ama ayağımın altından uzun bir kuyruğun geçmesiyle ayaklarım yerden kesildi ve yüzüstü yere kapaklandım. Yüzümün kan gölüne girmesiyle midem kalktı. Ayrıca çıplak göğsüme değen kanın soğukluğu tüylerimi diken diken yaptı. Soğuk bir el omzumu tutup beni soğuk ve karanlık bir ortama sürüklemeye başladı. Hissettiğim korku duygusu hareket etmemi engelliyordu. Bir süre sonra sert bir el saçımı yakalayıp yüzümü kan göletinden çıkardı. İlk gördüğüm şey yeşil gözler oldu. Sonra adamın yüzündeki kanı, sarı – kahverengi saçlarını gördüm. Hayatta kalmak için yalvarmaya hazırdım ama adamın gözlerindeki vahşiliği görmem ile dilim tutulmuştu.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

10. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

1 yorum