Bir adım atarak aramızdaki mesafeyi azalttım.
"Benim ne olduğuma da, kendimi ne sandığıma da sen karar veremezsin."
Histerik bir kahkaha attı.
"Senin o katil soyadın, karar vermemi fazlasıyla kolaylaştırıyor."
Çenemi sıktım. İçimde yükselen öfke, katil suçlamasının yankısıyla daha da büyüyordu. O kelimeyi bir kez daha duymaya tahammülüm yoktu.
"Elindeki tek kanıt nefretinse, beni asla ikna edemezsin."
Yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi.
"Benim anne..."
Sancak'ın sesi yan taraftan yankılandı.
"Yeter! Yeter artık!"
Bir eliyle kravatını gevşetirken diğer eliyle ayakta kalabilmek için duvara yaslanıyordu.
Sinem telaşla yanına koşup koluna girdi.
"Abi, kendine gel. Allah'ım... Tansiyonu yine yükseldi. Sizin yüzünüzden!"
Tam o sırada gözüm Arda'ya kaydı. Babasına endişeyle bakıyordu. Gırtlağı düğümlenmiş gibi yutkundu. Bana baktığını fark edince yüzündeki kaygı yerini soğuk bir nefrete bıraktı.
Yavaşça yanıma yaklaştı.
"Buraya geldiğine pişman olacaksın."
Dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. Sıcak nefesi tenime çarpıyordu.
"Seni öyle bir hale getireceğim ki kimse sizi kovmadan gitmek isteyen seiz olacaksınız."
Bir hışımla geri çekildi. Keskin bakışları birkaç saniye yüzümde dolaştı, ardından hızla babasının yanına geçti. Özer abiyle birlikte Sancak'ın kollarını omuzlarına alıp onu odasına götürdüler.
Ablam da peşlerinden gitmek istedi, ancak Sinem önüne geçerek yolunu kesti.
"Sen nereye gittiğini sanıyorsun?"
"Lütfen, Sinem abla... Bırak da kocamın yanında olayım."
Sinem sinirle güldü.
"Bizi ne hale getirdiğinizi hâlâ görmüyor musun? Bu evde katil ailesine yer yok."
Ablamın gözleri doldu. Sesi titreyerek konuştu.
"Ne katili? Katil olan biz miyiz?"
Titreyen ellerini Sinem'e doğru uzattı.
"Bak ellerime... Bu eller mi katil?"
Sinem bir an gözlerini kaçırdı.
Ablam burnunu çekip güçlükle devam etti.
"Yapma... Benim tek derdim Özer. Onu seviyorum. Onun ailesini de seviyorum."
Sinem yüzünü buruşturdu.
"Sevme. Çünkü şu an en son ihtiyacım olan şey, senin sevgin."
Sözlerini bitirir bitirmez arkasını dönüp öfkeyle üst kata, Sancak'ın odasına çıktı.
Ablam duvara sırtını dayadı. Gözlerini bir anlığına kapatıp derin bir nefes verdi. Yanına gittim, omzuna elimi koydum.
"Özür dilerim."
Yorgun gözlerle bana baktı. Dudaklarını birbirine bastırıp güçlükle konuştu.
"Senin suçun değil. Böyle olacağını biliyorduk zaten..."
Bakışlarını benden çekti ve duvardaki tabloya daldı. Boğazı düğümlenmiş gibi yutkundu.
"Yine de böyle hissettireceğini bilmiyordum ama."
Ablamın bu hâli içimi parçaladı. Bu kadar zorlanması, bunları yaşaması haksızlıktı. Omzuna koyduğum eli hafifçe sıktım.
"Bunlara mecbur değiliz abla. Gerçekten emin misin? Her şeye katlanmak istediğine?"
Ablamın dudaklarına muzip bir gülümseme yerleşti. Yüzünü bana çevirirken kulağına düşen saç tutamını geriye itti.
"Emin olmasam bu kadar çaba göstermezdim Mira."
Şefkat dolu bir ifadeyle bana döndü.
