İçeriğe geç

Ece

Bölüm 39 · 4 dk okuma

Ece

Bölüm 39

39. Bölüm: Kenan nerede?

Duvar saatinin tik-takları, evin içindeki o mutlak sessizliğin içinde birer çekiç darbesi gibi çınlıyordu. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Kenan’ın o "baş kesme" emrinden sonra aradan saatler değil, sanki bir ömür geçmişti.

​Salondaki tek lambanın ışığı, salonun bir köşesini aydınlatırken, diğer taraflar zifiri karanlığa bürünmüştü. Koltuğun kenarına büzülmüş, gözlerimi bir an olsun giriş kapısından ayırmıyordum. Her araba sesi, her uzaklardan gelen rüzgâr uğultusu, yerimden sıçramama neden oluyordu.

​Telefonum avucumun içinde terlemişti. Defalarca Kenan’ın isminin üzerine geldim. Parmaklarım, arama tuşunun üzerinde titreyerek gezindi ama her seferinde geri çekildim. Ararsam ne diyecektim? Neredesin? Birini öldürdün mü? Eve ne zaman geleceksin?

​Bu soruların ağırlığı, arama tuşuna basmama engel oluyordu. Eğer ararsam, o karanlık dünyanın kapısını aralamış olacaktım. Eğer ararsam, o dünyayı merak ettiğimi, o dünyanın bir parçası olduğumu kabul etmiş olacaktım. Kenan’ın o sabahki uyarısı kulaklarımda çınlıyordu: "Bana geçmişle ya da o dünyayla ilgili tek bir soru daha sormayacaksın."

​Korku, iliklerime kadar işliyordu. Sadece Kenan’ın başına bir şey gelmesinden değil; Kenan’ın o kapıdan içeri girdiğinde, üzerinde taşıyacağı o karanlıktan korkuyordum. Ellerinde ne vardı? Hangi izleri taşıyordu?

​Evin içi bir kuyu kadar soğuktu. Ayağa kalkıp pencerenin kenarına gittim. Sokağın başında yanan cılız sokak lambası, boşluğu aydınlatıyordu. Kimse yoktu. Kenan yoktu.

​"Ya o emri verenlerin hedefi haline geldiyse?" diye düşündüm. "Ya bir daha hiç gelmeyecekse?"

​Bu düşünce içimdeki o korkuyu bambaşka bir boyuta taşıdı. Kenan’dan nefret etsem de, onunla olan bu bağın, hayatımın yegane pusulası haline geldiğini inkar edemezdim. Ona duyduğum öfke, şimdi yerini acımasız bir belirsizliğe bırakmıştı. Telefonu masaya, sert bir hareketle bıraktım. Aramayacaktım. Belki de bu, Kenan’ın beni o dünyadan uzak tutmak için kurduğu o "sessizlik" oyununun bir parçasıydı. Ben bekleyecektim. O, o karanlık işini bitirip, üzerindeki o ağır yükle beraber eve dönene kadar bekleyecektim.

Zamanın durduğu o sessiz dakikalarda, telefonumun ekranı aniden aydınlandı. Gelen bildirim sesi, odadaki tüm gerginliği bir bıçak gibi kesti. Kalbim ağzıma geldi; hızla telefona uzandım, beklentiyle ekranı açtım.

"Kapıya koruma gönderiyorum. Ben bu gece gelemeyeceğim. İçeriden çıkma."

Mesaj Kenan’dandı.

Olduğum yerde öylece kalakaldım. Mesaja boş gözlerle baktım. Kenan, bizim evliliğimizde ilk kez kuralları bu kadar sert bir şekilde değiştirmişti. Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştı. İşleri ne kadar yoğun olursa olsun, ya eve dönerdi ya da tek kelime etmeden bir şekilde varlığını hissettirirdi. Ama bu mesaj... Bu bir haberleşme değil, adeta bir karantina emriydi.

Elimdeki telefon titriyordu. Yavaşça koltuğa geri çöktüm, kendi kendime fısıldamaya başladım. Sesim, boş odanın içinde ürkütücü bir şekilde yankılanıyordu.

