İçeriğe geç

Efendimi Ararken / +21

Bölüm 28 · 5 dk okuma

Efendimi Ararken / +21

Bölüm 28

Bölüm 28/ Şakayık...

Masanın üzerinde ki telefonum sürekli titrerken konuşmanın ortasında uzanıp elime alamadığım için tüm dikkatimi dağıtıyordu.

"Seninle böyle karşılaşmak tuhaf oldu..." Victorun yeşil gözleri üzerimde merakla dolandı.

Müvekkilimin o olduğunu kim umardı?

Firması adına açılan bir çalıntı davasını benim üstlenmemi istiyordu.

Üstelik ödemeyi oldukça bonkör tuttuğunu söylediğinde bu işi almanın benim için çok iyi olacağını biliyordum.

"Hayat şaşırtıyor." Bakışlarım kol saatime döndüğünde çoktan şirkette olmam gerektiğini biliyordum.

Konu konuyu açmış ve geç gelmemin mahcubiyetiyle gereğinden fazla kalmıştım burada.

"Artık çıkmam gerek..." çantamı ve masanın üzerindeki telefonumu aldığımda yavaşça kalktım ayağa.

"Seni yeniden ne zaman göreceğim..." gergin sesiyle ilgili bakışları üzerimde dolandı.

"Yani, bir kaç kez daha dosyanın üzerinden geçmemiz gerekecek ama genel olarak mahkemede buluşuruz tekrar." Şaşkınlıkla bana ilgiyle bakan adama bakıyordum.

"Belki bir akşam yemeğinde?" Dedi alaylı bir tebessümle.

"Ben bir köle yada itaatkar değilim Victor. O gün işler biraz-"

"Farkındayım Flora, sadece sıradan bir akşam yemeği, senş hemen kelepçelerimin arasında hapsedecek değilim."

Dudakları karanlık bir tebessümle kıvrıldığında histerik bir gülüş bıraktım.

"Kelepçe... hah. İyiymiş." Çantamı koluma taktım ve elimi ona doğru uzatarak vedalaşıp bu günü kapatacaktım.

Uzanıp elimi kavradı ve yavaş bir hamleyle kendine çektiği elimin üzerine istekli bir öpüş bıraktı.

Baştan çıkarıcı gözleri bana döndüğünde sıcak nefes elimin üzerine yayıldı.

"Senden haber bekliyorum..." geri çekildiğinde elimi kendime doğru çektim ve sıkkın bir nefesle sahte bir gülüş eşliğinde arkamı dönüp kafenin çıkışına doğru ilerledim.

Adımların kaldırıma ulaştığında avuçlarımda ki telefonda üst üste gelen mesajlara nihayet bakmaya fırsatım oluyordu.

Leo: Şimdiden özledim seni. Lanet saatler nasıl geçecek?

Leonardo: Belki bu gece için güzel bir plan yapabiliriz.





Leonardo: Etkinlikten sonra seni bir yürüyüşe çıkarmak istiyorum. Sonrasında ufak bir işi halledip sana geleceğim ve bütün gece seninim.





Leonardo: Biz şunu bütün hafta sonu yapalım.





Leonardo: umarım Annemle baş edebilirsin. Bazen gerçekten zor bir karakter olabiliyor.





Leonardo: Neden bir şey söylemiyorsun?





Leonardo: Bebeğim güne berbat başladık ama tüm gün böyle olmak zorunda değil.... Konuş benimle.





Leonardo: Birazdan seni almaya geliyorum. Hiç sorma şansım olmadı. En sevdiğin çiçek ne Flora?





Son mesaj bir kaç dakika önce gelmişti, saatin böyle hızlı ilerlemesi hiç mantıklı değil...




Şirkete gelecek ve ben hala bir takside değilim...

Yolda hızla ilerleyen bir kaç taksinin arasından biri nihayet el işaretime bir karşılık verdiğinde aceleyle içeriye girdim.

——

Taksinin içinde kurulduğumda ortalama 10 dakika sonra şirkette olacaktım. Leonardo yanıka gelmeden benim bir şeyleri artık başlatmam gerekiyor.




Bu adamın Annesiyle yada ailesiyle tanışıp kaynaşmak istemiyorum!

Bu lanet iş bir an önce bitsin istiyorum.İçim soğusun ve ruhum bir nebze huzur bulsun.




Rehberdeki numaralardan kuzenimin adını bulduğumda, kulağıma yasladığım telefonun çalışını dinledim.




"Flora?" Heyecanlı sesiyle konuştuğunda daha fazla uzatmadan konuya giriyordum.




"Luke, dinle beni..." sesim titrerken taksinin öne bağlanan camını yavaşça kapattım.




"Ne oldu? Bir sorun mu var?" Tedirgin sesiyle onu bölerek devam ettim.




"Biri var... bir uy*şturucu baronu..." titreyen sesime lanet olsun..




"Başın dertte mi! Neredesin Flora! Böyle adamlarla ne iş-"




"Susta dinle! Başım belada falan değil. Aksine onun başı belada... mallarını nerede tuttuğunu ve daha bir sürü ayrıntı elimde delilleriyle duruyor. Bu adamı bitirp bitiremeyeceğimi söyle bana. İçerde kalıp kalamayacağını?"




"Delil mi?" Afallamış sesiyle aptallığı haşa küçükken olduğu kadar bariz diye düşünmeden edemedim.




"Evet delil. Söyle bana onları sana gönderdem ve- yani bilirsin..."




"Ne kadar maldan bahsediyorsun?" Şimdi aynı dilde konuşuyoruz işte.




"Tonlarca... hepsi körfezdeki limanlarda. Şimdi söyle bana, senim küçük polis merkezin böyle bir haberi patlatacak kadar güçlü mü?"




