İçeriğe geç

Ece

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Ece

Bölüm 3

3. Bölüm: "Ece: Kukla Değil, Oyun Kurucu"

Ahmet dayım masaya çöktü, Hacer yenge ise yüzündeki o sinsi gülümsemeyle bana bakıyordu. "Güzel oynadın Ece," dedi, "ama unutma; Kenan Kaya, o masadan istediğini almadan kalkmaz."

O gittikten sonra mutfakta baş başa kaldık. Şimdi tek başımaydım. Yarın sabah Kenan geri geldiğinde, elimde onu köşeye sıkıştıracak bir kozum olmalıydı.

Kenan'ın kapıdan çıkışıyla beraber mutfağın kapısı ardımda bir kilit sesiyle kapandı. Ahmet dayım sinirden titreyen elleriyle masadaki bardağını kavrarken, Hacer yengenin yüzündeki o sahte şefkat maskesi yerini gerçek bir nefret ifadesine bırakmıştı.

"Daha ne kadar zorlayacaksın Ece?" dedi Ahmet dayım, sesi hırıltılıydı. "Kızım, anlamıyor musun? Kapına icra memurları dayandığında o gururun seni koruyacak mı sanıyorsun?"

Hacer yenge bir adım öne çıktı, sesi tıslar gibiydi: "Kenan'ın sabrını taşırma. O masadan kalktığı an, arkasında sadece bir evlilik teklifi değil, bir emir bıraktı. Yarın o imzayı atmış olacaksın, yoksa..."

Sözünü tamamlamasına izin vermedim. Masanın üzerine bıraktıkları o dosyayı sanki bir çöpmüş gibi aldım ve tam ortadan, herkesin gözü önünde ikiye böldüm. Kâğıtların yırtılma sesi, mutfaktaki o gergin sessizliği paramparça etti. Ahmet dayım şaşkınlıktan ayağa fırladı, Hacer yengenin gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu.

"Yeter!" diye bağırdım. Sesim mutfağın duvarlarında yankılandı, kendi kulaklarıma bile yabancı gelen bir tonda, ama bir o kadar da dikti. "Yeter artık üzerimdeki bu korku oyununuz. Ben sizin kuklanız değilim!"

Ahmet dayım üzerine doğru bir adım attı, "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye gürledi.

Geri çekilmedim. Aksine, aramızdaki mesafeyi kapatıp doğrudan gözlerinin içine baktım. "Ne yaptığımı çok iyi biliyorum dayı. Sizin bu ev üzerinde hiçbir söz hakkınız yok. Kenan'la evlenmesem bile, o kağıtları imzalasam bile, bu ev benim! Tapu benim üzerime, bu duvarlar benim anılarımın bekçisi. Siz sadece bu evin içinde misafirsiniz, hem de artık hiç istenmeyen misafirler!"

Hacer yenge araya girip, "Bu ev senin ama borçlar hepimizin başını yakacak, bunu düşünmüyorsun bile!" diye çemkirdiğinde, ona dönüp işaret parmağımı salladım.

"Borçlar senin değil, dayımın. Kendi hatalarının bedelini bana ödetemezsiniz. Kenan'a olan o 'minnet' borcunuzu, benim geleceğimi satarak mı ödeyeceksiniz? Kenan Kaya ile evlenirsem borçlarınız silinirmiş... Ne kadar da ucuz bir takas! Ama şunu kafanıza sokun: O imzayı atmayacağım. Yarın o adam kapıdan girdiğinde, ona vereceğim tek yanıt 'hayır' olacak. Ve siz, artık bu kapıdan içeri nasıl gireceğinizi, nasıl yaşayacağınızı kendiniz düşünün. Çünkü ben artık sizin oyununuzda piyon değilim!"

Arkamı döndüm, mutfaktan çıkarken arkamdan duyduğum küfürleri ve Ahmet dayımın o çaresizce sandalyeyi devirişini umursamadım bile. Kendi odama girip kapıyı ardımdan çarptım. Kalbim hala hızla çarpıyordu ama bu kez korkudan değil, yıllardır bastırdığım o isyanın getirdiği bir zafer duygusuydu.

