15 DAKİKA ÖNCE…
Zeki, bağ evinin bahçesine jiple girdiğinde motoru sertçe susturdu. Yüzündeki o sakin, misafirperver aile babası maskesini tamamen indirmiş, yerine vahşi ve manipülatif bir canavarın çehresini kuşanmıştı. Kapıyı çarpıp içeri girdiğinde nefes nefeseydi, gözlerinde yapay bir korku ve hiddet vardı. Salonda endişeyle bekleyen Meral, onun tek başına geldiğini görünce yüreği ağzına geldi. Hızla ayağa kalktı, elleri titreyerek sordu: "Kaan? Barış nerede? Zeki bey, çocuklarım nerede, neden tek geldin?"
Zeki, planladığı tiyatroyu devreye sokarak sesini tüm evde yankılanacak şekilde yükseltti. Üstünü başını silkeleyip Meral’in üzerine doğru yürürken adeta kükredi: "Senin o lanet çocukların! Beni benzinlikte kıstırıp öldürmeye çalıştılar! Canımı zor kurtardım o canilerden!" Meral, duydukları karşısında donakaldı. Kaan ve Barış’ın asla böyle bir şey yapmayacağını çok iyi biliyordu. İçini kaplayan korku, bir annenin koruma içgüdüsüyle birleşince aniden bir öfke patlamasına dönüştü. O da sesini yükselterek Zeki'nin üzerine yürüdü: "NE YALAN SÖYLÜYORSUN SEN BE! Benim çocuklarım asla öyle bir şey yapmaz! Ne yaptın onlara, ne saklıyorsun?!"
Zeki, yüzsüzce üste çıkmaya devam etti, gözlerini belerterek salondaki herkesi hedef aldı: "Sizin en baştan beri planınız buydu değil mi? Bizi kandırıp, öldürüp bu eve tamamen çökmekti ha?! Sizi gidi asalaklar!" diyerek aniden Meral’in üzerine atıldı. Evin içinde bir anda feryatlar koptu. Zeki’nin eşi Zeynep ve ikiz kızları Pelin ile Sude neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Babalarının anlattığı yalanlara anlam veremiyorlardı ama bu vahşi dünyada hayatta kalmak için onun yanında olmaktan başka çareleri olmadığını düşünüyorlardı; ne olursa olsun o onların ailesiydi. Zeki, Meral’i saçından yakalayıp yere fırlatırken, Selin araya girmeye çalıştı ancak Zeki ona da sert bir tokat atarak yere serdi. Ailesi de korku ve tereddüt içinde Zeki’nin emrine uyarak ipleri, bantları getirdi. Kadınlar ne kadar dirense de, küçük Leo ne kadar çığlık atsa da nafileydi. Kısa süre içinde Meral, Selin ve Leo darp edilmiş, ağızları bantlanmış bir şekilde kanepenin üzerine sımsıkı bağlandılar.
Aynı dakikalarda, bağ evinin yüz metre ötesinde ölümcül bir sessizlik hakimdi. Kaan ve Barış, altlarındaki motosikleti ağaçların arasına gizlemiş, ayaklarının altındaki kuru dalları ezmemeye çalışarak eve doğru yaklaşıyorlardı. İkisinin de göğsü öfkeden kor gibi yanıyordu. Adımlarını parmak uçlarında atarak salonun dışındaki büyük pencerenin kenarına ulaştılar Belirgin bir sessizlikle yaklaşıp perdenin aralığından içeri baktılar. Gördükleri manzara, damarlarındaki kanı tamamen dondurdu. Anneleri ve Selin, yüzleri gözleri morarmış, kanepede çaresizce bağlı duruyorlardı. Kaan’ın gözü tamamen döndü, alnındaki damarlar şişti. Barış’a dönerek dişlerinin arasından tısladı: "Kapıyı tekmeyle kırıp dalıyoruz. Ben o Zeki piçini doğrudan vurup indireceğim, tek ateşli silah onda. O düşünce diğerlerini hemen saf dışı bırakırız." Barış, elindeki baltayı daha da sıkı kavrayarak başıyla onayladı.
