Saatin 06:30 olmasıyla alarm çaldı. Bu sefer yataktan söylenmeden kalktım. Kişisel bakımı yaptım çantamı sırtıma attım ve her zamanki gibi kahvaltı etmeden dışarı çıktım. Okula ilk defa böyle bir hevesle gidiyordum. O seslerin ne olduğunu bulmam gerek. Okula girdim hoca geldi ve dersler başladı. Zaman geçmek bilmiyordu. Bir türlü derslere odaklanamadım. Hocanın söyledikleri sağ kulağımdan girip sol kulağımdan çıkıyordu. Son derse girmiştik, son derste olmamıza rağmen çok sıkılmıştım. Okuldan kaçma planları yaparken okulun bittiğini haber veren zil sesiyle sıramdan fırladım ve kelimenin tam anlamıyla dışarı uçtum. Gözüm kapalı yürüyordum o görüntüleri görmek istiyordum. Bir saniyeliğine gözümü açtım ve bizim evin bahçe kapısının önünde olduğumu gördüm. Ne bukadar yolu boşamı geldim? Neden oraya gidemedim? Tekrar okula dödüm bu sefer yürümedim sadece gözlerimi kapatıp kollarımı açtım ve bekledim. O sırada bir ses duydum
“Alina”
Heyecanla gözlerimi açtım. E burası benim dünyam renkler insanlar burda. Arkamı döndüğümde bana gülen Yankı’yı gördüm
“Minik kelebek? Burada ne yapıyorsun?”
“Yankı git başımdan”
“Okul bitti, neden hâlâ buradasın?”
“Sanane?!”
“Neyse tamam ben gidiyorum ama burada fazla kalma”
“Belanı sikmeden git Yankı”
“A-aa sana yakışıyor mu bunlar prenses”
"Daha da küfrettirmeden git!" "Tamam ya" Yankı gitti. Gözümü kapatıp beklemeye devam ettim. Uzun bi müddet bekledikten sonra gözlerimi açtım. Hava kararmıştı. Ne? Ne kadardır bekliyorum? Neden oraya gidemiyorum? Daha fazla beklemenin bir anlamı yoktu. Eve doğru yürümeye başladım. İşiteceğim azarı düşünüyordum. Tam o anda bir ışık patlaması oldu ve gözlerimi açtım. Evet sonunda oraya gidebilmiştim.