"Hem annem ne derdi hep, 'Sevgi iki kalbin omuz omuza taşıdığı bir yüktür'. Ben o yükün altında ezilsem de en azından sevdiğim kişi ile ezileceğim."
Ben de onun gibi duvara yaslandım. Başımı hafifçe geriye yaslayıp derin bir nefes verdim.
"Haklısın. Böyle düşündüğünü anlamalıydım."
Kolunu koluma doladı ve bana gururlu bir bakış attı.
"Yine de orada öyle korkusuzca cevap vermen bizi ne kadar zor duruma soksa da seninle gurur duydum."
Gözlerinin içine bakarak gülümsedim.
"Onlara seni ezdirmem."
Gülümsemesi hafifçe soldu. Kaşlarını belli belirsiz çatarak yüzümü inceledi.
"Sen yine de dikkatli ol. Arda çok iyi görünmüyor. Bir de aklım sende kalmasın olur mu?"
Başımı küçük bir hareketle salladım.
"Seni zor duruma sokacak bir şey yapmam, merak etme."
"Sen beni zor durumda bırakmazsın biliyorum. Ben sadece senin için endişeleniyorum"
"Endişelenme ben başa çıkarım. Sen kocanla iyi vakit geçir yeter."
O sırada merdivenlerden Özer abi indi. Direkt yanımıza geldi.
Ablam Özer abiyi görür görmez soru yağmuruna tuttu.
"Baban tansiyon hastası mı?"
"Evet, hem şeker hem tansiyon hastası. İlaçlarını düzenli kullanıyor ama bugün sabahtan beri doğru dürüst bir şey yemedi."
"Hepsi bizim yüzümüzden. Alıştıra alıştıra yapsak daha iyi olabilirdi."
"Alya, yeterince ağırdan aldık. Sen artık merak etme. İlk karşılaşmayı atlattık say."
Ablam kafasını salladı.
"Haklısın."
Özer abi bana döndü.
"Mira odanı sana göstermek çok isterdim ama ablamla konuşacaklarımız var sen kendin yerleşebilir misin?"
"Tabi, tabii ki yerleşebilirim."
"Çok sağol. Odan üçüncü katta soldaki oda zaten katta sadece iki oda var."
"Tamam abi teşekkürler."
"Ha bu arada koridorun sonunda asansör var. Onu kullan"
Başımla onayladım ve koridorun sonuna gittim.
Asansöre bindim. Kata vardım. Son katta cidden sadece iki oda vardı. Sol taraftaki kapıyı açıp içeri girdim.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Karşımdaki duvar tavandan zemine kadar uzanan camlarla kaplıydı. Gün ışığı odayı aydınlatıyor, dışarıdaki yemyeşil bahçeyi sanki odanın bir parçası hâline getiriyordu. Camın önünde krem tonlarında geniş bir oturma alanı vardı.
Ortada, ceviz ağacından yapılmış büyük bir yatak duruyordu. Yan tarafta tavana kadar uzanan bir kitaplık, karşı köşede ise sade ama pahalı olduğu her hâlinden belli bir çalışma masası ve dolap vardı. Oda hem sıcak hemde zarif bir havaya sahipti.
Her şey özenle seçilmişti. Tek bir eşya bile fazla değildi ama odanın her köşesi lüks kokuyordu.
Valizimi yatağın üzerine bıraktım ve eşyalarımı tek tek dolaba yerleştirdim.
Yorgunluktan bütün kaslarım ağrıyordu. O an hâlâ duş almadığım aklıma geldi.
Bu katta ortak kullanılan tek bir banyo vardı. Asansörden çıkarken görmüştüm. Ortalık da sessizdi. Şimdi gidip duş almak en mantıklısıydı.
Odadan çıktım. Banyonun kapısına vardım. Hızla kapıyı açtım. Kapıyı açmamla çıplak bir erkeği
n çarpmam bir oldu. Kim olduğunu anlamak için kafamı kaldırdım. Çarptığım kişi Arda'dın ta kendisiydi. Ellerim ıslak olan göğüsündeydi.