Bir saniye bile beklemediler. Kaan, tüm gücüyle dış kapıya yüklenip tekmeyi bastı. Ahşap kapı büyük bir gürültüyle menteşelerinden ayrılarak içeri doğru savruldu. İçerideki aile panikle kapıya dönerken, Kaan’ın sesi evi titretti: "Naber orospu çocuğu?!" Zeki daha elindeki silaha davranamadan, Kaan elindeki tüfeği doğrulttu. Tak! Tak! Tak! Üç el peş peşe patlayan silah sesiyle birlikte Zeki göğsünden vurularak kanlar içinde yere yığıldı. Kocasının vurulduğunu gören Zeynep, masanın üzerindeki et bıçağını kaptığı gibi çılgın bir çığlıkla Kaan’ın üzerine koştu. Kaan şarjör değiştirmeye çalışırken, arkasından fırlayan Barış elindeki baltayı havaya kaldırdı ve korkunç bir güçle Zeynep’in kafasına indirdi. Balta kadının kafasını ikiye bölerken, Zeynep cansız bir şekilde yere serildi. İkiz kızlar, Pelin ve Sude, annelerinin ve babalarının gözlerinin önünde vahşice öldürülmesini görünce kulakları tırmalayan bir çığlık kopardılar. 10 yaşındaki küçük oğulları Ali ise korkudan koltuğun arkasına saklanmış, titriyordu. Kaan, namlusunu ağlayan ikizlere doğrultup nefretle bağırdı: "Gidin buradan! Hemen defolun!" Pelin ve Sude, yanlarına Ali’yi de alıp evden çıkıp koşarak uzaklaştılar.
Kaan ve Barış, vakit kaybetmeden can havliyle kanepedeki Meral ve Selin’in yanına koştular. Elleriyle iplerini çözmeye başladılar ve ağızlarındaki bantları yavaşça çektiler. Kurtulur kurtulmaz Meral ve Selin hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladılar ve çok korktuklarını dile getirdiler. Leo’da hiçbir şey yoktu, hemen Kaan’a sarıldı. Meral, yüzündeki morlukları umursamadan ağlayarak konuştu: "Zeki... Zeki sizin onu öldürmeye çalıştığınızı söyledi ve bize saldırdı..." Kaan, annesinin saçlarını okşayarak sakinleştirmeye çalıştı: "Neler olduğunu anlatacağız ama önce siz iyisiniz değil mi? Ve bütün camları, kapıları kilitleyelim. Çok ses oldu, çevrede dönüşmüş varsa gelebilir."
Öncelikle yapılması gereken en zor işe giriştiler. Kaan ve Barış, Zeki ile karısının cesetlerini sürükleyerek bağ evinin altındaki bodrum katına attılar ve kapıyı üstlerine kilitlediler. Ardından dış kapıları ve camları sıkıca kilitledikten sonra salonda oturdular ve neler olup bittiğini konuşmaya başladılar. Kaan, Zeki’nin kendilerini öldürmeye çalıştığını ve "Sizi yiyeceğiz" dediğini tek tek anlattı. Meral ve Selin’in dinledikçe kanı dondu, ikisi de elleriyle ağızlarını kapatarak "Bunlar nasıl insanlar..." dediler. Hava iyice kararmıştı ve uyumaya karar verdiler. Kaan, tüfeğini kontrol ederek, "Siz uyuyun, ben nöbet tutarım bu gece," dedi. Barış, arkadaşının omzuna elini koydu: "Tamam kardeşim, ben de seninle kalayım ne olur ne olmaz." Kaan minnetle gülümsedi: "Tamam kardeşim, olur."
Yatakları hazırlamadan önce Selin, odadan bir ilk yardım çantası getirdi ve morarmış yerlerine krem sürdüler. Sonra yatakları hazırladılar. Kaan ve Barış dışında evdeki herkes derin bir uykuya daldı. Gece yarısını çoktan geçmişti. Kaan ve Barış, salonun penceresinden perdenin arkasından dışarıyı izlerken birden bir gölge fark ettiler. İkisi birden refleksle masanın üzerindeki mumları hemen söndürdü. Ev tamamen karanlığa gömüldü. Perdenin arasından gözlerini ayırmadan, dışarıdakinin bir dönüşmüş mü yoksa insan mı olduğunu anlamaya çalıştılar. Kısa bir sürenin ardından, karanlığın içinden bir dönüşmüş koşarak o gizemli kişinin üstüne atladı ve onu parçalamaya başladı. Ardından iki tane daha geldi ve üç tane oldular. Kaan ve Barış, gerilmiş bir şekilde perdenin arasından onları izlediler; korkmasınlar diye evdekilerden kimseyi uyandırmadılar.
