*Bebelac Yiyen Zürafa sana bir yeni sohbet mesajı gönderdi.
Snapchatten gelen bildirim uykumu bölmeye yetmişti. Telefonumu terlemiş ellerimle kavrarken neredeyse kimse olmayan kafede yinede eğilerek bildirimin üstüne tıkladım.
"Ne oldu! Öldün mü?" Dedi sınıf arkadaşım sahte endişeyle.
"Aynen Yiğit, öldüm! Ah,of!" Kafamı doğrulurken çenesine vurmuştum. Sen gel bir de üstüne azar işit.
"Dikkat et be kızım azıcık! Bu yaştan sonra senle de mi uğraşayım? Büyü biraz." Çatık kaşları masum bakışlarıyla dağıldı.
"Çok mu acıdı?"
"Evet." Bu da soru mu?.
"Ama bu benim sorunum değil." Salak salak gülmeye başladı.
Geldiğimizden beri neredeyse hiç konuşmamıştık. O telefonuyla uğraşıyor ben ise etrafıma bakıcam bahanesiyle siyahlı adamı süzüyordum. Olduğu gibi aksiyon filmlerindeki mahkumlar gibiydi. Ve benimle ilgileniyor gibi görünüyordu.
'Sen olmasaydın bu konuşma başlamazdı' diyip içimden, telefonumu kapatmak için elimi uzattım.
"Bebelac?" Diyip tekrar etti.
"Sen beni mi dikizliyorsun canım arkadaşım?"
"Bu mama beyaz oluyor değil mi?"
"Evet ne olmuş?" Tek kaşını kaldırıp tekrar düşünmemi ima etti.
"Haaaaa, Allah belanı versin çocuk." Tek kolunu dirseğinden omzuma dayadı.
"Vermeselerdi belamı sen olmazdın."
"Tabi olm."
Derin bir nefes alıp kolunu çekti
"Bu geceyi beraber kapatacağız sanırım." Göz temasını bozup telefonunu aldı eline. Bağımlı mısın kardeşim? Alıp fırlatasım geldi. Ben varım karşında bana bak..
"Harbiden. Geleceklerini söylediler." Dirseklerimi dizlerime dayayıp eğilerek oturdum. Yaslanarak oturan Yiğit'e alttan baktım. Asıl amacım elindekini görmekti ama hızım yüzünden sadece beyaz ekran görebildim.
"Ne o? Benden sıkıldın mı?" Konuşurken siyah maskeli adama bakmaya devam ettim. Doğrudan bana bakıyordu.
"Elimdekini bitirmeden diğerine geçemem. Yani sıkılmam pek birşey ifade etmez." Nezaket amaçlı gülümserken suyu elime aldım. Konuşmaya devam etti.
"Değil mi-"
Tuttuğum şişeyi bilerek ama oldukça gerçekçi biçimde yere atıp bir süre öylece onu izledim. Şu an yapması gereken en son şeydi bu. Hızlıca onunla aynanda yere eğilip kulağına şunları fısıldadım.
"Hiç bir şey belli etme. Doğrulduğunda gül ve sakın adımı söyleme." Göz teması kurmadan kalktı.
"Elimi tutmak için bu kadar mı meraklısın?" Diyip güldü.