evin içine sığınıp kapıyı ardına kadar kapattığımda dünyanın o boğucu sessizliğinden kurtulduğumu sanmıştım ancak tam derin bir nefes alıp ciğerlerimi evin tanıdık kokusuyla doldurduğum sırada tavanlardaki ışıklar bir anlığına titredi ve sanki görünmez bir el tarafından çekiliyormuş gibi sönüverdi "Hayır şimdi olmaz" diye fısıldadım karanlığın ortasında donup kalarak saniyeler süren o sağır edici ıssızlığın ardından elektrikler titreyerek geri geldiğinde rahat bir nefes aldım ancak bu huzur sadece bir aldatmacaydı ışıklar yeniden can çekişir gibi söndü ve birkaç saniye sonra son bir çabayla tekrar yandı üçüncü kez kesildiğinde ise evin içine çöken o zifiri karanlık artık geri gelmeyeceklerini sert bir şekilde haber veriyordu karanlık ağır bir battaniye gibi etrafımı sarıp sarmalarken yutkundum ve mutfağın gölgelerle dolu dar koridorunda yavaşça ilerlemeye başladım dolabın en arka köşesinde her ihtimale karşı sakladığımız o eski mumları bulduğunda parmaklarım buz kesmişti titreyen ellerimle on iki tane mumu tek tek çıkardım ve salonun her köşesine sanki karanlığa karşı birer mevzi kuruyormuş gibi yerleştirdi kibritin alevi her bir fitili canlandırdığında yükselen o titrek turuncu ışıklar bana küçük bir güven hissi verse de göğsümün derinliklerindeki o soğuk korku yerli yerinde duruyordu sırtımdaki o lekeler mum ışığının titremesiyle beraber sanki derimin altında nabız gibi atmaya başlamıştı sobayı yaktım ve odunların çıtırtıyla yanmaya başlamasını bekledim belki alevlerin o hayat dolu sesi zihnimi biraz olsun susturabilirdi ama pencereden dışarı baktığımda gördüğüm manzara her şeyi daha da zorlaştırıyordu köy meydanı sanki terk edilmiş bir mezarlık gibi sessiz ve sahipsizdi kimseler yoktu ailemin çoktan dönmüş olması gereken o saatler bir bir akıp giderken aklıma yine o açık duran kuyu kapağı ve derinlerden gelen ışık takılıp kaldı "Sadece bir rüzgar sadece bir rüzgar açmıştır" diye kendi kendime fısıldayarak kalbimin atışlarını yatıştırmaya çalıştım ama mantığım bunun basit bir tesadüf olamayacak kadar tuhaf olduğunu biliyordu sobanın içinden sıçrayan kıvılcımlar karanlıkta yanıp sönerken kalbim de aynı tekinsiz ritimle çarpıyordu tam o sırada dışarıdaki ıssızlığın ortasından bir ses yükseldi önce rüzgarın taşıdığı bir hışırtı sanmıştım ama sonra o sesi tekrar duydum ağır ve kararlı ayak sesleri miydi yoksa boş sokaklarda oyun oynayan rüzgarın bir oyunu mu elimdeki mumu bir silahmışçasına sıkıca tutarak kapıya doğru döndüm nefesimi tuttum ve tüm duyularımla dışarıdaki karanlığı dinlemeye başladım kuyu kapağını aralayan o gizemli güç artık kapımın önündeydi ve beklemekten başka çarem olmadığını biliyordum "Kim var orada" diye seslenmek istedim ama boğazımdaki düğüm buna izin vermedi o dışarıdaki her neyse benim burada olduğumu ve korkudan titrediğimi zaten biliyor gibiydi
Bölüm 9
KARANLIĞIN İLK DOKUNUŞU
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.