•
Kapattığım kapıyı son bir kez kontrol ettikten sonra mermerden oluşan parlak merdivenlere doğru ilerledim. Ofiste değilken odama girilmesinden hoşlanmıyordum. Temizlik için bile olsa ben oradayken yapılmasından yanaydım çünkü özel alanımın karıştırılması hoş değildi.
Ya da zamanla fazla takıntılı hale gelmiştim bilmiyorum.
-"İyi akşamlar."dedim henüz yeni yeni birbirimize ısındığımız Saliha isimli sekretere.
Burada işe başlayalı bir yılı geçmek üzereydi fakat hala herkesle mesafeliydim. Kolay kolay iletişim kurma yeteneğim yoktu. Yani kaybolmuştu diyelim.
İri puntolarla tabelaya yazılmış LEYAL isimli iki katlı iş yerime bir göz gezdirdim. Burayı seviyordum. İşimi seviyordum. Her ne kadar her gün her gelişimde ufak panik ataklar geçirsem bile bunu yenmem gerekiyordu.
Yade ablanın şirketine dahil olmak benim için iyi bir seçenekti. Rahattım. Karnımı duyurabiliyordum. En önemlisi geçimimi sağlayabiliyordum.
Yıllar sonra tesadüf eseri sosyal medyada karşılaştığım kadın,beni tepeden tırnağa sarsmıştı. Geçmişin izlerini taşıyordu. Ancak onun hiçbir suçu yoktu. Yade ablayı eskiden en fazla üç belki dört kere görmüştüm. Ailesiyle yurt dışında yaşıyorlardı ve söylediğine göre bir kaç yıl önce bir sebepten ötürü geri dönmüşlerdi.
Tatlı kızının ismini taşıyan organizasyon şirketinin patronuydu. Bütün sosyete ve ünlü isimlerin organizasyonlarını biz yapıyorduk.
Sosyal medyada nasıl olduğuma dair sorular sormuştu. Laf arasında iş aradığımdan bahsetmiştim. Bana iş teklifiyle gelmişti ve uzun bir süre düşünmüştüm.
Sorun edeceğim ihtimallerle karşılaşmayacağıma dair verdiği güvence ile işte buradaydım.
Bugün kışın sert geçen soğuklarından biri vardı. Kabanımın önünü ilikleyip saçlarımı yakamdan içeriye sıkıştırdım. Eve ulaşmak için çağırdığım taksiye binene kadar buz tutmuş ellerimi ceplerime soktum.
Her zaman çok üşürdüm. Ve kalın giyinmeyi hiç sevmezdim. Sadece kendime iyi bakmam gerektiği için mecburen kalın giyiniyordum.
Evim pek uzak sayılmazdı. O yüzden trafiğe takılmadan ara sokaklardan mahalleye giriş yapmıştık. Çok fazla harcama yapmadığım için en azından güvenilir şekilde eve gelmek adına taksi kullanıyordum.
Ücreti ödeyip taksiden indim. Eski apartmanın zemin katında öğrenci iki kızla ev paylaşıyorduk. Üniversitelilerin takıldığı bir kafede çay içerken ev ilanını görmüş onlara katılmıştım. Büyük şehire geri döndüğümde berbat bir hayatla devam edeceğimi biliyordum ancak düzlüğe çıkana kadar sürünmeyi göze almıştım.
Bundan bir yıl öncesine kadar İstanbul'a beş altı saat uzaklıkta olan farklı bir şehirde köy diyeceğim yerde yaşıyordum. Dedem ve amcamlarla kalıyordum. İşkence gibiydi. Hem açıktan üniversite okuyor hem de ev halkının ihtiyaçlarını karşılarken gündüzleri garsonluk yapıyordum.
Ruhsal yorgunluğuma beden yorgunluğum eklenince işler çıkmaza giriyordu.
En azından bana sahip çıkmışlardı fakat ben daha fazla dayanamamıştım. Yanıma bir kaç parça almış deli cesaretiyle oradan kendimi kaçırmıştım.
İstanbul demek benim için kayıp demekti. Mezar demekti.
Kokusu bile gözlerimi doldurmaya yetiyordu.