Odama girdiğimde, anneannemin fotoğrafına baktım. "Korkmayacağım," diye fısıldadım.

Ama biliyordum; bu evde artık tamamen yalnızdım. Dayım ve yengem, bu meydan okumamdan sonra daha sinsi, daha tehlikeli bir yola başvurabilirlerdi.

Odamdaki bu düşüncelerle boğuşurken, mutfaktan gelen sesler netleşmeye başladı. Bir süredir süren fısıldaşmalar, kapının sertçe açılmasıyla kesildi. Beyza mutfağa girmişti. Sesi odama kadar ulaşıyordu.

​"Baba, ne oluyor?" dedi Beyza, sesi merak ve biraz da huzursuzluk doluydu. "Dışarıdaki o siyah arabalar da neyin nesiydi? Kim geldi buraya? Sizin bu haliniz ne? Bu yırtık dosya da ne böyle? Ne olup bittiğini anlatacak mısınız?"

​Beyza’nın sesi normalde olduğundan daha temkinliydi. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama ne olduğunu bilmiyordu.

​"Beyza, içeri gir ve kapıyı kapat," dedi Ahmet dayım, sesi yorgun ve isteksizdi. "Büyüklerin işine karışma."

​"Nasıl karışmayayım baba?" diye çıkıştı Beyza. "Az önce evden çıkan adam kimdi? Kapının önünde duran o arabalar ne için burada? Mahalleli camdan bakıyor, herkes birbirine bir şey soruyor. Rezil oluyoruz!"

​Hacer yenge araya girdi, "Sana bir şey yok dedik ya Beyza! Sadece bir iş görüşmesiydi ama Ece yine çıkardı sorununu," diyerek konuyu geçiştirmeye çalıştı.

Beyza’nın sesi bu sefer daha da keskinleşti. "Yine mi o?" dedi, sesi bir tiksinti barındırıyordu. "Sırf o yaptı diye evde bu kadar huzursuzluk çıkarmak, milleti kapımıza dizmek zorunda mısınız? Kimdi o az önce giden adam? Ve neden o siyah arabalar şimdi gitti?"

Hacer yenge, Beyza’yı susturmak için bir şeyler mırıldandı ama Beyza’nın sesini kısmaya niyeti yoktu. "Ne olursa olsun, o kızı bu evden çıkarın artık. Ben artık onun o sinsi sessizliğinden, babaannemin kalan hatıraları sahiplenip bizden üstünmüş gibi davranmasından bıktım. Şimdi yine odaya kapanıp ağlıyordur, 'bana zarar veriyorlar' diyerek mağdur rolü yapıyordur. Siz ona yüz verdikçe o tepemize çıkıyor."

Ahmet dayım öfkeyle masaya vurdu. "Beyza, kes sesini! Ece şu an bizim için bir çıkış yolu. Sen durumu anlamıyorsun, senin dünyan tozpembe."

Beyza’nın sesi bu sefer daha da keskinleşti. "İsterse ne olursa olsun, umurumda değil. Yeter ki şu evdeki varlığı son bulsun. Eğer o dışarıdaki arabalarla gelen adamla bir şey konuştuysanız, bırakın artık oyun oynamayı. Odanın kapısını kırıp atayım mı onu dışarı?"

Beyza kapımın önüne kadar geldi, adımlarının sesi parkelerde netti. Kapıyı sertçe yumrukladı. "Ece! İçeride olduğunu biliyorum. Ne çevirirsen çevir, babamı ve annemi neyle tehdit edersen et; bu evden gideceksin. Bu sefer kaçacak delik bulamayacaksın!"

Beyza mutfağa, babasının yanına geri gitti. Kapının ardında derin bir sessizlik çöktü. Dışarısı artık sakindi, siyah arabalar gitmişti. Ama bu sessizlik, yarın sabahın getireceği o yüzleşmenin ayak sesleri gibiydi. Odada, anneannemin fotoğrafına bakarken, yarın sabah Kenan o kapıdan girdiğinde neler olacağını düşündüm.

