Eşyalarımı toplamayı yeni bitirmiştim. Ablam ise çoktan işini halletmiş, kocası Özer ile balkonda kahve içiyordu. Kolumu koltuğun kolçağına dayayıp onları bir süre izledim.
Hâlâ aklım almıyordu.
Ablam nasıl olmuştu da Özer abiye âşık olmuştu?
Küçükken onları doğru düzgün konuşurken bile görmemiştim. En azından arkadaş değillerdi. Yine de hayat onları bir araya getirmişti.
Peki ya ben?
Onlar evlendi diye neden Özer abinin kasvetli aile evine taşınmak zorundaydım?
Göreceğimiz muameleyi az çok tahmin edebiliyordum. Bunların hiçbirine katlanmak zorunda değildim. Ama bu hayatta yalnızca ablam vardı.
Onun için değerdi.
Bu düşünceyle yüzümde hafif bir tebessüm oluştu. Dalgın gözlerle perdeyi izlerken ablam bana seslendi.
"Mira. Nereye daldın öyle? Hadi, hazırsan çıkalım artık. Evdekileri bekletmeyelim."
Yüzümdeki tebessüm muzip bir gülümsemeye dönüştü.
"Eşyalarımı topladım. Çıkalım."
Valizime uzandığım sırada Özer abi benden önce davrandı.
"Ver bakayım şunu."
Valizi elimden aldı. Diğer elinde de ablamın valizi vardı.
Özellikle fazla eşya getirmememizi istemişti. Bana kalırsa, düğünlerini istedikleri gibi yapamadıkları için kendini ablama karşı sorumlu hissediyordu. Bu yüzden aklında büyük bir alışveriş planı vardı.
"Teşekkürler, Özer abi."
Ablamın yüzündeki ifade bir anlığına yumuşadı. Sanki benden gelebilecek olası bir ters cevabı bekliyordu.
Eski ben olsaydım belki verirdim de.
Ama artık ne kavga edecek gücüm vardı ne de bir şeylerin değişeceğine dair umudum.
Bana kalırsa ablam da o eve gitmek istemiyordu.
Sadece Özer abi için katlanıyordu.
Demek sevmek böyle bir şeydi.
Fedakârlık yapmak...
O zaman ben de ablam için elimi taşın altına koyacaktım.
Fakat o gün henüz bilmiyordum.
O evin kapısından içeri girdiğim anda, geçmişte kaldığını sandığım bazı yaraların yeniden açılacağını...