Ancak ben her şeyin yolunda olduğuna dair kendimi ve tek yakınım olan Yade ablayı kandırıyordum. Ki artık buna inanıyordum.
Yirmi yaşına girdiğimde köye yaşayan ama ölmüş birisi olarak gitmiştim.
Gerçi şimdi de pek bir farkım yoktu. Ölemediğim için yaşıyordum.
-"Hoş geldin."
Küçük oturma odasında ders çalışan İlay'ı gördüm.
-"Hoş buldum. Kolay gelsin."diye mırıldandım.
Aile evi uzak bir ilçede olduğu için ona burada ev açmışlardı. İyi bir kızdı. Gördüğüm kadarıyla. Pek tanımıyordum.
-"Birazdan Öykü bir arkadaşıyla gelecekmiş haberin olsun." Öykü diğer kızdı.
-"Sorun yok."diyerek odama geçtim.
Üç oda vardı. Mutfak ve salon bitişikti. Genelde orada ders çalışırlardı ve yanlarında durmazdım.
Henüz 18 yaşında olan kızların renkli yaşamında 25 yaşında olan ben yorgun kaçıyordum. Büyük sayılmazdım. Büyümemiş olmayı dilerdim. Ama sevincim yoktu işte.
Odamda üstümü değiştirip yatağa uzandım. Ofiste poğaça türü şeyler atıştırdığım için aç hissetmiyordum.
Derin bir iç çektim. Ardından doğrulup oturdum. Komodinin gizli çekmecesinde duran yanıma kalan tek değerli eşyayı avuç içime aldım.
Alyans.
Tebessüm edip baş parmağımla yüzüğü usulca okşadım. Parmağımdan yıllar önce çıkarmış olsam bile bana eski günlerimi hatırlatıyordu.
Parmağıma geçirirken küçük yaşta o kadar da anlamlı gelmemişti şimdi ise yalnızlığıma eşlik eden tek değerli parça buydu işte.
Taktığım zaman on yedi yaşıma yeni ayak basmıştım.
Geçmişe dönsek yine takardım.
Geçmişten geriye bir ben bir de bu yüzük kalmıştı.
Çekmecede yer alan bir diğer hatırayı her gün olduğu gibi elime aldım. Aile fotoğrafımız. Annem,babam,ben ve Devran.
Telefonu ünitenin raflarından birine sabitleyip düşmeyeceğine emin olduktan sonra geri çekildim.
Evdeki gergin hava nihayet dağılmıştı. Zaten babamın uzun süre bana kızgın kalmayacağını biliyordum. Bir ay yeterince uzun bir süreydi çünkü aşkımın peşinden koşmuştum.
Ben evlendim diye çıkıp gelmek her yiğidin harcı değildi!
Onlar da izin verseydi böyle olmazdı..
-"Biz hala üç kişilik bir aileyiz."
Babamın homurdanmasına keyifle kıkırdadım. Onları çok özlemiştim.
Devran babama alttan alttan pek bir manalı bakmıştı. Yiyeceğim şimdi o bakışlarını.
-"Hadi ama poz verin! Gelsene." Oturduğum geniş koltukta elimi yanıma vurdum. Aşığı olduğum adam bakışlarıma dayanamayarak yanıma ilişti. Sığmadığı için koltuğun ucuna oturmuştu.
Eli hemen belime kayınca babam sertçe öksürdü.
-"Gülümseyin!"dedim sırıtarak.
Devran babamın az önceki uyarısına uymayacağını göstererek hepimiz poz verirken o geldi yanağımı öptü.
Ben sevgiden gözleri büyümüş halde babam ise çatık kaşlarıyla fotoğrafta yer alıyordu. Annem de aynı anda kahkaha atmıştı.
Fotoğrafı ters çevirdim. Vücudumu esir alan üşüme daha fazla düşünmemem için bir uyarıydı.
Yüzükle birlikte çekmecenin derinliklerine attım. Yoğun bir çabayla bacaklarıma güç verdikten sonra ayağa kalkarak banyoya gittim. Yüzümdeki makyajı silerek uyumaya hazır hale gelmiştim.
Yaptığım tek şey çalışmak ve uyumaktı. Düşünmemeliydim.