Bu gece, son geceydi.

Pencereden dışarıya, sokağın karanlığına baktım. Kenan Kaya... O bir iş adamı değildi; o, dayımın kumar borçlarını ödeyen ve karşılığında beni "tahsilat" olarak gören bir adamdı. O dosyayı parçaladığımı henüz bilmiyordu; belki de yarın sabah içeri girdiğinde, masanın üzerinde bir kâğıt yığını görmeyi bekliyordu. Ama o kâğıtlar artık çöp olmuştu.

Peki neden bu kadar sakindi? Neden o mutfaktan çıkarken arkasına bile bakmadan gitmişti?

Telefonumun ekranı parladı. Bilinmeyen bir numara. Sessizce açtım. Karşı tarafta sadece şehrin gece sesleri ve derin, tok bir nefes alışverişi vardı. Kenan’dı.

"Ece," dedi, sesi o karanlık tekinsizliğiyle odaya doldu. "Dayın borçlarını bana 'vadeyle' ödemeye çalışıyor. Ama ben sabırlı bir adam değilim. Yarın sabah o kapıdan içeri girdiğimde, masanın üzerindeki o evrakların imzasını görmek istiyorum. Eğer o kâğıtlar imzalanmamışsa, senin gururun benim için sadece bir eğlence aracı olur."

Sesi, az önce mutfakta duyduğum o hırıltılı sesin aksine, bu kez bir zehir gibi sakindi.

"Neden bu kadar eminsin?" diye fısıldadım, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak.

Hafif bir gülüş duyuldu karşı tarafta. "Çünkü Ece, sen bu evi bırakıp gidemezsin. Dayının ve o kadının sana neler yaptığını biliyorum. Sen o evden gitmek için bir çıkış yolu arıyorsun ama tek çıkış yolun benim. Yarın sabah o kapıyı açtığında, karşına bir 'düşman' değil, 'tek çare' olarak çıkacağım."

Hat kapandı.

Elimde telefonla öylece kaldım. Kenan sadece bir tefeci değildi; o, hayatımdaki tüm açmazları, dayımın çaresizliğini ve Hacer yengenin sinsi planlarını biliyordu. Beni bir piyon gibi görüyor ama aynı zamanda elimdeki tek "kurtuluş bileti" olduğunu da biliyordu. Yarın sabah kapıdan girdiğinde, benim yırtıp attığım o dosyanın bir hükmü kalmayacaktı. O, kâğıtla değil, güçle geliyordu.

Yatağa uzandım ama uyku gözümden çok uzaktı. Kenan'ın dediği gibi; o aslında benim 'çare'm miydi, yoksa içine düşeceğim daha derin bir uçurum mu? Yarın sabah o kapı açıldığında, sadece 'hayır' demek yetmeyecekti. Kenan'a, onun dünyasında nasıl hayatta kalınacağımı göstermem gerekiyordu.

Devam edecek

~Benden size. Kenan Kaya’nın o soğuk bakışlarının arkasında ne sakladığını, kapıdan içeri girdiğinde üzerindeki o tekinsiz aura ile evdeki dengeleri nasıl değiştireceğini henüz kimse bilmiyor. Aynı şekilde, Ece’nin o sükunetinin altında gizlediği, yarın sabah ortaya çıkacak olan o bambaşka 'Ece'yi de...

Sizce Kenan Kaya, Ece’nin karşısına çıktığında nasıl bir imajla bizi karşılayacak? Ve siz Ece’yi nasıl hayal ediyorsunuz; o narin görüntüsünün ardında nasıl bir savaşçı gizli?

Hikayenin buraya kadar olan akışını ve karakterlerimizi nasıl buldunuz? Bundan sonraki bölümde neler olacağını tahmin etmek isteseniz, ibre hangisinden yana döner: Korkudan mı, yoksa zaferden mi? Yorumlarınızla hikayenin bir sonraki adımını birlikte şekillendirelim mi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.