Sokağın keskin köşesini dönüp kampüsün arkasındaki kuytu caddeye çıktıklarında, gece karanlığı üzerlerine bir kabus gibi çökmüştü. Sokak lambalarından biri aralıklı olarak titriyor, etrafa sarımsı, hastalıklı bir ışık yayıyordu. Sueda, kollarını birbirine bağlamış, adımlarını Ayaz'ın temposuna uydurmaya çalışıyordu.
"Hâlâ bana o tefecilerin neden seni bulduğunu tam olarak anlatmadın," dedi Sueda, aradaki sessizliği bozarak. Yüzündeki buz gibi ifade, meraktan ziyade bir hesap sorma hazırlığına benziyordu. "Babasının borcu dedin ama bu adamlar sıradan birer alacaklıya benzemiyor."
Ayaz önünde yürürken derin bir iç çekti; omuzlarındaki yükün ağırlığı adımlarından bile belli oluyordu. "Çünkü sıradan değiller," diye mırıllandı omzunun üzerinden bakarak. "Babamın adı, arkamdan iş çeviren o akıllı geçinen bölüm arkadaşlarımın kurduğu bir kumara karışmış. Benim imzamı taklit ederek yüklü bir senet imzalamışlar. Şimdi o borcu benim üzerime yıkmaya çalışıyorlar."
Sueda adımlarını bir an için yavaşlattı. Şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu. "Üniversitedeki o tipler mi? Kimden bahsediyorsun sen?"
"Şimdilik adını bilmene gerek yok," dedi Ayaz, paslı kilitli demir kapının önüne geldiklerinde durarak. Kampüsün en eski, yıllardır kullanılmayan malzeme deposunun önündeydiler. "Önce şu belleği alalım, sonra her şeyi öğreneceksin."
Ayaz cebinden çıkardığı küçük bir anahtarla kilidi açtı ve kapıyı gıcırdayarak araladı. İçeriden eski odun, toz ve küf kokusu yükseldi. İçeri girdiklerinde Ayaz telefonunun fenerini açtı; ışık, odanın ortasındaki eski dolaplara ve masalara vurdu.
Sueda etrafa göz gezdirdikten sonra doğrudan Ayaz'ın önüne geçti, elini uzattı. "Bellek nerede? Göster şu lanet şeyi."
Ayaz köşedeki paslanmaz metal dolaba yaklaştı, kapağını açıp küçük siyah bir kutuyu çıkardı ve Sueda'ya uzattı. "İşte burada. İçi tamamen senin o ıslanan dönem ödevlerinin dijital yedekleriyle dolu."
Sueda kutuyu kapıp hızla açtı ve içindeki belleği kontrol etti. Yüzündeki gergin ifade yerini derin bir rahatlamaya bıraktı. Bellek sağlamdı.
"Güzel," dedi Sueda, belleği cebine atarken. "Anlaşmamız bitti, Ayaz. Şimdi sen kendi yoluna, ben kendi yoluma."
Arkasını dönüp kapıya doğru bir adım attığı an, dışarıdan gelen ani bir ses bütün havayı dondurdu. Paslı demir kapının önüne yanaşan araçların fren sesi ve ardından yankılanan sert adımlar...
Ayaz hızla kapıyı kapatıp sürgüsünü itti ve Sueda'nın bileğinden tutup arkasına çekti. "Çok geç," diye fısıldadı, sesi bu kez ilk defa gerçekten gerilmişti. "Bizi takip etmişler."