Düşmemeliydim.
'
Ertesi gün bir derneğin vermiş olduğu bağış konserinde bir hayli yorulmuştum. Her şeyin sorumlusu olarak hiçbir aksilik çıkmaması için oradan oraya koşturuyordum.
Yade abla da buradaydı. Ancak davetli olarak. Ve organizasyon şirketi ekibimizle onu temsil ediyorduk.
Her şey muntazam olmalıydı. Ki başarıyorduk.
Genel olarak arka plandaydım. Kısa bir an arkadan değil de girişten mutfağa gitmek üzere yürüyordum ki üstümde bir çift göz hissettim.
Lavaboların önünde gördüğüm gözler beni olduğum yere çiviledi.
Aynı şekilde karşımdaki insan da bunu yaşadı. Cansız ve hissiz olduğuna emin olduğum kadın adeta şeytan görmüş gibi bana bakıyordu.
Yanından geçip gitmek istediğimde ince parmakları sertçe koluma dolanmıştı.
Titriyordu. Benden korktuğundan değil. Sinirdendi.
-"Hangi cehennemden çıkıp geldin?" Öldürücü bir soğuklukta kısık sesle sormuştu.
Kolumu çok acıtıyordu ve ondan nefret ediyordum.
-"Kolumu derhal bırakın."diyerek elinden kolumu çekmeye çalıştım. İtercesine bıraktı.
-"Lanet olası varlığını bizden uzak tut. Anladın mı beni!" Omzuma vurduğu parmaklarıyla yerimde sarsıldım.
Dişlerimi kırarcasına sıkıyordum. Olay çıkmamalı. Evet sakin ol.
-"Umrumda değilsiniz."
Yade abla ile çalıştığımı bilse kim bilir ne olurdu.
Devran ve Yade ablanın annesi ile karşılaşmak beklediğim bir durum değildi. Köşeyi döner dönmez arka kapıdan kendimi karanlık otoparka attım.
Buz gibi bir rüzgar esiyordu ve ben ayak parmaklarıma kadar titriyordum. Duvarın dibine çöktüm. Kollarımı kendime sardığımda düşündüm. Ya onun yerine hiç istemediğim adamı görseydim? Ne yapardım?
-"Efnan hanım? İyi misiniz?"
Omzuma değen elle korkudan çığlık atacaktım ki kendimi tuttum.
Bizimle organizasyon için gelen çalışanlardan birisiydi. Elindeki sigarasını atıp yanıma eğildi.
Direkt yerden kalktım ve saçlarımı geriye ittim.
-"İyiyim."diyerek içeri geri döndüm. Yanan gözlerimin kendine gelmesini bekledikten sonra mutfağa geçmiştim.
Davetin sonlanması yarım saat sürmüştü. İnsanların hepsi dağıldıktan sonra malzemelerimizin toplanma aşamasına dahil oldum. Paneller,bitkiler, ses sistemleri aydınlatmalar ve aksesuarlar dikkatlice sargılanıp kutulanmıştı.
Konser verilen sahne de toparlandıktan sonra Yade ablaya mesaj atarak bilgi verdim. Bu gece burada bulunan çalışanlarımız için ayrılmış servisle eve dönmüştüm.
Cansız hareket ediyordum. O kadını görmek bütün enerjimi çekmişti.
Hayatımın en güzel diyebileceğim günlerini bana zehir etmişti. Kocası ile birlikte benim kabusum olmuşlardı.
O kadar da kötü olunmaz dediğimizden daha da kötü insanlardı.
Düşünme Efnan.
Geride kaldı.
Bitti ve o günler gelmeyecek.
'
Boş bir pazar gününü soğuk havaya rağmen dışarıda geçiriyordum. Önce anne ve babamı ziyaret etmiş onlara çiçek bırakmıştım. Şimdi ise oturduğum sahil kenarında denizi izliyordum.
İmkanım olsa her gün çalışırdım. Boş kalıp düşünmemek için deli gibi çalışmak istiyordum. Ek bir işte çalışmak için müsait günlerim vardı ama bu sefer Leyal'e bütün enerjimi veremezsem Yade ablaya mahcup olurdum.
