İkinci hafta bir ilkinden daha ağır geçiyordu çünkü artık ailemin de beni unuttuğu gerçeği zihnimi kemiriyordu. Bilinç akışım durmuyordu: Annem ne yapıyor şu an? Kardeşim beni özledi mi?
O akşam şöminenin karşısında otururken yine odama bırakılan mini, koyu bordo bir elbise vardı üzerimde. Bu adamın kıyafet seçimleri beni delirtecekti. Tüm vücut hatlarımı hiç gocunmadan belli eden bir elbiseydi bu. Kıyafeti bir arada tutan yalnızca birkaç ip parçası vardı. Onlar da kopuverse sonumuz hiç iyi olmazdı.
Mirza bardağıyla yanıma geldi. Aramızdaki mesafeyi tek bir adımda kapattı. Kokusu burnuma doldu; pahalı bir tütün, odunsu parfüm ve saf güç kokuyordu.
Yaklaştığını fark ettiğimde kendimi geri çektim. Ondan kaçmaya çalıştıkça daha da dibime sokuldu. Kulağımın dibinde fısıldayarak:
"Kuralları unutuyorsun," dedi o sert, buyurgan tonuyla. "Bana bir öpücük ver."
Orta yerde donakaldım bu da ne demek oluyordu şimdi? Bu kadarı da fazla! Onu üzerimden itmeye çalıştım. Ama pislik kas yığını tek bir milim bile oynamıyordu yerinden. Onu itmeye çalıştıkça alaycı bir tınıyla güldü. "Minicik bedeninle bana karşı gelebileceğini mi düşündün küçük hanım?" dedi. "Unutma kurallarr..."
"Hayır! Yapamam, anlıyor musun? İğreniyorum senden, yapamam!" diye haykırdım.
Gözleri aniden karardı. "Babanı ara istersen," dedi sakince. "Belki o sana nasıl öpücük vermen gerektiğini anlatır."
Dudaklarımı kanatacak kadar sertçe ısırdım. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Ona doğru yaklaştım. Parmak uçlarımda yükseldim ve yanağına, dudak kenarına çok yakın bir yere masum, kupkuru bir öpücük kondurdum. Tam geri kaçacakken, aniden büyük, sıcak elini belime doladı.
Vücudum kaskatı kesildi. Sırtımı yay gibi gererek ondan uzak durmaya çalıştım. Diğer eli, açıkta kalan dizimin hemen üzerindeki çıplak tenime, bacağıma dokundu. Parmak uçları yavaşça yukarı doğru tırmanırken tenimin alev aldığını hissettim. Kalbimin ritmi altüst olmuştu. Beni bırakmadı, belimdeki elini daha da sıkılaştırdı, bacağımdaki parmakları tenimi mühürledi.
"Çok gerginsin," dedi kulağımın dibinde. O tok sesi içimdeki tüm direnci eritiyordu sanki. Dudaklarının kenarı o muzip, beni delirten şekilde kıvrılmıştı. "Zamanla o dik kafanı eğmeyi öğreneceksin Lalin."