Zihinler arası iletişimde yalanı saptamak imkânsıza yakındı zira bu şekilde yalan söylemek de hayli zordu. Ancak şimdi Gölge'nin gönderdiği imgeler, yalan söylemekten de zor bir görev veriyordu ona.
'Kâşif, ruhundaki Tamu hatırası, Tüzarbak'ın dikkatini dağıtabilir. Ona karşı kullanabileceğimiz tek silah bu olabilir,' anlamına gelen imgeleri zihinsel bir fısıltıyla iliştirdi Gölge. Kâşif bir an düşündü Eflâtun'un Tüzarbak'ı oyalayışını izlerken. Zihnindeki anılar, ona karşı kullanabileceği bir güç kaynağı olabilirdi ama aynı zamanda kontrol edilmesi zor bir şeydi. Cehenneme dair anılarını olduğu gibi yansıtmak zihinsel yalanlar yaratmaktan daha zor olabilirdi. Yine de bunu denemek zorundaydı, başka çaresi yoktu.
"Benim," diye başladıktan bir an sonra zihnini susturup içerideki büyük karanlığa odaklanıp söyleyeceği tek kelimelik yalana odaklandı. O bir kelime yalan olsa da gerisi tamamen gerçek sözcükler, görüntü ve imgeler olacaktı. Tüzarbak'ın zihnine cehennemde yaşadıklarının görüntüsünü de iliştirmeyi başarabilirse çok daha etkili olabilirdi. "Bizim ruhlarımız bende gördüklerinden çok daha fazlasına sahip," diye bitirdi.
Sonra o karanlık boşluğa tekrar odaklandı. Bölgün ruhunun cehennemde geçirdiği yüzyıllarda yaşadığı anılara ulaşması zor değildi, onlar sürekli Kâşif'in ta içindeydi ama anılara dokunmak, onları karşısında kanat çırpan metal ve organik kanatlı heyulaya iletmek... işte bu zordan da öteydi. Ancak başardı.
Tüzarbak. Şamanların ona verdiği isim Yüz Kanat anlamına geliyordu. Ancak onu tanımlayacak çok daha derin sıfatlar vardı ki manyaklı, manyaksız ve gök pusatlı şamanların bu hikâyeyi bilmesi imkansızdı. Ancak Gölge, az da olsa nail oldu bu hikayeye.
Dünya hesabıyla binlerce yıl evveline dayanan hikayede Tüzarbak aslında yalnızca bir yardımcı idi. Gölge ile Kargışlı Fatihi'nin ziyaret ettiği varlığın hizmetkârı. Bir görevle görevlendirilmiş olan herkes gibi o da sadıkane adamıştı kendisini buna.
'Benim zavallı ruhlarım' dedikleri, her adımda uğultuları işitilen ruhlardan başkası değildi ve onun görevi, bu ruhlara yeni yuvalar aramaktı. Ancak şamanların şu anda an az ilgilendiği şey Tüzarbak ve efendisi ile bu dünyanın başıboş ruhlarının hikayesi değildi. Onların yegâne amacı, Acun halkının buradaki ruhlara konaklık etmesini engellemekti. Bunun için yapmak zorunda olabilecekleri her şeyi yapacaklardı.
Nedeni bilinmez. Gölge kadar kadim bir yer-su iyesi bile o kadar eski anıları görmekte zorlanır. Belki bu diyarın da bir Etigün Anası vardıysa ancak o bilir. Bu başı boş ruhlar neden ayrılmıştı bedenlerinden ve neden yeni kabuklara, yeni vucutlara ihtiyaç duyuyorlardı?
Ne demişti Yüz Kanatlı? 'Benim zavallı ruhlarım.' ama ondan önce bir şey daha söylemişti. 'Asabi ve yaşlı.' Yaşlı oluşları aradan geçen binlerce seneden kaynaklı idi, bina şüphe yok. Ya asabi? Bu sözü ruhlar için değil, bedenleri için söylemişti zira. Kâşif aradaki o nüansı anlamıştı. Bilirdi bedeniyle ruhunun ayrı yerlerde olmasını... Ve o asabi bedenlere mahkûm edilmiş zavallı ruhların, yalana ve manipülasyona gerek kalmayacak kadar, adem oğlunun bedenine uygunsuz olduğunu hissetmişti.