Sertleşen rüzgar karşısında hafifçe titredim. Boynuma doladığım ekru yün atkıyı iyice sıkılaştırdım.
İstanbul'dan uzak kaldığım sürede anne ve babamı yalnızca ayda bir kere ziyaret edebiliyordum. Buraya geldiğimden beri ise her hafta geliyordum.
Eskiden mezarlığa girmekten ürkerdim. Yalnız uyumaktan bile korkardım. Ergenlik yaşına gelmiş genç bir kız olarak gece lambası ile yatardım. Çoğu zamanlar kötü hissedersem annemi yanıma çağırırdım.
Sonra hayatıma Devran girdi. Lisenin son zamanlarında bir kafede göz göze geldik. İlk an..ilk gördüğüm an sanki bir uçurumdan atlamıştım. Öyle ki nefesim kesilmişti. Ben on yedi yaşında küçük bir kızdım. Devran ise yirmi yedi yaşında zengin bir ailenin çalışkan mühendis oğluydu.
Görünüşüm yaşımı ele vermediği için onun da dikkatini çekebildim için şanslı hissetmiştim. Daha ilk görüşte onu başka kızlar fark eder diye deli gibi kıskanmıştım.
Çok yakışıklıydı. Muhtemelen hala öyledir. İlk aşkım. İlk eşim ve sonum. Doğmamış çocuklarımın babası. Kısaca hayatta istediğim ne varsa tek adam. Adamdı diyelim. Geçti.
On sekiz yaşımı doldurana kadar o kafede uzaktan uzağa birbirimizi görmek için vakit geçirdik. Aylarca uzaktan birbirimizi izledik. Uzaktan aşık olduk. Hemde deli gibi.
Devran işlerini yoluna koyma dönemindeydi. Babasının mal varlığıyla baş etmeye çalışma zamanındaydı ve sevgililik dönemimiz çok bölük bölüktü. Az görüştüğümüz için bir o kadar bağlanmıştık.
Devran'dan bunu beklememiştim. Çünkü benim için hatta her kadın için muhteşem ulaşılmaz bir adamdı. Ama ben ulaşmıştım. Kalbinde tek kişilik bir yuva kurmuştum. Bütün çevremiz aşkımıza şahitti.
Nasıl oluyordu bilmiyorum ama gün geçtikçe aşkımız o kadar büyüyordu ki kalbime sığmıyor gibi hissediyordum. Beni pamuklara sararak seviyordu.
Biz nasıl böyle tarifsiz bir hale gelmişsek ailelerimiz bir o kadar kirlenmişti.
Annesi ve babasına düşkündü. Aile kavramı onun için çok değerliydi. Ailesi ise benden nefret ediyordu. Sıradan yoksul bir ailenin kızıydım. Onlara layık değildim. Devran varken bana uzak fakat saygılı davranıyorlardı. Devran olmadığında ise on dokuz yaşındaki bir genç kızı aşağılamalarıyla yerden yere vuruyorlardı.
Beni onlar istemedi. Benim ailem ise Devran'ı. Beni kullandığını düşündüler. Üstelik aramızdaki yaş farkı ve benim küçük oluşum büyük engeldi.
Biz bu engelleri dinlemedik. Herkesten gizli evlendik. O gün benim hayatımın yeniden doğuşuydu. En mutlu günümdü.
Evden kaçtığım için mutsuzdum ama anne ve babamın bana kıyamayıp affedeceklerini biliyordum.
Umduğum gibi olmadı.
Devran'ın ailesinin ısrarıyla tamamen kötü niyetli bir ısrar yanlarına yerleştik. Koca malikanenin doğu kanadı bize ayrılmıştı. Bir süreliğine bunu kabul ettik. En azından Devran ekstra yoğun seyahatleri ve toplantıları bitene kadar işi öğrenene kadar kalacaktık.
Her yalnız kaldığımda aşağılandım. Ezildim. Ailemi tıpkı benim gibi yerden yere vurdular.
Devran gelince sustular.
Küçük bir kız olan Efnan aşığı olduğu adamı üzmemek için sustu. Sustukça içten içe parçalandı.
