9.08.2026
203 numaralı odanın kapısının önünde durdum. İçeride kalan hasta, 25 yaşındaki Ayaz Doğan'dı. Obsesif Kompulsif Bozukluk nedeniyle yıllardır kliniğimizde tedavi görüyordu. Onun takıntıları ve düşünceleri vardı. Odasına girerken ben olduğumu anlaması için bir şifre geliştirdik.
"3 kere vur 1 dakika bekle sonra 3 kere daha vur."
"Girebilirsin Umay"
Gülümsedim ve ayakkabılarımı çıkardım. İçeri girdim. Ayaz ayakkabıların mikrop yuvası olduğunu onu hasta edeceğini düşünüyordu. Ayaz yatağına oturmuş kitap okuyordu. Bugün de bakımlıydı üzerinde siyah bir tişört vardı siyah bir kot giymişti saçları açık kahve, gözleri yeşildi. Yakışıklı olduğu inkâr edilemezdi. Ama o benim hastamdı. Bu çizgiyi hiçbir zaman aşamazdım.
"Günaydın"
"Günaydın Umay"
"Bugün nasılsın bakalım ayaz ?"
"Pek iyi değil"
"Neden peki bir sorun mu var?"
"Düşüncelerim biraz arttı.
"Hangi düşünceler hastalık kapma korkun mu yoksa..." Sustum bunu dile getirmek istemedim.
"Ölme isteği. Artık bıktım korkarak yaşamaktan takıntılarımdan."
"Anlıyorum ama ölüm bir kaçış yolu sadece senin durumunda bir sürü insan var."
"Biliyorum. Yapmamalıydım."
"Ne yaptın"
Kolunu açtı elindeki çizikleri gösterdi.
"Neyle yaptın?"
"Aktivite saatinde bir kalem aldım ve açacak kalemi sivrilttim onunla."
"Anladım kalem nerede?"
Cebinden kalem ve açacak çıkardı .Bana verdi.
"Özür dilerim Umay seni hayal kırıklığına uğrattım."
"Öyle düşünme bu senin suçun değil içinden geldi ve yaptın ama bir daha öyle bir istek gelirse odama gelebilirsin. Tamam mı?"
Elini tuttum yarayı inceledim. Sadece çizikler vardı. Ciddi bir şey yoktu.
"Tamam. Özür dilerim" Gülümsedim.
Hemen defterime not aldım ve hemşireyi çağırdım. Hemşire yarayı temizledi sardı ve odadan çıktı.
"Şimdi anlat bakalım neler yapıyorsun? Ne düşünüyorsun?"
"Her sabah kalkınca uyandıktan 5 dakika sonra yataktan kalkıyorum. kalktıktan sonra 3 kere ışığı açıp kapatıyorum sonra aşağıya kahvaltıya iniyorum. Çatalı siliyorum. Kahvaltıdan sonra terapilere gidiyorum. Şu an saat 16:38 16:30'da sizinle konuşuyorum. Kafamın içinde sürekli aynı düşünceler dönüyor. Bana 'yetersizsin, değersizsin' diyor gibi hissediyorum."
"Anladım peki kime veya neye sinirlendin"
"Herkese"
"Nasıl yani bunu biraz daha açar mısın?"
"Kimse bir şey yapmadı ama herkesin arkadaşı var konuştukları onları ziyaret eden akrabaları ailesi var sanırım bunu kıskandım."
"Onlara olan sinirini kendinden çıkardın yani."
"Evet öyle." Defterime notlar aldım.
"Umay sana bir şey söylemeliyim."
"Evet nedir?"
"Ben birinden çok hoşlanıyorum ama o beni sevmiyor büyük ihtimalle ne yapmalıyım?"
"Anladım bu duygular normal ama seni sevip sevmemesini ben bilemem ona sormalısın. Peki kim olduğunu söylemek ister misin? Hastalardan biri mi?"
"Hayır o doktorlardan biri."
"Anladım belki sana olan ilgisi senin onu sevmene yol açmıştır. Belki bu hoşlanma değil bir hayranlıktır. Ne diyorsun?"
"Bilmiyorum ama hislerim çok yoğun ve artık birine anlatmak istedim."
"Bu duyguları konuşabiliriz. Burası bunları yargılanmadan anlatabileceğin güvenli bir yer." Gülümsedi. yanağındaki gamzeler belirginleşti.
"Biliyorum iyi ki varsın." Saate baktım saat 17:10'dı. Süremiz bitmişti.
"Evet süremiz bitti. Diğer hastalarla ilgilenmem gerekiyor. Görüşürüz Ayaz."
