İçeriğe geç

Ece

Bölüm 28 · 5 dk okuma

Ece

Bölüm 28

28. Bölüm: Kural Değil Yasak

Otel odasının kapısı ardımızdan kapandığında, arabadaki o boğucu gerginlik yerini çok daha tehlikeli, tenleri tutuşturan bir havaya bıraktı. Kenan'ın eli hala belimdeydi, sanki odanın içinde atacağımız her adımda beni kendine biraz daha hapsediyordu.

​Kenan, ceketini yavaşça üzerinden çıkarıp koltuğun üzerine attı ve yavaş adımlarla bana doğru yöneldi. Odanın loş ışığı, yüzündeki o avcı ifadesini daha da belirginleştiriyordu. Bir hamleyle kabanımın düğmelerine uzanacakken, hızla geri çekildim. Gülümseyerek kendimi yatağın diğer ucuna attım.

​"Daha değil, Kenan," dedim, sesime bilerek o muzip ve kışkırtıcı tınıyı yerleştirerek. Gözlerinin içine doğrudan baktım; bu onun için alışılmadık bir durumdu, yöneten değil, yönetilen olmayı reddediyordum.

​Kenan kaşlarını çattı, gözlerinde o bildik otoriter parıltı belirdi. "Oyunun dozu mu artıyor, Ece?" diye sordu, sesi hırıltılı bir arzuyla harmanlanmıştı. Üzerime doğru bir adım daha attı, ama ben yine bir engel koydum; bu sefer araya bir yastık ve bakışlarımdaki o meydan okuyan duvarı koyarak.

​"Sadece kuralları biraz değiştirmek istiyorum," dedim. Ayağa kalktım, yavaşça odayı arşınlamaya başladım. "Seni çözmek istediğimi söyledim, hatırlıyor musun? Ama seni çözmek, sadece tenine dokunmak demek değil. Eğer aramızda bir şeyler olacaksa, bu sadece senin arzularının esiri olduğum bir 'duygusuz' an olamaz. Ben senin kim olduğunu bilmek istiyorum, Kenan. O 'tatliş' maskenin arkasındaki o karanlık adamın, şu an benden ne istediğini gerçekten bilmek istiyorum."

​Kenan duraksadı. Beni kendine çekmek yerine, olduğum yerde dikilip beni izlemeye başladı. Odanın içindeki o yoğun enerji, arzudan ziyade bir satranç oyununun hamlelerine dönmüştü.

​"Duygular mı?" dedi Kenan, alayla karışık bir şekilde. "Benim dünyamda duygular, en zayıf halkadır. Sen benden ne bekliyorsun Ece? Bir masal mı, yoksa dürüst bir itiraf mı?"

​"Dürüstlük istiyorum," dedim, ona doğru yaklaşıp göğsüne hafifçe parmak uçlarımla dokunarak. Dokunuşum bir temas değil, bir davetti. "Beni çözmene izin veriyorum Kenan, ama beni sahiplenmene değil. Eğer beni istiyorsan, bu gece sadece iki insan olarak... tüm o 'efendi' ve 'yönetilen' rollerini dışarıda bırakarak burada olmanı istiyorum."

​Kenan'ın bakışları bir anlığına değişti. O sert, çelik gibi gözlerinde ilk kez savunmasız bir kırıntı gördüm. Elini tam kalbimin üzerine koydu; kalp atışlarımın hızını hissedebiliyordu.

Elini kalbimin üzerinde, ritmimi adeta sayarcasına tuttuğu o an, tenindeki sıcaklığın aksine içimi bir soğukluk kapladı. Gözlerine baktım; o anlık savunmasızlık, bir serap gibi kayboluyordu. Kenan’ın bakışları yeniden o bildiğim, delici ve hesapçı derinliğine büründü.

Parmaklarını kalbimin üzerinden yavaşça çekip çenemi kavradı. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı; nefesi dudaklarımın üzerindeyken sesi, odanın içinde bir emir gibi yankılandı.

"Bunu bir oyun ya da karşılıklı bir anlaşma gibi görme, Ece," dedi, sesi pürüzlü ve son derece ciddiydi. "Senin benimle ilgili neler hissettiğin, neler düşündüğün ya da bu geceki 'tatliş' oyunların... bunların hiçbiri önemli değil. Bizim aramızda duygulara yer yok, sadece zorunluluklar var."

Bu sözler, sanki üzerime bir kova buzlu su dökülmüş gibi hissettirdi. "Mecbursun," diye devam etti, sesi şimdi daha sert, daha soğuktu. "Şartlar belli, kurallar bizzat benim tarafımdan konuldu ve ben o kuralları uygulamaya yemin ettim. Benimle burada, bu odada, bu hayatın içinde olmaya mecbursun. Senin duyguların ya da rahatsızlığın bu gerçeği değiştirmeyecek."

Kenan’ın bu ani tavır değişikliği, kalbimdeki o sızıyı büyüttü. Az önceki o anlık yakınlığın, aslında sadece beni bir yere hapsetmek için kurulan bir tuzak olduğunu anlamıştım. Rahatsızlıkla yerimde kımıldadım, elinden kurtulmaya çalıştım ama o, daha da sıkı tuttu.

