sabah olduğunda kendimi sanki bütün gece bir savaştan çıkmış gibi yorgun ve halsiz hissediyordum rüyanın o boğucu etkisi hala ruhumun üzerinde ağır bir leke gibi duruyordu gözlerimi ovuşturup yatağımdan kalktığımda mutfağa yöneldim ama midemdeki o düğüm açlık hissini tamamen yok etmişti sadece bir bardak su içip camdan dışarıya baktığımda sokağın o alışılmadık ıssızlığıyla tekrar yüzleştim "Kasaba neden bu kadar sessiz normalde çocukların sesleri olurdu" diye fısıldadım ama sessizlik bana cevap vermek yerine daha da derinleşti kasaba sanki benim uyanışımı bekleyen sessiz bir seyirciye dönüşmüştü o gün evin içinde bir hayalet gibi dolanırken kendimi meşgul etmenin yollarını aradım ve ayaklarım beni annemin odasına götürdü odaya dolan parlak güneş ışığı bir an için içimdeki karanlığı dağıtacak gibi olsa da annemin çekmecesini karıştırırken bulduğum o isimsiz zarf her şeyi değiştirdi zarfın içinden çıkan eski ve soluk fotoğraf kanımı dondurdu fotoğrafta annem ve babam vardı ama yanlarında duran tanımadığım birkaç kişinin yüzündeki o aşırı gerginlik ve korku dolu bakışlar fotoğrafın huzurlu bir anı olmadığını haykırıyordu "Bu kimler annem bunu neden saklıyor" diye düşündüm ve fotoğrafı bir suç delili gibi cebime gizledim sırtımdaki o sızlayan lekeler fotoğrafa dokunduğum an sanki buz kesmişti öğleden sonra evin sessizliği artık boğucu bir hal aldığında gözlerim masanın üzerindeki o siyah çiçeğe takıldı çiçeğin yapraklarında küçük bir hareketlenme olduğundan neredeyse emindim "Hayır bu mümkün değil" diyerek kendimi ikna etmeye çalışsam da gözlerimi her çevirdiğinde çiçeğin masanın üzerinde farklı bir noktada durduğunu fark ediyordum kalbim göğüs kafesini parçalamak istercesine çarparken çiçeğin bana bir avcı gibi yaklaştığını hissetmeye başladım gün kararmaya başladığında televizyonun sesine sığındım ama haberlerdeki o kayıp adamın görüntüsü tüm dünyamı başıma yıktı fotoğraf babama o kadar çok benziyordu ki "Hayır bu o olamaz olmaz" diye inleyerek geri çekildim gece çöküp karanlık evin her köşesine sızdığında yine o kabusun kucağına düştüm ancak bu kez her şey çok daha korkunçtu siyah çiçek artık saksısına sığmıyor yaprakları gökyüzüne doğru devasa birer dokunaç gibi uzanıyordu çiçeğin merkezinden yayılan o yoğun gri sis kasabanın üzerine çöküyor ve insanları oldukları yerde birer heykel gibi harekete hapsediyordu annemi o karanlık sisin tam ortasında gördüm "Anne" diye bağırdım sesimin tüm gücüyle ama annem bana bakmadı bile sis miravayı tamamen yutup yok ettiğinde dehşet içinde yatağımdan fırladım artık rüyalarımla gerçek hayatım arasındaki o duvar tamamen yıkılmıştı aynaya baktığımda yüzümdeki siyah damarların boynuma kadar indiğini gördüm ve o an aynadan gelen ses "Kaçamazsın" diyerek ruhumu dondurdu
Bölüm 20
SOLUK FOTOĞRAFTAKİ YABANCILAR
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.