"Görüşürüz Umay." Sesi çok mutsuz çıkmıştı. Her seansın sonunda sesi biraz daha kısılır, bakışları kapıya değil bana takılırdı. Bu vedalar ona hep zor gelirdi.
Diğer hastalarla konuştum mesaim bitmişti. Odamda eşyalarımı topluyordum kapı çaldı. Gelen Ayaz'dı.
"Ayaz bir sorun mu var?" Gözleri kızarmıştı ağlamış olmalıydı.
"Ben iyi değilim."
"Ne oldu? Gel otur." Masanın önündeki sandalyeyi işaret ettim. Oturunca karşısındaki sandalyeye geçtim.
"Ben kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Neden bilmiyorum. Duvarlar üstüme geliyor. Kurtulmak istiyorum bu hastalıktan. Ben...Ben ölmek istiyorum." Kalbimde bir sızı hissettim. psikiyatri acilinde çalışırken bir çok hastam oldu. Onların çoğu iyileşti ama...
Ayaz gibi düşünceleri olanlardan bazıları intihar etti. Onları bir daha göremedim. Annem ve babam gibi.
"Ayaz şu an kendine zarar vermeyi planlıyor musun?"
"Evet"
"Şu an mantıklı düşünemiyorsun sana bir ilaç vereceğim biraz sakinleş öyle konuşalım."
"Peki." Gözleri dolmuştu. Bende ağlamak istedim ama yapamadım. Yapamazdım! Ben doktordum ve hastalarımın yanında ağlayamam. Ayaz'a iğne yaptım ve beklemeye başladık. Gözlerini kapattı. Kafasını koltuğa yasladı. Yüzünde rahatsız bir ifade vardı. Çok kaygılı görünüyordu. Onun rahatlaması için sakin bir müzik açtım. Şaşkınlıkla bana baktı sonra tekrar gözlerini kapattı. Dudaklarının kenarı kıvrıldı.
"Çok tuhaf."
"Sana tuhaf gelen şey ne?"
"Az önce ölmek istiyordum. Çok stresliydim ama şimdi çok huzurlu hissediyorum. Bunu nasıl yapıyorsun?"
"Bu benim işim hastaları nasıl sakinleştireceğimi biliyorum." Gülümsedi.
"Keşke..." Sustu merakla ona baktım.
"Keşke hoşlandığım doktorla böyle tanışmasaydım. Keşke hasta olmasaydım." Gözünden yaş aktı bende ona gülümsedim. Kolunu tuttum.
"O doktor veya bir başkası seni olduğun gibi sevmeli. Tüm artıların ve eksilerinle." Göz yaşını sildi.
"Haklısın. Acaba onunla konuşsam mı?"
"Açıkçası ben bilemem bu kararı sen verebilirsin ama olumsuz bir dönüş alırsan üzülme kafana takma."
"Sence reddeder mi?"
"Üzgünüm ama büyük ihtimalle."
"Anladım reddedilmek istemiyorum açıkçası."
"Bu duyguların çok gerçek olduğunu biliyorum. Tedavi sürecinde bazen hastalar doktorlarına karşı güçlü duygular hissedebilir. Bunları konuşabiliriz ama bu ilişkiyi profesyonel sınırlar içinde sürdürmemiz gerekiyor."
"Haklısın en iyisi onu unutmak."
"Bu biraz zaman alır ama unutursun." Gülümsedim. Ayaz'da acıyla gülümsedi.
"Umarım haklısındır Umay." 2 Saat Ayaz'la konuştum. Sonra o odasına gitti. Hemşireye Ayaz'a dikkat etmesini gözlemlemesini istedim.
Otobüs durağında hava kararmaya başlamıştı. Sokak lambaları tek tek yanıyor, yağmurdan kalan su birikintileri sarı ışığı yansıtıyordu. Tam otobüsün geliş saatine baktığım sırada ince bir çocuk sesi duydum.
"Merhaba Umay... Nasılsın?"
Kanım çekildi.
Başımı çevirdiğimde yaklaşık beş yaşlarında bir kız çocuğu duruyordu. Üzerinde eski, solmuş pembe bir elbise vardı. Elindeki yıpranmış oyuncak ayıyı sıkıca tutuyordu.
Onu tanıyordum.
Kendimi tanıyordum.
"Git buradan." dedim titrek bir sesle. "Sen gerçek değilsin."
Küçük kız başını hafifçe eğdi.
"Gerçek olmadığımı nereden biliyorsun?"
Gülümsedi.