Halbuki bunu yaşayacak hiçbir şey yapmamıştım. Fakat Devran'ın babası tanıyabileceğim en tehlikeli adamlardan birisiydi. Bunu hiç tahmin etmemiştim.
-"Islanıyorsunuz şemsiye ister misiniz?"
Seyyar satıcının önümde durmasıyla daldığım yerden sıyrıldım. Yağmuru fark etmemiştim.
-"Teşekkürler."diye mırıldandım ve banktan kalktım. Ellerimde hala anne babamın toprağından kalma tozlar varken ıslanmak umrumda değildi.
Küçük Efnan'ı büyüten bu mezar toprağı olmuştu.
Ellerim üşümesin diye etrafımda pervane olan ailem ve sevdiğim adamdan geriye hayatımda kimse kalmadı.
Bende böyle sınanıyordum. Dayanmak zorundaydım.
Yıllar geçmesine rağmen her şey tazeliğini koruyordu ve ben çok zorlanıyordum.
Bulduğum takside yoğun bir baş ağrısıyla otururken titreyen telefonumu cebimden çıkarttım.
Yade abla arıyordu.
Boğazımı nazikçe temizledikten sonra aramasını yanıtladım.
-"Efendim abla?"diyerek açtım.
-"Canım benim ne yapıyorsun?"
Beni bulduğundan beni üstüme titreyişi bana hep onu hatırlatıyordu. Tıpkı kardeşi gibi.
-"Dışarıda dolaşıyordum şimdi eve geçiyorum. Sen ne yapıyorsun abla nasılsın?"diye sordum.
-"İyiyim kuzum. Leyal seni özlemiş ve bu havada onu sana getiremeyeceğimi anlatamadım."
Ofise ne zaman gelse birlikte resim çizip boyadığımız için Leyal ile iyi bir takım olmuştuk.
Yade abladan telefonu alan inatçı minik yüzünden onlara gitmek zorundaydım. İlk önce eve uğramam gerektiğini söylediğimden dolayı Yade abla itiraz istemeden bana şoförünü göndereceğini söylemişti.
Ailesinin içine girmek istemediğimi dile getirmeme gerek yoktu. Yade ablaya güveniyordum. Bu yüzden herhangi bir problem çıkacağını düşünmüyordum. Yalnızca Leyal için ilk defa evlerine gidecektim. Eşi Gökhan beyle de ofiste tanışmıştım. Onun dışında herhangi bir şekilde birlikte aktivitemiz olmadı.
Derin düşüncelerle duş almış hızlıca odama geçmiştim. Gür kahve saçlarımı iyice kurutup ortadan ayırarak geride sıkıca at kuyruğu yaptım. Hafif bir makyajla dolabımı açtım.
Bu bir yıla kadar ihtiyacım olan bir kaç parçayla idare etmiştim. Ama artık öyle olmuyordu. Hayatımda belki de sayılı kere göreceğim gösterişli mekanlarda çalışırken onlara ayak uydurmam gerektiğini öğrenmiştim. Bu yüzden mecburen giyinmeye para harcıyordum.
Seçtiğim pantolon ve kazağın içine ince bir iç çamaşır takımı giyindim.
Üstüme kısa krem rengi kürklü montu geçirdikten sonra çantamı aldım. Yatağımın altında duran ayakkabılardan süet düz taban kahve botu alarak odamdan çıktım. Kapıyı kilitlemeyi unutmayarak evden ayrılmıştım.
Şoför zaten kapıda bekliyordu. Yade abla ofiste denk geldiğimizde bir kaç kere beni eve bırakmıştı.
Ve Leyal beni görmek istediğinde az da olsa onu yanıma getirip yarım saat duruyordu.
Uzun bir yolculuk sonrası nihayet evlerine ulaşmıştık. Beyaz taşlarla uzanan yolda kiremit rengi iki katlı büyük bir evle karşılaştım. Güvenlik görevlisinin tuttuğu şemsiyeyle kapıya kadar yürümüştüm.
Daha zili çalmadan kapıyı açan Leyal bacaklarıma yapışınca yere eğilip sarı saçlarının arasını öptüm.
Evde neyse ki eşi yoktu. Bu gerginliğimi bir tık azaltmıştı.