Ancak dönüşmüşlerden birisi parçaladığı kişiyi bıraktı. Başını havaya kaldırıp havayı kokladı ve eve doğru yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Yaratık, kırık kapının önüne kadar gelmişti. Çıkardığı o iğrenç ses ve çürümüş kokusu içeri gelmeye başlarken, Kaan ve Barış hiç ses çıkarmadan beklemeye başladılar. Dışarıdaki ses bir anda kesildi. Tam rahat bir nefes alacaklardı ki, dönüşmüş sanki kokularını almış gibi kapıya sertçe vurmaya başladı. Gümbürtüyle birlikte içerdeki herkes uyanıp ne olduğunu sordu. Kaan arkasını dönüp avazı çıktığı kadar bağırdı: "Herkes hemen üst kata koşsun!"
Kapıdaki dönüşmüş sayısı üçe çıkmıştı ve kapıyı kırmak üzereydiler. Barış, etrafı daha iyi görebilmek için ışığı yaktı ve tam o an kapı büyük bir gürültüyle kırıldı. Kapının karşısına geçmiş olan Kaan, içeri giren iki dönüşmüşü peş peşe indirerek etkisiz hale getirdi. Ancak üçüncü dönüşmüş için mermisi kalmamıştı. Kaan panikledi ve o dönüşmüş vahşi bir çığlıkla Kaan’a yapıştı. Barış elindeki baltayla vurmaya çalıştı ama durum çok riskliydi; balta Kaan’a isabet edebilirdi. Yine de yardım etmeliydi. Elindeki baltayı bıraktı, ileri atılıp dönüşmüşü tuttuğu gibi fırlattı. O sırada Barış yerdeki baltayı alıp dönüşmüşe tam vuracakken, kırık kapıdan başka bir dönüşmüş daha geldi ve direkt Barış’ın üstüne atladı. Kaan arkadaşına yardım etmek için gidecekken, yerdeki dönüşmüş de ayağa kalktı ve o da Kaan’a saldırdı. İkisi de yerlerde ısırılmamak için ölümüne bir boğuşmaya giriştiler.
Onlar boğuşurken merdivenlerden Selin ve Meral geldi. Meral, yerdeki baltayı kaptı ve Kaan’a yapışmış dönüşmüşe bütün gücüyle sapladı: "Oğlumu bırak seni yaratık!" diye bağırdı. Selin de mutfaktan aldığı büyük yemek bıçağı ile Barış’ın üstündeki dönüşmüşün boğazına defalarca saplayarak onu etkisiz hale getirdi. Meral, elleri titreyerek "İyi misin oğlum?" diye yaklaşırken, Kaan nefes nefese geri çekildi: "Dur anne, gelme! Dönüşebiliriz!" dedi. Annesi büyük bir endişeyle ona baktı ama üzerlerini kontrol ettiklerinde hiçbir yerlerinde ısırık ya da tırmık izi yoktu; kanlar tamamen yaratıklara aitti.
Bu ölümcül olayı atlattıktan sonra bütün malzemeleri ve yiyecekleri aldılar ve üst kata çıktılar, çünkü aşağıda artık bir dış kapı kalmamıştı. Üst kata çıktıklarında koridor kapısını kapattılar ve odalarda buldukları bütün ağır dolapları, bazaları kapının önüne yığarak güçlü bir barikat kurdular. Meral ve Selin, Kaan ve Barış’ın üstündeki kanları ıslak bezlerle temizlerken odada derin bir sessizlik hakimdi. Meral bezle Kaan’ın alnını silerken gözyaşları içinde konuştu: "Biz ne yapacağız çocuklar? Bu şekilde hayatta kalmamız çok zor... Duvarları olan bir sığınak gibi, güvenli bir koloni bulmalıyız kendimize." Kaan ve Barış birbirlerine baktılar; anneleri haklıydı ve artık yeni bir plan yapmaları gerekiyordu.