Sonra gülümsemesi yavaşça bozulmaya başladı. Teni karardı, gözleri simsiyah oldu. Yüzü sanki eriyormuş gibi şekil değiştirdi. Birkaç saniye içinde karşımda artık küçük bir kız değil, karanlığın içinden çıkmış gibi görünen tanınmaz bir siluet vardı.
"Benden kaçamazsın Umay."
Ayaklarım yere çivilenmişti.
Korkuyla ona baktım. Ellerim titremeye gözlerim dolmaya başladı. Sesim titreyerek.
"Git buradan sen gerçek değilsin."
"Emin misin Umay?"
"GİT!" Otobüs geldi. Hemen bindim. O da gitmişti. Artık görmüyordum. Yarım saat sonra eve vardım. Hâlâ ellerim titriyordu nefesim düzensizdi.
"Ne yapacağım ben?"
İyi değildim. O günden beri hiç iyi değilim. Peşimi bırakmıyor. Bırakmayacak biliyorum. O sadece bir hayaldi belki ama o benim içimden bir parçaydı. Karanlık bir parça.
Ben o gün sadece annem ve babamı kaybetmedim ben o gün aklımı, ruhumu kaybettim, kendimi kaybettim...
_____________________________________________________________________________________________________________________________________________
Saatler geçmiyordu. Eve geleli 20 dakika olmuştu. Kafayı yemek üzereydim o şey yine göründü. Onca yıl sonra neden şimdi görüyordum.
"Umay" Çığlık attım.
"Git buradan"
"Umay"
"Sus. SUS ARTIK!"
"Umay"
Korkuyla dışarı çıktım. Ama bir anda karşımda belirdi.
"Umay Umay Umay benden kaçamayacağını ne zaman anlayacaksın?"
Korkudan titriyordum o sırada yanımdan bir taksi geçti. Durdurdum ve hemen bindim. Hastanenin adını söyledim.
"Hanım efendi iyi misiniz?"
"Evet"
Sesim titremişti. Dikiz aynasından kendime baktım yüzüm bembeyazdı.
Hastaneye vardık. Taksiciye ücreti ödedim ve indim. Hâlâ korkuyordum ya yine aynı şeyler olursa... İçeri girdim. Hemşire Açelya Ayaz'ı kontrol ediyordu. Ayaz uyumamıştı gözleri şişti. Ağlamış mıydı? Açelya'yı dışarı gönderdim.
"Açelya biraz izin verir misin?"
"Tabi ki Umay." Açelya çıktı.
"Ayaz ne oldu?"
"Yok bir şey."
"Emin misin?"
"Evet"
"Peki seni anlatman için zorlayamam ama tahmin edebilirim." Ayaz yatağa yattı bana arkasını döndü. Yüzüm düştü ama sonra hemen toparladım.
"Şu hoşlandığın doktorla mı ilgili?"
"Evet"
"Unutamıyorsun değil mi?"
"Unutmak istemiyorum."
"Peki onunla konuşacak mısın? Biliyorsun kesinlikle o..."
"Olmaz. Doktor-hasta ilişkisi var." Ayaz'ın sesi titredi ama belli etmemeye çalıştı. Yatağın diğer tarafına geçtim ama yine bana sırtını döndü.
"Ayaz iyi değilsin değil mi?"
"Evet."
"Ağlıyorsun değil mi?"
Sustu. Şuan odadaki tek ses nefes seslerimizdi.
"Ayaz?"
"Efendim."
"Sana ağlama demeyeceğim. Ağlamakta bir kendini ifade etme biçimidir."
"Hep böyle olmak zorundasın değil mi Umay?"
"Nasıl yani?"
"Profesyonel, Mesafeli, Hastaları sadece hasta olarak görüyorsun."
"Bu benim işim Ayaz profesyonel olmalıyım. Ama mesafeliye katılmıyorum. Ben hastalarıma karşı hep sıcak kanlıyımdır."
Güldü. Bu acı bir gülümsemeydi.
"Mesafeli olmamanda işin yüzünden değil mi? Yoksa sen insanlara çabuk alışmazsın."
"Yanılıyorsun."
"Emin misin?"
"Evet" dedim ama yalan söylüyordum. gözlerimi kaçırdım.
"Yalan söylüyorsun yine aynı şeyi yapıyorsun."
"Neyi?"
"Gözlerini kaçırıyorsun."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Yalan söyleyince gözlerimi kaçırdığımı nereden biliyorsun?"