-"Gelmeseydin üzülecektim. İyi ki geldin. Birlikte daha fazla vakit geçirelim lütfen. Yabancı değiliz."
Leyal yerde yapışkanlı legoları ile hayali kulesini yaparken elimde duran sıcak kahveye baktım.
-"Ben...yani yoğunuz. Pek vaktim olmuyor." Açıkçası çekiniyordum. Evet yanında çalışmayı kabul etmiştim ama kimsenin haberi olmaması şartıyla.
-"Annem seni görmüş."dediği an hızla ona döndüm.
-"Merak etme bir şey söylemedim."diye ekledi hemen.
Omuzlarım düştü.
-"Bir anda karşıma çıktı."
-"Biz zaten çok görüşmüyoruz biliyorsun. Konuşmayı istemiyor olsan da ben neden bu durumda olduğunuzu öğrenmek isterdim. Anlatmak zorunda değilsin. Sadece yanında olduğuma inanmanı istiyorum."
Göğsümde yıllardır var olan ağırlık kendini hissettirirken sessiz bir nefes aldım.
Devran'ın...ismini sesli söylemeyeli kaç sene oldu? Ah.
Devran'ın eskiden anlattığı kadarıyla Yade ablanın ailesine karşı çıkarak evlendiğini biliyordum. İki kardeş ailelerinden farklıydı. Yade abla tıpkı benim gibi baş kaldırarak evlenmiş onlardan kendisini koparmıştı. Ve neredeyse doğru düzgün görüşmediklerini Devran anlatmıştı.
-"Ben bunları konuşmak istemiyorum abla. Özür dilerim."diyerek başımı eğdim. Titrek güçsüz sesim ne kadar zayıf olduğumu ele veriyordu.
Bana yaklaştığını hissettim. Elini kucağımda duran ellerimin üstüne koyup sıkınca yanak içlerimi ısırdım.
-"Sorun değil inan bana. Sadece şuna inanıyorum ki yıllar sonra karşıma çıkman hiç tesadüf değil Efnan. Sırf bu yüzden bile seni yalnız bırakmayacağım."
Hayır bu yalnızca basit bir rastlantıydı.
-"Anne süt istiyorum."
Leyal'in kurtarması ile rahat bir soluk alırken elim sıkışan kalbime gitti.
-"Bak Efnan çok güzel değil mi?" Sehpaya kurmuş olduğu minyatür evi ve küçük bebeklerini gösterdi. Elimden çekiştirince koltuktan kayıp yanına oturdum.
-"Çok güzelmiş. Uyumaya mı gitmişler?"diye ilgiyle sordum.
Odalarda yataklara yatırdığı minik oyuncak bebeklerinden birini alıp başını salladı.
-"Dayım aldı. Sen dayımı tanıyor musun Efnan?" Leyal minik aklıyla hiç bilmeden benim nefesimi yarıda kesti.
Titreyen elimi yumruk haline getirip indirdim.
-"Tanımıyorum balım. Çok güzel bir hediye almış." Gülümserken bulanıklaşan görüşüm düzelsin diye bir süre tavana baktım.
-"Bize pek gelmiyor. Ben onu özlüyorum ama hep işim var diyor. Gelirse bir tane de sana almasını söylerim."
Ağlamak istercesine gülümsedim.
-"Seninki yeter bize. Birlikte oynarız olmaz mı?"
Pişman olmak istemiyorum. Geldiğime pişman olmamalıyım. Göğsümden söküp attığım kalbimde kalan adamı yeniden düşünmemeliyim.
Saf nefretine sahip olduğumu görmek bu sefer ölümüme neden olacaktır.
•
Merhaba 🌸
Taze taze heyecanla geldim.
İnstagramda sohbet ettik ancak burada olanlara bir sürpriz oldu. Tamamen öylesine yazıp çizdiğim bir hikayeyle karşınızdayım.
Uyumsuz'a da yazmaya devam ediyorum ve büyük ihtimalle son bölümü ile geleceğim.
Desteğiniz ve sevginiz beni kararımdan şimdilik döndürdü. Dinlenmek için farklı bir yol deneyerek yine hayal kurmaya çalışıyorum.
Sizi seviyorum ❤️
