İçeriğe geç

Duncan Lisesi

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Duncan Lisesi

Bölüm 9

Beşinci bölüm

Gece boyu sağa sola dönüp durdum. Jack kimdi? Feng Shui ile ne bağlantısı vardı? Bu sorular kafamı karıştırıyor ve uyumama izin vermiyordu. Yarın okul vardı. Uyumam lazımdı ama elimde değildi. Kafama takılmıştı bir kere. Yataktan kalktım. Mutfağa indim. Orada uyku ilacı olması gerekiyordu. Atmadıysalar. Çocukken de uyku sorunum vardı ama ailem uyku ilacı kullanmamı istemiyordu. Çünkü uyku ilaçları antideprasan ilacıydı aslında ama ben kullanıyordum. Çünkü öbür türlü sabaha kadar uyanık kalabiliyordum. Bu istemediğim bir şeydi bu yüzden bu gece de uyku ilacı içecektim.

Mutfaktağın giriş kapısının yanındaki ecza dolabından yıllar önce sakladığım uyku ilacını aldım. Son kullanma tarihine baktım. Neyseki hala geçmemişti. Hapı ağzıma atıp bir bardak su ile mideme gönderdim.

Bugün okuldan döndükten sonra kaynaklarına bağlantıya geçmiştim. Onlardan Feng Shui ile Jack arasında kurulan bağlantılar hakkında bilgi istemiştim ve bulabildikleri tek şey 6 Haziran'da Jack'in Feng Shui'nin malikanesinde olduğuydu. Feng Shui'nin malikanesinin yerini herkes bilmezdi. Annem Lily bile bilmiyordu. Bu yüzden bu benim bildiğimden fazlası olduğunu kesinleştiriyordu.

Araştırmıştım ama Jack'in de Feng'in de telefonlarına giremiyordum. Muhtemelen Jack'in telefonu bile yoktu. Feng ile yakın bir ilişkisi varsa Feng buna asla izin vermezdi.

Feng'in telefonuna sızmak için dünya çapındaki en iyi hackerlara ihtiyacım vardı. Çünkü Feng her zaman gizemini korumak için güvenlikle alakalı her şeyi en üst düzeyde tutuyordu. Orada kaldığım zamanlar bile onun resmi işleri hakkında neredeyse elimde hiçbir şey yoktu.

O dev gibi olan ama insanın nefesini daraltan malikanede geçen yıllarım...

Bana Darian Douglas lazımdı. Fakat o hiçte birine yardım edecek birine benzemiyordu. O daha çok hayatının sonuna kadar yalnız kalmak ve kazanmak isteyen bir iş adamına benziyordu.

İlaç etkisini göstermeye başlıyordu. Genelde yarım saatte gösterirdi. Fakat bu sefer beklediğimden daha hızlı etki etmişti. Belki de yorulduğumdandı. Saate baktım. Sadece on dakika geçmişti. Şu an buna kafa yormak istemiyordum. Odama çıktım ve kendimi yumuşacık yatağıma bıraktım. Çok geçmeden gözlerimin önünde Darian Douglas'ın fotoğrafı ile uyudum.

...

Gece 03:00

Gözlerim yavaş yavaş açılıyordu. Gözümün gördüğü ilk şey Darian Dopuglas'tı. Daha fazla yüzüne maruz kalmak istemediğim in yüzümü sağa çevirdim ve gözlerim dolunay formunda olan ay ile karşılaştı. Yatakta yine ters yatmıştım.

Yataktan kalktım ve odamın küçük balkonuna gittim. Sabaha kadar gözüme gram uyku girmezdi artık. Ay balkondan çok güzel görünüyordu. Oldukça büyük ve netti. Sanırım bugün süper ay olayı yaşanıyordu.

Madem sabaha kadar uyuyamayacaktım o zaman biraz çalışsam iyi olacaktı. Bu sefer normal birisi gibi gidip ders çalışacaktım. Duncan lisesinin sınavları hep zor geçerdi ve benim edebiyat dersi ile gerçekten bir sorunum vardı. Romantizmden anlamıyordum. Bu ders Aaron için yaratılmıştı. Benim için değil. İçeriden laptopumu ve ders kitabımı balkondaki masaya getirdim. Yazım kuralları çalışacaktım çünkü hiçbirini bilmiyordum ve ileride büyük insan olacaksam bunu öğrenmem gerekirdi.

Saat beşe kadar çalışmıştım ve çoğu şeyi anladığıma inanıyordum. Ortaokulda derslerin neredeyse tamamını astığım için zor gelmişti ama halletmiştim.

Hem başımın ağrısını azaltmak hem de yüzümü kendine getirmek için gidip bir saatlik bir banyo seansına girecektim.

...

Banyodan çıktıktan sonra güzel bir bakım seansı geçirmiş ve okul formalarımı giyip kahvaltı için aşağıya inmiştim.

Kahvaltıyı annem hazırlamıştı. Korktuğum şeyde buydu. En azından yenecek kadar olmasını umarak masaya oturdum. Babam yine yoktu. Bu ne tripti böyle. Kaç yıl sonra kızını görüyorsan bu kadar trip atılır mıydı?

Annem gülümseyerek karşıma oturdu.

"Babam yok mu?"

"İşi vardı. Erken çıktı."

"Yani şu an trip yiyorum."

Annem güldü.

"Sadece sana kızmak istemediği için böyle yapıyor."

"Aslında kızsa daha az problem ederdim. Sonuçta kaşınan bendim."

Annem gülümsedi.

"Alt tarafı bir şakaydı. O ikisi abarttı. Sen kafana takma"

"Sen öyle diyorsan"

Annemin telefonu çaldı. Yanağımdan bir makas alıp masadan kalkıp telefonu açtı.

Birisinin anneme yüzüne dokunulmasını sevmediğimi söylemesi gerekirdi. Çünkü şu an ben söyleyemezdim. Söylersem yine onu sevmediğime dair gereksiz düşüncelere kapılacaktı.

Kahvaltı beklediğimden güzeldi. Annem çok hızlı gelişiyordu ya da bunu o yapmamıştı ve ben yaptım diye bana kakalıyordu. Her iki seçenekte benim için önemsizdi.

Tekrar yukarı,odama, çıktım. Çantamı hazırladım ve hafif bir makyaj yaptım. Abartı olan tek şey eyelinerımdı.

Yanıma kulaklığımı aldım. Aşağıda beni okula bırakmak için hazırlanmış olan arabaya bindim.

"Gilbert yavaş sürer misin?"

"Tabi küçük hanım"

Bugün arabada biraz müzik dinleyerek düşünmek istiyordum.

Telefonumdan Gnosienne No1 açtım. Sıradaki şarkıları uygulama tamamladı.

Uzun bir düşünce seansında geçtikten sonra okula vardığımızda planım çoktan hazırdı. Dünkü gözlemlerim çok işe yaratmıştı. Zaman alacaktı ama bu dönemin sonunda Bir kişi okula veda edecek ve Darian Douglas istediğim bilgileri bana verecekti. Bunun için feda edilecek bir kişi vardı. Ama amaçlarım herşeyden ve herkesten çok daha önemliydi. Ben sadece hedefe odaklanırdım. Diğer hiçbir şey umurumda olmazdı. Bu bir insanın hayatını mahvedecek olsa bile.

5. bölüm sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.