"Umay 4 yıldır buradayım ve seni iyi tanıyorum. İlk geldiğin gün çok heyecanlıydın. Boynunda şuan boynunda olan hiç çıkarmadığın kolye vardı. Onu tuttun. Gözlerini kapattın."
Elim istemsizce kolyeme gitti. Ayaz bana baktı gülümsedi.
"Yine yapıyorsun."
Elimi hemen çektim.
"Bir şey yapmıyorum."
"Kaygılanınca, korkunca , üzülünce kolyeni tutuyorsun. Şu an ne hissediyorsun Umay?" Yeşil gözleri resmen beni kendine çekti. Konuşacaktım ki onu gördüm. Ayaz'ın arkasından bana el sallıyordu. Çığlık attım ve yere oturdum sırtımı duvara dayadım .Ayaz hemen yataktan çıktı. Yanıma oturdu.
"Umay neler oluyor."
"Git" dedim o görüntüye. Sonra çantamı ona fırlattım yok olmuştu.
"Umay ne oldu? Neden çantanı attın?"
"O... O burada yine geldi yine görüyorum." Ayaz ayağa kalktı.
"Neyi? Bekle hemşireyi çağırayım."
"Sakın. Lütfen çağırma Ayaz. Eğer çağırırsan kariyerim biter lütfen." Ayaz hiçbir şey söylemedi. Sadece usulca yaklaştı, başımı nazikçe kendi omzuna yasladı. Şaşkınlıkla Ayaz'a baktım çünkü o insanların ona dokunmasından nefret ederdi. Artık profesyonelliği bir kenara bıraktım ve sadece kendim oldum. Ayaz'ın omzunda ağladım. O hiç konuşmadı ama gözlerinde endişe vardı.
"Ben ondan çok korkuyorum Ayaz."
"Korkma ben yanındayım."
"O bayadır yoktu neden şimdi geldi tam işler düzelmişken."
"O kim Umay?"
"Benim."
Ayaz şaşkınlıkla bana baktı.
"Kendini mi görüyorsun?"
"Evet. Beş yaşındaki halim ama benken bir anda yüzü değişiyor simsiyah bir yaratığa dönüşüyor."
"Anladım. Bu psikolojik zaten biliyorsundur. Tedavi olman lazım." Korkuyla Ayaz'a baktım.
"Olmaz! Psikologluğumu yakamam." Ben telaşlanınca bana sarıldı.
"Tamam. Sakin ol. Ben bir yolunu bulacağım. Sadece bana olanları anlat ben anneme anlatacağım." Sarılmayı bıraktım.
"Annen mi? Neden ona anlatacaksın ki?"
"Annem çok iyi bir psikologdur onunla uzun süredir görüşmüyorum ama numarası var. Buraya gelemeden önce sürekli arıyordu."
Ağlarken bir yandan da şaşkındım.
"Annen psikologsa neden onun çalıştığı yere gitmedin?"
"Boş ver şimdi onu. Şu an önemli olan sensin. Şimdi uyu tamam mı ben başında beklerim."
"Nöbetçi personel odasına girmen yasak."
"Biliyorum. Ama sen nöbetçi personel odasında değil burada uyuyacaksın."
"olm..."
"İtiraz istemiyorum. Gel"
Ayağa kalktı bana elini uzattı tuttum ve ayağa kalktım. Ayaz beni kendi yatağına yönlendirdi. Ona baktım. Derin yeşil gözlerine.
"Ama sen yatağına başkasının oturmasını istemezsin."
"Evet öyle ama bugün burası senin yatağın."
"Ne oldu sana Ayaz?"
"Ne olmuş"
"Sanki tüm takıntıların gitti."
"Ben mikrop bulaşmasından korkarım evet ama sen..."
Ne diyeceğini düşünüyordu. Sanki yanlış bir şey söylemekten korkuyordu.
"...Ben mikroplardan korkarım, insanların bana dokunmasından korkarım. Ama konu sen olunca... nedense korkmuyorum. Şimdi uyu iyice dinlen yarın senin telefonunla ararız tamam mı?"
"Tamam" Ayaz üstümü örttü ve koltuğa oturdu.
"Sen rahat edemeyeceksin orada."
"Sen rahat olursan ben rahat olurum." Gözlerim kapanıyordu. Neden böyle davrandığını anlamıyordum ama uykum vardı gözlerim yavaşça kapandı.
_____________________________________________________________________________________________________________________________________________
"İnsan bazen gerçeği aramak için ömrünü harcar. Oysa en büyük gerçek, çoğu zaman gözlerinin önündedir. Sorun onu görememek değildir; gördüğünde kabul edecek cesareti bulamamaktır."