Ortaokul koridorlarında başlayan o çocukça nefret, yıllar geçtikçe pas tutmak bilmeyen keskin bir bıçağa dönüşmüştü. Sueda için Ayaz, hayatının her döneminde karşısına çıkmayı başaran ve sinir borizm sınırlarını zorlayan tek insandı. Üniversitede aynı fakülteye düşmüş olmaları yetmezmiş gibi, kader onları sanki sürekli aynı sahnede buluşturmak için yemin etmişti.
Günün yorgunluğunu üzerlerinden atmak ve kafalarını biraz olsun derslerden uzaklaştırmak için arkadaşlarıyla birlikte kampüse yakın, loş ışıklı bir kafeye sığındılar. Kütüphanenin ağır havasından sonra burası ilaç gibi gelmişti. Ancak bu huzur, Sueda’nın gözü kafenin köşesindeki bilardo masalarına takılana kadar sürdü.
Masaların etrafını saran kalabalığın ortasında, o kafayı hep bulan iblis gibi Ayaz duruyordu.
Sueda’nın sırtına ani bir sıcaklık, damarlarına ise tanıdık bir öfke dalgası yayıldı. Gözlerini Ayaz’ın sırtına dikti; bakışlarıyla onu delip geçmek istiyordu. Henüz beş ay önce, kütüphanede yaşanan o lanet olası olayı unutması mümkün değildi. Ayaz, gıcıklığına Sueda’nın açıkta kalan çantasının içine su şişesini devirmiş, günlerce uğraşıp hazırladığı tüm dönem ödevlerini sırılsıklam bir kül yığınına çevirmişti. O gün içtiği intikam yeminini şimdi tam sırasıydı.
Beyninde şimşekler çaktı; kurnaz ve tehlikeli bir fikir zihninde şekillendi. Ayaz, masadakilerin dikkatini dağıtarak oyununu mahvedecekti.
Tam o sırada, Ayaz’ın yanındaki erkek arkadaşları kahkahalar atarak hemen yan masaya geçtiler. Ortamın asıl kilit ismi yalnız kalmıştı. Sueda hiç tereddüt etmedi. Parmakları arasına sıkıştırdığı sigarasını dudaklarının arasına yerleştirdi, derin bir nefes çektikten sonra hafifçe ayağa kalktı ve kimseye aldırış etmeden doğrudan bilardo masasının üzerine çıktı.
Ağır adımlarıyla yeşil çuha örtünün üzerine bastığı an, masadaki tüm topların yerleri sarsıntıyla değişti; düzenli duran renkli toplar sağa sola dağıldı. Oyun bir anda darmadağın olmuştu.
Sueda, sigarasını parmaklarının arasında tutarak yüzüne yerleştirdiği tehlikeli bir sırıtışla eğildi.
"Naber ezik."
Ayaz ise beklenen o büyük öfke patlamasını yaşamadı. Önce boş, neredeyse buz gibi bir ifadeyle baktı; ardından derin, yorgun bir iç çekerken kaşlarını çattı. Öyle ki, sanki şu an masasının bozulmasından çok daha büyük, canını sıkan başka bir dertle boğuşuyormuş gibi bir hali vardı.
Tam o sırada, yan masaya geçen erkek arkadaşlarından neşeli bir ses yükseldi:
"Ooo Ayaz! Sonunda sevgilin geldi mi bari?"
Sueda’nın yüzündeki zafer gülümsemesi anında dondu. Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı, ağzındaki sigarayı parmakları arasına alıp havada öylece kaldı.
"Sevgili mi? Ne sevgilisi—"
Sueda cümlesini tamamlayama fırsat bulamadan, Ayaz ani bir hamleyle uzun boyuyla öne atıldı. Eliyle Sueda’nın ağzını sıkıca kapattı, diğer eliyle de belinden kavrayıp alnını Sueda’nın alnına yasladı. Dışarıdan bakanlar için bu oldukça tutkulu bir yakınlaşma gibi görünüyordu, ancak Sueda’nın kulağına fısıldadığı ses net ve buyurgandı:
"Sessiz ol ve bana ayak uydur."