"Kenan, ben bir eşya değilim," diye fısıldadım, sesimdeki acı ve üzüntüyü gizleyemeyerek. "Senin kuralların ve o şartların benim hayatımı bu kadar daraltmasına izin vermek istemiyorum, bana bunu yapma."

Kenan, beni öpmeye kalktığı o saniyede aniden durdu. Yüzü ifadesizleşti, bakışlarında garip bir huzursuzluk belirdi. Sanki o an kendisi de bu kuralların ağırlığı altında ezilmiş gibiydi. Geri çekildi, sanki ellerim ateşmiş gibi beni bıraktı ve arkasını döndü.

Odada yoğun, boğucu bir sessizlik oldu. Kenan, yatağın diğer tarafına doğru yöneldiğinde, sesim titreyerek çıktı: "Yatalım, Kenan. Yarın o eve gideceğiz ve ben artık senin bu kurallarından değil, kendi kararlarımdan beslenmek istiyorum."

Kenan ışığı kapattığında oda zifiri karanlığa gömüldü. Aramızdaki o birkaç karışlık mesafe, artık geçilmesi imkansız bir uçurum gibiydi. O, kuralların soğukluğuna sığınmış; ben ise onun o 'savunmasız kırıntısını' bir kez görmüş olmanın verdiği hüzünle, yarının getireceği belirsizliğe teslim olmuştum.

Odanın içine sinen o ağır sessizlik, dışarıdaki şehir ışıklarının camdan sızan soluk yansımalarıyla daha da boğucu bir hal almıştı. Kenan’ın "Mecbursun" derken takındığı o taşlaşmış ifade, az önce gördüğüm o kısa süreli savunmasızlığı tamamen silip süpürmüştü.

Yatağın diğer ucunda, sırtı bana dönük bir şekilde uzanıyordu. Odadaki mesafe fiziksel olmaktan çıkmış, bir uçuruma dönüşmüştü. Kalbim, hala onun elinin dokunduğu noktada, sanki soğuk bir iz bırakmış gibi sızlıyordu. Ben sadece bir "şart" mıydım?

Dayanamadım. Karanlığın içinde doğruldum. Sesim, kendi kulaklarıma bile yabancı, yorgun ve kırgın bir tonda çıktı.

"Biliyor musun Kenan?" diye fısıldadım, tavanın karanlığına bakarak. "Beni en çok neyin yaraladığını biliyor musun? Kuralların olması değil. Kuralları zaten biliyordum. Beni yaralayan, o kuralların arkasına saklanarak aslında kendi içinde hissettiğin o küçücük insani kırıntıyı bile kendinden esirgemek zorunda kalman."

Kenan’ın bedeni, yatağın içinde milim bile kımıldamadı ama nefes alışverişinin bir anlığına durduğunu hissettim.

"Senin 'tatliş' dediğim o halini, az önce elini kalbime koyduğunda gördüm," dedim, gözlerimden bir damla yaşın süzüldüğünü hissederek. "O an, karşımda duran adam bir kural uygulayıcısı değil, sadece bir insandı. Ama sen o kadar korkuyorsun ki... Kendin olmaktan, hissetmekten, senin için konulan o sınırların dışına çıkmaktan o kadar korkuyorsun ki, beni kendine kalkan yapıyorsun."

Yavaşça döndü. Yüzü tamamen karanlıkta kalmıştı ama gözlerindeki o parıltıyı görebiliyordum. Konuşmadı, yine o bildiği sessizlik zırhına büründü. Ama bu sefer sessizliği bir duvar gibi değil, bir itiraf gibiydi.

"Benimle o eve gitmeye mecbursun," dedi sesi, bu sefer az önceki gibi keskin bir emirle değil, sanki ağır bir yükü sesine taşıyarak. "Çünkü Ece... ben evden dışarıya, o kuralların dışındaki hayata, bir başkasını alacak kadar kendime bile güvenmiyorum. Sen benim için bir kural değil, benim kendime çizdiğim en büyük yasaksın."

Bu itiraf, o kadar çıplak ve o kadar acı doluydu ki, söylemekten korktuğu her kelimeyi kalbimin derinliklerinde hissettim. Elini yavaşça yatağın üzerine, aramızdaki o boşluğa uzattı. Dokunmadı, ama varlığını orada, tam yanımda hissetmemi istedi.

O gece, ne kuralları konuştuk ne de yarını. Sadece ikimizin de hayatındaki o büyük boşlukların, birbirimizin varlığıyla biraz olsun dolmasını bekledik. Kenan, o soğuk duvarlarının ardında aslında ne kadar yorgun olduğunu, o elini uzatarak bana ilk kez göstermişti. Ben ise, onu "çözmek" isterken, aslında kendi kalbimin de aynı kurallarla, aynı korkularla mühürlendiğini fark ettim. Yarın o eve gittiğimizde, sadece kapıları değil, birbirimize ördüğümüz o görünmez surları da yıkacağımızı o an hissettim.

Devam edecek

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.