Tüzarbak da anlamış olmalıydı bunu. Kâşif'in dehşetengiz anıları bu kararında küçük bir yer kaplıyordu belki. O binlerce yıl yaşında olsa da durgun, ölülerle dolu bir dünyada nazenin bedenler yetiştirme görevini nasıl başarıya ulaştırabileceği hakkında düşünen bir görevliydi sadece. Acun gibi başka dünyalara da ulaştı mı bilinmez. Ya da bu süre boyunca çeşitli bedenler deneyip efendisinin istediği sonuçları alamayınca baştan mı başladı o da meçhul. Ancak kesindi ki şimdiye kadar henüz başarıya ulaşabilmiş değildi.
Gölge ile Kargışlı Fatihi de Tüzarbak'ın mekânına varınca bu ikisi arasındaki zihinsel savaşı ilgiyle izlemeye koyuldular. Eflâtun, yaşananların neredeyse tamamından ikizi sayesinde haberdardı. Fatih'in fiziksel kuvveti kadar ruhani kudreti de şanını hak edercesine büyüktü.
O da bu savaşın nasıl geçtiğinin farkındaydı ve bir anlık ani bir kararla Kâşif'e destek kuvvet olma kararı aldı. Onun hatıraları da en az Kâşif'inkiler kadar dehşetli idi. Ona şan kazandıran zamanlardan anıları kurcalayıp çıkardı. Kargışlı köyünde savaştığı cin sülalesi, köy halkının üç yüz yıllık esarette yaşadıkları, Ekin ve Ozan adındaki köylü çocuklar ve dahası...
"Kâfi!" Bu sesin sahibi elbette Tüzarbak'ın ta kendisiydi. Beynine hücum edilen görüntüler karşısında pes etmişe benziyordu. Ağzı olması gereken yerden çıkmamıştı bu sözler elbette. "Bedenleriniz layık değil!" Bu kadarlık bir açıklamayı yeterli görmüş olacak ki daha fazla konuşmadı. Sadece konduğu yerden tekrar havalandı. Şimdi kanatlarını tekrar çırpmaya başladığı halde beş metre yukarıdan bile o metal kanadın tıkırtısı şamanların kulağını hayli rahatsız ediyordu.
"Başardık mı?" Kâşif bunu ümitle sordu anılarından sıyrılabildiğinde.
"Henüz değil," diye bildirdi Fatih. "Hâlâ acun için bir tehdit. Eşik açma konusunu kökten halletmeniz gerek."
Dördü de bir araya gelmiş, Tüzarbak'ı dünyaya bulaşmaması konusunda ikna etmişlerdi. Şimdi Kâşif, ev sahibinden uzaklaşmalarının ardından Arindegâh'a bir eşik açmıştı. Tüzarbak ve hizmet ettiği ile ilgili hareket geçme vakti gelmişti.
"Diğeriyle ilgili ne öğrendiniz?" diye sordu Kâşif Fatih'e. Burada kendisine düşman kesilen kamlara karşı güvendeydi ancak ıssız diyarın ruhlarına bekçilik eden yaratıklar konusunda o kadar emin değildi. Dünyayı onlardan korumak evet, Kâşif'in de göreviydi elbette. Ancak kendi yuvasını, Arindegâh'ını da düşünmek zorundaydı.
"Birçok şey," diye cevap vermeye başlayan Kargışlı Fatihi, bu olayı ihtiyar kamların bilgisine açıp açmamakta da kararsızdı. "Bizim Tüzarbak'ın efendisi olduğu kesin. Dünyaya ilk gelişinde saldırmamış olması da aldığı emirden dolayı imiş. Bedenlerimizi kendi ruhlarına konak olabilecek mi diye tetkik etmesini istemiş. Tabi bunları kendisi söylemedi," diyerek Gölge'yi saygılı bir ifadeyle işaret etti. Gölge'nin kadim sezgileri sayesinde haberdar olmuşlardı.