"Gelemeyecekmiş..." dedim, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. "Ne demek gelemeyecek? Hangi iş bu kadar uzayabilir? 'Kapıya koruma gönderiyorum' diyor... Beni korumak için mi, yoksa benden bir şeyler sakladığı için mi? Yoksa..."

Yutkundum, boğazım düğümlendi.

"Ertuğrul haklı mıydı yoksa? O 'iş' dedikleri şey, Kenan’ı da aşan bir noktaya mı geldi? Mücahid... O adamın başını kesecekti, öyle demişti. Yoksa işler sandığından daha mı kötü gitti? Eğer birine bir şey yapacaksa, neden bu kadar tedbirli davranıyor? Kenan Kaya, kimseden korkmazdı. Ama şimdi... Şimdi evden çıkmamı bile yasaklıyor."

Ayağa kalkıp pencereye yürüdüm. Sokağın başında beliren o kara gölgeyi, yani kapımıza yerleşen o adamları gördüm. Artık kendi evimde, bir mahkum gibiydim.

"Bu bir koruma değil," diye fısıldadım cama yansımamı izlerken. "Bu bir saklama. Benden, Ertuğrul’dan, belki de herkesin bildiği ama benim asla çözemediğim o büyük sırdan saklıyor beni."

Başımı camdan ayırmadım. İçimdeki korku, yerini derin bir şüpheye bırakmıştı. Kenan, o gece eve dönmeyerek sadece bir işi yönetmiyordu; o geceki sessizliğiyle, benim o karanlık dünyaya olan bakış açımı tamamen değiştirecek bir süreci başlatıyordu.

Peki, o korumalar kapıdayken, ben bu gece nasıl uyuyabilecektim?

Mesajın o soğuk, mesafeli tonu zihnimi felç etmeye yetmişti. Kapıdaki adamların varlığı, evimin güvenli sınırlarını bir hücreye dönüştürmüştü. İçimdeki o bastırılmış panik, artık kontrol edemediğim bir çığlığa dönüşüyordu.

"Hayır, böyle yapamazsın..." diye fısıldadım, titreyen ellerimle tekrar Kenan’ın numarasını tuşlarken. "Beni böyle bırakıp gidemezsin, açıklama yapmadan, sadece bir mesajla..."

Telefon kulağımda, o monoton "Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor" sesini beklerken bile içimde bir umut kırıntısı vardı. Belki telefonu sadece sessize almıştır, belki bir çatışmanın ortasındadır ama sonra açacaktır...

Ama saniyeler geçtikçe, o mekanik ses zihnime bir kurşun gibi işledi: "Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor."

Bir kez daha denedim. Yine aynı. Üçüncüde telefonu kulağımdan indirdim, ellerim o kadar çok titriyordu ki cihaz neredeyse yere düşecekti. Koltuğun üzerine yığıldım, gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Artık o "dik duruşlu, her şeyi kontrol eden Ece" yoktu; sadece karanlığın ortasında, ne olduğunu bilmediği bir dehşetle baş başa kalmış, korkudan tir tir titreyen bir kadın vardı.

"Allah’ım, ne oluyor?" dedim, sesim odanın sessizliğinde hıçkırıklarla boğulurken. "Ne dönüyor bu insanların dünyasında? Kenan... Neredesin? Başın kesilecek dedin, o adamın sonu mu oldun, yoksa sen mi... Sen mi bir şey yaşadın?"

Odanın ortasında, sanki her an bir yerden birileri çıkacakmış gibi etrafıma bakındım. Evin duvarları üzerime üzerime geliyordu. Dışarıdaki o adamlar, beni korumak için mi oradaydı, yoksa Kenan'ın arkamda bıraktığı bir izi silmek için mi?

"Korkuyorum..." diye inledim, ellerimle yüzümü kapatarak. "Yardım et, ne olur yardım et! Bu kadar karanlık bir hayatın içine nasıl düştüm, Kenan nerde?

Kenan’ın telefonunun kapalı olması, sadece bir bağlantı sorunu değildi. Bu, onun dünyasıyla aramızdaki köprünün geçici olarak değil, belki de tamamen yıkıldığının ilk işaretiydi. O an anladım ki; Kenan’ın "koruması" aslında en büyük yalnızlığımdı.

Bölüm sonu

2 yorum