"Tonlarca... Flora. Benimle kafa mı buluyorsun?" Şaşkın gülüşü ahizede yayıldığında araç şirkete doğru yaklaşıyordu.




"Sana her şeyi göndereceğim... en az bir ton er*in ve tonlarca me*ten bahsediyorum. Hepsinin başındaki ismi ve bildiğim tüm ikamet adreslerini sana ulaştıracağım. Şimdi kapatıyorum ama en hızlı şekilde harekete geçmen gerek. Sana güvenebilir miyim?"




"T-tabiki... lanet olsun bu- bu bana terfi getirecek..." sevinç çığlığıyla telefonu kapattım ve galeriye girerek tüm delilleri bir dosya içinde mail adresine gönderdim.




Umarım bu sıradan polis memuru , Leo'nun ipini çekecek kadar güçlüdür...




Ona karşı bir güvensizlik yok içimde elbette, işinde oldukça iyidir ama Leonardo, onun elinin ne kadar uzun olduğunu bilmiyorum.




"Geldik." Taksi şirket binasının önünde durduğunda cüzdanımdan çıkardığım parayı yeniden açtığım ara camdan öne uzattım.




Aşağıya indiğimde kapının önündeki siyah spor arabaya yaslanmış bir şekilde beni bekleyen Leonardo parlayan gözlerle toparlandı ve sıcak bir gülümsemeyle bana doğru gelip sıkıca sarıldı.




"Bir ara beni ektin sandım." Ağır kolu omuzumu sardığında beni tutup kendine doğru çekti ve saçlarımın üzerine sıcak bir öpücük bıraktı.




"Mesajlarıma cevap vermediğinde korkuyorum... tanrım lisedeki ergenler gibiyim, bir şey aramıza girecek diye ödüm kopuyor..." kıkırdayarak beni arabaya doğru ilerletti ve kapımı açtı.




"Bu gün için yorucu bir tempo bizi bekliyor sevgilim , hazır mısın?"




Devirdiğim gözlerimle ondaki bu profesyonel tavırlar sinirimi bozuyordu.




Yönümü açılan kapılara çevirdiğimde beklemeden içerye doğru ilerledim ve yan koltuğa oturdum.




Leonardo kapımı kapattığında yüzünün asıldığını görüyordum.

İlgisine karşılık alamayan bir sosyopat gibi...

Modu öyle hızlı düşüyor ki. Takıntılı pislik!




Burnuma çalan güzel kokularla bakışlarım aracın arkasına döndü.




Arka koltuğun boydan boya bir sürü çiçekle dolu olduğunu gördüğümde şaşkınlıkla dudaklarım aralandı.




Şoför koltuğuna geçtiğinde, kapısını kapattı ve yüzü bana döndü.




"Hangisini sevdiğini söylemedin..." yumuşak sesiyle bakışlarım yüzüne döndü.




"B-ben... şakayıkları severim... " şaşkın fısıltımla kolu arkaya doğru uzandı ve bir sürü buketin arasında duran pembe şakayık buketini alıp öne doğru çekti.




Kucağıma bıraktığı şakayıklarla güzel gözleri yüzüme döndü.




"Bunu not ettim..." uzanıp dudaklarımın üzerinde şehvet dolu bir öpücük bıraktı ve alt dudağımı hızla ağzına aldı.




Kasıklarımda hareketlenen kasılmayla kendimi geri çekmek için bir hamle yaptım fakat çenemi sıkıca kavrayıp dilini dudaklarımın arasından içime doğru soktu.




Kısık erkeksi hırıltısı kulaklarımda dolanırken sertleşmeye başlayan öpüşüyle kadınlığımda bir sıcaklık bacaklarımın arasından aktı.




"L-leo..." nefes nefese geri çekildiğimde bedenimdeki tüm derimin gerildiğini ve ürperdiğini hissettim.




"Çok özledim seni," alnını benimkine bastırdı ve aç bir kurt gibi yeniden kavradı dudaklarımı.




Bu kez çenemdeki eli belime kayarken beni çekip kendine doğru almaya öyle büyük bir açlık duyuyordu ki.




Kadınlığımda dolanan ince sızıyla bastıramadığım bir inilti bıraktım ağzının içine.




"B-ben... müsait-"




Sert Öpüşlerinin arasına sıkıştırdığım iniltili bir kaç kelimeyle aldığım zevk yüzünden kendimden nefret ediyordum.




Ama bu pisliğin üzerimde böyle bir etkisi olduğu sürpriz değildi... lanet olsun ki değildi...




"Biliyorum... sadece biraz daha..." resmen dudaklarımın üzerinde kurduğu hakimiyetle açlığını dindirmeye çalışıyordu, bense bu anın bir an önce bitmesini isteyerek ellerimi sert gövdesine bastırdım ve geri çekildim.




"Gidelim artık..." dudaklarımın öpülmekten zonkladığını hissediyordum.




Sırtım koltukla birleştiğinde Leo erkeksi hırıltılarla kendini sakinleştirmeye çalışırken dudaklarındaki ıslaklığımı iştahla emdi.




"Gidelim... tabi..." yüzünde buruk bir gülümseme oluşurken göğüs kafesinin yaşadığımız yakınlaşma ile nasıl inip kalktığını görebiliyordum.




Gözlerim istemsizce pantolonuna döndüğünde gördüğüm kabarıklık bariz bir şekilde bacağına doğru uzanıyordu.




'Siktir... bakma Flora!'




Başımı cama doğru çevirdiğimde gözlerimi sıkıca kapattım...




Araba çoktan hareket etmişti ama benim bacaklarımın arasındaki lanet ıslaklık yanaklarımı kızartıyor.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

29. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.